Posts filed under 'üniversite'
FELSEFE NE İŞE YARAR?
19 Kasım- Dünya Felsefe Günü dolayısıyla bir kez daha felsefe, kendim, gerçekliğim ve özgürlüğüm üzerine düşünürken felsefeyle tanışmam ve felsefenin bana tanıştırdığı dünya hakkında bir şeyler yazmak istedim. Aslına bakarsanız felsefi düşünme izlerinin zihnimde henüz altı-yedi yaşlarımda iken filizlendiğini ve sonra lise yıllarımda dallanıp budaklandığını minnet, şükran ve heyecanla hatırlıyorum. Küçükken evimizin önünde selvi ağaçlarından oluşmuş bir nevi bir orman vardı. ne zaman bu ormanın içinden yürüsem “dünya herhalde böyle, gidiyorsun, gidiyorsun, gidiyorsun, gidiyorsun ve bitmiyor.. sonsuzluk.. peki ama öncesi? Öncesi yok işte.. hep orman.. hep orman.. hep uzun boylu ağaçlar.. güneşin yapraklar, dallar arasından bir muştu gibi, vahiy gibi indiği orman.. yaşamak bir ormandı diye düşünür ve kafam almazdı.. gidiyorsun, gidiyorsun ve bitmiyor ha.. nasıl yani?” bu soruları sormamda , ya da hayatın deli gür bir orman olduğunu düşünmemde beni dağ dağ, orman orman gezdiren ve buralarda yaşamın nasıl geçtiğini ve inceldiğini gösteren, yaşatan, sahici kılan dedem ve babama bir kez daha teşekkür etmek isterim. Belki de yaşama doğada -akdeniz, toroslar- başlamanın verdiği dinç ve derin duygudur beni hala dinç ve derin olmanın arzusuyla çalkalanan denizde yaşatan. Deniz demişken, deniz hayatıma yedi yaşımda girdi. O gün bu gündür denizi, yüzmeyi, deniz kenarında kitap okumayı ve yürümeyi, koşmayı, spor yapmayı ve karpuz yemeyi çok severim ama yine de ilk aşkım orman; kaynak suları, dağbaşı gölleri, küçük taş mağaralarda kıştan kalan karlar, ve herneyse o ormanın içinde bulduğum ilahi ses, hışırtı, aziz, dingin, egomu küçültüp bana sesler içinden tazelik, güzeller içinden ışık, karanlık içinden uyku ve dinginlik ve yıldızlar uzatan bu ormandır. Kuşlardır. Küçük akdeniz çalılarıdır. Yaban mersini, böğürtleğeni, dağ armudu, yaban elması, küçük aziz şifalı ahlatı ve sizi her yorgun gördüğü yerde size bir gölge uzatan sedir ve ardıç ağaçları ve ömrümün en güzel uykularını uyuduğum öğlen saatleri… orman.. hayat.. sanırım kaç yaşında olursam olayım ve neleri yaşarsam yaşayayım yine de dönüp dolaşıp ilk çocukluk yıllarımın geçtiği,Antalya’nın Kaş ve Elmalı ilçeleri arasında kalan Batı Toroslarda, karamık’ta, sinekçi’de, gömüce’de, kemer’de, akdağlarda bir çocuk olacağım, yine de, ve her ne olmuşsa işte.. felsefenin ilk çıkış noktasını, orjinini düşündüğümüzde Miletli Thales’in Mısır’a yaptığı deniz yolculuklukları ve burada gördüğü renkli hayat, bilim, geometri, dünya anlayışı, seyahat ederken iç içe olduğu doğa, ormanlar, renkler, denizler onu yaşamın t-özü, arkesi (arkası), kaynağı ve başlangıcı üzerine düşünmeye itmiştir. Dönemin hakim sutrası olan “ ex nihilo nihil fit” ten ayrılıp “bu gördüklerimiz nedir”, nesneler gerçekte nelerdir, her şeyin başlangıcı , kaynağı, arkesi nedir? Yaşam nasıl varolmuştur, varoluş ilkeleri nelerdir? Dünya neresidir ve bizler burada ne yapıyoruz sorusunu soran Thales ilk doğa filozofları arasında en saygın isimlerden birisidir. Amacım ne felsefe tarihini anlatmak ne de kişisel menkıbemin görkemli haritasını çıkarmaktır. Bu yazıda sizlere felsefe üzerine klişeleşmiş prestijli ve içi boş yargılar ve bunun yanı sıra felsefe ne işe yarar? sorusuna cevap arayacağım. Bunu yaparken ne çok bilimsel ne de çok edebi olmamaya özen göstereceğim.
