Posts filed under 'özgürlük'

FELSEFE NE İŞE YARAR?

school_athens19 Kasım- Dünya Felsefe Günü dolayısıyla bir kez daha felsefe, kendim, gerçekliğim ve özgürlüğüm üzerine düşünürken felsefeyle tanışmam ve felsefenin bana tanıştırdığı dünya hakkında bir şeyler yazmak istedim. Aslına bakarsanız felsefi düşünme izlerinin zihnimde henüz altı-yedi yaşlarımda iken filizlendiğini ve sonra lise yıllarımda dallanıp budaklandığını minnet, şükran ve heyecanla hatırlıyorum. Küçükken evimizin önünde selvi ağaçlarından oluşmuş bir nevi bir orman vardı. ne zaman bu ormanın içinden yürüsem “dünya herhalde böyle, gidiyorsun, gidiyorsun, gidiyorsun, gidiyorsun ve bitmiyor.. sonsuzluk.. peki ama öncesi? Öncesi yok işte.. hep orman.. hep orman.. hep uzun boylu ağaçlar.. güneşin yapraklar, dallar arasından bir muştu gibi, vahiy gibi indiği orman.. yaşamak bir ormandı diye düşünür ve kafam almazdı.. gidiyorsun, gidiyorsun ve bitmiyor ha.. nasıl yani?” bu soruları sormamda , ya da hayatın deli gür bir orman olduğunu düşünmemde beni dağ dağ, orman orman gezdiren ve buralarda yaşamın nasıl geçtiğini ve inceldiğini gösteren, yaşatan, sahici kılan dedem ve babama bir kez daha teşekkür etmek isterim.  Belki de yaşama doğada -akdeniz, toroslar- başlamanın verdiği dinç ve derin duygudur beni hala dinç ve derin olmanın arzusuyla çalkalanan denizde yaşatan.  Deniz demişken, deniz hayatıma yedi yaşımda girdi. O gün bu gündür denizi, yüzmeyi, deniz kenarında kitap okumayı ve yürümeyi, koşmayı, spor yapmayı ve karpuz yemeyi çok severim ama yine de ilk aşkım orman; kaynak suları, dağbaşı gölleri, küçük taş mağaralarda kıştan kalan karlar, ve herneyse o ormanın içinde bulduğum ilahi ses, hışırtı, aziz, dingin, egomu küçültüp bana sesler içinden tazelik, güzeller içinden ışık, karanlık içinden uyku ve dinginlik ve yıldızlar uzatan bu ormandır. Kuşlardır. Küçük akdeniz çalılarıdır. Yaban mersini, böğürtleğeni, dağ armudu, yaban elması, küçük aziz şifalı ahlatı ve sizi her yorgun gördüğü yerde size bir gölge uzatan sedir ve ardıç ağaçları ve ömrümün en güzel uykularını uyuduğum öğlen saatleri… orman.. hayat.. sanırım kaç yaşında olursam olayım ve neleri yaşarsam yaşayayım yine de dönüp dolaşıp ilk çocukluk yıllarımın geçtiği,Antalya’nın Kaş ve Elmalı ilçeleri arasında kalan Batı Toroslarda, karamık’ta, sinekçi’de, gömüce’de, kemer’de, akdağlarda bir çocuk olacağım, yine de, ve her ne olmuşsa işte.. felsefenin ilk çıkış noktasını, orjinini düşündüğümüzde Miletli Thales’in Mısır’a yaptığı deniz yolculuklukları ve burada gördüğü renkli hayat, bilim, geometri, dünya anlayışı, seyahat ederken iç içe olduğu doğa, ormanlar, renkler, denizler onu yaşamın t-özü, arkesi (arkası), kaynağı ve başlangıcı üzerine düşünmeye itmiştir. Dönemin hakim sutrası olan “ ex nihilo nihil fit” ten ayrılıp “bu gördüklerimiz nedir”, nesneler gerçekte nelerdir, her şeyin başlangıcı , kaynağı, arkesi nedir? Yaşam nasıl varolmuştur, varoluş ilkeleri nelerdir? Dünya neresidir ve bizler burada ne yapıyoruz sorusunu soran Thales ilk doğa filozofları arasında en saygın isimlerden birisidir. Amacım ne  felsefe tarihini anlatmak ne de kişisel menkıbemin görkemli haritasını çıkarmaktır. Bu yazıda sizlere felsefe üzerine klişeleşmiş prestijli ve içi boş yargılar ve bunun yanı sıra felsefe ne işe yarar? sorusuna cevap arayacağım. Bunu yaparken ne çok bilimsel ne de çok edebi olmamaya özen göstereceğim.

