Sosyal Medya: Dijital Züppelik

385411_10151029140460297_2001493221_n

Sosyal medyada varolmak bir ‘varoluş’ mücadelesi haline geldi. Ontolojik bir savaş adeta. paylaşmıyorsan (teşhir etmiyorsan) yoksun. takip edilmiyor, mention verilmiyor ve yorum yapılmıyorsan değerli değilsin. Ne uğruna burada olduğumuzu bile düşünmeden buradayız işte. Alayımız. Hepimiz burada. Canı sıkılıp giden yine dönüp dolaşıyor buraya geliyor. Dijital mezarlık. Dijital medrese. Dijital insanlık. Bana sorarsanız kısaca: dijital züppelik. evet evet, bir züppelik (snobluk) olduğu kesin. Buradaki herkes Züppe. Çünkü hepimiz şunu yapıyoruz: “Züppe, sizin küçük bir parçanızı alan ve kim olduğunuza dair bütün bir görüşe ulaşmak için kullanan kişidir. Bu züppeliktir.” Bu tanım yazar Alain de Botton ‘a ait.
Yorum yaparak, kuş taklidi yaparak (tweet atarak) insan olmaya çalışıyoruz. Sizce de bu züppelik değil mi?

dünyada şu an 3 sınıf var.

1. hyper-connected ve kendini bu şekilde elit zanneden züppeler

2. well-connected ve bu şekilde vasatı yakalamış olmanın huzuru (!) içinde olan orta sınıf

3. Umutsuzca connect olmayı bekleyen ve teknolojiye samirinin buzağısı gibi şaşırarak bakıp duran fakirler. Yani bir i-phone 5 leri bile olmayan zavallılar (!). Steve jobs’un adını duymamış cahiller. (!)

Bir şeyin altını çizmek istiyorum: Google aptallaştırır, sosyal medya vasata alıştırır, sosyal ağlar sizi kısır döngüye gömer..

2012 bitiyor.. sıradaki gelsin.. sıradaki züppelik yani..

Menu Benim, Bana Sorun!

Gaziantep çıkartması çok hızlı, yerinde ve tadında bir girişim oldu.

Bir haftadır yollardayım. Giresun, Erzurum, Antep, Antalya. Bu duygu biraz güzel, biraz sarsıcı.

Ankara-Antep uçuşunda yanımda oturan beyefendinin okuduğu kitap dikkatimi çekti. Harvard business review’den çıkma bir inovasyon kitabı. “inovasyon’la ilginiz nerden-neden” diye direkt bir soruyla girdim sohbete. Hocam, bu alanda uzman olduğunu söylediler. Yani dedim,” Gazikent Üniversitesinde inovasyon, insan kaynakları yönetimi, girişimcilik gibi konularda dersler verdiğini” öğrenince ben de benzer konular için Gaziantep Üniversitesi (Bilimsel Araştırmalar Topluluğu- Günbat) nde bir konferansımdan bahsettim.  Ve Dr.Necati Kayhan hocamın davetiyle  ertesi sabah saat 10’da Gazikent Üniversitesinde  güzel bir konferans yaptık. 2.5 saat süren etkinliğimizin sonunda öğrenci arkadaşlarla ve Gazikent Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof.Dr.M.Hanifi  Aslan hocamla tanışma ve sohbet etme imkanı buldum. Networking anlatırken bunu yaşamak daha da güzeldi.

Hayatınızda minnacık bile olsa küçük değişiklikler oluyorsa bir şeyler değişiyor, yolunuzda ilerliyorsunuz demektir.

Devamında 15.30 daki Gaziantep Üniversitesi’nde “KPSS’ye Değil, Geleceğe Kafa Yor!” konferansım için Mühendislik Fakültesine geçtik. Orada bizi beklentileri yüksek (afiş ve konferans başlığı bunda çok etkiliydi, hiç şüphesiz) yaklaşık 200 kişilik bir grup bekliyordu. 15.30 da başlayan konferansımız 18:40 ‘da bitti. Girişimcilik, Liderlik, Sosyal Medya, Networking konuştuk. İlgi – alaka çok güzeldi.

Kendimi rahat hissettiğim yerlerde konuşmak benim için kaydıraktan kaymak gibi keyifli. Karşınızda gözleri parlayan genç bir kitleye kalbinizden bir şeyler söyleyebilmek gibisi yok! Bazen yer yer trans halinde , konu harici çağrışımlarla da derinleşen konuşma benim açımdan keyifli ve çılgındı. Bu hissiyatı  konferans sonrası aldığım sözlü ve yazılı feedback’lerde de görmek teyit edici oldu.

Konferans sonrası  pizza yedik. Ve kendimize güzel bir cafe bulup 9 kişilik bir “ehil” ekiple “motto günleri * antep” yaptık.  Bu etkinlik de yaklaşık 3 saat sürdü. Sunumlar oldukça keyifli ve güzeldi. Günün şampiyonu Hande, ödül olarak hesap ödemedi ve bize sunduğu yan flüt eserleri, Hugh karikatürlü blog-note defteriyle geceye renk kattı.

