Posts filed under 'gençlik'

FELSEFE NE İŞE YARAR?

school_athens19 Kasım- Dünya Felsefe Günü dolayısıyla bir kez daha felsefe, kendim, gerçekliğim ve özgürlüğüm üzerine düşünürken felsefeyle tanışmam ve felsefenin bana tanıştırdığı dünya hakkında bir şeyler yazmak istedim. Aslına bakarsanız felsefi düşünme izlerinin zihnimde henüz altı-yedi yaşlarımda iken filizlendiğini ve sonra lise yıllarımda dallanıp budaklandığını minnet, şükran ve heyecanla hatırlıyorum. Küçükken evimizin önünde selvi ağaçlarından oluşmuş bir nevi bir orman vardı. ne zaman bu ormanın içinden yürüsem “dünya herhalde böyle, gidiyorsun, gidiyorsun, gidiyorsun, gidiyorsun ve bitmiyor.. sonsuzluk.. peki ama öncesi? Öncesi yok işte.. hep orman.. hep orman.. hep uzun boylu ağaçlar.. güneşin yapraklar, dallar arasından bir muştu gibi, vahiy gibi indiği orman.. yaşamak bir ormandı diye düşünür ve kafam almazdı.. gidiyorsun, gidiyorsun ve bitmiyor ha.. nasıl yani?” bu soruları sormamda , ya da hayatın deli gür bir orman olduğunu düşünmemde beni dağ dağ, orman orman gezdiren ve buralarda yaşamın nasıl geçtiğini ve inceldiğini gösteren, yaşatan, sahici kılan dedem ve babama bir kez daha teşekkür etmek isterim.  Belki de yaşama doğada -akdeniz, toroslar- başlamanın verdiği dinç ve derin duygudur beni hala dinç ve derin olmanın arzusuyla çalkalanan denizde yaşatan.  Deniz demişken, deniz hayatıma yedi yaşımda girdi. O gün bu gündür denizi, yüzmeyi, deniz kenarında kitap okumayı ve yürümeyi, koşmayı, spor yapmayı ve karpuz yemeyi çok severim ama yine de ilk aşkım orman; kaynak suları, dağbaşı gölleri, küçük taş mağaralarda kıştan kalan karlar, ve herneyse o ormanın içinde bulduğum ilahi ses, hışırtı, aziz, dingin, egomu küçültüp bana sesler içinden tazelik, güzeller içinden ışık, karanlık içinden uyku ve dinginlik ve yıldızlar uzatan bu ormandır. Kuşlardır. Küçük akdeniz çalılarıdır. Yaban mersini, böğürtleğeni, dağ armudu, yaban elması, küçük aziz şifalı ahlatı ve sizi her yorgun gördüğü yerde size bir gölge uzatan sedir ve ardıç ağaçları ve ömrümün en güzel uykularını uyuduğum öğlen saatleri… orman.. hayat.. sanırım kaç yaşında olursam olayım ve neleri yaşarsam yaşayayım yine de dönüp dolaşıp ilk çocukluk yıllarımın geçtiği,Antalya’nın Kaş ve Elmalı ilçeleri arasında kalan Batı Toroslarda, karamık’ta, sinekçi’de, gömüce’de, kemer’de, akdağlarda bir çocuk olacağım, yine de, ve her ne olmuşsa işte.. felsefenin ilk çıkış noktasını, orjinini düşündüğümüzde Miletli Thales’in Mısır’a yaptığı deniz yolculuklukları ve burada gördüğü renkli hayat, bilim, geometri, dünya anlayışı, seyahat ederken iç içe olduğu doğa, ormanlar, renkler, denizler onu yaşamın t-özü, arkesi (arkası), kaynağı ve başlangıcı üzerine düşünmeye itmiştir. Dönemin hakim sutrası olan “ ex nihilo nihil fit” ten ayrılıp “bu gördüklerimiz nedir”, nesneler gerçekte nelerdir, her şeyin başlangıcı , kaynağı, arkesi nedir? Yaşam nasıl varolmuştur, varoluş ilkeleri nelerdir? Dünya neresidir ve bizler burada ne yapıyoruz sorusunu soran Thales ilk doğa filozofları arasında en saygın isimlerden birisidir. Amacım ne  felsefe tarihini anlatmak ne de kişisel menkıbemin görkemli haritasını çıkarmaktır. Bu yazıda sizlere felsefe üzerine klişeleşmiş prestijli ve içi boş yargılar ve bunun yanı sıra felsefe ne işe yarar? sorusuna cevap arayacağım. Bunu yaparken ne çok bilimsel ne de çok edebi olmamaya özen göstereceğim.