hayatın kaynağı ve sonsuzluk üzerine düşündüğüm ilk çocukluk yıllarımdan sonra lisede felsefenin diğer akademik çablardan farklı olduğunu hemen anlamış ve kitaplara vurulmuştum. Belki de okuduğum ilk felsefi eser Voltaire- Candide’dir. Bu eseri bana öneren o dönem, finikenin denizi gören bir dağ yamacında ev arkadaşım ibrahim K. dır. İbrahim K. sadece bu eseri önermekle kalmayıp bana lise yıllarımda ve üniversite yıllarımda tutunduğum adeta asil bir “ağaç adam “ olmuştur. Ağaç , yeşil, bilge, sessiz, dingin..Gün gelip onun gölgesinde gölgelenip, uykuya dalıp rüya gördüğüm, gün gelip şen-şakrak şarkılar söylediğim, en güzel kitapları ve şiirleri okuduğum aziz bir dosttur İbrahim K. Her şeyden öte bana inanması ve güvenmesiydi tüm mesele. Bir çok insanın, felsefeye, okumaya dalmamdan, öss-yi boşvermemden, platonik, melankolik, tutarsız, yılgın ve suratsız hallerimden yola çıkıp benden yüz çevirdikleri bir “tip” olduğum o günlerde bana inanan bir tek o vardı. Şimdilerde ise tüm değerlendirmeler ve kriteler için durumum idare eder de olsa bana güvenen dostların sayısında ve sahiciliğinde iflas etmişliğim bir vak’adır. Bu benim dostlardan beklentilerimle ilgili olabilirse de İbrahim K.dan gördüğüm , öğrendiğim bilgelik ve sevginin sahiciliğini ve onarıcılığını bu gün en ala isimlerde ve yerlerde bulamayışım da olabilir. İbrahim K. meselesi benim için ve bazı dostlar için hala bir efsanedir. Ve bu efsaneye uzun zamandır yapmış olduğum vefasızlık ve biganelik beni de rahatsız etmektedir. Bu fakir ve cılız vesileyle de olsa muhtemel her yazımı okuyan ve her yazımı okumasını istediğim belkide tek insan İbrahim K. ya buradan teşekkür ederim. Selamlar aziz dostum.. yine felsefe dolayısıyla tanıştığım isimler, yaşadıklarım belki de hayatımın en renkli kataloğunu oluşturur. Nasıl tanıştığımızı çok hatırlamasam da yine benim için aziz bir dost olan M. Batar ve onun çılgın zekasıyla, parkta, bahçede, gece üç-te demlenmiş çaylarla yaptığımız sohbetler.. hala yapmaya devam ettiğimiz sohbetler.. ve yapacağımız sohbetler. Birbirimizde bizi bütünleyen bir şeyler olduğuna innanmışımdır hep. Aynı dili konuşmak gibi.. aynı dağı tırmanmak gibi.. aynı kızı sevmek gibi.. aynı otobüse binmek gibi :)) yine M. Batar vesilesiyle ankarada tanıştığım güzel insanlar; patikalar ekibi, gökkuşağı çay evi müdavimleri ve sohbetleri, Sancak kolejinde tanıdığım ve benim 2001 Türkiye Felsefe Olimpiyatlarına hazırlanmamda, katılmamda ve sırlamaya girmemde emeği olan, öğlen sandiviçlerini benimle paylaşan, carmina buranayı dinlediğim, en güzel kahve bardaklarının özelliklerini kendisinden öğrendiğim, sadeliğin, mütevaziliğin, sivil düşünme ve yaşamanın, özgürleşmenin en güzel örneklerinden