Posts filed under 'güncel'
Blog ACT’09 | CLIMATE CHANGE
15 october
Blog Action Day is an annual event that unites the world’s bloggers in posting about the same issue on the same day. Our aim is to raise awareness and trigger a global discussion.
First and last, the purpose of Blog Action Day is to create a discussion. We ask bloggers to take a single day out of their schedule and focus it on an important issue.
By doing so on the same day, the blogging community effectively changes the conversation on the web and focuses audiences around the globe on that issue.
Out of this discussion naturally flow ideas, advice, plans, and action. In 2007 on the theme of the Environment, we saw bloggers running environmental experiments, detailing innovative ideas on creating sustainable practices, and focusing their audience’s attention on organizations and companies promoting green agendas. In 2008 we covered the theme of Poverty, and similarly focused the blogging community’s energies around discussing the wide breadth of the issue from many perspectives and identifying innovative and unexpected solutions. This year we aim to do the same for Climate Change, an issue that threatens us all.
Add comment Ekim 2, 2009
TATLI SÖZLÜK
Ek$i Sözlüğe alternatif ; Tatlı Sözlük.
http://tatlisozluk.wordpress.com/
sözlüğe herhangi bir yere üye olmadan yorum yazabilirsiniz.
sözlük kendisini şöyle ifade ediyor;
Tatlı’m Sözlük
bu sözlükte yer alan bilgiler sokol’un makalesinde kullanılabilir bilgiler türündedir. yanımızda yürürken; sokolun makalesi de nedir, diyenlerin bizimle bir akrabalığı yoktur, kimdir bu arkadaş diye soranlara, tanımıyoruz ilgimiz yok der kaçarız. tatli sözlük bir ekşi sözlük gıcığıdır, taklididir, çakmadır. herkese açık ve kapalıdır. okuyucular da yazanlar kadar sorumludur, suç ortağıdır. burada yazılanları copy-paste yapanlar ergenekon tosunudur, darbecidir, pespayedir. bu sitenin tüm yayın hakları Shaquille O’Neil ve Kobe Bryant a aittir. pazarları da açıktır.
s-özlük kuralları;
1. küfürlü söz ve kişilerin doğuştan sahip dolduğu haklara saygısızlık içeren yorumlar yapılmaz
2. tatlı söz yılanı deliğine sokar.
3.tatlı sözlüğün dili tatlı, simgesi fırın sütlaç tatlısıdır.
4. sınırları kullanıcılar ve yorumcularla sınırlıdır.
5. bağımsızdır.
6.yönetim şekli monarşidir.
7. tatlı sözlükte kullanıcılar eşit haklara sahip değildir.
8.ibrahim tatlıses le yakından uzaktan ilgisi yoktur, olamaz, olursa bu blog intihara meyillidir.
9. birinci, üçüncü ve altıncı maddeler değiştirilemez.
10. dokuzuncu maddenin değiştirilmesi teklif edilemez.
11. onuncu maddenin yanından bile geçilemez.
12. yorum yazarken türkçe yazım kurallarına uymak zorunlu değildir.
13. tavsiyeler alınır, değerlendirilir, makbul olanlar topluma kazandırılır.
14. büyük harf kullanılmaz
15. sözlük yazarken insana yılan bile dokunmaz. sözlük yazmak kutsal bir iştir.
Buzz Point ©2009, İstanbul
Add comment Ağustos 3, 2009
İDEAL ÜNİVERSİTENİN KİLİT UNSURLARI
Dünya ve toplumlar hızla değişim, dönüşüm, üretim ve bu süreçlere adaptasyonla ilgiliyken Türkiye bu anlamda hala ilkel bir görüntü içindedir. nedeni basit; bir toplumda değişimin motoru üniversitelerdir. türkiye de üniversiteler hayatta istediğine karar veremeyen bir yığın insanın iltica kapısı haline gelmiştir. günümüzde yeni bu konuda sorgulamalar, çalıştaylar yapılmakta. gelecek yıllarda meyvelerini toplarız diye ümit ediyorum. bologna süreci, ab programları, erasmus ve farabi programlarının hayata geçirilmesinde bir takım sıkıntılar varsa da gelinen nokta itibariyle yine de güzel gelişmeler bunlar diyebiliriz. Yüksek Öğretim Kurulu da bu konuda yeni yapılandırmalar içinde. YÖK başkanı Yusuf Ziya Özcan ın yeniliklerle ilgili bilgiler verdiği bir röportajına buradan ulaşabilirsiniz.
***
bir örnek vermek gerekirse ;
halen Atatürk Üniversitesi öğrencisi olarak, EĞİTİMİN GELECEĞİNE KAFA YOR! an biri olarak diyebilirim ki türkiyede öğrenci alım, lisans ve yüksek lisans eğitimi politikaları açısından vizyonu en geniş, küresel anlamda bir değerler habitatına sahip tek üniversite SABANCI ÜNİVERSİTESİdir.
***
İDEAL ÜNİVERSİTENİN KİLİT UNSURLARI
nedir? Sorusuna şu cevapları verebiliriz;
Bir üniversite sonraki kuşağın eğitim ve öğrenimine dömük hedeflere ulaşmak için gerekli yapıyı, sistem, süreç ve kaynakları geliştirir. Bunlar esnektir ve beliren ihtiyaç ve koşullara kendilerini uyarlayabilirler.
Bir üniversite çeşitli yöntemlerle yeni bilgiler üretir ve yayar
bir üniversite, insanların birbiriyle bağlantısı ister fiziksel ister elektronik olsun, ortak öğrenmeyi ileriye götüren bir “sorgulama habitatı”dır.
Bir üniversite erişim, herkes için hayatı ve çevresindeki dünyayı anlama olanağı yaratır.
Bir üniversite hakikat, güzellik, sevgi ve adalet ideallerimize ilişkin anlayışımızı ve değerlerimizi genişletir.
Bir üniversitenin öğretim üyeleri öğrencilerle öğrenme sorumluluğunu paylaşan yol göstericiler ya da kolaylaştırıcılardır.
Bir üniversite şimdiki ve gelecek kuşaklar için, içinde yer aldığı toplulukla, kuruluşlarla, toplumla ve doğal çevreyle pürüzsüz bir bütünleşme içindedir ve bunların kendilerini yeniden üretmesine yardımcı olur.
üniversitelerin ve eğitimin değişen paradigması | eğitimin geleceği
***
Eğitim üzerine yazmaya, düşünmeye, geleceğe kafa yormaya devam edeceğim.
ışık ve sevgiyle..