hayatın kaynağı ve sonsuzluk üzerine düşündüğüm ilk çocukluk yıllarımdan sonra lisede felsefenin diğer akademik çablardan farklı olduğunu hemen anlamış ve kitaplara vurulmuştum. Belki de okuduğum ilk felsefi eser Voltaire- Candide’dir. Bu eseri bana öneren o dönem, finikenin denizi gören  bir dağ yamacında ev arkadaşım ibrahim K. dır. İbrahim K. sadece bu eseri önermekle kalmayıp bana lise yıllarımda ve üniversite yıllarımda tutunduğum adeta asil bir “ağaç adam “ olmuştur. Ağaç , yeşil, bilge, sessiz, dingin..Gün gelip onun gölgesinde gölgelenip, uykuya dalıp rüya gördüğüm, gün gelip şen-şakrak şarkılar söylediğim, en güzel kitapları ve şiirleri okuduğum aziz bir dosttur İbrahim K. Her şeyden öte bana inanması ve güvenmesiydi tüm mesele. Bir çok insanın, felsefeye, okumaya dalmamdan, öss-yi boşvermemden, platonik, melankolik, tutarsız, yılgın ve suratsız hallerimden yola çıkıp  benden yüz çevirdikleri bir “tip” olduğum o günlerde bana inanan bir tek o vardı. Şimdilerde ise tüm değerlendirmeler ve kriteler için durumum idare eder de olsa bana güvenen dostların sayısında ve sahiciliğinde iflas etmişliğim bir vak’adır. Bu benim dostlardan beklentilerimle ilgili olabilirse de İbrahim K.dan gördüğüm , öğrendiğim bilgelik ve sevginin sahiciliğini ve onarıcılığını bu gün en ala isimlerde ve yerlerde bulamayışım da olabilir. İbrahim K. meselesi benim için ve bazı dostlar için hala bir efsanedir. Ve bu efsaneye uzun zamandır yapmış olduğum vefasızlık ve biganelik beni de rahatsız etmektedir. Bu fakir ve cılız vesileyle de olsa muhtemel her yazımı okuyan ve her yazımı okumasını istediğim belkide tek insan İbrahim K. ya buradan teşekkür ederim. Selamlar aziz dostum.. yine felsefe dolayısıyla tanıştığım isimler, yaşadıklarım belki de hayatımın en renkli kataloğunu oluşturur. Nasıl tanıştığımızı çok hatırlamasam da yine benim için aziz bir dost olan M. Batar ve onun çılgın zekasıyla, parkta, bahçede, gece üç-te demlenmiş çaylarla yaptığımız sohbetler.. hala yapmaya devam ettiğimiz sohbetler.. ve yapacağımız sohbetler. Birbirimizde bizi bütünleyen bir şeyler olduğuna innanmışımdır hep. Aynı dili konuşmak gibi.. aynı dağı tırmanmak gibi.. aynı kızı sevmek gibi.. aynı otobüse binmek gibi :)) yine M. Batar vesilesiyle ankarada tanıştığım güzel insanlar; patikalar ekibi, gökkuşağı çay evi müdavimleri ve sohbetleri, Sancak kolejinde tanıdığım ve benim 2001 Türkiye Felsefe Olimpiyatlarına hazırlanmamda, katılmamda ve sırlamaya girmemde emeği olan, öğlen sandiviçlerini benimle paylaşan, carmina buranayı dinlediğim, en güzel kahve bardaklarının özelliklerini kendisinden öğrendiğim, sadeliğin, mütevaziliğin, sivil düşünme ve yaşamanın, özgürleşmenin en güzel örneklerinden biri ; Mehmet Ö. hocam.. kendisinden dergi okumayı, biriktirmeyi öğrendiğim, Michel Foucault-u bana tanıtan, “günaydın” derken gözlerinin içi gülen Sevgi hanımefendi.. Sancak Kolejinde okumama vesile olan, en önemlisi zor ekonomik koşullarımıza rağmen babamı ikna eden, bana inanan ve hala inanmakta ısrar eden, ulusal çapta dönemin en iyi edebiyat dergisinde (E) yayınlanmış bir şiiri olan 17 yaşındaki öğrencisinin gözlerinindeki ışığa işaret eden öncü, aydınlanmanın gizli rengi, taşrada yaşarken aynı zamanda dünyada da yaşıyor olmayı soluyan, genç insan, tebessüm ehli Osman A. hocam,  lise yıllarımda pek anlayamadığım hayat felsefesini hayatın içine girip normalleştiğim günlerde kendisinden İsa’nın azizleri gibi bahsedebileceğim, bir insan bu kadar mı güzel kızar, bu kadar mı güzel selam verir, bu kadar mı güzel dert sahibi olur dediğim, çamlar kuyusu ve sazak koyunda gençlik yıllarımın en güzel  an/ı/larının geçmesine vesile olan muhterem hocam Turhan M., Üniversiteye geldiğim ilk yıllarda tanıştığım Atatürk Ünivesirsetesi felsefe bölümü hocalarından Mustafa Y., Ali U., Sebahattin Ç., Alman dili ve edebiyatı bölümünden Ahmet S., İngiliz dili ve edebiyatından Mukadder E., Fizik bölümünden Cevdet C., edebiyat bölümünden Erdoğan E., hep bu bağlamda şükranla, sevgiyle ve aziz hatıralarla anabileceğim kişilerdir. EDAM Genel Müdürü, bir tebessümü bin altın eden adam, entelektüel, dost, kendisinden pek çok şey öğrendiğim, özgürlükle bedel ödemek, sevmekle ölçülü olmak arasındaki dengeyi kuran insan  Alpaslan D. ve onunla birlikte istanbulda tanıdığım insanlar, yine kıymetli ağabeyim, hocam  Memduh N., Entelektüel kitapçım Rahmi bey, Murad G., Merhum dostum Şair Muhammed E., Kertenkele Dergisi editörlerinden Muammer Y., ismetozel.org ediötürü Adem Y., yine merhum muhammed e. vesilesiyle tanıdığım üç yıl gibi uzun bir süre bana ağabeylik, dostluk, arkadaşlık, hocalık yapmış olan diğergam insan, her şeye rağmen kendisini minnetle andığım aziz Nurullah Ş. beyefendi, ve daha isimlerini burada sayamadığım bir sürü dost, dergi, kitap, düşünce, iyi, güzel her ne varsa diyebilirim ki ; tüm bunlar benim ve bu insanların iki şeye verdiği değer itibariyledir: BİLGİ ve SEVGİ. Yani bilgi sevgisi, bilgelik sevgisi; philo-sophia; FELSEFE. Felsefenin hayatıma çizdiği yöne baktığımda felsefe ne işe yarar sorusuna en iyi cevap verebilecek kişilerden biri olduğumu düşünmem yersiz olmayacaktır. Bu benim için doğru ve anlamlı olduğu gibi burada saydığım tüm isimler için de aynı şey geçerlidir. Bu insanların da hayatlarının başka hayatlarla kesiştiği noktalarda felsefe hep ortak bir dil, aynı mayadan kabaran bir varoluş hamuru, aynı şarkı, aynı ekmek gibi kendisini göstermiştir.

PI (1998)Felsefenin sınırları, ilkeleri üzerine akademik-yorgun bir yazı yerine bir nehir akışı gerçekliğinde bilinç akışı tekniğiyle irticalen bir yazı yazmayı deneyeceğim. Biraz öncede bahsettiğim gibi felsefe; philosophia ; bilgi ve sevgiyi aynı anda aynı amaca hizmet edecek şekilde ; filozof; philo-sophos, yani bilgelik tanrılara hastır, biz bilge olamayız ama bilgeliğin ve bilginin amadesi, sevgilisi olabiliriz şeklindeki bir ikili yapı felsefenin kendi doğasının zorunlu tözü olmasıyla diğer bütün bilgi alanlarından onu ayırıp biricik – unique- yapmaktadır. Yine bilgeliğe konu olacak bilmek fiilini gerçekleştiren bilen öznenin, varoluşsal özneden önceliği de felsefeyi diğer bilgi dallarından ayırmaya yeter. Matematikle iş gören toplumlar, bilim-sanayi toplumları felsefe topluluğuyla beraber aynı dizgede fonksiyonel olmadığı hiçbir dönemde yeryüzünde insanı ve çevresini anlamlı ve güzel, anlamlı ve hakikatlı kılacak bir yaşam tarzı geliştirememiştir. Bugün insanlığın birikimi olan, demokrasi, bilim, sanat ve özgürlük gibi değerlerin ve ideallerin temelinde hep felsefeyi görürüz. Felsefe nedir? sorusuna cevap verirken onu diğer bilgi alanlarından ayırmaya çalışmak belkide beyhude bir çaba olcaktır. Bununla birlikte felsefenin evrensel bir tanımının olmayışı, Herakleitos’un akan ırmağından o günün yapısına ve diline uygun bir akışkan tanım yapmaya bizi götürebilir. Fizik, hukuk, sanat; bu alanlar birbirlerinden tamamen bağımsız disiplinler olmalarına rağmen hepsinin hamurunda felsefeyi görmek zor değildir. Güzel nedir? sorusuna sanat alanından bir cevap beklerken, doğruluk üzerine de düşünürken ahlak felsefesinden bir cevap bekleriz. Fizik ve metafizik gibi alanlar ise varlığın doğasıyla ilgili yasalar ve hikmetler içerir. Ve tüm bu alanların felsefeyle doğrudan bağı vardır. İlk çağ doğa filozofları için fizik -physis:doğa-  felsefe nin sorduğu sorulara hem ilham ve cevap alanı olmuştur. Bu Newton için de günümüz kuramsal fizikçileri için de, Cern de bilim tarihinin en heyacanlı deneyinde çalışan parçacık fizikçileri için de böyledir.