hayatın kaynağı ve sonsuzluk üzerine düşündüğüm ilk çocukluk yıllarımdan sonra lisede felsefenin diğer akademik çablardan farklı olduğunu hemen anlamış ve kitaplara vurulmuştum. Belki de okuduğum ilk felsefi eser Voltaire- Candide’dir. Bu eseri bana öneren o dönem, finikenin denizi gören  bir dağ yamacında ev arkadaşım ibrahim K. dır. İbrahim K. sadece bu eseri önermekle kalmayıp bana lise yıllarımda ve üniversite yıllarımda tutunduğum adeta asil bir “ağaç adam “ olmuştur. Ağaç , yeşil, bilge, sessiz, dingin..Gün gelip onun gölgesinde gölgelenip, uykuya dalıp rüya gördüğüm, gün gelip şen-şakrak şarkılar söylediğim, en güzel kitapları ve şiirleri okuduğum aziz bir dosttur İbrahim K. Her şeyden öte bana inanması ve güvenmesiydi tüm mesele. Bir çok insanın, felsefeye, okumaya dalmamdan, öss-yi boşvermemden, platonik, melankolik, tutarsız, yılgın ve suratsız hallerimden yola çıkıp  benden yüz çevirdikleri bir “tip” olduğum o günlerde bana inanan bir tek o vardı. Şimdilerde ise tüm değerlendirmeler ve kriteler için durumum idare eder de olsa bana güvenen dostların sayısında ve sahiciliğinde iflas etmişliğim bir vak’adır. Bu benim dostlardan beklentilerimle ilgili olabilirse de İbrahim K.dan gördüğüm , öğrendiğim bilgelik ve sevginin sahiciliğini ve onarıcılığını bu gün en ala isimlerde ve yerlerde bulamayışım da olabilir. İbrahim K. meselesi benim için ve bazı dostlar için hala bir efsanedir. Ve bu efsaneye uzun zamandır yapmış olduğum vefasızlık ve biganelik beni de rahatsız etmektedir. Bu fakir ve cılız vesileyle de olsa muhtemel her yazımı okuyan ve her yazımı okumasını istediğim belkide tek insan İbrahim K. ya buradan teşekkür ederim. Selamlar aziz dostum.. yine felsefe dolayısıyla tanıştığım isimler, yaşadıklarım belki de hayatımın en renkli kataloğunu oluşturur. Nasıl tanıştığımızı çok hatırlamasam da yine benim için aziz bir dost olan M. Batar ve onun çılgın zekasıyla, parkta, bahçede, gece üç-te demlenmiş çaylarla yaptığımız sohbetler.. hala yapmaya devam ettiğimiz sohbetler.. ve yapacağımız sohbetler. Birbirimizde bizi bütünleyen bir şeyler olduğuna innanmışımdır hep. Aynı dili konuşmak gibi.. aynı dağı tırmanmak gibi.. aynı kızı sevmek gibi.. aynı otobüse binmek gibi :)) yine M. Batar vesilesiyle ankarada tanıştığım güzel insanlar; patikalar ekibi, gökkuşağı çay evi müdavimleri ve sohbetleri, Sancak kolejinde tanıdığım ve benim 2001 Türkiye Felsefe Olimpiyatlarına hazırlanmamda, katılmamda ve sırlamaya girmemde emeği olan, öğlen sandiviçlerini benimle paylaşan, carmina buranayı dinlediğim, en güzel kahve bardaklarının özelliklerini kendisinden öğrendiğim, sadeliğin, mütevaziliğin, sivil düşünme ve yaşamanın, özgürleşmenin en güzel örneklerinden