İnsanlar Aldatılmak İsterler

“Matto, beni dinle. sen ve ben sanatçıyız, siamo artisti, ecco. Bir sanatçı mucizelere inanmamalıdır, yoksa hiç bir mucize üretemez. Onun için de mucizelere inanan biri asla gerçek sanatçı olamaz – mai e poi mai!”

Matto sesini çıkarmadan önüne bakıyordu. İhtiyar dokunaklı bir şekilde fısıldayarak devam etti: “Hala anlamadın mı? Bizim mestieremiz yalandır, yanılsamadır. Bütün sanatlar böyledir. Bir ressam bir resim yapar, insanlar heyecanla bakakalırlar, hatta bazen o resim için büyük paralar öderler, ama in realta nedir bu? Bir parçe keten bezi ve biraz da boya. Bunun dışında hiçbir şey yoktur, non esiste!  E soltanto un’ illusione! Bir aktör insanları güldürür ve ağlatır, ma tutto é finto! Ya da büyük yazarları al, hiç bir zaman olmamış ve hiç bir zaman olmayacak uzun öyküler anlatırlar. Hepsi yalan, ecco! Hem neden olmasın? Dünya aldatılmak istiyor Matto. Sadece iyi yalancılar ve kötü yalancılar vardır, gerçek bir sanatçı ise, un vero artista, usta bir yalancı olmak zorundadır. İnsanlar bunu isterler. “

Özgürlük Hapishanesi – Michael Ende, Kabalcı yay.  sayfa: 238-239 

Özgürlük Hapishanesi

Görsel

Geçen gün dost kitabevinde “kitap avcılığı” yaparken yeni bir yazar keşfettim: Michael Ende. Aslında daha önce kitaplarını felan görmüştüm raflarda. MOMO ve 30’dan fazla dile çevirilen milyonlarca çocuğu büyülemiş  BİTMEYECEK ÖYKÜ adlı kitabıyla fantezi edebiyatında bir fenomen, Michael Ende.  Bugünlerde  ÖZGÜRLÜK HAPİSHANESİ isimli kitabını okuyorum. Kitap 8 kısa öyküden oluşuyor. Kitaba adını veren “özgürlük hapishanesi” öyküsü çarpıcı. Adı “inşallah” olan kör bir dilenci Emirelmü’minin’e bir hikayesini anlatır. Burada ayrıntıları vermeyeceğim.
Ama çarpıcı kurgusundan şunu çıkarmak mümkün “Özgürlük de bir hapishanedir. Tam özgürlük tam tutsaklıktır.” İnsan, irade, özgürlük, ışık(tanrı), seçmek, dünya, gibi kavramları sarsıyor.. Tam bir fantazya dünyası..

Özgürlüğün fazlaca vurgulandığı günümüz Amerikan Hayat-Düşünce tarzında yaşıyoruz ve Özgürlük de bir dayatma halini almış grünüyor. Putlaşıyor.  Özgürlük adına yeni tutsaklıklar üretiyoruz kendimize.

**

Bugün Kızılay – Batıkent metrosuyla eve dönerken bu kitabını okuyordum. İneceğim durağa yaklaşırken, kitabı kapatıp ayağa kalktım ve kitap elimde bir levha gibi karşıdan bakanın açıkca görebileceği şekildeydi.  Ayaktaki, okuldan dönen lise öğrencilerinden bir kız kitabın kapağıyla birden karşı karşıya geldi ve yüzündeki hayreti görmek zor değildi: “Özgürlük Hapishanesi”.

Bazen bir kitap kapağı bile yeter, düşünmek için, hayret için.

Hayretiniz bol olsun!

**

kitaptan bir alıntıyla bitirmek istiyorum:

‘Hapisiz biz, mahkumiyetimizse

sayısız bilinmezlik sürekli işkence ederken bize

birini seçmek, kendi irademizle.

Bir insan nasıl karar versin bilinçle,

donatılmamış ki geleceğe dair bilgiyle.

Hoş buna sahip olsa bile,

bağlı olur adımı seçim yapamaz yine;

her şey önceden belirlenmiş bir kere.

Onun için de bilgi tüm dünyaların hakimindedir sadece,

O yönetir yıldızları ve O yönlendirir,

ruhlarımızı, istediğince.’

(Nureddin El Ekber’in gazelinden, 1130 dolayları)