Felsefe-bilim ilişkisinde, felsefenin soyut, bilimin ise deneysel yönüne vurgu yapılarak anlamsız bir işbölümü anlayışı vardır. Bilimin sadece deneye ve nedenselliğe indirgenemeyeceği gibi felsefe de genellemeler ve yorgun amaçlarla sınırlandırılamaz. Felsefenin özgürleştirici, dinamik yapısının farkına varılmadığı her dönem bilim de kan kaybetmektedir.

Türkiye gibi entelektüel dünyası derin tarihsel dönemlerle kesintiye uğramış, ve belki bazı dönemlerde zihinsel aktivitesi kanser olmuş toplumlarda felsefe ile felsefemsi söylem arasındaki fark ayırd edilememektedir. Düşünce tarihinden alıntılanmış süslü edebi örneklerle, bir filozofun yaşamını anlatan bir denemeyle, ruhun katmanlarını ortaya koyan bir romanla felsefe yaptığını zannetmekle elma ile armutu toplayan kişinin kendini matematikçi olarak görmesi arasında fark yoktur.  Felsefe ile felsefemsi söylem arasındaki farkın ayırd edilmeyişliği bu alanda toplumumuzu tutuk, sığ ve kökensiz yığınlar haline getirirken  özgürleştirici dinamiklerden de mahrum bırakmaktadır.  Felsefe ne boş zamanlarda yapılan bir etklinlik olmadığı gibi ne de felsefe insanların boş zamanlarını sıkıcılıktan kurtaran bir düşünsel etkinlik değildir. Felsefeci de yaşama ilginç, garip düşünceleriyle renk katan biri değildir. Felsefe, akılla yapılır. Eleştirel ve özgür bir bilme etkinliğidir.  Eleştirellik ve özgürlük; batı medeniyetinin en varoluşsal özellikleri olması yanında bugün de bilim ve felsefenin bedenine temiz kan pompalayan damarlar gibidir. Bununla birlikte insanoğlunun bugün geldiği noktada daha önceki dönemlere göre daha bilgi sahibi olduğunu söylemek temelsizdir.

En saf şekilde söylemek gerekirse, bu gün yaşadığımız ekonomik krizden, ruhsal travmalara, intiharlardan “anti-aging” modasına, bir dünya sorunu olan küreselleşme dayatmasından yerel-güncel sorunumuz demokratik açılım meselesine kadar hemen hemen İYİ, GÜZEL ve GERÇEK bir uygarlık düzeyine ulaşamamamızda en büyük nedenlerden birisi felsefi düşünmenin oluşamamış, yapılandırılamamış olmasıdır. Hem de felsefe, felsefi düşünme  bu topraklarda, Anadolunun Ege kıyılarında doğmuş olmasına rağmen.

Bunun nedenlerine bakalım: Felsefe doğayla bütünleşmiş kent ortamları için mümkündür. Oysa köylülelşen kent ortamları ve köylü bir dile angaje olan siyasi ve kültürel hayatımız felsefeyi de imkansız kılmaktadır. Felsefe için özgür zaman gerekir: schole. Köylüleşen bir hayat tarzında schole’ler olmaz ve schole’siz bir düşünce üretimi de olmaz. İnsan kendinde doğuştan içkin olan telos’u (amaç) uyandırmak için eylem halindedir. Bu da fiziksel bir çabadan ziyade düşünsel bir çabayı gerektirir. Tarım toplumları felsefeden uzak toplumlardır. Kırsal ve ya köylüleşen toplumlarda düşüncenin kendisi homojendir ve felsefenin motorları olan eleştirellik ve  özgürlük sözkonusu değildir. Eleştirinin yerine polemik, kin ve kavga, düşünme ise şüpheyle, farklılık ise sapkınlıkla karşılık bulur. Böyle bir yaşam alanında felsefenin ve felsefi öznenin varlığı imkansız – müknesiz-dır. Yığınların sayısal çouğunluğunun karşısında filozof ya çarmıha gerilmiştir, bir kenara atılmıştır. İnsanın kendinde varolan telos’u bilme, ona ulaşma arzusu aynı zamanda dinsel arayışların da bir orjinidir. Varoluş orjini. Ve her insan doğuştan bir telos’a sahiptir.

İYİ ve GERÇEK TELOS’unu arayan insanlık için bir kez daha ;

DÜNYA FELSEFE GÜNÜNÜZ KUTLU OLSUN!

Unutmadan soralım; Felsefe ne işe yarar?

Mustafa İJAZ

Erzurum – 2009, 16 kasım

Add comment Kasım 16, 2009

TATLI SÖZLÜK

sutlac2Ek$i Sözlüğe alternatif ; Tatlı Sözlük.

http://tatlisozluk.wordpress.com/

sözlüğe herhangi bir yere üye olmadan yorum yazabilirsiniz.

sözlük kendisini şöyle ifade ediyor;

Tatlı’m Sözlük

bu sözlükte yer alan bilgiler sokol’un makalesinde kullanılabilir bilgiler türündedir. yanımızda yürürken; sokolun makalesi de nedir, diyenlerin bizimle bir akrabalığı yoktur, kimdir bu arkadaş diye soranlara, tanımıyoruz ilgimiz yok der kaçarız. tatli sözlük bir ekşi sözlük gıcığıdır, taklididir, çakmadır. herkese açık ve kapalıdır. okuyucular da yazanlar kadar sorumludur, suç ortağıdır. burada yazılanları copy-paste yapanlar ergenekon tosunudur, darbecidir, pespayedir. bu sitenin tüm yayın hakları Shaquille O’Neil ve Kobe Bryant a aittir. pazarları da açıktır.

s-özlük kuralları;

1. küfürlü söz ve kişilerin doğuştan sahip dolduğu haklara saygısızlık içeren yorumlar yapılmaz

2. tatlı söz yılanı deliğine sokar.