1 comment Temmuz 18, 2009
SEVİNDİRME SERVİSİ
Delta Bisiklet olarak 2 Ağustosta Bisikletle Ağrı Dağı’na tırmanıyoruz. Yolumuz oralara düşmüşken Iğdırlı çocukları güldürmek için elimizden gelen her türlü yardımı yapıyoruz. Küresel Isınmaya Karşı Bisikletle Ağrı Dağı’na tırmanırken ihtiyacı olan çocuklara yardım ederek kalbimizi ısıtıyoruz. Artık binmediğimiz, bize küçük gelen bisikletlerimizi, bir kenara kaldırdığımız bisiklet malzemelerimizi, evimizde bulunan okuduktan sonra artık başkalarıyla paylaşmalıyım dediğimiz kitaplarımızı, ilk sayfalarını hunharca kullanıp çekmecelere kapadığımız defterlerimizi, duygusal davranıp bir kenara ayırdığımız ama artık giymediğimiz kıyafetlerimizi, küçüklüğümüzde bizi güldüren oyuncaklarımızı Iğdırlı çocukları güldürmek için tozlandıkları, kendilerini işe yaramaz hissettikleri köşelerinden çıkarıyoruz. Sevindirme servisimiz 24 Temmuz Cuma ‘09 günü Delta Bisiklet Emek Şubesinden yola çıkacak. O güne kadar paylaşmak istediğiniz herşeyi bize bırakabilirsiniz.
Delta Bisiklet
Bosna Hersek Caddesi 21/D Emek-ANKARA
Tel: 0312 223 60 27
Faks:0312 222 34 92
www.deltabisiklet.com
info@deltabisiklet.com
1 comment Temmuz 8, 2009
COCA-COLA CEO’SU MUHTAR KENT ‘TEN GENÇLERE ÖĞÜTLER
cnn turk’de cem kozlu’nun “başarının izinde” proramında yaklaşık 800.000 çalışanı olan dünya devi coca-cola nın ceo’su muhtar kent’i izledim. amerik’ada doğmuş, babasının görevi -konsolos- dolayısıyla pek çok yer gezmiş renkli – karizmatik bir adam muhtar kent. konuşmasından biz gençler için çıkardığım öğütler şunlar;
>iki yabancı dil öğrenilmeli
>odaklanmaya-uzmanlaşmaya önem verilmeli
>öncelikler listesi oluşturulmalı: ne yapmalı? , ne yapmamalı?
>risk alma cesareti gösterilmeli
>hatalar olabilir; hata yapmıyorsan bir şey yapmıyorsundur.
>optimist olunmalı
>takım oyuncusu olabilecek özelliklere dikkat edilmeli
>yaptığınız işi en iyi şekilde yapmalısınız
>geleceğe kafa yormalı
>arkadaş çevrenize, sosyal ağınıza – network – önem verin, vakit ayırın
>değer üretin
>arasıra şarj olmalı; tatil, hobiler, aile, seyahat,kitap, sohbet..
>yöneticiler için: sahaya inmeli, kararlar yerinde, hızlı olmalı, bürokrasiyi azaltmalı, şirketinizde sadece iş toplantıları yapmayın. başka nedenlerle de çalışanlarınızı, ekibinizi bir arada tutun.
>aile değerlerine önem verilmeli
ben bu son maddeyi şöyle anlıyorum; genç arkadaşlar hayallerindeki yerlere ulaşmak istiyorlarsa kendilerine o hayallere-hedeflere doğru beraber yürüyebilecekleri, değer üretme odaklı düşünen-yaşayan, motivasyonu yüksek, optimist eşler seçmeliler. buraya bir mim koyduk.
muhtar beyin gömleğinin cebinde taşıdığı not defteri benim çok dikkatimi çekti. bildiğimiz defter. ceo da olsan not defteri bel kemiğimiz. genç girişimciler not almaya önem vermeli.
NAKİTE SAYGI DUY!
ekonomik krize de değinen muhtar kent; krizin nedenini “nakite saygı duyulmaması” olarak belirtti. nakite saygı duymak! çok güze bir tınısı var bu cümlenin. çok hoşuma gitti doğrusu. peki bu ne demek? bankaya yatan maaş, elektrik, su, telefon, vs. faturalar otomatik ödemede, alışverişlerde kredi kartı; neredeyse hiç parayla temas yok; ortalıkta uçuşan plastikler.. kent haklı; plastik, sanal bir ekonomi algısı var tüketicide. “nakite saygı” üzerinde durup düşünülmesi gereken bir kavram. ben ekonomi bakanı olsam NAKİTE SAYGI adıyla bir kampanya – hareket başlatırım. tüketim bilinci, öncelikler, ekonomi-insan makasında güzel bir açı yakalamak böyle mümkün olabilir. muhtar beyin kriz ve engelleri büyümek ve değişmek için bir fırsat olarak gördüğünü de söyleyelim. kriz durumunda yapılması gereken nedir sorusuna ise cevabı; önceliklerinizi gözden geçirin, odaklanın, geleceğe kafa yorun.
muhtar kent’e başarılar.
siz de coca-cola için, ışığınızı yansıtın! (ibrahim bu senin içindi. ne olacak bu bizim cola aşkımız :-)
tanrılar okulu’ndan -stefano d’anna- bir alıntıyla bitirelim yazımızı ;”herhangi bir eylem iyi yapıldığında sonsuza dek yapılır, tüm evren bundan haberdardır ve bunu bir daha asla tekrarlaman gerekmez.”
program videosu için tıklayınız
Mustafa İjaz | Antalya – Kaş
-respect to cash-
2 comments Haziran 19, 2009
COŞKULU KAYKAY; IŞILTILI EYLEM
KÖPÜK finallerden sonra hemen kendimi antalyaya attım. yoğun bir iş programı öncesi ailemle birlikte biraz dinleneyim istedim. dün düden şelalesindeydim. debisi yüksek bir şelale burası. suların hızla yüksekten düştüğü yerde bembeyaz köpükler oluşuyor.. bembeyaz bir coşku bu. sesler.. renkler. antalyaya yolunuz düşerse şehir merkezinden yaklaşık 10 km uzaklıktaki bu yere uğramayı unutmayın.
COŞKU
coşku hakkında düşünüyorum. coşku; içten gelen mutluluk. coşku nedir? ne coşku değildir?
egosuz neşe: coşku. coşku farkındalık, sevgi ve şükranla ilgilidir. coşku üzerinde düşünmeye değer çünkü coşku ışıltılı eylemdir. ışıltılı eylem. ışıltılı..
osho coşku hakkında der ki: “Coşku manevidir. O, zevkten ya da mutluluktan farklıdır, tamamıyla farklıdır. Onun dışarıyla, diğeriyle hiçbir ilgisi yoktur; o içsel bir olgudur. Coşku çılgındır. Ve sadece çılgın insanlar bu bedeli ödeyebilir. Sıradan akıllı insan çok kurnazdır, çok hesapçıdır, çok hilekardır. O coşkunun bedelini ödeyemez çünkü onu kontrol edemez. Ancak perişan haldeki bir insanı kontrol edebilirsin. Coşkulu bir insan özgür olacaktır. Coşku özgürlüktür. Coşkulu olduğunda sen bir köleye indirgenemezsin. Tanrı yukarıdaki cennetlerde bir yerlerde değildir. O, şimdi burada; ağaçlarda, taşlarda, senin içinde, benim içimde, her şeyin içinde. Tanrı varoluşun ruhudur, görünmez olan, en içteki özdür.
