Posts filed under 'şiir'
SENSİZ SOFRALARDAN HEP AÇ KALKTIM EFENDİM
bir şarkı bile etmez aklından geçenler
bir de kalkıp “hayallerinin peşinden git”
diyorsun çocuklara.
yayılmış göğsün ırmaklara bir dağı yükleniyor saçların
ve bulutlar gezinmekte üzerinde.
düş görmüş bir genç yüzü gibi
şaşırmışım fizik kitaplarında..
bir çayla simidin tadını bulamadım ramazan sofralarında.
rüzgarlı tepeler düşledim akşam vakitleri için,
ikimiz için ve biraz tütün..
yatsı namazından sonra yatanların iklimine varıp
kıvrılmak istiyorum bir köşeye.
beni bana bırakma efendim,
bizi bize bırakma..
bir kılıçla, bir sesle irkilmek..
şimdi, hemen, burada.
basit olsun diyorduk her şey, basit.
el-basit’in lisanıyla basit.
bir ağaç altı bulmak çıplak sıcakta,
bir gölge.. gölgesiz efendiden bir gölge..
bir ağaç ki kökü alemin.
meyveleri hep şifalı, sihirli, büyüleyici, hikmetli..
bir ağaç ki sonsuz çölde
yön, rızık, gölge
gittiği düğünden, mevlütten çocuğuna
en sevdiği çorba ve tatlıyı getiren anne gibi
şefkat, rahmet, ülfet üzere..
sevdiğimiz şeylerden infak etmedikçe
gerçekten iman etmiş olamayacağız.
sevdiğimiz şeylerden infak ederek
gerçekten sevilmeye değer olana
doğru açılacak kalp havuzunun kapakcıkları.
çer-çöple tıkanmış kalp havuzu..
eski-puslu-bulanık sularda yüzmeyi umma..
sevdiğimiz şeylerden infak.. vermek..
mesela, gençliğimizi vermek..
uykumuzdan, dilimizden, yüzümüzden vermek..
vaktimizden.. hoşumuza giden nimetlerden..
misal, çok güzel bir sofranın başına oturdun..
insan ister ki sevdikleriyle yesin o yemeği..
yoksa ne anlamı olur yalnız yemenin..
biyolojik bir sindirimden başka..
o güzelim sofranın başında;
“efendim de olsaydı şu sofrada,
bu güzel nimetlerden o da tatsaydı..”
diye kalbin nazlanması sahibine
iki büklüm oturuverseydim
dizinin dibine de, geçiverseydim
yemeden, içmeden o an..
tüylerim bir yelken gibi ürperseydi de
hafifleyiverseydim oracıkta.. unutuverseydim
dünya nimetlerini kainat nimeti yanında..
efendim, sensiz sofralardan
aç kalktım bunca zaman
kelime çubuklarına ne kadar üflediysem nafile,
sesim cılız, göğsüm fakir, mezun değiliz konuşmaya..
yangınlar içindeyiz lakin parlak
görünüyorsun diyorlar dışardan bakanlar
ne ile parlıyorsan
onunla parçalanmak kaçınılmaz.
seni uzak bir bulut gibi düşledim durdum efendim
yüzüme giden her avuçiçinde yankılandın durdun
seninle avundum durdum, duruldum
efendim.
biz seninle serinliyor,
seninle gölgeleniyoruz..
umuyoruz ki bir lahza da yağıversen köyümüze,
diriltsen çorak, tenha köyümüzü..
yanlış yerlere ev yaptığımız doğrudur..
unutuverdik deniz üstünde evin olmayacağını..
seller alıp götürürdü her şeyi ya
dünyanın kendisi de bir sel değil miydi,
gurbeti inkar etmedik mi..
evler yapmadık mı
selin önüne..
selin, kibrin, şehvetin, riyanın,
güzelliğin, malın, fitnenin, kadının, erkeğin,
çocuğun, üniversitenin, kadronun, maaşın önüne..
geçim derdiyle geçtik gidiyoruz
atalarımızdan öyle gördük.
onların dini üzereydik..
yazıklar olsun şimdi bana,
yazıklar olsun şimdi sana,
yazıklar olsun..
perçeminden tutup bu dünyayı
bir tokat savuramadık ya güzel yüzüne,
efendim
şimdi hangi hal ile hangi sofraya otursak aç kalkıyoruz sensiz..
sen hiç gelmiyorsun ki aklımıza..
sen ki en basitinden bir tokalaşmada bile
“karşıdaki elini bırakmadan bırakmazdın onun elini”
şimdi ellerimiz neyi tutuyorsa hemen terk ediliyoruz,
terk ediyoruz..
sevmeyi öğrenemedik, yabani otlar gibiyiz
kim geçse yanımızdan “kibirli bir keder” bulaştırıyoruz..
sen ki “ bir yöne döndüğünde tüm gövdenle dönerdin”..
bir tek bunu yapabilseydik efendim..
başımız, göğsümüz, kalbimiz başka yönlerde,
parçalanmışız..
yerini terk eden uhud okçularıyız..
sensiz sofralardan hep aç kalkıyoruz efendim..
sensiz kelamlardan yüklendik tonlarca,
belimiz kambur, dilimiz pelte..
