Etiketlenen Yazılarantalya
COŞKULU KAYKAY; IŞILTILI EYLEM
KÖPÜK finallerden sonra hemen kendimi antalyaya attım. yoğun bir iş programı öncesi ailemle birlikte biraz dinleneyim istedim. dün düden şelalesindeydim. debisi yüksek bir şelale burası. suların hızla yüksekten düştüğü yerde bembeyaz köpükler oluşuyor.. bembeyaz bir coşku bu. sesler.. renkler. antalyaya yolunuz düşerse şehir merkezinden yaklaşık 10 km uzaklıktaki bu yere uğramayı unutmayın.
COŞKU
coşku hakkında düşünüyorum. coşku; içten gelen mutluluk. coşku nedir? ne coşku değildir?
egosuz neşe: coşku. coşku farkındalık, sevgi ve şükranla ilgilidir. coşku üzerinde düşünmeye değer çünkü coşku ışıltılı eylemdir. ışıltılı eylem. ışıltılı..
osho coşku hakkında der ki: “Coşku manevidir. O, zevkten ya da mutluluktan farklıdır, tamamıyla farklıdır. Onun dışarıyla, diğeriyle hiçbir ilgisi yoktur; o içsel bir olgudur. Coşku çılgındır. Ve sadece çılgın insanlar bu bedeli ödeyebilir. Sıradan akıllı insan çok kurnazdır, çok hesapçıdır, çok hilekardır. O coşkunun bedelini ödeyemez çünkü onu kontrol edemez. Ancak perişan haldeki bir insanı kontrol edebilirsin. Coşkulu bir insan özgür olacaktır. Coşku özgürlüktür. Coşkulu olduğunda sen bir köleye indirgenemezsin. Tanrı yukarıdaki cennetlerde bir yerlerde değildir. O, şimdi burada; ağaçlarda, taşlarda, senin içinde, benim içimde, her şeyin içinde. Tanrı varoluşun ruhudur, görünmez olan, en içteki özdür.
Ne olacağın hakkında bir fikrin olmadan dünyada yaşa. Bir kazanan mı yoksa kaybeden mi olmanın hiçbir önemi yok. Ölüm her şeyi senden alır. Önemli olan tek şey oyunu nasıl oynadığındır. Hoşuna gitti mi? O zaman her an bir coşku anıdır. “
KAYKAY
bu gün kaleiçinin daracık sokaklarından geçtim. sıcaktan bunalmış, müşteri bekleyen yorgun insan yüzleri.. onları görmek bile beni yordu. oradan hızla geçip karaalioğlu parkına, nam-ı diğer karaoğlan parkına yürüdüm. deniz üzerindeki ışık oyunlarını bir süre keyifle izledikten sonra parkın meydanında paten kayan ve kaykaya binen gençleri izledim.belli ki yeni yeni öğreniyorlar. bilhassa kaykay epey hüner gerektiriyor.gençleri izlerken tespitim şu oldu; tek problemleri; kaykayı kendi ayaklarından – vücutlarından ayrı bir şey olarak hissetmeleri – düşünmeleri. kaykayla bütünleşen, onu bedeninin bir uzvu-parçası gibi gören bir kaç genç ise grubu ve izleyenleri şaşırtan hareketler yapabiliyorlardı. onları toplayıp farkındalık ve kaykay üzerine konuşmak istedim bir an. ama kendi farkındalığım o kadar ağır bastı ki, kendi dışımda bir şeye vakit ayıramayacağımı farkedip vazgeçtim. o meydanda iyi kaykay binen gençler hayatta da iyi bir iletişimci, canlı, renkli, keyifli insanlar olacaktır hiç şüphesiz. avril lavigne – skater boy dinleyin , keyifli bir şarkı.. girişe bayılıyorum :)
karaoğlan parkından çıkıp sahilden migros-a kadar yaklaşık 7-8km hızlı tempo yürüdüm.hareket etmenin verdiği mutlulukla esnedim. rahatladım. migrosta biraz dinlendikten sonra dergi, müzik ve kitap reyonlarında yaklaşık bir saat vakit geçirdim. lise yıllarında sayın hocam Mehmet Özay ın odasında dinlediğimiz Carmina Burana – Carl Orff albümünü görünce dayanamadım, aldım. siz hiç carmina burana dinlediniz mi? ve bir de Edith Piaf albümü eskilerden. çok güzel cuba, hawai, brezilya, ispanya müzikleri var raflarda.. bir başka zamana..
***
eve geldiğimde ablamın güzel sade yemekleri günün ödülü gibiydi. Mücver, yoğurt, bol roka.. süper menü :)
teşekkürler,
ışık, hareket, sevgi.
kısaca coşku. ışıltılı eylem..
1 comment Haziran 16, 2009
CAPITAL TAPINAKLAR VE MESCİD PROBLEMİ

21. yy tapınakları
Geçen gün Antalya – 5M MİGROS ’ta yaşadığım trajediyi anlatmazsam kendimi huzursuz addedeceğim. Büyük alışveriş merkezleri zaman ve enerji tasarrufu açısından çağın sürekli meşgul ve yorgun insanlarına kolaylık imkanları sunuyor. Her sektörde en iyi markaları barındırma, kampanyaları, alışveriş merkezinin fiziksel yapılanması, marka değeri, müşteriyi çekme potansiyelini arttırıcı dinamikler çağın ve işletmenin gerekleri gözetilerek en üst düzeyde kuruluş imajı çerçevesinde gerçekleştiriliyor. Tüm bunlar, cebimizdeki paraya talip olmanın başka bir izahı. Cebimizdeki paraya talip olan işletmelerin bizim değer verdiğimiz şeylere de değer vermesini, en azından saygı duymasını bekleriz, değil mi? Neden bahsediyorum? Efendim, tüm dünyadan sayısız markayı barındıran, günde on binlerce kişinin gelip alışveriş yaptığı, vakit geçirdiği bir yerde, Türkiye’de, inananların namazlarını kılabilecekleri iki metrekarelik bile olsa bir mescit yok. Üstelik burası ülkenin en gözde (!) alışveriş merkezlerinden biri olarak gösteriliyor. İnsanlarının % 99’nun Müslüman olduğu bir ülkede, insanların paralarına ve zamanlarına talip olacaksınız ama onların basit manevi ihtiyaçlarını göz ardı edeceksiniz. Her türlü reklam, kampanya, cazibe merkezi anlayışıyla ile insanları buraya davet edeceksiniz, hem de onların ibadet etme haklarına saygı göstermeyeceksiniz, onlara CAPITAL’in nesneleri olarak bakacaksınız, kusura bakmayın ama, tükürürüm böyle işletmenin içine!!! Gereksiz dans pistleri (pisleri !) kurmak ve gençliği fesat etmek! İşte sizin işletme anlayışınız! İşte sizin insana verdiğiniz değer!? İşte 21. yy ! Müşteri memnuniyeti ha! Hadi ordan, hadi…
Belki de alış veriş merkezleri, vitrinler günümüz insanının yeni tapınaklarıdır da biz bağnazlık yapıyoruzdur.
Fesubhanallah!

2 comments Şubat 16, 2009