biri ; Mehmet Ö. hocam.. kendisinden dergi okumayı, biriktirmeyi öğrendiğim, Michel Foucault-u bana tanıtan, “günaydın” derken gözlerinin içi gülen Sevgi hanımefendi.. Sancak Kolejinde okumama vesile olan, en önemlisi zor ekonomik koşullarımıza rağmen babamı ikna eden, bana inanan ve hala inanmakta ısrar eden, ulusal çapta dönemin en iyi edebiyat dergisinde (E) yayınlanmış bir şiiri olan 17 yaşındaki öğrencisinin gözlerinindeki ışığa işaret eden öncü, aydınlanmanın gizli rengi, taşrada yaşarken aynı zamanda dünyada da yaşıyor olmayı soluyan, genç insan, tebessüm ehli Osman A. hocam,  lise yıllarımda pek anlayamadığım hayat felsefesini hayatın içine girip normalleştiğim günlerde kendisinden İsa’nın azizleri gibi bahsedebileceğim, bir insan bu kadar mı güzel kızar, bu kadar mı güzel selam verir, bu kadar mı güzel dert sahibi olur dediğim, çamlar kuyusu ve sazak koyunda gençlik yıllarımın en güzel  an/ı/larının geçmesine vesile olan muhterem hocam Turhan M., Üniversiteye geldiğim ilk yıllarda tanıştığım Atatürk Ünivesirsetesi felsefe bölümü hocalarından Mustafa Y., Ali U., Sebahattin Ç., Alman dili ve edebiyatı bölümünden Ahmet S., İngiliz dili ve edebiyatından Mukadder E., Fizik bölümünden Cevdet C., edebiyat bölümünden Erdoğan E., hep bu bağlamda şükranla, sevgiyle ve aziz hatıralarla anabileceğim kişilerdir. EDAM Genel Müdürü, bir tebessümü bin altın eden adam, entelektüel, dost, kendisinden pek çok şey öğrendiğim, özgürlükle bedel ödemek, sevmekle ölçülü olmak arasındaki dengeyi kuran insan  Alpaslan D. ve onunla birlikte istanbulda tanıdığım insanlar, yine kıymetli ağabeyim, hocam  Memduh N., Entelektüel kitapçım Rahmi bey, Murad G., Merhum dostum Şair Muhammed E., Kertenkele Dergisi editörlerinden Muammer Y., ismetozel.org ediötürü Adem Y., yine merhum muhammed e. vesilesiyle tanıdığım üç yıl gibi uzun bir süre bana ağabeylik, dostluk, arkadaşlık, hocalık yapmış olan diğergam insan, her şeye rağmen kendisini minnetle andığım aziz Nurullah Ş. beyefendi, ve daha isimlerini burada sayamadığım bir sürü dost, dergi, kitap, düşünce, iyi, güzel her ne varsa diyebilirim ki ; tüm bunlar benim ve bu insanların iki şeye verdiği değer itibariyledir: BİLGİ ve SEVGİ. Yani bilgi sevgisi, bilgelik sevgisi; philo-sophia; FELSEFE. Felsefenin hayatıma çizdiği yöne baktığımda felsefe ne işe yarar sorusuna en iyi cevap verebilecek kişilerden biri olduğumu düşünmem yersiz olmayacaktır. Bu benim için doğru ve anlamlı olduğu gibi burada saydığım tüm isimler için de aynı şey geçerlidir. Bu insanların da hayatlarının başka hayatlarla kesiştiği noktalarda felsefe hep ortak bir dil, aynı mayadan kabaran bir varoluş hamuru, aynı şarkı, aynı ekmek gibi kendisini göstermiştir.