3.tatlı sözlüğün dili tatlı, simgesi fırın sütlaç tatlısıdır.

4. sınırları kullanıcılar ve yorumcularla sınırlıdır.

5. bağımsızdır.

6.yönetim şekli monarşidir.

7. tatlı sözlükte kullanıcılar eşit haklara sahip değildir.

8.ibrahim tatlıses le yakından uzaktan ilgisi yoktur, olamaz, olursa bu blog intihara meyillidir.

9. birinci, üçüncü ve altıncı maddeler değiştirilemez.

10. dokuzuncu maddenin değiştirilmesi teklif edilemez.

11. onuncu maddenin yanından bile geçilemez.

12. yorum yazarken türkçe yazım kurallarına uymak zorunlu değildir.

13. tavsiyeler alınır, değerlendirilir, makbul olanlar topluma kazandırılır.

14. büyük harf kullanılmaz

15. sözlük yazarken insana yılan bile dokunmaz. sözlük yazmak kutsal bir iştir.

Buzz Point ©2009, İstanbul

Add comment Ağustos 3, 2009

İDEAL ÜNİVERSİTENİN KİLİT UNSURLARI

sabanciDünya ve toplumlar hızla değişim, dönüşüm, üretim ve bu süreçlere adaptasyonla ilgiliyken Türkiye bu anlamda hala ilkel bir görüntü içindedir. nedeni basit; bir toplumda değişimin motoru üniversitelerdir. türkiye de üniversiteler hayatta istediğine karar veremeyen bir yığın insanın iltica kapısı haline gelmiştir. günümüzde yeni bu konuda sorgulamalar, çalıştaylar yapılmakta. gelecek yıllarda meyvelerini toplarız diye ümit ediyorum. bologna süreci, ab programları, erasmus ve farabi programlarının hayata geçirilmesinde bir takım sıkıntılar varsa da gelinen nokta itibariyle yine de güzel gelişmeler bunlar diyebiliriz. Yüksek Öğretim Kurulu da bu konuda yeni yapılandırmalar içinde. YÖK başkanı Yusuf Ziya Özcan ın yeniliklerle ilgili bilgiler verdiği bir röportajına buradan ulaşabilirsiniz.

***

bir örnek vermek gerekirse ;

halen Atatürk Üniversitesi öğrencisi olarak, EĞİTİMİN GELECEĞİNE KAFA YOR! an biri olarak diyebilirim ki türkiyede öğrenci alım, lisans ve yüksek lisans eğitimi politikaları açısından vizyonu en geniş, küresel anlamda bir değerler habitatına sahip tek üniversite SABANCI ÜNİVERSİTESİdir.

atauni***

İDEAL ÜNİVERSİTENİN KİLİT UNSURLARI

nedir? Sorusuna şu cevapları verebiliriz;

Bir üniversite sonraki kuşağın eğitim ve öğrenimine dömük hedeflere ulaşmak için gerekli yapıyı, sistem, süreç ve kaynakları geliştirir. Bunlar esnektir ve beliren ihtiyaç ve koşullara kendilerini uyarlayabilirler.

Bir üniversite çeşitli yöntemlerle yeni bilgiler üretir ve yayar

bir üniversite, insanların birbiriyle bağlantısı ister fiziksel ister elektronik olsun,  ortak öğrenmeyi ileriye götüren bir “sorgulama habitatı”dır.

Bir üniversite erişim, herkes için hayatı ve çevresindeki dünyayı anlama olanağı yaratır.

Bir üniversite hakikat, güzellik, sevgi ve adalet ideallerimize ilişkin anlayışımızı ve değerlerimizi genişletir.

Bir üniversitenin öğretim üyeleri öğrencilerle öğrenme sorumluluğunu paylaşan yol göstericiler ya da kolaylaştırıcılardır.

Bir üniversite şimdiki ve gelecek kuşaklar için, içinde yer aldığı toplulukla, kuruluşlarla, toplumla ve doğal çevreyle pürüzsüz bir bütünleşme içindedir ve bunların kendilerini yeniden üretmesine yardımcı olur.

üniversitelerin ve eğitimin değişen paradigması | eğitimin geleceği

***

Eğitim üzerine yazmaya, düşünmeye, geleceğe kafa yormaya devam edeceğim.

ışık ve sevgiyle..

1 comment Temmuz 18, 2009

GENÇLER İÇİN YAZ REHBERİ

Arkadaşlar merhaba,
bir çoğumuz “bu yaz tatilinde ne yapsak acaba?” sorusundaki soru işraeti gibi kıvranıp durur.
Ben kendi tecrübelerimden yola çıkarak aklı karışıklar için aklı daha da karıştırıcı küçük bir “gençler için yaz rehberi” hazırladım.

summerc

NE VAR -NE YOK

1.TV ve eve kapanmak yok – kitap rüzgar ve orman var
2.Geç saatlerde yatmak yok – Erken kalmak var
3.sigara yok – nefes tutma çalışması var
4.fazla çay-kahve yok – meyve sebze var
5.tembellik yok – hareket eylem var
6.haber izlemek, gazete okumak yok – kitap var
7.fazla telefon görüşmesi yok – kafayı dinlemek, yalnız kalmak, kendimizi muhsebeye çekmek var
8.Fast food, ağır yağlı, etli yemek yok – hafif yiyin;  sebze meyve, balık -salata ve ot yemekleri var
9.bezmek yok; neşe var
10.şikayet yok ; harekete geçip icabına bakmak var, her neredeysen..
11.bahane yok, iş var..
12.şüphe ve korkular yok, sevgi ve dinginlik var.
13.gürültü yok müzik var

NE YAPALIM?
spor yapın; en ideali erken saatlerde kalkıp hızlı tempo yürümektir. Koşmak da ruh ve beden sağlığı için çok faydalıdır. Yaz aylarında mümkün olduğunca aktif, haraketli bir tatil-dinlenme programı içinde olun. Mutlaka denize gidin. Yüzün. Güneşlenin. Güzel kırmızı sulu bir karpuzun yanında tam yağlı peynir yiyin. Sahilde bir ağacın altına uzanıp rüzgarın ninnisiyle uykuya dalın. Tatlı-uyuşuk ..  cep telefonunuzu on gün kapatıp kayıplara karışın. İçinde kitap, harita, bir kaç tişört, fotoğraf makinesi, terlik, güzel koku, bir havlu boyu sevgi, gökyüzü dolusu neşe ve denizler gibi umut ve geceleyin yıldızların bize hissettirdiği gibi hayaller olan bir sırt çantası ve küçük-portatif bir çadırla “anne ben markete ekmek almaya gidiyorum” edasında bir izinle ailenize “hoşçakalın” deyip hayatınızın en güzel on gününü yaşayabilirsiniz. Mümkünse geziye bisikletle de çıkabilirsiniz. Bu konuda tecrübesizseniz “uzun yol bisiklet gezileri”yle ilgili bazı bilgi ve deneyimleri, gezi tek ve notlarını internette bulabilirsiniz. Bisikletle veya otobüsle veya oto-stopla ama Nereye? Aramızda kalsın, benim bildiğim bir kaç yer var  :)hatta size bir gezi bile güzergahı çizebilirim; elbette seyahat Antalyaya. İlk durak burası. Antalyada denize girmeyin. Güzergah boyunca sizi bekleyen ne güzel koylar var. bir kaç gün antalyada gezdikten sonra batı istikametine doğru şu güzergahlarda durarak-geceleyerek-gündüzleyerek -artık nasıl uygun görürseniz- gezinizi tamamlayabilirsiniz. (nerde neresi gezilir, ne yenir ne içili, nerde ne vardır hepsini yazmak isterdim ama uyumam lazım, saat geç oldu )
bicycle

