Digital Okur-Yazarlık Travması

Görsel

( Uzun zamandır blog yazısı yazmadığım için sitem eden Lily, belki de bu yazının kendisine ilham olmuştur. :)

Voltaire’den Candide’i okuduğumda Finike’nin denize bakan bir tepesinde kurulmuş bir öğrenci evindeydim. Yaş 16. Kıştı ve soğuktu. Soba kullanmadığımız gibi soğuk suyla duş alıyor, günde 1 öğün yiyorduk. Sebze-meyve kasalarının üst üste konulmasıyla oluşturulmuş bir kütüphaneden dünya klasiklerini okuyordum. Candide’i hiç unutmam. Fıçıdan Hikayeler’i de. Yer Altından Notlar’ı  ve tabii ki de ‘İnsan Ne İle Yaşar?’ı da. Bunları zihnime kazıyan öncelikle biraz önce zikrettiğim şartlar. Her kitab hafızamda okunduğu yer, coğrafya, hava durumu, sosyal ve ekonomik koşullar,  mevsim, koku, sıcaklık vb. şeylerle birlikte aklımda kalıyor. Ne okuduğun kadar ‘nerede’ okuduğun da okuduğundan ‘ ne anlayacağını’ belirleyen bir şey oluyor böylece.

Facebook, Twitter, Amazon, Google gibi yeni teknolojiler ortadan kaybolmayacaği gibi gerileme de olmayacak ve hatta çok daha etkin çalışmaya başlayacaklar.

Gözlemim odur ki, dijital ortamlar düşünme, okuma ve anlama gibi insan için elzem olan vasıfları dönüştürüyor, değiştiriyor. Kötü yönde. ‘Bilgisayarda oyun oynamaktan kitap okumaya vakit bulamayan çocuk’ eleştirisi değil bu yazının konusu. Bilgisayarda oyun oynadığı için ‘soyut harflerle yazılmış tekdüze-sade bir metni’ okuyamaz hale gelen bir beyin evrimine dikkat çekmek istiyorum.

Rasyonel fikir üretme deneyiminden günümüz gençleri mahrum. Çünkü okumuyorlar. Okumak kişiye ne sağlar? Kısaca, sakin düşünme süreçleri sağlar. Bu süreçler sonunda kişi beyin kıvrımları arasında ‘stand’ durumundan under-stand durumuna geçer. Bugün insanlar google, facebook, twitter gibi sosyal ağlarda hız’a odaklı bir hiper-metin örgüsü içinde ‘gerçekliği ve hayatı’ kuşattıkları varsayımıyla yaşıyorlar. Aktif twitter kullanıcıları uzun metinleri okuyamıyorlar. 140 karekterlik kısa ani fikir(imsi) patlamalarla yazılan textler kişinin okuma ve düşünme reflekslerini de değiştiriyor. Değiştirdi. Köşe yazıları günden güne kısalıyor. Sık sık ara başlıklar atılıyor.

Dijital kuşak hızla dahil olup, hızla uzaklaşan bir kuşak. Sebebi hiper-metinler. Sürekli yenisi açılan sayfalar ve linklerle surf yaparken aslında okuma-anlama epistemolojisini değiştiriyor – kısırlaştırıyor.  Blog yazarlarının, twitter kullanıcılarının genel özelliği ani fikir patlamalarıyla yazılmış, bütünlüğü olmayan, dağınık, derinliksiz, sığ yazılar. Hızlı okuma isteği ve daha az okuyarak daha çok ‘malumat’ sahibi olmak isteği. Bu çocuk ve gençlerimizin( üniversiteliler dahil), neden ‘böyle’ niteliksiz olduklarını ve ‘niceliğe’ boğulduklarını özetlemektedir.

Dijital okumalar için yaptığım bu eleştiriye bir örnek olsun diye woody allen’den bir alıntı yapmak istiyorum;

“Ben hızlı okuma kursuna devam ettim ve Savaş ve Barış’ı yirmi dakikada okumayı başardım. Anladım ki kitap Rusya’yla ilgiliymiş.”

Hiper okuma, yani dijital okuma. Resimli, bol linkli, gerektiğinde videolu, aralarda google searchleri, twitter tweetleri, instagram photoları, status update’ler.. Artık bu tarz bir ‘okuma-anlama’ pratiği içindeyiz.  parça parça yerlerden kesik kesik okumaların oluşturduğu bir ‘bilgili olduğunu zannetme’ yanılsaması. Hikmetsiz  ve derinliksiz. Kadim medeniyetimizde ‘aramakla bulunmaz ama bulanlar ancak arayanlardır’ denilerek ‘arama’nın kendisi yüceltilmiştir. Aramak bir eğitim sürecinin bizzat kendisi olmuştur. Bugün kullanıcıların daha çok ‘tık’ladıları (like’ladıkları) sayfaları, arama motorlarında üst sıralarda görüyoruz. Algoritma böyle çalışıyor. Ve bizim aramalarımız sonucunda ilk sayfalarda çıkan sonuçların çoğu bu kısır döngüden oluşuyor. Ve gelinen noktada aranılan ve bulunan şeyler sürekli google aramaların ilk sayfalarına hapsedilerek diğer bilgiler ve veriler ‘öldürülüyor’.  Google bize sunduğu kolaylık (facility) hizmetleri ile bizleri aptallaştırmakla kalmıyor nasıl yaşayacağımızı, hangi bilgiye (sınırlı sayıda) ulaşabileceğimizi belirleyerek dijital manipulasyonlar yaratıyor.

Görsellik arttıkçe, hiper (zengin) metinler- dijital okumalar da okumanın merkezi haline geliyor. Peki bunun faydası ne? bizi daha bilge, daha vicdanlı, daha anlayışlı ve hikmetli insanlar yapıyor mu?

‘Soyut düşünce’ harflerin tipografisine yerleştirilen seslerde gelişir. Kendini böyle var edebilir ancak. Ve kişinin vicdan, empati ve anlayış gelişimi için de bu ‘soyut’ süreçler çok önemlidir.

Bugün bir çok hiper-metin okuyoruz ama vicdanımızı harekete geçirebilir muyuz?  Yunus Emre’nin deyişiyle  “Okumanın manası kişi Hakkı bilmektir”in hakkını verebiliyor muyuz?

Bilgiyi iman, etik ve aktiviteden ayrıştıramayız. Öyleyse ‘bilgiyi ve değeri’ kitlelerin – yığınların onayına bağlayan bu yeni epistemolojik dijital evrim sürecinde dikkatli olmamız temel düşünce ve uğraşlarımız arasında olmalıdır. ‘anlam çıkarmak, metin yazmak, düşünmek ve bir ‘yere varmak’ için ‘hiralarımız’ inzivalarımız olmalıdır.

Ancak Hira’sı olanlar ‘okuyabilir’.

Okuma bilmese de…

__________

PS. Konunun nörolojik ve nöropsikolojik yönlerinin de araştırılması dileğiyle..

 Vesselam..

Okuma için: http://britannia-spb.ru/downloads/Prensky-Digital-Natives-Digital-Immigrants-Part2.pdf

Yorum yapmak DNA'mızda var!

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s