Ne olacağın hakkında bir fikrin olmadan dünyada yaşa. Bir kazanan mı yoksa kaybeden mi olmanın hiçbir önemi yok. Ölüm her şeyi senden alır. Önemli olan tek şey oyunu nasıl oynadığındır. Hoşuna gitti mi? O zaman her an bir coşku anıdır. “
KAYKAY
bu gün kaleiçinin daracık sokaklarından geçtim. sıcaktan bunalmış, müşteri bekleyen yorgun insan yüzleri.. onları görmek bile beni yordu. oradan hızla geçip karaalioğlu parkına, nam-ı diğer karaoğlan parkına yürüdüm. deniz üzerindeki ışık oyunlarını bir süre keyifle izledikten sonra parkın meydanında paten kayan ve kaykaya binen gençleri izledim.belli ki yeni yeni öğreniyorlar. bilhassa kaykay epey hüner gerektiriyor.gençleri izlerken tespitim şu oldu; tek problemleri; kaykayı kendi ayaklarından – vücutlarından ayrı bir şey olarak hissetmeleri – düşünmeleri. kaykayla bütünleşen, onu bedeninin bir uzvu-parçası gibi gören bir kaç genç ise grubu ve izleyenleri şaşırtan hareketler yapabiliyorlardı. onları toplayıp farkındalık ve kaykay üzerine konuşmak istedim bir an. ama kendi farkındalığım o kadar ağır bastı ki, kendi dışımda bir şeye vakit ayıramayacağımı farkedip vazgeçtim. o meydanda iyi kaykay binen gençler hayatta da iyi bir iletişimci, canlı, renkli, keyifli insanlar olacaktır hiç şüphesiz. avril lavigne – skater boy dinleyin , keyifli bir şarkı.. girişe bayılıyorum :)
karaoğlan parkından çıkıp sahilden migros-a kadar yaklaşık 7-8km hızlı tempo yürüdüm.hareket etmenin verdiği mutlulukla esnedim. rahatladım. migrosta biraz dinlendikten sonra dergi, müzik ve kitap reyonlarında yaklaşık bir saat vakit geçirdim. lise yıllarında sayın hocam Mehmet Özay ın odasında dinlediğimiz Carmina Burana – Carl Orff albümünü görünce dayanamadım, aldım. siz hiç carmina burana dinlediniz mi? ve bir de Edith Piaf albümü eskilerden. çok güzel cuba, hawai, brezilya, ispanya müzikleri var raflarda.. bir başka zamana..
***
eve geldiğimde ablamın güzel sade yemekleri günün ödülü gibiydi. Mücver, yoğurt, bol roka.. süper menü :)
teşekkürler,
ışık, hareket, sevgi.
kısaca coşku. ışıltılı eylem..
1 comment Haziran 16, 2009
TÜRKİYE MİLLİ EĞİTİMİNDE DURUM DEĞERLENDİRMESİ VE HEDEFLER
DERS : Eğitim

Eğitim eğmekten gelir. İnsanoğlunun düştüğü ve göründüğü bu fenomenler dünyasında insan daha çok görünmeyen tarafıyla insan olarak anılmaya değerdir. Bu görünmeyen tarafa ulaşmak ve orada bir takım değişim, dönüşüm, iyileştirme, zenginleştirme faaliyetinde bulunmak öncelikle insanın biyolojik, fiziki ve soyut (soul) durumunun ortaya konulması gerekir. İnsan dünyaya düşer. Merhamete ilgiye bakıma rehbere ihtiyacı vardır. Doğuştan gelen bir takım özgürlüklere sahiptir ama toplum içinde yaşamanın getirdiği sorumlulukların da farkında olarak büyümelidir. Ve devlet burada, Ivan Illich in okulsuz toplumunda ve Michel Foucault un tezlerinde çoğu zaman yer bulan , vatandaşı-bireyi okulla tek tipleştirerek kontrol altına alma ve iktidarın devamını sağlamak gibi statükocu, bağnaz bir yapıdan uzak durmalıdır. Zira insan her an “akan bir enerjidir”. Binbir potansiyelle dolu bir enerji merkezi.. böyle bir varlığa karşı devlet onun yeteneklerini körelterek kendi devamlılığını sağlayabilir ancak uzun vadede o ülkenin çöküşü kaçınılmazdır. Her an değişen, akan bir enerji olan insana karşı yapılacak muamelelerde ESNEKLİK temel bir yaklaşım metodu olmalıdır. Tektiplilik hayvanlara ve cansızlara özgüdür. Oysa insan biriciktir. Her birey farklıdır, her birey değerlidir, her can kutsaldır. Bireyin doğuştan getirdiği bu farklılıkları toplum içinde ayrılıklara ve çatışmaya değil zenginliğe dönüştüreceği ve farklılıkların sinerji etkisi oluşturduğu bir duruma hizmet edecek şekilde bireyler özgür bir düşünceyle büyütülmelidir.
Elli yıl sonrası Türkiye de yaşayacak insanlarımızın özgür düşünceli, girişimci, toplumun tüm değerlerine saygılı, demokrasi kültürünü içselleştirmiş bireyler olabilmeleri için Milli Eğitim politikalarında yapılması gereken değişiklikler;

1. Öncelikle milli eğitim bakanlığı bünyesinde “Beyin Takımı” oluşturulmalıdır.
2. Beyin takımı Avrupa ve dünya ülkelerinde eğitim veren kurumları bizzat yerinde gezerek inceleme yapmalı ve gözlemlerini bakanlığa rapor etmeli
3. Yaşadığımız yüzyıl dikkate alınarak eğitim de 10-20-40 yıllık hedefler ülke çıkarlarımız ve gelecek kuşakların ihtiyaç ve muhtemel problemleri göz önüne alınarak oluşturulmalıdır.
4. Milli eğitimin hedeflerinde yetiştirilecek bireylerin: girişimci, özgür düşünebilen, kendisiyle barışık, dünya vatandaşı olma konusunda şuurlu, heyecanlı, öğrenmeye meraklı, öğrenmeyi öğrenmiş, özdenetimi olan, eşitlikçi ve farklılıklara saygı duyan, değişime ve gelişime açık, entelektüel birikimli, sosyal bireyler hedeflenmeli bu hedefler için müfredat yeniden gözden geçirilmeli, sınıflar yeniden düzenlenmeli, sınıf mevcutlarına kota konulmalı, yapılacak eğitim faaliyetleri grup aktiviteleri şeklinde yapılabilir düzeyde olmalı, bu grup çalışmaları için akademik camiadan projeler istenilmelidir.