GÜZERGAH

ANTALYA–göynük-kemer-faselis-olympos-çıralı-adrasan-mavikent-kumluca-finike-demre(noel baba kilisesi, Myra, kekova batık kent )-kaş-kalkan-kınık-fethiye-köyceğiz-ölüdeniz-muğla-marmaris-bodrum-milas- didim,kuşadası-aydın-izmir-balıkesir-İSTANBUL
olympos
Türkiyenin en güzel sahilleri, en güzel bisiklet güzergahı, en güzel ormanları, en güzel kızları, en güzel meyve ve sebzeleri, en güzel akşamları, en güzel soru ve cevapları bu güzergahta bulabilirsiniz. Bu yolculukta bir çok insanla tanışın. Adreslerini, e-maillerini, telefonlarını alın. Soru sormaktan çekinmeyin. Bu yolculuk hayatınızı değiştirebilir. Bir kıza aşık olup onunla evlenebilirsiniz. Tanıştığınız her insan sizin için başka insanlara ve hayatlara açılan pencere gibidir. Gittiğiniz yerler, yediğiniz şeyler, tanıştığınız insanlar, ilginç bulduğunuz iş fikirleri, size farklı gelen her şey hakkında not tutun. Bu notları gezi sonunda bir kitaba dönüştürebilirsiniz. Veya her gün gezdiğiniz yerleri, gözlemlerinizi kişisel blogunuzda paylaşabilirsiniz ama yorucu olur. Not tutmak daha iyi. Yanınıza hafif bir laptop veya harici harddisk alırsanız binlerce fotoğraf çekebilirsiniz. Bisikletle bu geziye çıkmak isteyenler mutlaka en az iki kişi  -ideali üç kişidir- olmalıdır ve bisiklet ve ekipmanlarınız uzun yol için uygun olmalıdır. Uzun yolda bisiklet sürmek ayrı bir bilgi ve donanım gerektirir. Bunlarla ilgili bilgileri de bazı site ve forum sayfalarından edinebilirsiniz. Gayet kolaydır aslında. Bu güzergahı beğenmeyenler için ikinci bir alternatif, trenle avrupa seyahati: INTERRAIL. Aldığınız bir İnterrail biletiyle biletinizin süresine göre -en fazla bir ay-  türkiyeden yola çıkarak tüm avrupa ülkelerini trenle gezebilirsiniz. Bu konuda yazılmış bir kitap: bir bilet al – gize altın .
bir bilet alBu  kitap interraille ilgili tüm sorularınıza merak ettiğiniz her şeye cevap verebilecek bir içerğie sahip -ben okudum ordan biliyorum :) –  Yunanistan -italya-almanya-hollanda-fransa-ispanya vb.. yine bu konuda daha önce interraille seyahat etmiş kişilerden bilgi alabilir, onların deneyimlerinden faydalanabilirsiniz. interrail_map

NE OKUYALIM

dbs1ncdr
14.kutsal kitap – tanrı
15.tanrılar okulu – stefano danna
16.şimdinin gücü- eckhart tolle
17.farkındalık – osho
18.krishnamurti – doğru meslek üzerine
19.çalışmanın mutluluğu ve sıkıntısı – alain de botton
20. ilhan berk – bütün şiirleri
21.ibrahim tenekeci şiirleri
22.göğü delen adam papalagi
23.bülent akyürek – bütün kitapları
24.paul arden – aklını kullan aksini düşün ve mesele ne kadar iyi olduğun değil, ne kadar iyi olmak istediğin kitapları
25.cafcaf mizah dergisi
26.bundan başka daha ne isterseniz okuyun ama KİŞİSEL GELİŞİM KİTAPLARI OKUMAYIN

NE YAPIN
ezberci olmayın. Sıkılmaktan hala sıkılmadınız mı? Ne olmak-yapmak istediğine karar vermenin tek yolu vardır; gerçekten ne yapmak-olmak istediğine karar vermek.  Karar ver. Odaklan. Projelendir. Detaylandır. Zamanla. Hayal kur. İmajinasyonla besle hayallerini. Sık sık. Farkındalık kazan; kendin hayatın biyolojik ve ruhsal durumun hakkında. Süprizler yap. İlginç ol. Ne yapacağın kestirelemesin. İnsanları gülümset, şaşırt. Çocuklara dondurma parası ver. Hatta verme, bir yere bırak onların bulmalarını sağla. Arkadaşlarına kendilerini değerli hissettir. Hep yanında olan insanlara karşı uyuma. Her gün yeni insanlarla birlikte oluyormuşsun gibi kanlı canlı neşeli saygılı ilgili  ol. Yenilik, yeni fikirler, girişimcilik, sorunlar ve muhtemel çözümler hakkında düşün. Geleceğe kafa yor.  Gerçekten bir şey istiyorsan, karar al – bedel öde. Büyük düşün, cömert ol.

trekking-1Yazın yaylalara çıkın. Trekking – dağ yürüyüşleri yapın. Kaynak sularından – pınarın başından- su için. Ormanlar gezin. Büyük yüce, güzel dingin sessiz uğultulu ormanlar içinde yürüyün. Büyüklerinizi ve akrabalarınızı ziyaret edin. Gönüllerini alın. Küçüklerinizi sevindirin. Küçük de olsa hediyeler – şeker, sakız, çikolata, bilye, top, oyuncak, kitap, umut – verin. Onlarla birlikte oynayın. Küçükken oynadığınız ama şimdiki çocukların bilmediği oyunları onlara öğeretin. Eğlenin. Sevindirin. Unutmayın tebessüm bile sadakadır.