Bir gün içinde totalde 8 saate yakın bir konuşma etkinliği yapmak (erzurumda bir gün önce yaptığımız motto günleri etkinliğimizi de sayarsak intensity çok ağır) sınırlarımı oldukça zorladı ama bundan da çıkarılacak bir şeyler vardı: sınırlarımızla tanışmak, sınırlarımızı aşmak için iyi bir fırsat. Korkularımızla yüzleşmek için de: do 1 thing everyday, that scares you!

Gaziantep güzel bir şehir. Öncelikle insanları.

Minik bir anekdot: Çulluoğlu lokantasında garsondan Menü istedik, garson abimiz müthiş bir hızlılıkla “menü benim, nasıl yardımcı olabilirim?” dedi. J

İmam Çağdaş’da yediğimiz baklava her şeyin üzerindeydi. Şiddetle tavsiye…

Ve bir not: Antep’i mutlaka bilen biriyle gezin. Benim Allahtan İsmail Uğur Dündar gibi iyi bir rehberim vardı.

Bu konferansın düzenlenmesinde emeği olan ve Antep’teki saatlerimi güzelleştiren ,

Uğur, Sadık, Hande, Ceren, Sabri, Dilara, Ozan , Çağatay ve diğer ismini hatırlayamadığım arkadaşlarıma çok teşekkür ederim.

Yine Gazikent Üniversitesi’nin misafirperverliğine ve Gaziantep Üniversitesi’nin ilgisine de ayrıca teşekkür etmek isterim.

sağlık, sevgi ve hareket dolu bir yaşam dilerim.

şimdi biraz uyku ve müzik istiyorum lütfen..

Creative Commons Lisansı
Motto Günleri by Mustafa Ijaz is licensed under a Creative Commons Attribution-Gayriticari-NoDerivs 3.0 Unported License.

Evleneceğin Kişi En Fazla 6 Derece Uzakta

En sevdiğiniz sanatçı, lider, müzisyen ve aktörden sadece  6 kişi uzakta olduğunuzu bilseydiniz ne yapardınız? Ben yeni öğrendim ve bu bilgi karşısında nöron patlaması yaşadığım için henüz ne yapacağıma karar vermedim.

Bir kişi, mesela siz, bu dünya üzerindeki herhangi bir insana sadece 6 kişi uzaktadır diyen bu hipotez, ilk olarak 1969 yılında sosyal psikolog  Stanley  Milgram ve Jeffrey Travers tarafından ortaya atıldı.Tezin tam adı: 6 derecelik ayrım (6 degrees of separation).

 Bu hipoteze göre, mesela Barack Obama’ya veya Stephan Hawking’e bir tanıdığının tanıdığının tanıdığının tanıdığının tanıdığının  tanıdığı aracılığıyla ulaşabilirsin. Bu hipotez ilk önce 269 kişinin katıldığı bir deneyle doğrulanmaya çalışıldı. Kişilerin hepsine tanımadıkları bir “hedef kişi”nin isim, meslek ve adres bilgisi verilmiş ve bir tanıdık aracılığıyla bu kişiye ulaşmaları istendi. Bazıları hedef kişiye ulaşamamış ama büyük oranda ulaşabilenlerin durumunda deneye katılan kişi ile hedef kişi arasında ortalama 6 kişi olduğu saptandı. Bu hipotezi doğrulama deneyleri daha sonraları 1990’larda bir başka şekilde, “bacon kehaneti” adındaki bir site (http://oracleofbacon.org/)  üzerinden yapılan Hollywood aktör ve aktrislerinin birbirleriyle olan bağlantıları üzerinde de yapıldı. Ve ortalama 6 derecelik uzaklık hipotezi doğrulandı. Ve yine çok daha yakın zamanlarda 180 milyon MSN kullanıcısının 30 milyar üzerindeki elektronik posta trafiği incelendiğinde herhangi iki insanın birbirinden ortalama 6,6 derece uzakta olduğu bulunuyor.

Evet, şu an yeryüzünün herhangi bir yerinde, herhangi bir kıtada, herhangi bir ülkede, şehirde, cafede, sinemada yaşayan bir kişinin 6 kişi uzağımda olduğunu bilmek çok sarsıcı!

Artık bundan sonra bir otobüs yolculuğunda yanınızda oturan kişiyle “nerelisin – kimlerdensin” sohbetine başladığınızda akraba çıkarsanız hiç şaşırmayın. Bu ne ki, dünyadaki başka bir kişi de zaten sizden 6 kişi uzaktaJ

Networking’in gücü bu işte! Sosyal medya, iletişim çağında bu tezin deneyi güncellense daha da ilginç sonuçlara ulaşabiliriz bence.

Salgın hastalıklara karşı önlem almada katı davranmanın neden gerekli olduğu bu teoriyle düşününce daha anlamlı geliyor.

sonuç olarak şöyle diyelim: hepimiz Ademin çocuklarıyız ve dünya gerçekten küçük.     Soru şu: peki kendimiz-kalbimiz kaç derece bizden uzakta?