5. Kadim yunanda eğitim iki temel parametreden oluşur: Beden Eğitimi ve Art. Ülkemizde maalesef bu konuda ne yeterli bir eğitim ne de bilinç düzeyi vardır. Öncelikle bu eğitimlerin gerekliliği için bilinçlendirme çalışmaları- konferanslar yapılmalıdır. Mesela beden eğitimi dersleri için her yaşa uygun müfredatlı kitaplar yazılmalıdır. Beden eğitimi ders saati başka ders başlıkları- aktiviteler adı altında genişletilerek arttırılmalıdır.
6. Eğitimde, bilhassa ilköğretim düzeyinde oyun ve öğrenci merkezli eğitime artık gerçek anlamda geçilmeli. Öğrencinin oyun oynama ihtiyacı eğlendirici ve bilgilendirici eğitsel oyunlar ve aktivitelerle giderilmeli, böylece öğrenci kitap okuma, matematiksel ve bilimsel düşünme konularında daha istekli, esnek düşünceli hale gelmesi sağlanmalı. Kısaca ilköğretimde müfredat basitleştirilmeli, kolaylaştırılmalı, bilgi içerikli ders saati azaltılıp, oyun ve aktivite merkezli ders saatleri arttırılmalıdır. Daha çok oyun ve eğlenceye yer verilerek öğrencinin okulu- öğrenmeyi sevmesi, yaşına uygun karakter özelliklerini kazanması hedeflenmelidir.
7. Yaşadığımız delifişek zamanların 1 en önemli icatlarından birisi olan ve dünyamızı pek çok alanda etkileyen internetin etkin bir şekilde kullanımı için milli eğitim hedefleri yeniden yapılandırılmalı ve internet kullanımı için bilimsel çalışmalar yapılmalı, fiziki şartlar buna göre yeniden oluşturulmalı.
8. Sadece internet girişimciliği üzerine kurulu mesleki eğitim liseleri açılmalı ve üniversiteye girişte bu öğrenciler bilgisayarla ilgili alanlara sınavsız geçebilmeli.
9. Günümüzün en büyük eğitim sorunlarından birisi aşırı ödevler ve sınavlardır. Çevremizde öyle gençler, öğrenciler görüyoruz ki sınavlardan ve ödevlerden bezmiş durumdalar. Sınavlar ve ödevler azaltılarak etkili sınav teknikleri kullanılmalı, ödevler yaratıcılığı arttırıcı yönde düzenlenmelidir. Öğrenci ödevler verilirken “öğrenmeyi öğrenmesi” amaçlanmalıdır.
10. Başarı bir sonuçtur, asıl önemli unsur ise süreçtir. Eğitim süreçleri tek tek gözden geçirilmeli yanlış-gereksiz düzenlemeler kaldırılmalıdır.
11. Eğitimde öğrenciye esneklik ve özgürlük tanınmalıdır.
12. Ceza - Disiplin sorunlarına yeni çözümler getirilmeli. Ama mutlaka çözüm olmalı. Ertelenen problemler, kişilik bozuklukları kanser gibidir. Disiplinde hedef öğrencinin “özdenetimli” bir şekilde hareket edebilmesini sağlayabilmektir. İç motivasyonun gelişmesine yönelik çalışmalar müfredata alınmalıdır.
13. Ödül – mümkün olan her fırsatta ödüller verilerek öğrenciye değerli olduğu hissettirilmeli , erken yaşlarda kabiliyet ve istidadı belirlenmelidir. Öğrencilerin ilgi ve yeteneklerini ortaya çıkaracak projeler yapılmalıdır.
14. Farklı alandaki bu projeler için Avrupa birliği eğitim ve gençlik programları havuzundan finansman sağlanabilir.
15. “Azgelişmişlik bir bütündür, parçalanamaz”: eğitimde TKY toptan kalite yönetimi ilke ve yöntemleri uygulanmalıdır.
16. Eğitim reformları yapılırken sağlık-ekonomi gibi konularla birlikte düşünülmeli disiplinler arası çalışmaya özen gösterilmeli, dengeli değişim ve yenilenmelere dikkat edilmelidir.
17. Aileler de eğitim reformlarında dolaylı eğitime dahil edilebilmelidir. Bunun için projeler geliştirilmeli. Okul aile birliklerinin yetki ve sorumlulukları arttırılmalıdır. Başarı ve başarısızlık ortaktır.
18. Üstün zekâlı ve üstün yetenekli çocukların erken belirlenmesi ve özel ilgi görmeleri sağlanmalıdır.
19. 15-18 yaş grubu gençlerin geniş tabanlı programlarla, bir alana/mesleğe ve yüksek öğretime hazırlayacak biçimde yönlendirilmesinin Türkiye’nin muhtemel Avrupa Birliğine entegre olma sürecinde ve kendi iç dinamiklerinde önemi gözetilerek bu konuda teşvik edici – cazip çalışmalar yapılmalıdır.
20. Gençlerin küçük yaşlardan itibaren bir alana odaklanması sağlanarak eğitimlerine devam etmeleri hem birey hem devlet için menfaatleri icabıdır. Odaklanma ve uzmanlaşmaya önem verilmeli.
21. öğrencilerin kapsamlı şekilde gelişerek, bilim ve kültür ruhuna sahip öğrenciler olması amaçlanmalı, bu amaçla çok sayıda bilimadamı bilimsel rapor sunmaya davet edilmeli.
22. Okul öncesi eğitim 3 yaşından başlatılmalı. Milli eğitim bakanlığı denetiminde Belediye işbirliğiyle belde ve ilçelerde okul öncesi kurumları oluşturulabilir – bazı belediyelerin uygulamış olduğu bilgi evleri projesi yaygınlaştırılabilir. Buralarda internetin etkin kullanımı ve grup etkinleri, öğrenciler için okul dışındaki zamanda da sosyalleşme imkanı sağlayabilir.
23. Hazırlanması muhtemel yeni Sivil anayasada milli eğitim politika değişimleri- projeleri-yönetmelikleri yüksek yargının ideolojik kararlarıyla bozulmaması için bakanlığa ayrıcalık ve özerklik verilmeli .
24. Meslekî-teknik eğitim için aileler ve öğrenciler bilgilendirilip, teşvik edilmeli.
25. İstihdam hazırlayıcı meslekî ve teknik eğitim programlarının, uluslararası standartlarda bir yapılaşma içinde yürütülmesi sağlanmalı.
26. Liselerde internet dersi verilmeli. Her yönüyle.
27. İngilizce ders saatleri arttırılmalı, dil öğrenimi konusunda yeni çalışmalar yapılmalı. Dil öğrenim teknikleri yeniden sorgulanıp ele alınmalı ve İngilizceyi yazma-okuma-konuşma boyutlarıyla öğrenmek teşvik edilmeli.