biri ; Mehmet Ö. hocam.. kendisinden dergi okumayı, biriktirmeyi öğrendiğim, Michel Foucault-u bana tanıtan, “günaydın” derken gözlerinin içi gülen Sevgi hanımefendi.. Sancak Kolejinde okumama vesile olan, en önemlisi zor ekonomik koşullarımıza rağmen babamı ikna eden, bana inanan ve hala inanmakta ısrar eden, ulusal çapta dönemin en iyi edebiyat dergisinde (E) yayınlanmış bir şiiri olan 17 yaşındaki öğrencisinin gözlerinindeki ışığa işaret eden öncü, aydınlanmanın gizli rengi, taşrada yaşarken aynı zamanda dünyada da yaşıyor olmayı soluyan, genç insan, tebessüm ehli Osman A. hocam, lise yıllarımda pek anlayamadığım hayat felsefesini hayatın içine girip normalleştiğim günlerde kendisinden İsa’nın azizleri gibi bahsedebileceğim, bir insan bu kadar mı güzel kızar, bu kadar mı güzel selam verir, bu kadar mı güzel dert sahibi olur dediğim, çamlar kuyusu ve sazak koyunda gençlik yıllarımın en güzel an/ı/larının geçmesine vesile olan muhterem hocam Turhan M., Üniversiteye geldiğim ilk yıllarda tanıştığım Atatürk Ünivesirsetesi felsefe bölümü hocalarından Mustafa Y., Ali U., Sebahattin Ç., Alman dili ve edebiyatı bölümünden Ahmet S., İngiliz dili ve edebiyatından Mukadder E., Fizik bölümünden Cevdet C., edebiyat bölümünden Erdoğan E., hep bu bağlamda şükranla, sevgiyle ve aziz hatıralarla anabileceğim kişilerdir. EDAM Genel Müdürü, bir tebessümü bin altın eden adam, entelektüel, dost, kendisinden pek çok şey öğrendiğim, özgürlükle bedel ödemek, sevmekle ölçülü olmak arasındaki dengeyi kuran insan Alpaslan D. ve onunla birlikte istanbulda tanıdığım insanlar, yine kıymetli ağabeyim, hocam Memduh N., Entelektüel kitapçım Rahmi bey, Murad G., Merhum dostum Şair Muhammed E., Kertenkele Dergisi editörlerinden Muammer Y., ismetozel.org ediötürü Adem Y., yine merhum muhammed e. vesilesiyle tanıdığım üç yıl gibi uzun bir süre bana ağabeylik, dostluk, arkadaşlık, hocalık yapmış olan diğergam insan, her şeye rağmen kendisini minnetle andığım aziz Nurullah Ş. beyefendi, ve daha isimlerini burada sayamadığım bir sürü dost, dergi, kitap, düşünce, iyi, güzel her ne varsa diyebilirim ki ; tüm bunlar benim ve bu insanların iki şeye verdiği değer itibariyledir: BİLGİ ve SEVGİ. Yani bilgi sevgisi, bilgelik sevgisi; philo-sophia; FELSEFE. Felsefenin hayatıma çizdiği yöne baktığımda felsefe ne işe yarar sorusuna en iyi cevap verebilecek kişilerden biri olduğumu düşünmem yersiz olmayacaktır. Bu benim için doğru ve anlamlı olduğu gibi burada saydığım tüm isimler için de aynı şey geçerlidir. Bu insanların da hayatlarının başka hayatlarla kesiştiği noktalarda felsefe hep ortak bir dil, aynı mayadan kabaran bir varoluş hamuru, aynı şarkı, aynı ekmek gibi kendisini göstermiştir.
