Kabul edelim ki farklı dünyaların insanlarıyız! [Coğrafya kader midir?]

Birbirimizi ve dünyayı anlamaya  –özellikle bu yüzyılda- daha çok muhtaç olduğumuz apaçık ortada. Kültürler ve toplumlararası işbirliğine, farklılıkları nasıl yöneteceğimize dair ihtiyaç gittikçe dramatikleşiyor. Bu yazının bu ihtiyaca az da olsa kapı aralamasını, hiç olmazsa okuyucularımın dünyasında sorunsal oluşturmasını temenni ederim.

Coğrafya, üzerine ciddiyetle düşünülmeyi hakeden az alandan biri. Kanaatimce en bağımsız değişken Coğrafya’dır. Diğerleri, kültür ve değerler coğrafya etkisinde kalarak bağımlı değişken olarak düşünülebilir.  Maalesef bizim MEB müfredatından kaynaklı çok kısır, kuru bir Coğrafya disiplini algımız var. Coğrafyayı enlem ve paralellerden vb. şeylerden ibaret olarak algılıyoruz. Coğrafyanın insan düşüncesi ve tabiatı üzerine etkisi bizim düşünce mirasımız içinde İbn Haldun’dan beri bilinen bir konudur. İbn Haldun büyük eseri Mukaddime’sinde orta iklim kuşağında yaşayan insanların, ve dahi yiyeceklerin, giyeceklerin, ilimler ve sanatların, hayvanlar ve canlıların itidal ve kemal özelliğine sahip olduğunu, insan için en yaşamaya müsait coğrafyanın orta iklim kuşağı olduğunu söylemiştir. O meşhur sözünü anmak burada yeterli olacaktır sanırım: “Coğrafya Kaderdir!”

Ben bu yazımda daha özel bir coğrafya etkisini konu edinmek istiyorum. Coğrafya düşünce yapımızı, neyi nasıl düşündüğümüzü etkiler mi? Etkiler ise nasıl etkiler? Konunun merkezini oluşturan çalışma Richard Nisbett’in şahane kitabı Düşüncenin Coğrafyasına ait. Psikoloji profesörü olan R.Nisbett Columbia Üniversitesi Sosyal Psikoloji alanından Ph.D. derecesi almış ve doğudan batıya onlarca üniversitede dersler vermiş, dikkat çekici eserler ortaya koymuş saygın bir akademisyen.  Düşüncenin Coğrafyası isimli kitabı başlıca şu sorulara cevap arıyor:

Kadim Çinliler neden Yunanlılar gibi geometride değil de sadece cebir ve aritmetikte başarılı olmuşlardır? Doğu Asyalılar bir nesneyi çevresinden soyutlamakta neden zorlanırlar?

Batılı bebekler isimleri fiillerden daha hızlı öğrenirken, Doğu Asya’da neden tam tersi geçerlidir?

Bu bilişsel farklılıkların uluslararası siyasetin geleceği açısından ne gibi sonuçları olabilir? Bunlar Fukuyama’nın “tarihin sonu” senaryosunu mu, yoksa Hungtington’un “uygarlıklar çatışması’nı mı desteklemektedir?

Bu konuda ayrıntılı bir makale için tıklayın. 

**

R. Nisbett sözkonusu araştırmasını yaparken iki deney yapmıştır. İlkinde, su altında balıkları ve yaşam alanını anime eden 20 saniyelik bir video Japon ve Amerikalılara gösterilir ve ardından ne gördükleri sorulur. Amerikalılar büyük, hızlı haraket eden, renkli nesnelere dikkat çekerken, Japonlar ise nesneleri arkaplanda kalanlardan başlayarak gördüklerini söylemektedirler, örneğin sol alttaki kurbağa, su, kayalar, kabarcıklar, hareketsiz bitkilerle hayvanları da içeren arka plandaki unsurlara Amerikalılara göre %60 daha fazla gönderme yapmışlardır. Japon katılımcıların çoğu ilk cümlesinde ‘bir göle benziyordu’ derken Amerikalılar ilk olarak odaktaki balıkla ilgili bir cümle kurmaya üç kat daha yatkın çıkmışlardır: “Sola doğru yüzen büyük bir balık, belki bir alabalık vardı.”

focal-fish-image

[Yeri gelmişken bilimsel devrimin neden Doğu’dan değil de Batı’dan geldiğini de bu bağlamda düşünmek çok yerinde olacaktır. Bilimsel devrim neden batıda ortaya çıkmıştır? Çin, japonya, Kore modernleşmesiyle Batı modernleşmesi en temel düzeyde neden fakrlılık göstermiştir? Bu soruların da cevaplarını bu düşünce farklılıklarında bulabiliriz zannediyorum.]

ikinci deneyde ise Japonlar ve Amerikalılardan bir kişinin fotoğrafını çekmesini istemişler. Amerikalılar yakından, ve kişinin bütün yüz özelliklerini ortaya çıkarırcasına bir fotoğraf çekmeyi tercih ederken Japonlar ise kişiyi çevresini dahil ederek fotoğraflamışlardır. Hatta fotoğrafı çekilen insan fotoğraf karesinde bir figür olarak görünmektedir. [Selfie / (özçekim) çekme eyleminin de bizi bu anlamda Amerikanlaştırması da ayrı bir yazı konusu.]