28. Eğitimin her kademesinde teknoloji çok iyi kullanılmalı. Tüm dünyadaki eğitim materyalleri literatür taraması yapılıp, pilot okullar belirlenerek yaygınlaştırılmalı.
29. Eğitimde yeni düşünce ve uygulamalara açık, esnek ve özgür düşünceli, siyasi-dini-etnik kaygılardan uzak, merhametli, bilge, aydın öğretmenler yetiştirmek için öğretmenlik mesleği yeniden ele alınmalı. Hizmet içi eğitimler zorunlu katılımlardan çıkıp keyifli, bilgilendirici, motive edici süreçlere dönüştürülmeli.
30. Öğretmenlerin özlük hakları iyileştirilmeli.
31. Eğitimde özel okulların oranı arttırılmalı. Özel okulların çeşitliliği teşvik edilmeli.
32. Meslek liseleri düzeyinde özel okullar açılmalı, yaygınlaştırılmalı.
33. Meslek liselerindeki eğitmenlerin kaliteli olmaları için planlamalar yapılmalı.
34. Okulsuz eğitim seçenekleri de düşünülmeli.
35. Eğitimde bire bir eğitim ve pdr hizmetleri arttırılmalı
36. Sivil itaatsizlik bildirisinin yazarı – aktivist Henry David Thoreau nun dediği gibi: ” En iyi yönetim en az yöneten yönetimdir.” Bu bağlamda bir eğitim yapılanması için hala hazır değil miyiz?

Mustafa IJAZ ÇAKIROĞLU
Youth Mentor, Umudun Teologu, İnternet Müptelası, Reklam Concept Danışmanı, Gezgin, web girişimcisi
___________________________________________________-
1 comment Mayıs 13, 2009
UNIVERSIADE 2011 DE NASIL GÖREV ALIRSINIZ?
Universiade 2011 Kış Olimpiyatlarına az kaldı. Erzurumu yoğun günler bekliyor. Yapılması gereken bir sürü iş var. Olimpiyatların organizasyon kısmına Atatürk Üniversitesi de Gönüllü Olmak isteyen öğrencileriyle katkıda bulunuyor. Temel seviyede İngilizcesi olan -ingilizcesi olmayan ama gönüllü olmak isteyenler için üniversite bünyesinde kurslar açılacaktır- , 2011 yılında hala öğrenimine Erzurum’da devam edecek öğrenci arkadaşlarımızı dünyanın bir çok ülkesinden binlerce kişinin katılacağı bu organizasyonda gönüllü olmaya davet ediyoruz. Gönüllü olarak network-ünüzü geliştirirsiniz, yeni insanlar tanırsınız, eğlenirsiniz, yaşadığınız şehri ve insanlarını daha yakından tanıma imkanı bulursunuz, girişimcilik konusunda deneyimler edinebilirsiniz. Üstelik bu etkinliğiniz CV nizde de şık duracaktır. Erzurumda hep sosyal etkinlik sıkıntısı çeken üniversite öğrencileri haydi gönüllü olmaya! Gönüllü olurken yeteneklerinize ve ilgi alanlarınıza göre başvuruda bulunabiliyorsunuz. Seçenekler şöyle , gönüllülük formu doldurmak için şuradan buyrun.
UNIVERSIADE NEDİR?
Universiade – Üniversite Oyunları
Universiade kelimesi üniversite öğrencilerinin olimpiyatları anlamına gelen Üniversite (University) ve Olimpiyat (Olympiad) kelimelerinin birleşmesinden oluşmaktadır.Universiade, birçok spor dalını bir araya getiren bir kültür ve spor festivali olması nedeniyle dünyanın en önemli spor etkinliklerinden birisidir. Her iki yılda bir farklı kentte düzenlenen bu oyunlar Yaz ve Kış Oyunları olmak üzere ikiye ayrılır.Yaz Oyunları’nda müsabakalar; on zorunlu dal ile ev sahibi kentin seçeceği en fazla üç isteğe bağlı spor dalında yapılmaktadır. Zorunlu dallar; Atletizm, Basketbol, Eskrim, Futbol, Jimnastik, Yüzme, Atlama, Sutopu, Tenis ve Voleyboldur.Kış Oyunları’nda ise altı zorunlu ve ev sahibi ülkenin seçeceği bir veya iki isteğe bağlı spor dalında müsabakalar gerçekleştirilmektedir. Zorunlu dallar; Alp Disiplini, Kuzey Disiplini, Buz Hokeyi, Hız Pateni, Biatlon, Artistik Paten.
1 comment Nisan 30, 2009
E-KİTAP, SANAL KÜTÜPHANE VE ANSİKLOPEDİLER

Atatürk Üniversitesi kütüphanesinin kayıtlı olduğu e-kitap servisleri, veritabanları, patent kuruluşları, sözlükler ve tercüme araçları için şuraya
sanal alemde hizmet veren dünya kütüphaneleri için buraya
türkiye kütüphaneleri için şuraya
E-Tez çalışmaları için buraya
Ansiklopediler şuraya
Erasmus, farabi, yaz okulu, staj, IAESTE hakkında bilgi edinmek için buraya
Tıklayınız.
1 comment Nisan 30, 2009
WIPO & WITTGENSTEIN
Today’s Zamanın Pazar yayını olan Sunday’s Zaman da okuduğum bir haber bana ilginç geldi paylaşmak istedim. 26 Nisan dünya fikri mülkiyet günüymüş. Habere göre 26 nisan 2001’de entelektüel zenginliğin günlük hayata etkisi konusunda farkındalık oluşturma ve dünyanın dörtbir yanından insanlığın gelişimi için katkıda bulunan isimleri, sanatçı, düşünür ve girişimcileri anmak için kurulan World Intellectual Property Organization – WIPO her yıl bir tema çerçevesinde etkinlik düzenliyor. Bu yıl ki tema; “geleceğimizi güvenceye almanın bir anahtarı olarak; yeşil alan korumalı projeler”. Dünya entelektüel zenginliği deyince aklıma neler gelmiyor ki.. Hz. Adem den başlamalı.. J yasak elma ile başlayan dünya macerasında insanoğlu kendine yeniden yasak elmalar mı icad ediyor acaba? Sormadan geçemedim.
***
Entelektüellik demişken 26 nisan doğumlu Ludwig Wittgenstein’ı (1889-1951) anmadan geçmeyelim. 20. Yy analitik ve dil felsefesinde çok etkili olmuş bir filozof-düşünür olan wittgenstein bendeniz için de lise ve üniversite yıllarımda zihnimi en çok tahrik eden isimler arasında yer alır. Wittgenstein okuyacaklar için kitap önerisi; Yan Değiniler – altıkırkbeş yay.