Felsefenin sınırları, ilkeleri üzerine akademik-yorgun bir yazı yerine bir nehir akışı gerçekliğinde bilinç akışı tekniğiyle irticalen bir yazı yazmayı deneyeceğim. Biraz öncede bahsettiğim gibi felsefe; philosophia ; bilgi ve sevgiyi aynı anda aynı amaca hizmet edecek şekilde ; filozof; philo-sophos, yani bilgelik tanrılara hastır, biz bilge olamayız ama bilgeliğin ve bilginin amadesi, sevgilisi olabiliriz şeklindeki bir ikili yapı felsefenin kendi doğasının zorunlu tözü olmasıyla diğer bütün bilgi alanlarından onu ayırıp biricik – unique- yapmaktadır. Yine bilgeliğe konu olacak bilmek fiilini gerçekleştiren bilen öznenin, varoluşsal özneden önceliği de felsefeyi diğer bilgi dallarından ayırmaya yeter. Matematikle iş gören toplumlar, bilim-sanayi toplumları felsefe topluluğuyla beraber aynı dizgede fonksiyonel olmadığı hiçbir dönemde yeryüzünde insanı ve çevresini anlamlı ve güzel, anlamlı ve hakikatlı kılacak bir yaşam tarzı geliştirememiştir. Bugün insanlığın birikimi olan, demokrasi, bilim, sanat ve özgürlük gibi değerlerin ve ideallerin temelinde hep felsefeyi görürüz. Felsefe nedir? sorusuna cevap verirken onu diğer bilgi alanlarından ayırmaya çalışmak belkide beyhude bir çaba olcaktır. Bununla birlikte felsefenin evrensel bir tanımının olmayışı, Herakleitos’un akan ırmağından o günün yapısına ve diline uygun bir akışkan tanım yapmaya bizi götürebilir. Fizik, hukuk, sanat; bu alanlar birbirlerinden tamamen bağımsız disiplinler olmalarına rağmen hepsinin hamurunda felsefeyi görmek zor değildir. Güzel nedir? sorusuna sanat alanından bir cevap beklerken, doğruluk üzerine de düşünürken ahlak felsefesinden bir cevap bekleriz. Fizik ve metafizik gibi alanlar ise varlığın doğasıyla ilgili yasalar ve hikmetler içerir. Ve tüm bu alanların felsefeyle doğrudan bağı vardır. İlk çağ doğa filozofları için fizik -physis:doğa- felsefe nin sorduğu sorulara hem ilham ve cevap alanı olmuştur. Bu Newton için de günümüz kuramsal fizikçileri için de, Cern de bilim tarihinin en heyacanlı deneyinde çalışan parçacık fizikçileri için de böyledir.
Felsefe-bilim ilişkisinde, felsefenin soyut, bilimin ise deneysel yönüne vurgu yapılarak anlamsız bir işbölümü anlayışı vardır. Bilimin sadece deneye ve nedenselliğe indirgenemeyeceği gibi felsefe de genellemeler ve yorgun amaçlarla sınırlandırılamaz. Felsefenin özgürleştirici, dinamik yapısının farkına varılmadığı her dönem bilim de kan kaybetmektedir.
Türkiye gibi entelektüel dünyası derin tarihsel dönemlerle kesintiye uğramış, ve belki bazı dönemlerde zihinsel aktivitesi kanser olmuş toplumlarda felsefe ile felsefemsi söylem arasındaki fark ayırd edilememektedir. Düşünce tarihinden alıntılanmış süslü edebi örneklerle, bir filozofun yaşamını anlatan bir denemeyle, ruhun katmanlarını ortaya koyan bir romanla felsefe yaptığını zannetmekle elma ile armutu toplayan kişinin kendini matematikçi olarak görmesi arasında fark yoktur. Felsefe ile felsefemsi söylem arasındaki farkın ayırd edilmeyişliği bu alanda toplumumuzu tutuk, sığ ve kökensiz yığınlar haline getirirken özgürleştirici dinamiklerden de mahrum bırakmaktadır. Felsefe ne boş zamanlarda yapılan bir etklinlik olmadığı gibi ne de felsefe insanların boş zamanlarını sıkıcılıktan kurtaran bir düşünsel etkinlik değildir. Felsefeci de yaşama ilginç, garip düşünceleriyle renk katan biri değildir. Felsefe, akılla yapılır. Eleştirel ve özgür bir bilme etkinliğidir. Eleştirellik ve özgürlük; batı medeniyetinin en varoluşsal özellikleri olması yanında bugün de bilim ve felsefenin bedenine temiz kan pompalayan damarlar gibidir. Bununla birlikte insanoğlunun bugün geldiği noktada daha önceki dönemlere göre daha bilgi sahibi olduğunu söylemek temelsizdir.