Farklı şehirlerde oturan arkadaşlarınızı ziyaret edin. Farklı şehirlerde arkadaşları , tanıdıkları olanlar   bir şehirden başka şehre geçerken biletlerini onlara aldırırlarsa çok az bir maliyetle güzel bir gezi yapmış olurlar. Sizi misafir edenler ise ev sahibi olmanın misafir ağırlamaın ikram etmenin keyfini ve mutluluğunu yaşarlar böylece. Tabii gitttiğiniz yerlerde fazla kalmadığınız müddetçe :)  misafirlik üç gündür ne de olsa.

Tatilde cafe, restaurant, kitapçı, yerel gazete, market, çay bahçesi, dondurmacı gibi yerlerde de part time çalışarak renkli  bir yaz geçirmeniz de mümkün. Biraz çalışıp biraz gezmek iyidir. Öğrenci iken Çalışmak para kazanmak dışında daha değerli şeyler de öğretir. Sizi geliştirir. Olumlu yönde Değiştirir.

Yazın ingilizce çalışabilirsiniz. Kur’an öğrenebilirsiniz. Namazda okuduğunuz surelerin çeşitliliğini  arttırmak içn yeni ayetler ezberleyebilirsiniz.  Umreye gidebilirsiniz. Kay kay binmeyi deneyebilirsiniz. Turlara katılabilirsiniz. Bir ay boş bir eve kapanıp ayın sonunda dünya klasiklerinden 70-80 tane kitap okuyabilirsiniz. Yeni müzik ve yeni filmler keşfedebilirsiniz.

Facebook, msn, telefon ne varsa kapatıp, dis-connect olup dünyaya bir de böyle bakabilirsiniz.
Tarlada çalışabilir, farklı ot yemekleri öğrenebilir, dağda hayvan otlatabilirsiniz.

İnternetin altını üstüne getirip girişimcilik, fırsatlar, avrupa birliği programları, erasmus, farabi, stajlar, burslar, yeni üniversite ve bölümler, sertifika programları gibi konularda bir sürü bilgi edinip arkadaşlarınla bunları paylaşabilir, bir sürü insanın hayatını değiştirebilir, ufkunu açabilirsin.

bloggingSen de bir blog açıp yazılar yazabilirsin. Hayata nasıl baktığını, deneyimlerini, güzel haberleri insanlarla paylaşabilirsin. Hadi ama, yapabilirsin!

Yazın yapılabilecek en güzel şeylerden biri de öykü yazmaktır. Hikaye değil. Öykü. Kısa, basit, kışkırtıcı, deli öyküler.. Batar’a duyurulur; Bekliyoruz kaç bahar oldu? :)

Zayıflayın. Fazla kilolarınızdan kurtulun. Hafif olun. Hafif, sade, huzurlu.

Kalbinizi gereksiz şeylerden arındırın. Şirk koşmayın. Manevi check- up yapın.

Dişlerinize özen gösterin. Ağız sağlığına önem verin.

Günahlardan uzak durun. Tutarlı olun. Kişisel bütünlüğe dikkat. Özsaygı..

yaz aylarında  kişisel hijyene biraz daha özen özen göstermekte fayda var.

NE YAPMAYIN
tembellik, cahillik, edepsizlik yapmayın. Söz verin ve tutun. Erdemli -edepli olmaya özen gösterin.
Kıskançlık yapmayın. Gurur yapmayın. Sui zan yapmayın. Gıybet etmeyin.

Kendiniz, yaşam-ölüm, dün-şimdi-gelecek , hayat ve ilişkiler ve ne istediğiniz hakkında düşünerek güzel, huzurlu, dingin ve keyifli bir tatil geçirmenizi dilerim.  dostlara çok selam sevgi..

5 comments Temmuz 7, 2009

COCA-COLA CEO’SU MUHTAR KENT ‘TEN GENÇLERE ÖĞÜTLER

muhtar kent coca-cola ceocnn turk’de cem kozlu’nun “başarının izinde” proramında yaklaşık 800.000 çalışanı olan dünya devi coca-cola nın ceo’su muhtar kent’i izledim. amerik’ada doğmuş, babasının görevi -konsolos- dolayısıyla pek çok yer gezmiş renkli – karizmatik bir adam muhtar kent. konuşmasından biz gençler için çıkardığım öğütler şunlar;

 

>iki yabancı dil öğrenilmeli

>odaklanmaya-uzmanlaşmaya önem verilmeli

>öncelikler listesi oluşturulmalı: ne yapmalı? , ne yapmamalı?

>risk alma cesareti gösterilmeli

>hatalar olabilir; hata yapmıyorsan bir şey yapmıyorsundur.

>optimist olunmalı

>takım oyuncusu olabilecek özelliklere dikkat edilmeli

>yaptığınız işi en iyi şekilde yapmalısınız

>geleceğe kafa yormalı

>arkadaş çevrenize, sosyal ağınıza – network – önem verin, vakit ayırın

>değer üretin

>arasıra şarj olmalı; tatil, hobiler, aile, seyahat,kitap, sohbet..

>yöneticiler için: sahaya inmeli, kararlar yerinde, hızlı olmalı, bürokrasiyi azaltmalı, şirketinizde sadece iş toplantıları yapmayın. başka nedenlerle de çalışanlarınızı, ekibinizi bir arada tutun.

>aile değerlerine önem verilmeli

ben bu son maddeyi şöyle anlıyorum; genç arkadaşlar hayallerindeki yerlere ulaşmak istiyorlarsa kendilerine o hayallere-hedeflere doğru beraber yürüyebilecekleri, değer üretme odaklı düşünen-yaşayan, motivasyonu yüksek, optimist eşler seçmeliler. buraya bir mim koyduk.

muhtar beyin gömleğinin cebinde taşıdığı not defteri benim çok dikkatimi çekti. bildiğimiz defter. ceo da olsan not defteri bel kemiğimiz. genç girişimciler not almaya önem vermeli.