LW
Zengin bir ailenin çocuğuydu. Issız bir fiyord yamacına yaptırdığı kulübede inzivaya çekildi. Toplum yaşamına dönmesinin ardından babasından kalan serveti dağıttı. Çok mutsuz oldu, sık sık intiharı düşündü. Akademik felsefe düşüncesine karşıydı. 1950’de kanser olduğunu öğrendi. Ona göre felsefede çözülecek bir problem, kanıtlanacak bir teorem, sınanacak bir varsayım yoktu ve dedi ki:
“İnsanlar iyiye doğru götürülemezler; ancak şuraya-buraya götürülebilirler. İyi, olgu uzamının dışında yatar…
Tohumu topraktan çekip alamazsın. Yapabileceğin, yalnızca, ona ısı, nem, ışık sağlamaktır; kendi kendine yetişmek zorundadır…
Çocuk kötüdür, ama kimse ona başka türlü olmayı öğretmez ki; anası-babası da gösterdikleri budalaca yakınlıkla daha da beter ederler onu…
Bir insan kilitli olmayan, ama içeriye doğru açılan bir kapıyı boyuna itiyor, çekmek aklına gelmiyorsa, dada hapistir…
Ancak çok mutsuz bir insanın başka bir insan için üzülmeye hakkı vardır…
Kişi yalnızca en korkunç acılar içindeyken yazmalı -o zaman bambaşka bir anlamı olur yazdıklarının. Ama, bu yüzden, bu yazılanı da kimse bir doğrudur diye alıntılayamamalı; meğer ki bunu söylerken kendisi de acı çekiyor ola…
Wittgenstein için ekşi sözlüğe bakın;
Add comment Nisan 27, 2009
EZAN ÜMİTSİZLİĞİ GİDERİR
Yarım kalmış – başlamadan bitmiş projeler kervanı hayatım. Hayırlısı.
Geçen bir arkadaşın ofisinde otururken aklıma gelen bu projeden bahsedeyim önce. Dostumu ziyarete gittiğimde kendisi çok meşguldü. O kadar meşgul ki bırakın bizimle ilgilenmeyi kendisiyle bile ilgilenemiyordu; yetiştirilmesi gereken işler, raporlar, sunumlar vs..çayımı içip otururken pencere arkasında yağan bahar yağmuru ne güzel olmuştu bu ikindi vaktinde. Bu hal ile mest olmuşken bir de ikindi ezanı başlamaz mı.. hep huyumdur, kapalı mekanlarda olduğumda ezan okunmaya başladıysa mümkünse pencereyi açar, ezanı içime çekerek dinlerim, nurun ala nur olurum J o nasıl bir güzelliktir..ikindi vaktindeki dünya meşgalesine inat o nasıl bir nidadır, o nasıl bir çağrıdır aman Allahım.. her kelimesinde ayrı bir ahenk ayrı bir letaif ayrı bir hikmet ve tesir var ezanın. O an karar verdim; sadece ve sadece ezanla ilgili bir site yapacaktım. Sitede ezanın kısa tarihi, Bilal-i Habeşi, ezan makamları, ezan sözlerinin tefsiri, dünyanın dört bir yanından en güzel ezan videosu ve ses kayıtları.. bir de ziyaretçilerin ezanla ilgili başlarından geçmiş güzel anı ve anekdotlarını yazabilecekleri bir ziyaretçi sayfası olacaktı sitede.. bu kadar. Amacımız ezanla ilgili farkındalığı arttırmak ve efendimizin-rabbimizin rızasını kazanmak. Ezan dinlemenin ritüelleri vardır bilirsiniz, ezan okununca öncelikle “Aziz Allah, şefaat ya resulullah” denilir. O an yaptığımız bir iş varsa mümkünse o iş terk edilir ve ezan edeble dinlenilir. Ezan okunmaya başladığında ayak ayaküstüne atıp oturanlar ezana saygıdan dolayı ayağını indirirler, müzik çalıyorsa kapatılır, yatakta uzanıyor ve uyanıksak mümkünse yataktan doğrulmak gerekir. Bunlar kültürümüzde ezana saygıdan oluşmuş bazı davranış motifleri. Ne güzel şeyler değil mi? Biz de tekrar bu farkındalığı arttırmak için böyle bir site yapalım dedik, diyanetin ve bazı vakıfların projemize destek vereceğinden şüphemiz yoktu lakin Çağrı kardeşimle birkaç kez bu proje için bir araya geldiysek de bazı teknik sorunlardan bir sonuca varamadık ve proje yarım kaldı. Ankara’dan Mehmet kardeşim de sitemize güzel bir ezan tefsiriyle katkıda bulunmak için bir metin göndermişti. Ona da buradan tekrar teşekkür ediyoruz. En azından metni paylaşayım istedim;
Seyid Sıbgatullah Arvasi (k.s) hazretleri müridi ve halifesi olan Abdurrahman-ı Taği (k.s) hazretlerine ezan okunurken şu şekilde tefekkür etmek gerektiğini anlatmışlar:
Allahu Ekber: Cenab-ı Rabbul Alemin, ibadete ihtiyacı olmayacak derecede büyüktür.
Eşhedü enla ilahe illallah: O’ndan başka ibadete layık kimse yoktur.
Eşhedü enne Muhammeden resulullah: Peygamberlerin dediği haktır, peygamberimiz Muhammed Mustafa’nın (s.a.v) getirdiği şeriat haktır. Buna göre namaz asla terk edilmeyecek bir vecibedir, farzdır. Kul, kıldığı namazlara karşılık sevap kazanır. Bırakacak olsa acıklı bir azap ve büyük bir mahrumiyet vardır.
Burada iki mana ortaya çıktı.
Hayya ale’salah: Namaza gel ki büyük bir hayra kavuşasın. Bu söz birinci manaya işarettir.
Hayya alel-felah: Bu önemli farzı yerine getirmeye gel ki acıklı azaptan kurtulasın. Bu söz de ikinci manaya işarettir.
Ezanı dinleyen kimse bu kısımda ‘la havle vela kuvvete illa billah’ demelidir. Bu, taate gücüm yok, azaptan kurtulmak için gücüm yok, bunlar ancak Allah’ın yardımıyla olur anlamına gelir. Bu sözü söylemek müstehaptır.
Burada kula hiçbir şey kalmadığından dinleyici gevşeklik gösterebilir. Müezzinin tekrar ‘Allahu ekber’ ve ‘La ilahe illallah’ demesi, dinleyendeki bu gevşekliği giderir.
Allahu Ekber: Allah kulun ibadetine layık olmayacak derecede büyüktür. Öyle ise fayda hep kulundur anlamına gelir. Bunları söylemekle kulun gevşekliği gider.
La ilahe illallah: İbadete müstehak olan yalnızca Allah’tır, kullarını azaptan kurtaracak olan da sadece O’dur demektir.
Bu kelime-i tayyibe, ümitsizliği giderir.