En saf şekilde söylemek gerekirse, bu gün yaşadığımız ekonomik krizden, ruhsal travmalara, intiharlardan “anti-aging” modasına, bir dünya sorunu olan küreselleşme dayatmasından yerel-güncel sorunumuz demokratik açılım meselesine kadar hemen hemen İYİ, GÜZEL ve GERÇEK bir uygarlık düzeyine ulaşamamamızda en büyük nedenlerden birisi felsefi düşünmenin oluşamamış, yapılandırılamamış olmasıdır. Hem de felsefe, felsefi düşünme bu topraklarda, Anadolunun Ege kıyılarında doğmuş olmasına rağmen.
Bunun nedenlerine bakalım: Felsefe doğayla bütünleşmiş kent ortamları için mümkündür. Oysa köylülelşen kent ortamları ve köylü bir dile angaje olan siyasi ve kültürel hayatımız felsefeyi de imkansız kılmaktadır. Felsefe için özgür zaman gerekir: schole. Köylüleşen bir hayat tarzında schole’ler olmaz ve schole’siz bir düşünce üretimi de olmaz. İnsan kendinde doğuştan içkin olan telos’u (amaç) uyandırmak için eylem halindedir. Bu da fiziksel bir çabadan ziyade düşünsel bir çabayı gerektirir. Tarım toplumları felsefeden uzak toplumlardır. Kırsal ve ya köylüleşen toplumlarda düşüncenin kendisi homojendir ve felsefenin motorları olan eleştirellik ve özgürlük sözkonusu değildir. Eleştirinin yerine polemik, kin ve kavga, düşünme ise şüpheyle, farklılık ise sapkınlıkla karşılık bulur. Böyle bir yaşam alanında felsefenin ve felsefi öznenin varlığı imkansız – müknesiz-dır. Yığınların sayısal çouğunluğunun karşısında filozof ya çarmıha gerilmiştir, bir kenara atılmıştır. İnsanın kendinde varolan telos’u bilme, ona ulaşma arzusu aynı zamanda dinsel arayışların da bir orjinidir. Varoluş orjini. Ve her insan doğuştan bir telos’a sahiptir.
İYİ ve GERÇEK TELOS’unu arayan insanlık için bir kez daha ;
DÜNYA FELSEFE GÜNÜNÜZ KUTLU OLSUN!
Unutmadan soralım; Felsefe ne işe yarar?
Mustafa İJAZ
Erzurum – 2009, 16 kasım
2 comments Kasım 16, 2009
İDEAL ÜNİVERSİTENİN KİLİT UNSURLARI
Dünya ve toplumlar hızla değişim, dönüşüm, üretim ve bu süreçlere adaptasyonla ilgiliyken Türkiye bu anlamda hala ilkel bir görüntü içindedir. nedeni basit; bir toplumda değişimin motoru üniversitelerdir. türkiye de üniversiteler hayatta istediğine karar veremeyen bir yığın insanın iltica kapısı haline gelmiştir. günümüzde yeni bu konuda sorgulamalar, çalıştaylar yapılmakta. gelecek yıllarda meyvelerini toplarız diye ümit ediyorum. bologna süreci, ab programları, erasmus ve farabi programlarının hayata geçirilmesinde bir takım sıkıntılar varsa da gelinen nokta itibariyle yine de güzel gelişmeler bunlar diyebiliriz. Yüksek Öğretim Kurulu da bu konuda yeni yapılandırmalar içinde. YÖK başkanı Yusuf Ziya Özcan ın yeniliklerle ilgili bilgiler verdiği bir röportajına buradan ulaşabilirsiniz.
***
bir örnek vermek gerekirse ;
halen Atatürk Üniversitesi öğrencisi olarak, EĞİTİMİN GELECEĞİNE KAFA YOR! an biri olarak diyebilirim ki türkiyede öğrenci alım, lisans ve yüksek lisans eğitimi politikaları açısından vizyonu en geniş, küresel anlamda bir değerler habitatına sahip tek üniversite SABANCI ÜNİVERSİTESİdir.
***
İDEAL ÜNİVERSİTENİN KİLİT UNSURLARI
nedir? Sorusuna şu cevapları verebiliriz;
Bir üniversite sonraki kuşağın eğitim ve öğrenimine dömük hedeflere ulaşmak için gerekli yapıyı, sistem, süreç ve kaynakları geliştirir. Bunlar esnektir ve beliren ihtiyaç ve koşullara kendilerini uyarlayabilirler.
