Hayat 1 Kere!

yaşadığın her günü son gününmüş gibi yaşarsan bir gün haklı çıkarsın” diyordu steve jobs ünlü “aç kal, budala kal” konuşmasında. o gün gelmeden bir şeyler yapmam gerektiği çok açık. artık 28 yaşındayım ve  hayatımla ilgili ciddi ve geridönüşü olmayan kararlar verdim.

verdiğim kararlar arasında şunlar var:

  • bir sürü etiket delisi aptallarla dolu akademik dünyaya sırt çevirip, masterı bırakabilirim.
  • yarım kalmış kitaplarımı okumak için aylarca evden çıkmayabilirim.
  • günlerce  journey to the edge of universe izleyebilirim.
  • eylül ayından itibaren otobüsle önce iran-pakistan-hindistana geçmeyi, oradan da kamboçyaya inip türk çayı demlemeyi düşünüyorum. hazır oraya kadar da gitmişken filipin adalarına uğrar, belki denizaltına bile dalabilirim. oradan avustralya üzerinden yeni zelandaya varıp bağdaş kuracağım. hatta yüzüklerin efendisindeki o güzelim kırlarda uzanıp, bir yüzük bulup gördüğüm ilk güzel ve zeki bir kıza evlenme teklifi edebilirim. tüm uzak doğuyu gezip japonya gibi bir yerlerde bir kaç yıl çok uluslu bir şirkette CEO danışmanlığı yaptıktan sonra istifamı basıp, hanımla ve çocukla beraber yine yollara düşebilirim. gezdiğim yerleri ve ülkeleri anlattığım bir blog açıp, okuyucularımla süprizlerle ve güzelliklerle dolu bir sürü şey paylaşabilirim.
  • onlarca ülkede, yüzlerce okul ve üni. gezip, konuşmalar yapıp, kitaplar yazabilirim.
  • sadece kahve ve makarnayla bir yıl yaşayabilirim. italyaya, akdenize, endülüs tarihine, jennifer aniston’a, irish coffe’ye ve dağlara aşık olabilirim.
  • cool yada melami(?) yada alfa erkeği olabilirim.  yada günlerce dücane cündioğlu konuşmaları dinyelebilirim.
  • Antalyaya, kaş’a yada çocukluğumun geçtiği akdağlara-toroslara yerleşip sevdiğim ve özel kitaplardan oluşan 30 bin kitaplı bir kütüphane kurabilirim.
  • her sabah dedemin yaptığı gibi, kalkıp dağları gezer, av yapar, ateş yakar, öğlen uykuları uyurum.
  • sonra yine yollara düşer, bu defa bir de avrupada ne var ne yok diye oraya çeviririm rotayı.. bir bisikletle bile çok rahat gezebilirim avrupayı. 2. iyi seçenek interrail olur..trenle, metroyla, otobüsle, yürüyerek..  her ay yeni bir interrail bileti alarak 2 yıl gezebilirim avrupada.. sanırım en son iskandinavyaya yerleşip, uzun kışların ve uzun yazların gölgesinde, zamansızlığı yeniden keşfeder, yenilenebilirim.
  • “Cafe Avenue” adında ultra über ve hatta hiper bir kafe açıp kafa dinleyebilirim.
  • kreatif bir odada yaşadığıma kendimi inandırabilirim.
  • big bang’e alternatif bir teori ortaya atabilir, gazete ve tv lere röportaj vermeyi reddedebilirdim.(çok üşeniyorum, yoksa şimdiye theory of everything çoktan bitmişti, done done olmuştu yani.)
  • bunaltıcı likya yolu sıcağı mı yoksa serin anadolu yaylaları mı? sorusuna bunaltıcı sıcakları seçerek cevap verebilir, likya yolunu yalın ayak yürüyebilirim.
  • risk oyununda en sevdiğim ülke olan madagaskar’a, gitmeyecek olsam  bile sürekli vize alabilirim.
  • 40’lı yaşlarımda Türkiye’ye dönüp milli eğitim bakanı olurum belki.  bakanlığın girişine “eğitim şart değil” yazdırıp,  tüm okullarda sabah marşı olarak “Another Brick in the Wall” söylettirebilirim.
  • bir université bile kurabilirim. her bölümün sonuna -fizik eki getiririm.
  • yeğenim orhan’la birlikte günlerce monopoly oynayıp, doyumsuz kahkahalar atabilirim.
  • her şeyi bırakıp full time blog yazarı olabilirim. yeğenimin dediği gibi; blog yazıyorum çünkü çok havalı! :)
  • bodruma yerleleşip, thalesin memleketinde güne uyanıp tekrar aynı soruyu sorabilirim: Felsefe ne işe yarar?
  • bakanlıktan sonra başbakan olursam (ki tercih etmem, başkanlık sistemi olursa belki) çok sıradışı eğitim ve gerilla teknikleriyle ülkede bir canlılık, pozitif iletişim ve yaşam sevincinin uyanmasına, dolaşıma girmesine çalışırım. nutuk atmam, çok konuşmam, toplantı yapmam..
  •  hatta ülkedeki bütün toplantıları yasaklarım:) toplantı yapmaktan iş yapamamak ne acıdır. yönetim anlayışım tamamen sokratesçi bir yönetim sanatı olur.
  • “zorunlu” olan her şeyi kaldırıp “içten yanmalı” bireylerin yetiştirilebileceği bir eğitim ve felsefe geliştiririm. nehirlerin denizlere dökülmesini engeller, onları sonsuz döngüye sokarım. her şehrin içinden nehir geçirtirim. yapılacak arkeolojik kazılara bizzat iştirak eder, çıldır gölünde balık tutar, erzurumda kayak yaparım. tebdili kıyafetle üni. derslerine girer, “tahtayı biri silebilir mi” sorusunu soran hocalar olursa, “malesef silemez” derim.
  • futurist olup, fantastik kitaplar yazabilirim. nasıl olsa beyin bedava.
  • baktım olmuyor, ne haliniz varsa görün deyip hacca giderim. sonra medinede bir köşede kıvrılıp uyurum. kulaklarımda rahman suresi sesleri..