4 comments Nisan 27, 2009
ERKEĞİN AĞIRLIK MERKEZİ ESQUİRE
Esguire uluslararası bir erkek dergisi. Kendi alanında tam bir fenomen olan derginin Türkiye edisyonunun genel yayın yönetmenliğini Okan Can Yantır yapıyor. Çok samimi, dinamik, güzel tespitleriyle her ay onu okumak ayrı bir keyif. Müzik, sinema, kitap, dvd,otomobil, ekonomi,lüks,teknoloji, mekan, bakım, vitrin,moda, stil gibi başlıklarda her ay güzel ipuçlarını ve buzz’ları bulabileceğiniz dergide her ay dosya konusuyla ilgili yazı, fotoğraf ve metalar bulabilirsiniz. Nisan ayında DAHİLİK özel sayısı çıkartan Esquire’ın kapağında Tv nin dahi çocuğu (ben girişimci derdim) Acun ILICALI var ve onunla yapılmış keyifli bir sohbet sizleri bekliyor. Yine dosya konusuyla ilgili olarak farklı alanlardan dahi ve dahilik örneklerine yer verilmiş. İrdelemek için spesifik ve zor bir konuyu keyifli hale getirmeleri gerçekten çok güzel. Dergiyi okurken hiç sıkılmıyorsunuz. Ciddiyet ile Neşenin birlikte olduğu bir koridor gibi Esguire. Tam bir beyefendi yani. Dergiye emek veren isimler şöyle:
Görsel Yönetmen: Özgür Özdoğan Editör: Togan Noyan Muhabir: Uluç Özcü Muhabir: Arzum Uzun Muhabir: Elçin Kaçar Sorumlu Müdür: Yusuf Yazıcıoğlu
Katkıda bulunanlar ise: Alper Kotaman, Ege Görgün, Erkin Çam, Gökhan İlker, Altay Öktem, Burak Ünaldı, Nur Onur, Pınar Dalga.
Dergiye her konuda yazmak için:
Tevfikbey Mah. 20 temmuz cad. no 24 34295 sefaköy/ İstanbul
veya
www.esquire.com.tr internet adresini kullanabilirsiniz.
Fiyatı da gayet uygun olan dergiye neden abone olmayasınız?
Esquire ekibini tekrar tebrik eder, iyi çalışmalar dilerim.
Esquire a bir dosya konusu önerim var : GİRİŞİMCİLİK VE GİRİŞİMCİLER.
Kapakta kim olur?
Zor soru.
Bir şarkıyla bitirelim;
Emillia Söylüyor : Big Big World
1 comment Nisan 19, 2009
NEDEN İNTERNETTEYİZ?
Bunun bir çok cevabı olabilir. Martin Luther’ den kalan kendini motive etme anlayışı şimdi bir yana bırakılıyor. Kendinden motivastyonlu işçi her sabah işe gitme hevesiyle yataktan kalkardı- ibadetii çalışarak yerine getirirdi. Derken bir gün yatakta kalmaya karar verdi. Günümüzde insanlar zengin olmak, eğlenmek, yeni insanlarla tanışmak, yeni yerler görmek, tanınmak, kendini geliştirmek ve bunun gibi nedenlerle çalışıyor. Çalışma otomatikman iyi bir şey kabul edilmiyor. Motivasyon artık verili bir durum sayılmıyor. Çalışmak zorunda olmaktan canımız isterse çaşacağımız bir sisteme doğru gidiyoruz. Bir çok şirket yaptığı araştırmada işte Facebook kullanan çalışanının motivasyonu arttığı için buna izin veriyor.
Facebook’u düşünün. Dell’i düşünün. Youtube’u, gooogle’u, twitter’ı, IKEA’yı düşünün. Chevrolet Suburban’ı düşünün. Starbucks’ı düşünün. Kârlı fıratlar her yerde var. iş dünyası füze bilimi değil. Özü para kazanmaya dayanır. Apple’ın reklamını hepimiz biliyoruz: ‘Think difference.’ farklı düşün. Fikir avcısı ol. Ama bu da yetmez. Fikirlerini hayata geçirirken onları iyi sat! Apple’ın iMac’ı satarken kullandığı reklam gibi: “ Moron değil, Şık!” Bilgi , eğlence ve organizasyon çağındayız. Bu üçünden daha da önemlisi duygu. Bir duygu kasılması içinde yaşıyoruz. Dünyaya akıldan çok duygular yön vermeye başladı. Bütün eylemlerimizin özünde “alışveriş ve seks” var artık. Duygudan beslenen bir ekonomik çağ. Başarıya ulşmak için şu batası ‘mantığı’ ve normali bırakmalıyız artık. Diğer herkes gibi davranırsak, aynı şeyleri görür, aynı fikirlerle ortaya çıkar, tıpatıp aynı ürün ve hizmetleri üretiriz. Normal fikirler olsa olsa normal sonuçlar verir. Kazananın hepsini aldığı bir dünyada Normal= Hiçbirşey. Ama küçük bir risk almaya, ufak bir kuralı çiğnemeye, bir kaç normu görmezden gelmeye eğilim gösterirsek, en azından teorik olarak yeni bir şeyle ortaya çıkma, bir niş yakalama ve biraz para kazanma şansımız olur.
Gelecek aykırı düşünenleirn, risk alanların, kuralları çiğnemeyi göze alanların ve yeni kurallar koymayı göze alanların olacak. Gelecek onu yaratma fırsatını kovalayanların olacak. Düş gör, yoksa kabus görürsün. Geleceğe kafa yor! Delifişek ol!
1 comment Nisan 16, 2009
İNTERNET BAŞTAN ÇIKARIR!