Ekran Resmi 2015-01-08 19.07.42

Kuzey Avrupalılar ve Anglo-Saksonlar Amerikalılar gibi düşünürken Doğu Asyalılar da Japonlar gibi düşünmektedir. Batı felsefesi ve dini doktrinleri bir nesneyi çevresinden ayırıp analiz edebilirken doğu felsefesi ve mistik doktrinler birbirinden ve çevresinden ayrı düşünülemez. Herşey herşeyle ilişkilidir. Ying Yang ve Feng Shui felsefi öğretilerinde olduğu gibi. Karanlık ve ışık, iyilik ve kötülük birbiri içine gizlenmiştir, bağlılık ve bağımlılık tabiidir. Aynı şekilde adres verirken bu farklı düşünce yapısı yine ortaya çıkar: Çinliler önce eyalet, şehir, mahalle, cadde, kapı numarasını yazarken Batılılar bunun tam tersini yaparlar.  Benzer şekilde Çinliler öncelikle soy isimlerini yazarlar, Batılılar tam tersini. Çinliler tarih yazarken ay ve günden önce yılı yazarlar, Batılılar ise tam tersini. Kısaca, batılılar mikrodan makroya doğru düşünürken, doğulular makrodan mikroya (genelden özele) doğru düşünmektedirler. Bu yüzden batılı biriyse çalışırken  ona bir şey anlatmak isterseniz detaylardan bahsedin, doğulu biriyle çalışırken ise resmin bütününden, her bir noktanın birbiriyle nasıl bir ilişki içinde olduğundan bahsedin, ikna ve anlaşma ancak böyle mümkün olabilir.

doğulu düşünce tarzı kanaatimce gerçeği özüyle bilmeye daha yatkın (quantum düşüncesine mesela), bunun yanında analiz ve ayrıştırma da bilimsel düşüncenin en önemli elementlerinden birisi.

***

Coğrafyanın kaderimizi belirlediği bir başka etki alanı ise: ZAMAN ALGISI / Time Perspective. Bu konudaki ilham kaynağımız Stanford Üniversitesinde Emeritus Psikoloji Profesorü olan Philip Zimbardo‘dan geliyor. Zimbardo İtalya orjinli bir Amerikalı. Yayınları ve çalışmaları defalarca atıf ve ödül almış çok prestijli bir akademisyen-filozof. Benim burada konu etmek istediğim çalışması ZAMAN PARADOKSU isimli dahiyane çalışması. Aşağıda aynı konudaki iki kısa konuşmayı izleyebilirsiniz.

 

Kendi özel hayatımızdan Türkiye’nin kronik sorunlarına, Türkiyenin doğusuyla batısı, kuzeyiyle güneyi  arasındaki zaman algısı farklılığına, ve hatta Çözüm Süreci meselesine bile bu perspektiften bakabiliriz.

Bu yazının okuyan herkes için zihinlerde farklı düşünceleri çağrıştırdığını umuyorum. Aklınıza gelenleri veya yazıyla ilgili değerli yorumlarınızı paylaşırsanız sevinirim.

Işık doğudan yükselir..

Vesselam..

Mustafa Çakıroğlu

Bilim tarihi, Doktora öğrencisi. 

2015, İstanbul 

Kabul edelim ki farklı dünyaların insanlarıyız! [Coğrafya kader midir?]” üzerine bir yorum

  1. Reblogged this on sempatik sinirler and commented:
    Dünyada olup bitenleri anlamaya çalışırken bazen zorlanıyoruz değil mi? Aynı olaya farklı toplumlarda neden farklı tepkiler verildiğini siz de düşünmüyor musunuz?
    Bunun sebebinin farklı toplumların yaşadıkları coğrafyalar gereği farklı düşünüş ve duyumlara sahip olmaları olduğunu hiç düşünmüş müydünüz?
    Düşündüyseniz de düşünmediyseniz de bu yazı tam size göre 😊

    Beğen

Yorum yapmak DNA'mızda var!

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s