“onlar ki alınlarındaki secde izlerinden bellidirler”
alnımızdaki izler dünya haritası.. şirkten..
yaramaz bir çocuk gibi sormak istiyorum;
efendim selam niye söylenir ki?
selam söylemesek, selam söylemeye hacet olmasa da
senin oturduğun sofralarda dilimiz tutuluverse,
yüzünün aydınlık ve derinliğinde erisek,
nurdan denizlerde coşkuyla yelken açsa yanaklarımız,
dünya uzak bir masal ülkesi gibi
kalıverse oracıkta..
ama biliyoruz ki rabbimiz ve melekleri de
sana salat ve selam ederler..
biz de ederiz.. salat ve selamların en suskunu,
en utangaçı, en garib ve en fakir olanıyla..
dilimiz dönmez, dudağımız kurudur..
kalbimiz, unuttuk ona galebe çalan şeyi..
sensiz sofralarda besmelesiz, hamdsiziz..
elimiz ve yüzümüz şımarık..
döndüğümüz yönlerde ne arıyoruz?
sana doğru tüm gövdemizle dönmeyi öğrenemedik..
gökteki yıldızlar
gece yanan şehir ışıklarından görünmüyorlarken
kitaplara gömülmüş bir bezginlikle ağlıyoruz şimdi…
bayram mı dediniz?!
Add comment Eylül 12, 2009
EN GÜZEL’SİN
en güzel fotoğrafım bir yorgunluk. halinde çekildi. *
hafif kızlar gördüm sinemalarda
ve avril lavigne şarkıları
dur önce bunu anlatayım
geçip giden o yaz akşamlarına benziyorlardı
kış boyu “yaz gelsin bak nasıl denize gireceğim,
sigarayı bırakıp, meyveler toplayacağım sana” hayalleri gibi
yaz akşamlarına benziyordun
dut ağacı altında oturmuşuz
karşımızda kendi sessizliğinde
bir bahçe soluyup duruyor gecede
öğrenci evlerinde gecenin nasıl ayakta
nikotin bulutları arasında, şiirler ve şarkılarla
ve nasıl yirmili yaşlarımda az bulunan fanzin dergilerinde
nikotin-cell hikayeler yazdığımı anlatıyordum sana.
üstelik çay içerken ne güzel dinliyordun, ellerin bardak üstünde
kelimelerimi biriktirir gibi içinde
en güzel fotoğrafın bir yorgunluk halinde. çekildi.
hafif kızlar gördüm diyordum sinemalarda
o entarisi bulut gibi kızlar
bedenleri tinsel ve şeffaf olan cennet kızları
görmek de bir yere kadar.
görüvermek, derdi belki de borges görebilseydi
an be an yeniden görülmeyle kendini var eden hafifliğe
iki farklı dilde insan ve günah anlamına geliyordu SİN
neden sonra dönüp bana “sensin” dedi o
iki farklı dilde aynı şarkı
yırtık günler geçiriyorum safadan merveye doğru
aradığım sen değilsin, yine de bir çay içelim şurada
ve deve üstünde gelen tütünlerden bir sigara
“hikayen yoksa, sen de yoksun” diyordu afiş
otuzuma gelmeden yazıp vermeliydim şu hikayeyi
og mandino tarzı bir yalınlıkla
ve ince çizgilerden bir sazlık resminde bir kuş
her an uçup gidebilirmiş gibi duruyor
“sensin” o.
do not touch, do not kill
or if u wanna kiss
hold it just as a bird fly
“benim” o.
benimsin güzelim, nazımsın tanrıya
bir sabah tazeliğinde sözlerinle dur orada, şimdi!
-Şimdi mi? Burada mı?
Evet şimdi. Evet orada. Dur öyle,
çekiyoruum , çeeekktim.
Bu ne güzel gülüş böyle..
harikulade oldu. Çok güzel oldu.
* by ihk
Mustafa İjaz
İstanbul, Ağustos 2009
Add comment Ağustos 29, 2009
The-GOD’§PIRITUAL
thegod’§pirit | mustafaijaz
Hedef basitliktir. Ben erken vardım.
for|me to jump cennet in âlemi
toprak. gevher kim failed leyse le
kemislihi şey nur. time. space.
meta-physics. elma. arzu. pat!
power of now. kundalini. east
technic at past as future. a tale
human being ~ best volume of
creative from god’sspirit. no
woorman knew their piece of
dada. Oppps! the deep feeling
everywhere onmybody of m’light.
Song from secret garden.
resembles something that not
occured. before fail the life run
and run be care at quiet words.
bicycle go away into teenage
meaning of our boring faces and
spiritual crash everywhere
everytime everynoevery. anyway
now look’d yourself : tanrım,
ah bu sonsuzluk ne çılgınlık böyle!
-hee up simplicity!
Add comment Eylül 20, 2008