Bir üniversite çeşitli yöntemlerle yeni bilgiler üretir ve yayar
bir üniversite, insanların birbiriyle bağlantısı ister fiziksel ister elektronik olsun, ortak öğrenmeyi ileriye götüren bir “sorgulama habitatı”dır.
Bir üniversite erişim, herkes için hayatı ve çevresindeki dünyayı anlama olanağı yaratır.
Bir üniversite hakikat, güzellik, sevgi ve adalet ideallerimize ilişkin anlayışımızı ve değerlerimizi genişletir.
Bir üniversitenin öğretim üyeleri öğrencilerle öğrenme sorumluluğunu paylaşan yol göstericiler ya da kolaylaştırıcılardır.
Bir üniversite şimdiki ve gelecek kuşaklar için, içinde yer aldığı toplulukla, kuruluşlarla, toplumla ve doğal çevreyle pürüzsüz bir bütünleşme içindedir ve bunların kendilerini yeniden üretmesine yardımcı olur.
üniversitelerin ve eğitimin değişen paradigması | eğitimin geleceği
***
Eğitim üzerine yazmaya, düşünmeye, geleceğe kafa yormaya devam edeceğim.
ışık ve sevgiyle..
1 comment Temmuz 18, 2009
UNIVERSIADE 2011 DE NASIL GÖREV ALIRSINIZ?
Universiade 2011 Kış Olimpiyatlarına az kaldı. Erzurumu yoğun günler bekliyor. Yapılması gereken bir sürü iş var. Olimpiyatların organizasyon kısmına Atatürk Üniversitesi de Gönüllü Olmak isteyen öğrencileriyle katkıda bulunuyor. Temel seviyede İngilizcesi olan -ingilizcesi olmayan ama gönüllü olmak isteyenler için üniversite bünyesinde kurslar açılacaktır- , 2011 yılında hala öğrenimine Erzurum’da devam edecek öğrenci arkadaşlarımızı dünyanın bir çok ülkesinden binlerce kişinin katılacağı bu organizasyonda gönüllü olmaya davet ediyoruz. Gönüllü olarak network-ünüzü geliştirirsiniz, yeni insanlar tanırsınız, eğlenirsiniz, yaşadığınız şehri ve insanlarını daha yakından tanıma imkanı bulursunuz, girişimcilik konusunda deneyimler edinebilirsiniz. Üstelik bu etkinliğiniz CV nizde de şık duracaktır. Erzurumda hep sosyal etkinlik sıkıntısı çeken üniversite öğrencileri haydi gönüllü olmaya! Gönüllü olurken yeteneklerinize ve ilgi alanlarınıza göre başvuruda bulunabiliyorsunuz. Seçenekler şöyle , gönüllülük formu doldurmak için şuradan buyrun.
UNIVERSIADE NEDİR?
Universiade – Üniversite Oyunları
Universiade kelimesi üniversite öğrencilerinin olimpiyatları anlamına gelen Üniversite (University) ve Olimpiyat (Olympiad) kelimelerinin birleşmesinden oluşmaktadır.Universiade, birçok spor dalını bir araya getiren bir kültür ve spor festivali olması nedeniyle dünyanın en önemli spor etkinliklerinden birisidir. Her iki yılda bir farklı kentte düzenlenen bu oyunlar Yaz ve Kış Oyunları olmak üzere ikiye ayrılır.Yaz Oyunları’nda müsabakalar; on zorunlu dal ile ev sahibi kentin seçeceği en fazla üç isteğe bağlı spor dalında yapılmaktadır. Zorunlu dallar; Atletizm, Basketbol, Eskrim, Futbol, Jimnastik, Yüzme, Atlama, Sutopu, Tenis ve Voleyboldur.Kış Oyunları’nda ise altı zorunlu ve ev sahibi ülkenin seçeceği bir veya iki isteğe bağlı spor dalında müsabakalar gerçekleştirilmektedir. Zorunlu dallar; Alp Disiplini, Kuzey Disiplini, Buz Hokeyi, Hız Pateni, Biatlon, Artistik Paten.