Bugün Atatürk Üniversitesinde internet haftası (6-21 Nisan) dolayısıyla düzenlenen konferansın konuğu Bilkent Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç.Dr. Mustafa Akgül’dü. İnternetin tarihçesinden bahseden Akgül neden internetin bir devrim olduğunu hatta sanayi devriminden bile daha ciddi sonuçlarının olduğunu konu edinen güzel bir sunum yaptı. Mustafa Akgül Beyefendiye teşekkür ediyoruz. İnternet haftası neden 6-21 nisan tarihleri arasında kutlanmaktadır? Bunun İnternetin Türkiyedeki tarihiyle yakından ilgisi var. 1950 lerin başında laboratuvar ortamında bilgisayarlar arası bağlantı çalışmalarının sonrasında CERN ( avrupa parçacık fiziği (big-bang) araştırma laboratuvarı) çalışanlarının çalışmalarının kendi aralarında paylaşımı içimi bu ağ bağlantısı ve web kullanımı geliştirildi. O zaman bilimsel amaçlı bir paylaşım için ortaya konan internet bugün dünyamızı baştan değiştirdi. Adeta baştan çıkardı. : ) Ülkemizde de internetin kullanımına başlanıldığı tarih 12 nisan 1993tür. Bundan dolayı her nisan ayının 6 ile 21i arasında internet haftasını çeşitli etkinliklerle kutluyoruz. ‘internet yaşamdır’ sloganıyla kendini ifade eden bu organizasyonun amacı bilişim çağında interneti daha çok kişiyle buluşturmak. Artık tek tek yapıların, bireylerin, grupların etkinliğinin ortadan kalktığı, daha çok Bağlantılı Toplumun ve Ekonomilerin, sosyolojik yapıların ortaya çıktığını görüyoruz. Bir ağın değeri bu ağı kaç kişinin kullandığıyla doğrudan ilgili. Onun için zaten değerli bir buluş olan internetin de ülkemizde bu değerden yeterince pay alması için kullanıcı sayısını arttırmak zorundayız. E-türkiye, E-devlet projeleri bu fikrin bir uzantısı. Her gün yüzlerce web sitesi, blog yayınlanmakta. İnternetin en önemli devrimsel niteliği, mekan va zamana ilişkin her türlü yerel, coğrafi, ekonomik farklılıkları ortadan kaldırması. Erzurumdaki bir üniversite öğrencisiyle New Yorktaki bir üniversite öğrencisini aynı şartlarda buluşturmakta. Yeter ki siz ne yapmak istediğinize karar verin. Zaten dananın kuyruğu da burda kopuyor. Ne yapmak istediğine karar vermek? Fikir avcısı, girişimci olmak. Buluşcu olmak! İşte genç toplum olarak eksiğimiz burada. İnternet kullanımını eğlence ve zaman öldürmekten ziyade girişimlerimiz ve networking için kullanmaya başlarsak işte o zaman bilişim toplumu olduk demektir. Şu an internet kullanımıyla ilgili yapılan bazı araştırmalarda ülkemiz katar, azerbaycan gibi ülkelerden bile geride. Takribi 120 ülke arasında 60. sıralardayız. İnternetin yaygınlığıyla birlikte bazı sorunlar da haliyle birlikte gelmekte. Porno, çocuk ve aile sağlığı, sansür gibi konular tartışmalı ve önlemler konusunda hala kafalar karışık. Mustafa Akgül konfrenasında interneti sokağa benzetti. ‘ siz çocuğunuzu sokağa bırakır mısınız? Elbette bırakmazsınız. İnternette öyle’ dediler. Sansür meselesi ise karın ağrısı bir durum. Yasakçı bir zihniyetle hiç bir şey olmaz, olmayacağını dünya bir kez daha gösterecek. İnternet vergilerinde dünya şampiyonuymuşuz. Ben de internetin neden pahalı oldupunu hep düşünmüşümdür. Oysa bu sorunun temelinde telekomun özelleşmesine rağmen bir türlü serbest piyasaya inememesi varmış. Gerçekten ilginç bir konu. Umarım bu vergiler düşer de ‘internet yaşamdır’ sloganı hayat bulur. 3G teknolojisini heyecanla beklediğimiz bu günlerde iPhone kullanımıyla birlikte internet yaşamın her yanına girecek ve Gelecek ve Girişimler üzerine kafa yoranlar kazanacak. Geleceğe kafa yoralım!

1 comment Nisan 7, 2009
2009 YEREL SEÇİM ANALİZİ ve AKP’nin KÖPÜĞÜ
Merhaba Türkiye! 29 Mart yerel seçimleri üzerine bir kaç konuya değinmek istiyorum. Öncelikle gazetelerdeki manşetlere yansıyan ve yorumcuların dilinden düşmeyen yanlış bir metaforla başlayalım. ’seçmen uyardı, one minute dedi, seçmen mesaj verdi’ gibi başlıklar gerçekten anlamsızdır. Seçmen mesaj vermez, oy verir. Herkes sandığa gider, partisine oy verir ve sonuçta kollektif bir sonuç ortaya çıkar. Bu tek tek verilen oylar sonucunda çıkan tabloyu seçmen uyardı, mesaj verdi şeklinde yorumlamak amiyane tabirle densizliktir.
Ortaya çıkan tabloda AKP’nin aldığı oyları az da olsa düşmüştür. Bu düşüşte kıyaslanan tarih 2007 seçimleridir ve bu seçimdeki konjonktür çok farklıdır. Cumhurbaşkanlığı meselesi, e-muhtıra olayları ve halkın iradesine saygı göstermeyen ve iktidarı darbeyle indirmeye çalışan girişimlere karşı halk oy birliğiyle AKP demiştir. Ama bu gün durum çok farklıdır. Adeta bu seçim AKP nin aldığı ödünç oyları geri vererek AKP nin köpüğünü almıştır ve gerçek kitlesi ortaya çıkmıştır. Bu AKP için de iktidardan pay almak isteyen diğer kitleler için de, Türkiye’deki siyaset kültürünün sağlıklı hale gelmesi için de hayırlı olmuştur inancındayım. Umutluyum.
Doğu’daki DTP yükselişini-bloklaşmasını normal bulmuyorum ama bu sonuçlar kürt sorununa ve o bölgenin sorunlarına bakışta demokratik yolları benimseyen kişiler için bir test ve rüşdünü ispatalama imkanı vermiştir. Demokratik yollarla sorun çözmek istiyoruz diyen DTP için bir fırsattır ama iyi değerlendirilmez ve başka hayallerin peşin de koşulursa gerçekten sıkıntılı günler bizi beklemektedir.
Gelelim seçimin süprizine. Bence en süpriz olay memleketim ANTALYA’da gerçekleşti ve beni inanılmaz derecede üzdü. Akp bir sonuç çıkartacaksa buradan çıkartmalıdır. Çok tuhaf! Başbakan 5 yıldaki 60 ayının 1 ayını neredeseyse Antalya’da geçirdi. Hizmetler açılışlar, projeler, şehir adeta bambaşka bir şehir oldu. Antalyaya gittiğimde önceden çok iyi bildiğim yerleri bile bulmakta zorlanıyordum. Evimi bile : ) keza, başkan Menderes Türel beyefendi de ilk günden beri vizyounuyla, heyecanıyla, çalışkanlığıyla, güleryüzlülüğüyle Antalya’nın başkanı olmayı hak ediyordu. En son Menderes beyin yeni dönem prjelerini dinlemiş ne kadar da heyecanlanmıştım. ‘dünya kenti ANTALYA’ vizyonu artık Akaydın dönemiyle birlikte ‘bizim olsun küçük olsun’ mantığına bürünecektir. Hele ki Akaydın’ın cumhuriyet mitiglerinin provakatörlerinden biri olduğu düşünülürse.. yazık! Çok yazık!
Tabii bir de Erzurum’dan bahsetmekte fayda var. Erzurum’da Akp kazandı ama halk yine kaybetti. Ahmet Küçükler’in başkan olduğu bir şehirde yaşamak ne işkence bir bilseniz.. kibirli, gösterişci, riyakar, uzlaşımdan uzak, ben bilirimci bir insan nasıl olur da tekrar seçilir bunu da anlamak zor.
Hayırlı olsun Türkiye, Umutluyum!
Way to go!
Add comment Mart 30, 2009