PI (1998)Felsefenin sınırları, ilkeleri üzerine akademik-yorgun bir yazı yerine bir nehir akışı gerçekliğinde bilinç akışı tekniğiyle irticalen bir yazı yazmayı deneyeceğim. Biraz öncede bahsettiğim gibi felsefe; philosophia ; bilgi ve sevgiyi aynı anda aynı amaca hizmet edecek şekilde ; filozof; philo-sophos, yani bilgelik tanrılara hastır, biz bilge olamayız ama bilgeliğin ve bilginin amadesi, sevgilisi olabiliriz şeklindeki bir ikili yapı felsefenin kendi doğasının zorunlu tözü olmasıyla diğer bütün bilgi alanlarından onu ayırıp biricik – unique- yapmaktadır. Yine bilgeliğe konu olacak bilmek fiilini gerçekleştiren bilen öznenin, varoluşsal özneden önceliği de felsefeyi diğer bilgi dallarından ayırmaya yeter. Matematikle iş gören toplumlar, bilim-sanayi toplumları felsefe topluluğuyla beraber aynı dizgede fonksiyonel olmadığı hiçbir dönemde yeryüzünde insanı ve çevresini anlamlı ve güzel, anlamlı ve hakikatlı kılacak bir yaşam tarzı geliştirememiştir. Bugün insanlığın birikimi olan, demokrasi, bilim, sanat ve özgürlük gibi değerlerin ve ideallerin temelinde hep felsefeyi görürüz. Felsefe nedir? sorusuna cevap verirken onu diğer bilgi alanlarından ayırmaya çalışmak belkide beyhude bir çaba olcaktır. Bununla birlikte felsefenin evrensel bir tanımının olmayışı, Herakleitos’un akan ırmağından o günün yapısına ve diline uygun bir akışkan tanım yapmaya bizi götürebilir. Fizik, hukuk, sanat; bu alanlar birbirlerinden tamamen bağımsız disiplinler olmalarına rağmen hepsinin hamurunda felsefeyi görmek zor değildir. Güzel nedir? sorusuna sanat alanından bir cevap beklerken, doğruluk üzerine de düşünürken ahlak felsefesinden bir cevap bekleriz. Fizik ve metafizik gibi alanlar ise varlığın doğasıyla ilgili yasalar ve hikmetler içerir. Ve tüm bu alanların felsefeyle doğrudan bağı vardır. İlk çağ doğa filozofları için fizik -physis:doğa-  felsefe nin sorduğu sorulara hem ilham ve cevap alanı olmuştur. Bu Newton için de günümüz kuramsal fizikçileri için de, Cern de bilim tarihinin en heyacanlı deneyinde çalışan parçacık fizikçileri için de böyledir.