1 comment Nisan 30, 2009
E-KİTAP, SANAL KÜTÜPHANE VE ANSİKLOPEDİLER

Atatürk Üniversitesi kütüphanesinin kayıtlı olduğu e-kitap servisleri, veritabanları, patent kuruluşları, sözlükler ve tercüme araçları için şuraya
sanal alemde hizmet veren dünya kütüphaneleri için buraya
türkiye kütüphaneleri için şuraya
E-Tez çalışmaları için buraya
Ansiklopediler şuraya
Erasmus, farabi, yaz okulu, staj, IAESTE hakkında bilgi edinmek için buraya
Tıklayınız.
1 comment Nisan 30, 2009
GÖSTERE GÖSTERE HAYIR; SÜPER!
Keyifler Nasıl? Sorusu için öğrencilerimden duymak istediğim cevap hep ‘süper’ olmuştur. Hatta onlar nerede bir ‘süper’ kelimesi görseler eminim beni hatırlarlar. Yine bu gün ‘süper’ diyebileceğim günlerden biriydi; çünkü Genç Siviller adlı grup 12 Eylül Darbesinin akabinde yapılmış olan 1982 Anayasasının 26. Yıl dönümü olan 7 Kasım’da yasayı yeniden Refaranduma götürdüler. Süper bir olay! Jandarma gözetiminde göstere göstere (zorla) EVET denilen 1982 Darbe Anayasasına ben de Erzurum’da Cumnhuriyet Caddesinde kurulan Standda GÖSTERE GÖSTERE HAYIR dedim.
![]()
Oy pusulamı kutuya besmele ile bırakıp, bunun kutsal bir görev olduğunu oradaki görevliyle paylaştım. “Genç Siviller Rahatsız” sloganıyla bir çok etkinlik yapan bu aktivist genç grubu tebrik ediyor, çalışmalarında kolaylıklar diliyorum. Aslolan süreçtir, sonuçlar kendiliğinden gelir!
Yaşlı, bunak, vehimli, vesveseci, duyarsız, statükocu, tutucu bir anayasa 1982 anayasası. İçinde 301 gibi ne olduğu tam anlaşılamayan tuhaf bir madde olan bir anayasa. Devlet memurlarına millet iradesine ket vurma hakkı tanıyan, askeri bir anayasa.
GENÇ, SİVİL, HERKESE GÖRE DEĞİŞMEYEN , KULLANIŞLI, ÖZGÜRLÜKÇÜ, ÇOK SESLİ BİR ANAYASA İSTİYORUZ! ANNE GİBİ BİR YASA İSTİYORUZ KISACASI!
***
Dünyaya Hayırlı olsun.
Hüseyin Burak Obama. Evrenselleşmenin ilginç örneklerinden biri olacak. Siyaset bilimi derslerinde 10 yıl sonra en az iki saatlik ders konusu: Obama!
henry david thoreau der ki: “en iyi yönetim biçimi: en az yöneten bir yönetim biçimidir. Bu ise, insanlar buna hazır olduklarında gerçekleşir”. Obama bunun için hazır gibi. Ya Dünya? Hey wordl! R U Ready?
***
MUSTAFA FİLMİ HAKKINDA
Mustafa filmini destekliyorum. Atatürk üzerinden rant sağlayanlar için bir hayal kırıklığı tabii. Zavallılar, size acıyorum. Atatürk bir nesne değildir, meta değildir. Tarih kendini yenilemek zorundaydı. Bu yeni kişi sistemin içinden, sistem dışı olmalıydı. Bu Mustafa olmayabilirdi. Ama o oldu. Bence ne iyi oldu, ne de kötü. Tarihsel bir kişi, o kadar. Onun üzerinden kavga etmeyi hangi aptal icat etti? Mustafa, hatasıyla sevabıyla Mustafa’dır. Değişen, sivilleşen Türkiye’de böyle çalışmaların artması dileğiyle.
Ahmet Altan da güzel bir yazıyla tartışmaya katılmış,
buyurun ;
http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=756716&title=can-dundarin-mustafa-filmi-tartismasina-ahmet-altan-da-katildi
1 comment Kasım 8, 2008
ÜNİVERSİTEYE GİTMEK YA DA NURETTİN ÖZDOĞAN
Bu sabah yurttan kampuse doğru yürürken kafamda tasarladım bu yazıyı.