tüm bunları yapabilirdim aslında, bugün 1 nisan olmasaydı.

belki de yaparım ha!

ne demişler; yapacakların kestirilemez olsun!

sonuçta hayat bi kere! 

ölüm en iyi icattır

ilk kez o meşhur konuşmasıyla tanıştığımda anlamıştım: bu adamı sevmiştim. 2008 eylülden bugüne 500-600 kere dinledim bu konuşmasını. büyük bir bölümünü ezbere söyleyebilirim. “stay hungry, stay foolish”den sonra birden büyümüştüm. birden olmuştu her şey ve noktalar birleşiyordu. bazı karanlık gecelerde ve sabahları umutsuzca yatakta hep o konuşmayla sükunet buldum. ondan çok şey öğrendim. sevdiğim şeyi bulmak konusunda yılmamak lazımdı. noktaları ileriye doğru değil, geriye doğru birleştirebilirdik. bir şekilde noktaların ileride birleşeceğine inanmalıydım. bir şeye inanmalıydım: şansa, kadere, tanrıya, bir şeye.. noktaların bir şekilde ileride birleşeceğine inanmak beni özgür ve cesur kılacaktı. sevgi ve kaybetme, başarısızlık, kovulmak o kadar da kesin  sınırlarla çizilmiş şeyler değildi. aç kalmaya, budala kalmaya inanmıştım. bu inanışın büyüsü peşinden geldi. Başka insanların fikirlerinin gürültüsünün kendi kalbimin sesini duymama engellemesine izin vermemeliydim. Ve en önemlisi kalbimin ve sezgilerimin yolundan gidecek cesarete sahip olmalıydım. ve ölüm hayatın değişim ajanıydı. hayattaki en iyi icattır diyordu steve,  ölüm için. o şimdi en iyi icatla yüzleşti.

onun bir sanatçı, bir düşünür, bir savaşçı olmadığını kim söyleyebilir?

“think different.” oydu.

“Başarı ve tükenişi uç noktalarda yaşamış biri olarak; gerekirse dünyanın sana sunduklarından vazgeç, hatta okula bile gitmeyebilirsin, ancak asla maceracı ruhundan taviz verme” diyordu.

Yakalandığı ilk kanserden dolayı ölümle burun buruna gelince de; “Her gününü hayatının son günüymüş gibi yaşarsan, günün birinde haklı çıkarsın” deyişini kendi yaşamının parolası yapmıştı, Ve haklı çıktı!

diyecek çok şey yok ama ondan öğrenilecek çok şeyimiz var.

stay in light! stay in peace!

Death is very likely the single best invention of life. Your time is limited, so don't waste it living someone else's life ... have the courage to follow your own heart and intuition. They somehow already know what you truly want to become. / Steve Jobs