Felsefe-bilim ilişkisinde, felsefenin soyut, bilimin ise deneysel yönüne vurgu yapılarak anlamsız bir işbölümü anlayışı vardır. Bilimin sadece deneye ve nedenselliğe indirgenemeyeceği gibi felsefe de genellemeler ve yorgun amaçlarla sınırlandırılamaz. Felsefenin özgürleştirici, dinamik yapısının farkına varılmadığı her dönem bilim de kan kaybetmektedir.

Türkiye gibi entelektüel dünyası derin tarihsel dönemlerle kesintiye uğramış, ve belki bazı dönemlerde zihinsel aktivitesi kanser olmuş toplumlarda felsefe ile felsefemsi söylem arasındaki fark ayırd edilememektedir. Düşünce tarihinden alıntılanmış süslü edebi örneklerle, bir filozofun yaşamını anlatan bir denemeyle, ruhun katmanlarını ortaya koyan bir romanla felsefe yaptığını zannetmekle elma ile armutu toplayan kişinin kendini matematikçi olarak görmesi arasında fark yoktur.  Felsefe ile felsefemsi söylem arasındaki farkın ayırd edilmeyişliği bu alanda toplumumuzu tutuk, sığ ve kökensiz yığınlar haline getirirken  özgürleştirici dinamiklerden de mahrum bırakmaktadır.  Felsefe ne boş zamanlarda yapılan bir etklinlik olmadığı gibi ne de felsefe insanların boş zamanlarını sıkıcılıktan kurtaran bir düşünsel etkinlik değildir. Felsefeci de yaşama ilginç, garip düşünceleriyle renk katan biri değildir. Felsefe, akılla yapılır. Eleştirel ve özgür bir bilme etkinliğidir.  Eleştirellik ve özgürlük; batı medeniyetinin en varoluşsal özellikleri olması yanında bugün de bilim ve felsefenin bedenine temiz kan pompalayan damarlar gibidir. Bununla birlikte insanoğlunun bugün geldiği noktada daha önceki dönemlere göre daha bilgi sahibi olduğunu söylemek temelsizdir.

En saf şekilde söylemek gerekirse, bu gün yaşadığımız ekonomik krizden, ruhsal travmalara, intiharlardan “anti-aging” modasına, bir dünya sorunu olan küreselleşme dayatmasından yerel-güncel sorunumuz demokratik açılım meselesine kadar hemen hemen İYİ, GÜZEL ve GERÇEK bir uygarlık düzeyine ulaşamamamızda en büyük nedenlerden birisi felsefi düşünmenin oluşamamış, yapılandırılamamış olmasıdır. Hem de felsefe, felsefi düşünme  bu topraklarda, Anadolunun Ege kıyılarında doğmuş olmasına rağmen.

Bunun nedenlerine bakalım: Felsefe doğayla bütünleşmiş kent ortamları için mümkündür. Oysa köylülelşen kent ortamları ve köylü bir dile angaje olan siyasi ve kültürel hayatımız felsefeyi de imkansız kılmaktadır. Felsefe için özgür zaman gerekir: schole. Köylüleşen bir hayat tarzında schole’ler olmaz ve schole’siz bir düşünce üretimi de olmaz. İnsan kendinde doğuştan içkin olan telos’u (amaç) uyandırmak için eylem halindedir. Bu da fiziksel bir çabadan ziyade düşünsel bir çabayı gerektirir. Tarım toplumları felsefeden uzak toplumlardır. Kırsal ve ya köylüleşen toplumlarda düşüncenin kendisi homojendir ve felsefenin motorları olan eleştirellik ve  özgürlük sözkonusu değildir. Eleştirinin yerine polemik, kin ve kavga, düşünme ise şüpheyle, farklılık ise sapkınlıkla karşılık bulur. Böyle bir yaşam alanında felsefenin ve felsefi öznenin varlığı imkansız – müknesiz-dır. Yığınların sayısal çouğunluğunun karşısında filozof ya çarmıha gerilmiştir, bir kenara atılmıştır. İnsanın kendinde varolan telos’u bilme, ona ulaşma arzusu aynı zamanda dinsel arayışların da bir orjinidir. Varoluş orjini. Ve her insan doğuştan bir telos’a sahiptir.