Hava güneşli, Erzurum’da Kasım ayında böyle bir hava, evlere şenlik..
Çok şükür.. kışın güneş bir başka güzel..
deli eder insanı bu havalar vallahii :)
“Kasımda Aşk Başkadır” nasıl olsa.
Bir çok üst düzey insanın eğitim hayatlarına
baktığımızda tuhaflıklar görürüz.
Çok başarılı kanaat liderleri ve rol model kişilikler,
sıra dışı iş fikirlerinin sahipleri ya üniversiteye gitmemiş,
ya gitmiş terk etmiş, ya da gittiği üniversiteyi ve diplomayı önemsemeyip
kendi ilgi alanını keşfederek keyifli ve para getiren,
değer üreten, sosyal sorumluluğu olan girişimcilik projelerine imza atmışlar.
Bir çok ülkede ve özellikle Türkiye’de
Üniversiteye Gitmek bize yutturulmuş bir Prestij Hapıdır.
Üniversiteye gitmenin anlamı şudur:
Hayatta ne yapacağımı bilmiyorum, üniversiteye gidiyorum.
(paul arden’den mülhemle..)
Üniversiteyi iki defa bırakıp üç defa başlayan
biri olarak bu yazdıklarım kişisel kronolojim açısından
tutarlı ve bedeli ödenmiş cümlelerdir yazdıklarım.
Şu an Atatürk üni. Felsefe kantininde yazıyorum bu yazıyı.
ben fizik öğrencisiyim bu arada :)
Yılgınlık, bezginlik içinde bir gençlik var burada..
Örselenmiş gençlik heyecanları.. dayatılan bir tarz-ı hayat..
Aşkları IŞK değil, bedenleri GENÇ değil.. ,
yapıcı Neş’e duygusundan uzak,
hazz kültürü içinde azab çeken genç kardeşlerim benim!
Rol modelsiz, top modelli!
Hayatta ne yapacağını bilmek kaç kişiyi nasip olmuştur?
Tüm bu sıkıntılara rağmen iyi işler yapan kardeşlerimiz de var;
Nurettin Özdoğan onlardan birisi.
Sevgili Nurettin genç yaşında bir çok başarıya imza atmış,
gençlere rol model olabilecek birisi. EZI’de (uluslar arası insan kaynakları şirketi)
genç yaşında çalışmış ender insanlardan.
Zaman Gazetesinin Pazar ekinde yazdıklarıyla bir çok gence ufuk açıyor.
Sevgili Nurettin’in benim de çok üstünde durduğum iki sihirli kelimesi var:
GİRİŞİMCİLİK ve DEĞER ÜRETMEK.
Genç yaşında idealleri ve hayalleri olan
ve bunları tüm toplumla, gençlerle paylaşan,
BUDUR! Dedirten genç bir yürek o.
Bir çok şey yapmak istiyor ama asıl istediği şu:
“Gözlerinin içinde dünyalar saklı biri olmak.”
Bakar mısınız, onca başarı, popülariteden sonra hayat idealini
nasıl latif ve zarif bir şekilde açıklamış.
Zira O, samimiyetten, dostluklardan, paylaşmaktan,
heyecanlı olmak, heyecan aktarmaktan yana.
O zarif birisi. Tıpkı muhterem, manevi Ağabeyim,
Üstadım Maraşlı CAHİT ZARİFOĞLU gibi. Nurettin de Maraşlı.
Modern ama geleneğin zarif ve eskimez çizgileri var yaşamı yakalayışında.
Sevgili Nurettin’i canı gönülden tebrik ediyor,
onun gibi gençlerle aynı nesil olmaktan mutluluk duyuyorum.
Ailesini de tebrik ediyor, kendisine de ömür boyu saadetler,
başarılar, heyecanlar diliyorum.
Yaşam Sevincin eksik olmasın Nurettin!
Nurettin Özdoğan’ın kişisel web sitesi: www.empatik.com
Bir okuma önerisi:
1) Okulsuz Toplum – Ivan Illich
2) Görünmeyen Üniversite – Ersin Gürdoğan
Ve şimdi biraz müzik;
Jacques Brel’ den geliyor ; Amsterdam
1 comment Kasım 3, 2008