NAKİTE  SAYGI DUY!

ekonomik krize de değinen muhtar kent; krizin nedenini “nakite saygı duyulmaması” olarak belirtti. nakite saygı duymak! çok güze bir tınısı var bu cümlenin. çok hoşuma gitti doğrusu. peki bu ne demek? bankaya yatan maaş, elektrik, su, telefon, vs. faturalar otomatik ödemede, alışverişlerde kredi kartı; neredeyse hiç parayla temas yok; ortalıkta uçuşan plastikler.. kent haklı; plastik, sanal bir ekonomi algısı var tüketicide. “nakite saygı” üzerinde durup düşünülmesi gereken bir kavram. ben ekonomi bakanı olsam NAKİTE SAYGI adıyla bir kampanya – hareket başlatırım. tüketim bilinci, öncelikler, ekonomi-insan makasında güzel bir açı yakalamak böyle mümkün olabilir. muhtar beyin kriz ve engelleri büyümek ve değişmek için bir fırsat olarak gördüğünü de söyleyelim. kriz durumunda yapılması gereken nedir sorusuna ise cevabı; önceliklerinizi gözden geçirin, odaklanın, geleceğe kafa yorun.

muhtar kent’e başarılar.

siz de coca-cola için, ışığınızı yansıtın! (ibrahim bu senin içindi. ne olacak bu bizim cola aşkımız :-)

 

tanrılar okulu’ndan -stefano d’anna- bir alıntıyla bitirelim yazımızı ;”herhangi bir eylem iyi yapıldığında sonsuza dek yapılır, tüm evren bundan haberdardır ve bunu bir daha asla tekrarlaman gerekmez.”

 program videosu için tıklayınız

 

 Mustafa İjaz   |  Antalya – Kaş

cash-respect to cash-

2 comments Haziran 19, 2009

UNIVERSIADE 2011 DE NASIL GÖREV ALIRSINIZ?

universiadeUniversiade 2011 Kış Olimpiyatlarına az kaldı. Erzurumu yoğun günler bekliyor. Yapılması gereken bir sürü iş var. Olimpiyatların organizasyon kısmına Atatürk Üniversitesi de Gönüllü Olmak isteyen öğrencileriyle katkıda bulunuyor. Temel seviyede İngilizcesi olan -ingilizcesi olmayan ama gönüllü olmak isteyenler için üniversite bünyesinde kurslar açılacaktır- , 2011 yılında hala öğrenimine Erzurum’da devam edecek öğrenci arkadaşlarımızı  dünyanın bir çok ülkesinden binlerce kişinin katılacağı bu organizasyonda gönüllü olmaya davet ediyoruz. Gönüllü olarak network-ünüzü geliştirirsiniz, yeni insanlar tanırsınız, eğlenirsiniz, yaşadığınız şehri ve insanlarını daha yakından tanıma imkanı bulursunuz, girişimcilik konusunda deneyimler edinebilirsiniz. Üstelik bu etkinliğiniz CV nizde de şık duracaktır. Erzurumda hep sosyal etkinlik sıkıntısı çeken üniversite öğrencileri haydi gönüllü olmaya! Gönüllü olurken yeteneklerinize ve ilgi alanlarınıza göre başvuruda bulunabiliyorsunuz. Seçenekler şöyle , gönüllülük formu doldurmak için şuradan buyrun.

 

UNIVERSIADE NEDİR?

Universiade – Üniversite Oyunları


universiade2011Universiade kelimesi üniversite öğrencilerinin olimpiyatları anlamına gelen Üniversite (University) ve Olimpiyat (Olympiad) kelimelerinin birleşmesinden oluşmaktadır.Universiade, birçok spor dalını bir araya getiren bir kültür ve spor festivali olması nedeniyle dünyanın en önemli spor etkinliklerinden birisidir. Her iki yılda bir farklı kentte düzenlenen bu oyunlar Yaz ve Kış Oyunları olmak üzere ikiye ayrılır.Yaz Oyunları’nda müsabakalar; on zorunlu dal ile ev sahibi kentin seçeceği en fazla üç isteğe bağlı spor dalında yapılmaktadır. Zorunlu dallar; Atletizm, Basketbol, Eskrim, Futbol, Jimnastik, Yüzme, Atlama, Sutopu, Tenis ve Voleyboldur.Kış Oyunları’nda ise altı zorunlu ve ev sahibi ülkenin seçeceği bir veya iki isteğe bağlı spor dalında müsabakalar gerçekleştirilmektedir. Zorunlu dallar; Alp Disiplini, Kuzey Disiplini, Buz Hokeyi, Hız Pateni, Biatlon, Artistik Paten.

1 comment Nisan 30, 2009

ERKEĞİN AĞIRLIK MERKEZİ ESQUİRE

kapakEsguire uluslararası bir erkek dergisi. Kendi alanında tam bir fenomen olan derginin Türkiye edisyonunun genel yayın yönetmenliğini Okan Can Yantır yapıyor. Çok samimi, dinamik, güzel tespitleriyle her ay onu okumak ayrı bir keyif. Müzik, sinema, kitap, dvd,otomobil, ekonomi,lüks,teknoloji, mekan, bakım, vitrin,moda, stil gibi başlıklarda her ay güzel ipuçlarını ve buzz’ları bulabileceğiniz dergide her ay dosya konusuyla ilgili yazı, fotoğraf ve metalar bulabilirsiniz. Nisan ayında DAHİLİK özel sayısı çıkartan Esquire’ın kapağında Tv nin dahi çocuğu (ben girişimci derdim) Acun ILICALI var ve onunla yapılmış  keyifli bir sohbet sizleri bekliyor. Yine dosya konusuyla ilgili olarak farklı alanlardan dahi ve dahilik örneklerine yer verilmiş. İrdelemek için spesifik ve zor bir konuyu keyifli hale getirmeleri gerçekten çok güzel. Dergiyi okurken hiç sıkılmıyorsunuz. Ciddiyet ile Neşenin birlikte olduğu bir koridor gibi Esguire. Tam bir beyefendi yani. Dergiye emek veren isimler şöyle:

Görsel Yönetmen: Özgür Özdoğan Editör: Togan Noyan Muhabir: Uluç Özcü  Muhabir: Arzum Uzun Muhabir: Elçin Kaçar Sorumlu Müdür: Yusuf Yazıcıoğlu

Katkıda bulunanlar ise: Alper Kotaman, Ege Görgün, Erkin Çam, Gökhan İlker, Altay Öktem, Burak Ünaldı, Nur Onur, Pınar Dalga.

Dergiye her konuda yazmak için:

Tevfikbey Mah. 20 temmuz cad. no 24 34295 sefaköy/ İstanbul

veya

www.esquire.com.tr internet adresini kullanabilirsiniz.

Fiyatı da gayet uygun olan dergiye neden abone olmayasınız?

Esquire ekibini tekrar tebrik eder, iyi çalışmalar dilerim.

Esquire a bir dosya konusu önerim var : GİRİŞİMCİLİK VE GİRİŞİMCİLER.

Kapakta kim olur?

Zor soru.

Bir şarkıyla bitirelim;

Emillia Söylüyor : Big Big World

1 comment Nisan 19, 2009

NEDEN İNTERNETTEYİZ?

 

mustafa-ijaz2Bunun bir çok cevabı olabilir. Martin Luther’ den kalan kendini motive etme anlayışı şimdi bir yana bırakılıyor. Kendinden motivastyonlu işçi her sabah işe gitme hevesiyle yataktan kalkardı- ibadetii çalışarak yerine getirirdi. Derken bir gün yatakta kalmaya karar verdi. Günümüzde insanlar zengin olmak, eğlenmek, yeni insanlarla tanışmak, yeni yerler görmek, tanınmak, kendini geliştirmek ve bunun gibi nedenlerle çalışıyor. Çalışma otomatikman iyi bir şey kabul edilmiyor. Motivasyon artık verili bir durum sayılmıyor. Çalışmak zorunda olmaktan canımız isterse çaşacağımız bir sisteme doğru gidiyoruz. Bir çok şirket yaptığı araştırmada işte Facebook kullanan çalışanının motivasyonu arttığı için buna izin veriyor.