İYİ ve GERÇEK TELOS’unu arayan insanlık için bir kez daha ;

DÜNYA FELSEFE GÜNÜNÜZ KUTLU OLSUN!

Unutmadan soralım; Felsefe ne işe yarar?

Mustafa İJAZ

Erzurum – 2009, 16 kasım

2 comments Kasım 16, 2009

COŞKULU KAYKAY; IŞILTILI EYLEM

 duden-selalesiKÖPÜK finallerden sonra hemen kendimi antalyaya attım. yoğun bir iş programı öncesi ailemle birlikte biraz dinleneyim istedim.  dün düden şelalesindeydim. debisi yüksek bir şelale burası. suların hızla yüksekten düştüğü yerde bembeyaz köpükler oluşuyor.. bembeyaz bir coşku bu. sesler.. renkler. antalyaya yolunuz düşerse şehir merkezinden yaklaşık 10 km uzaklıktaki bu yere uğramayı unutmayın.

 

 COŞKU

42-18714508coşku hakkında düşünüyorum. coşku; içten gelen mutluluk. coşku nedir? ne coşku değildir?

egosuz neşe: coşku. coşku farkındalık, sevgi ve şükranla ilgilidir.  coşku üzerinde düşünmeye değer çünkü coşku ışıltılı eylemdir. ışıltılı eylem. ışıltılı..

osho coşku hakkında der ki: Coşku manevidir. O, zevkten ya da mutluluktan farklıdır, tamamıyla farklıdır. Onun dışarıyla, diğeriyle hiçbir ilgisi yoktur; o içsel bir olgudur. Coşku çılgındır. Ve sadece çılgın insanlar bu bedeli ödeyebilir. Sıradan akıllı insan çok kurnazdır, çok hesapçıdır, çok hilekardır. O coşkunun bedelini ödeyemez çünkü onu kontrol edemez. Ancak perişan haldeki bir insanı kontrol edebilirsin. Coşkulu bir insan özgür olacaktır. Coşku özgürlüktür. Coşkulu olduğunda sen bir köleye indirgenemezsin. Tanrı yukarıdaki cennetlerde bir yerlerde değildir. O, şimdi burada; ağaçlarda, taşlarda, senin içinde, benim içimde, her şeyin içinde. Tanrı varoluşun ruhudur, görünmez olan, en içteki özdür.
Ne olacağın hakkında bir fikrin olmadan dünyada yaşa. Bir kazanan mı yoksa kaybeden mi olmanın hiçbir önemi yok. Ölüm her şeyi senden alır. Önemli olan tek şey oyunu nasıl oynadığındır. Hoşuna gitti mi? O zaman her an bir coşku anıdır. “

KAYKAY

 

skater boybu gün kaleiçinin daracık sokaklarından geçtim. sıcaktan bunalmış, müşteri bekleyen yorgun insan yüzleri.. onları görmek bile beni yordu. oradan hızla geçip karaalioğlu parkına, nam-ı diğer karaoğlan parkına yürüdüm. deniz üzerindeki ışık oyunlarını bir süre keyifle izledikten sonra parkın meydanında paten kayan ve kaykaya binen gençleri izledim.belli ki yeni yeni öğreniyorlar. bilhassa kaykay epey hüner gerektiriyor.gençleri izlerken tespitim şu oldu; tek problemleri; kaykayı kendi ayaklarından – vücutlarından ayrı bir şey olarak hissetmeleri – düşünmeleri. kaykayla bütünleşen, onu bedeninin bir uzvu-parçası gibi gören bir kaç genç ise grubu ve izleyenleri şaşırtan hareketler yapabiliyorlardı. onları toplayıp farkındalık ve kaykay üzerine konuşmak istedim bir an. ama kendi farkındalığım o kadar ağır bastı ki, kendi dışımda bir şeye vakit ayıramayacağımı farkedip vazgeçtim. o meydanda iyi kaykay binen gençler hayatta da iyi bir iletişimci, canlı, renkli, keyifli insanlar olacaktır hiç şüphesiz.  avril lavigne – skater boy dinleyin , keyifli bir şarkı.. girişe bayılıyorum :)

karaoğlan parkından çıkıp sahilden migros-a kadar yaklaşık 7-8km hızlı tempo yürüdüm.hareket etmenin verdiği mutlulukla esnedim. rahatladım.  migrosta biraz dinlendikten sonra dergi, müzik ve kitap reyonlarında yaklaşık bir saat vakit geçirdim. lise yıllarında sayın hocam Mehmet Özay ın odasında dinlediğimiz Carmina Burana – Carl Orff  albümünü görünce dayanamadım, aldım. siz hiç carmina burana dinlediniz mi? ve bir de Edith Piaf  albümü eskilerden. çok güzel cuba, hawai, brezilya, ispanya müzikleri var raflarda.. bir başka zamana..

 ***

eve geldiğimde ablamın güzel sade yemekleri günün ödülü gibiydi. Mücver, yoğurt, bol roka.. süper menü  :)

 teşekkürler,

 ışık, hareket, sevgi.

kısaca coşku.   ışıltılı eylem..

1 comment Haziran 16, 2009

KOVULMAYLA GELEN ÖZGÜRLÜK: BUKET ; İYİ GERÇEK

KOVULMAYLA GELEN ÖZGÜRLÜK: BUKET ; İYİ GERÇEK
ilim yayma cemiyeti erzurum yurdunda idarecilik yaparken işten kovulduğumda hayatın benim için bu kadar özgürleştirici ve neşeli olabileceğini hiç düşünmemiştim. şube başkanı raci solmaz, yurt müdürü zekeriya bulmuş ve İYC yönetiminden nurullah şimşek; bu adamlara sürece katkılarından(!) dolayı ne kadar teşekkür etsem azdır. hayatım boyunca hep “İYİ & GERÇEK” olanın peşinden koştum. çünkü iyilik ve gerçeklik üzerine düşünmeye çobanlık yaparken başladım. altı-yedi yaşlarındayım, hayat o kadar ilginçti ki her gün şaşırmaktan yorgun düşüyor, rüyalar aleminde buluyordum kendimi. torosların en güzel ormanlarının içinde, en güzel su kaynaklarına eğilerek su içtiğim, katran ağaçları altında uyuduğum, sümbül kokan kırlarında dolaştığım, yazın ortasında kar yemek için zirvesine çıktığım toroslar ve çocukluğum. akdeniz. eriğiyle, fındık ve ceviziyle, elmasıyla.. bu çılgın ortamda çılgın bir şekilde sonsuzluk, iyilik ve gerçeklik hakkında durmadan düşünüyordum. koşar gibi.. sonra korkup hızla eve gider ve evdeki tek elektronik eşya olan pilli antika radyoyu son sese açıp trt ankara korosundan türküler dinleyerek oynardım. yirmi altı yaşındayım ve hayatta “İYİ & GERÇEK” olan şeyi işten kovulduktan -5 eylül 2009- sonra kalmaya başladığım kredi yurtlarda buldum. kredi yurtlarda iki kişilik ranzalı yataklı yatıyoruz. benim yatağım alt ranza. alt ranzaya yatınca üst ranzanın altına kara kalemle yazılmış “Buket İyi Gerçek”  yazısı dikkat çekiyor. pek çok gece yirmi üç otuz da yurda gelip çantayı köşeye atarak yorgun-mutlu  yatağıma uzandığımda ve sabahları yarı-uykulu, huzursuz (odada hemen hemen gece hiç ışık sönmez, bu yüzden doğru dürüst uyumayalı aylar oldu) bir halde gözlerimi bu yazıya dikerek “iyi & gerçek” olanı düşünüyorum. iyi-gerçekle uykuya dalıp, iyi-gerçekle uyanıyorum. bu yazıya bakarak nice hayaller kurdum pek çok gece. şimdi bazıları gerçek olan hayaller. iyi ve gerçek olan şey; hayaller ve düşlerdi.. latinlerin dediği gibi : “Visibilia, ex İnvisibilibus” yani görünenler -gerçekler- , görünmeyenlerden -hayallerden, düşlerden- doğar. Buketi de bir gün bulacağımdan hiç şüphem yok :) iyi ve gerçek olan şey hayallerse – ki öyle- hayallerimiz kadar iyi ve gerçeğiz o zaman. dünyamızın sınırları hayallerimizin sınırlarıyla çiziliyor.özgürlük, para, aşk, kariyer, iş, vefa, dostluk ve kendim ve dünyam hakkında yeni fikirler edindiğim bu süreçte mutluluğu yakaladım. aç ve budala kalmak pahasına da olsa.. “umudunu kaybetme”den, yüreğinde kendini severek ve temiz hayaller kurarak. bu süreçte maddi-manevi yanımda olan, bana katlanan :) dostlara teşekkürler; pek çok kez yemeğini yediğim , hayat ve özgürleşmek üzere derin sohbetler ettiğimiz ibrahim hakkı, olgunluğu için ömer serdar, muhabbeti ve kıyasıya satranç maçları için ömer kalaycı, duaları ve dostluğu için emre sözen, neşesi ve yaşam sevinci için çağrı, kardeşliği için remzi, tebessümü için zeynep rana,kolejden muhterem hocam turhan meşe, londradan burs gönderen mürüvvet abla-muhammet abi, ankaradan gülüm batar :), konyadan keyifli kardeşim ramazan dursun, antalyadan ablalarım öznur ve ilknur, kardeşim fatih, babam ali ve annem hayriye, hocalarım cevdet, mehmet, gökhan, seydi,emre, evlerinde beni ve kitaplarımı bir süre misafir eden  fizikçi arkadaşlarım serhat, emrah, mehmet, muhammet, ufuk, ali harun, kredi yurtlardan fethullah abi, ne zaman sesini duysam mutlu olduğum güzel insan değerli ağabeyim alpaslan durmuş, satranç takımından arkadaşlarım, aziz kardeşim sefa dündar, dergahtan ihvanlar.. teşekkürler..  balık ve salata için karadeniz balıkçlığa , hakan abiye, kış günlerinin şifası zencefil ve bal için ipekyolu baharaçılıktan murat abiye, mantı için beyzade mantıya, pide için dicleliye, lahmacun ve ciğer için can urfaya, pizza için pizza pizzaya, çay ve fırın sütlaç tatlısı için kılıçoğluna, internet için dax cafe, aziziye çay bahçesi ve üniversite kütüphanesine, dergi için havuzbaşı büfeye, meksika usulü soya soslu bonfile ve espresso için coffe box-a, vakit namazları için lalapaşaya, cuma namazları için ulu camiye, cafe de sinemaya, yakut plazaya, vehip atalaya, havaya, “hayat” suya, jonhson s baby floral kolonyaya, satranç için öğretmenevi müdavimlerine- faruk abi, imdat abi- blog için wordpress e teşekkürler. iyilik ve gerçeklik için tanrıya, hayallerimin kahramanı efendime teşekkürler.  bu arada “iyi ve gerçek ikilemesini ileride kuracağım şirketin sloganı yaptım şimdiden.
IJΛZ’s BUZZ™
Youth Mentoring Agency | İyi. Gerçek.
tek gerçek düşlerdir. buna inanmaya hazırsanız , tanrılar okuluna kayıt yaptırabilirsiniz :)
sağlık ve sevgiyle selamlar..

DSC00108

ilim yayma cemiyeti erzurum yurdunda idarecilik yaparken işten kovulduğumda hayatın benim için bu kadar özgürleştirici ve neşeli olabileceğini hiç düşünmemiştim. hayatım boyunca hep “İYİ & GERÇEK” olanın peşinden koştum. çünkü iyilik ve gerçeklik üzerine düşünmeye çobanlık yaparken başladım. altı-yedi yaşlarındayım, hayat o kadar ilginçti ki her gün şaşırmaktan yorgun düşüyor, rüyalar aleminde buluyordum kendimi. torosların en güzel ormanlarının içinde, en güzel su kaynaklarına eğilerek su içtiğim, katran ağaçları altında uyuduğum, sümbül kokan kırlarında dolaştığım, yazın ortasında kar yemek için zirvesine çıktığım toroslar ve çocukluğum. akdeniz. eriğiyle, fındık ve ceviziyle, elmasıyla.. bu çılgın ortamda çılgın bir şekilde sonsuzluk, iyilik ve gerçeklik hakkında durmadan düşünüyordum. koşar gibi.. sonra korkup hızla eve gider ve evdeki tek elektronik eşya olan pilli antika radyoyu son sese açıp trt ankara korosundan türküler dinleyerek oynardım. yirmi altı yaşındayım ve hayatta “İYİ & GERÇEK” olan şeyi işten kovulduktan -5 eylül 2008- sonra kalmaya başladığım kredi yurtlarda buldum. kredi yurtlarda iki kişilik ranzalı yataklı yatıyoruz. benim yatağım alt ranza. alt ranzaya yatınca üst ranzanın altına kara kalemle yazılmış “Buket İyi Gerçek”  yazısı dikkat çekiyor. pek çok gece yirmi üç otuz da yurda gelip çantayı köşeye atarak yorgun-mutlu  yatağıma uzandığımda ve sabahları yarı-uykulu, huzursuz (odada hemen hemen gece hiç ışık sönmez, bu yüzden doğru dürüst uyumayalı aylar oldu) bir halde gözlerimi bu yazıya dikerek “iyi & gerçek” olanı düşünüyorum. iyi-gerçekle uykuya dalıp, iyi-gerçekle uyanıyorum. bu yazıya bakarak nice hayaller kurdum pek çok gece. şimdi bazıları gerçek olan hayaller. iyi ve gerçek olan şey; hayaller ve düşlerdi.. latinlerin dediği gibi : “Visibilia, ex İnvisibilibus” yani görünenler -gerçekler- , görünmeyenlerden -hayallerden, düşlerden- doğar. Buketi de bir gün bulacağımdan hiç şüphem yok :) iyi ve gerçek olan şey hayallerse – ki öyle- hayallerimiz kadar iyi ve gerçeğiz o zaman. dünyamızın sınırları hayallerimizin sınırlarıyla çiziliyor.özgürlük, para, aşk, kariyer, iş, vefa, dostluk ve kendim ve dünyam hakkında yeni fikirler edindiğim bu süreçte mutluluğu yakaladım. aç ve budala kalmak pahasına da olsa.. “umudunu kaybetme”den, yüreğinde kendini severek ve temiz hayaller kurarak. bu süreçte maddi-manevi yanımda olan, bana katlanan :) dostlara teşekkürler; pek çok kez yemeğini yediğim , hayat ve özgürleşmek üzere derin sohbetler ettiğimiz ibrahim hakkı, olgunluğu için ömer serdar, muhabbeti ve kıyasıya satranç maçları için ömer kalaycı, duaları ve dostluğu için emre sözen, neşesi ve yaşam sevinci için çağrı, kardeşliği için remzi, tebessümü için zeynep rana,kolejden muhterem hocam turhan meşe, londradan burs gönderen mürüvvet abla-muhammet abi, ankaradan gülüm batar :), konyadan keyifli kardeşim ramazan dursun, antalyadan ablalarım öznur ve ilknur, kardeşim fatih, babam ali ve annem hayriye, hocalarım cevdet, mehmet, gökhan, seydi,emre, evlerinde beni ve kitaplarımı bir süre misafir eden  fizikçi arkadaşlarım serhat, emrah, mehmet, muhammet, ufuk, ali harun, kredi yurtlardan fethullah abi, ne zaman sesini duysam mutlu olduğum güzel insan değerli ağabeyim alpaslan durmuş, satranç takımından arkadaşlarım, aziz kardeşim sefa dündar, dergahtan ihvanlar.. teşekkürler..  balık ve salata için karadeniz balıkçlığa , hakan abiye, kış günlerinin şifası zencefil ve bal için ipekyolu baharaçılıktan murat abiye, mantı için beyzade mantıya, pide için dicleliye, lahmacun ve ciğer için can urfaya, pizza için pizza pizzaya, çay ve fırın sütlaç tatlısı için kılıçoğluna, internet için dax cafe, aziziye çay bahçesi ve üniversite kütüphanesine, dergi için havuzbaşı büfeye, meksika usulü soya soslu bonfile ve espresso için coffe box-a, vakit namazları için lalapaşaya, cuma namazları için ulu camiye, cafe de sinemaya, yakut plazaya, vehip atalaya, havaya, “hayat” suya, jonhson s baby floral kolonyaya, satranç için öğretmenevi müdavimlerine- faruk abi, imdat abi- blog için wordpress e teşekkürler. iyilik ve gerçeklik için tanrıya, hayallerimin kahramanı efendime teşekkürler.  bu arada “iyi ve gerçek ikilemesini ileride kuracağım şirketin sloganı yaptım şimdiden.

I J Λ Z ’s B U Z Z

Youth Mentoring Agency | İyi. Gerçek.

19042009823

tek gerçek düşlerdir. buna inanmaya hazırsanız , tanrılar okuluna kayıt yaptırabilirsiniz :)


sağlık ve sevgiyle selamlar..

2 comments Haziran 10, 2009


Bilim-Felsefe

Mustafa İJAZ | Blog

Son Yazılar

Popüler Yazılar

Arşiv

Kategoriler

stats

ziyaretçi haritası

Etiketler

antalya Arche Aydınlanma baudrillard Beden bilinç blog Cern değer üretmek Eckhart Tolle edebiyat entrepreneurship Erzurum eğitim felsefe Futbol gençlik girişimcilik God Higgs inavasyon inovation iş dünyası kitap Kumpas Masaru Emoto medya Mevlana Mustafa İjaz Nurettin Özdoğan Particle Physics Philosophy Psikoloji ramazan satranç Sezai Karakoç sinema Sonsuzluk Tasarım teknoloji The Secret yaz okulu çay üniversite şiir

laf atanlar

sebahattin on GENÇLER İÇİN YAZ REHBERİ
sebahattin on CAPITAL TAPINAKLAR VE MESCİD…
hp on FELSEFE NE İŞE YARAR?
cevdet on FELSEFE NE İŞE YARAR?
gezturkiye on GENÇLER İÇİN YAZ REHBERİ

 

Aralık 2009
M T W T F S S
« Nov    
 123456
78910111213
14151617181920
21222324252627
28293031