 

Facebook’u düşünün. Dell’i düşünün. Youtube’u, gooogle’u, twitter’ı, IKEA’yı düşünün. Chevrolet Suburban’ı düşünün. Starbucks’ı düşünün. Kârlı fıratlar her yerde var. iş dünyası füze bilimi değil. Özü para kazanmaya dayanır. Apple’ın reklamını hepimiz biliyoruz: ‘Think difference.’ farklı düşün. Fikir avcısı ol. Ama bu da yetmez. Fikirlerini hayata geçirirken onları iyi sat! Apple’ın iMac’ı satarken kullandığı reklam gibi: “ Moron değil, Şık!” Bilgi , eğlence ve organizasyon çağındayız. Bu üçünden daha da önemlisi duygu. Bir duygu kasılması içinde yaşıyoruz. Dünyaya akıldan çok duygular yön vermeye başladı. Bütün eylemlerimizin özünde “alışveriş ve seks” var artık. Duygudan beslenen bir ekonomik çağ. Başarıya ulşmak için şu batası ‘mantığı’ ve normali bırakmalıyız artık. Diğer herkes gibi davranırsak, aynı şeyleri görür, aynı fikirlerle ortaya çıkar, tıpatıp aynı ürün ve hizmetleri üretiriz. Normal fikirler olsa olsa normal sonuçlar verir. Kazananın hepsini aldığı bir dünyada Normal= Hiçbirşey. Ama küçük bir risk almaya, ufak bir kuralı çiğnemeye, bir kaç normu görmezden gelmeye eğilim gösterirsek, en azından teorik olarak yeni bir şeyle ortaya çıkma, bir niş yakalama ve biraz para kazanma şansımız olur.

 

Gelecek aykırı düşünenleirn, risk alanların, kuralları çiğnemeyi göze alanların ve yeni kurallar koymayı göze alanların olacak. Gelecek onu yaratma fırsatını kovalayanların olacak. Düş gör, yoksa kabus görürsün. Geleceğe kafa yor! Delifişek ol!

1 comment Nisan 16, 2009

GELECEĞE KAFA YOR

dream-management

Dünya sizin onu ne olarak kabul ettiğinizdir. Ona farklı bakın hayatınız değişsin.


**

gelmiş geçmiş en iyi tavsiye :


ŞAŞIRT BENİ’

Alexey Brodovitch / Harper’s Bazaar Sanat Yönetmeni


bu sözcükler aklınızda olduğu sürece ne yaparsanız yapın başarılı olacaktır.


**

reddedilmekten korkma!


**

CV


CV önemlidir. Ama daha da önemlisi sizsiniz. Siz çalışmadan CV çalışmaz. Bir çok yerde insan kaynakları CV çöplüğüne dönmüştür. Atıl, çalışmayan CV lerden binlercesi var. hepsi aynı tarzda yazılmış klişe içerikler. Önce siz değer yaratırsınız, sonra CV niz çalışmaya başlar. CV inde yazabileceğin en iyi yerlerde çalış. En iyi, en sıradışı, en işe yarar deneyimler edin.

 

**

iyi notlara, AGNOya, diplomaya önem verme.

Hayal kasların ne durumda? Onları çalıştırıyor musun?

İyi bir gözlem ve analiz gücün var mı?

İngilizcen ne durumda?

Bilgisayar bilgin ne kadar?

Web tasarımıyla hiç ilgilendin mi?

Yeniliğe ve değişime açık mısın?

Fırsatları görüyor musun?

Fırsatları arayan bir içsel gözün var mı?

Yoksa küçük hesapların mı adamısın?

Dünyada neler olup bitiyor, merak edip ilgileniyor musun?

Nerede, kimlerle, ne kadara çalışmak istiyorsun?


Nerede yaşamak istersin?

Geleceğin kalbi nerede atıyor?

Hiç bunları düşündün mü?


Düşünmediysen iyi notlara, AGNOya ve diplomaya önem ver zira elinden başka bir şey gelmez. Senden iyi memur olur. Memurlara da ihtiyacı var dünyanın.(!)


**


üniversiteye gitmek, “bu hayatta ne yapmak istediğimi bilmiyorum, o yüzden üniversiteye gidiyorum” anlamına gelir. Hayatta ne yapmak istediğini biliyorsan okulu bırak işe gir.


Ne yapmak istediğini bilmiyor ve üniversiteye gidiyorsan bu yıllarını diploma almak içi değil “ hayatta ne yapmak istediğine karar vermek için” değerlendir. Mümkün olduğunca çooook insanla tanış. (networking) asla yalnız yeme! İletişime açık ol. Her fırsatı değerlendir. Geleceğe kafa yor! Bir yerlerde bir şeyler oluyor ve ilgileniyorsan ORADA OL! Konferans, seminer, parti, tanıtım, organizasyon, yarışma, eğlence vs.. üniversiteyi ciddiye alma! Hayallerini ciddiye al! Ne olduğunu boşver, ne olacağına odaklan! Çevrende sınırsız negatif enerjili insanlar olacak onlara takılma. Onlardan uzak dur. Ciddiye alma. Hedeflerine ve heyecanlarına odaklan!


**

kendi işini kur. Kendi hayallerinin peşinden git! Yoksa bir gün kendini başkalarının hayallerini gerçekleştirmek için çalışırken ve emekli olacağın günü beklerken bulacaksın.


**


kovuldun mu? Dert etme. Ben kovuldum. Dert etmedim. Kendime kısa sürede yeni bir hayat kurdum. Yeni bir çevre, yeni insanlar, yeni, yeni, yeni.. Apple CEO su Steve JOBsun dediği gibi: “hayat bazen kafanıza tuğlayla vurur!” sorun değil. Bunu bir fırsat olarak görün. Değişim fırsatı. Zaten aynı işte uzun süre çalışmak iyi değildir. Değişim! Değişim! Değişim!

**

işe nereden başlayacaksın? Bir ilham kaynağın olmalı değil mi.. çok basit, söyleyeyim: parayı düşün. Gerisi kendiliğinden gelecektir.


**

iş hayatında çalmak(!) iyidir. Sana ilham verecek, seni creative yapacak her şeyi çal! : ) filmleri, müzikleri, kitapları, şiirleri, fotoğrafları, konuşmaları, rüyaları, ağaçları, tabelaları, bulutları, ışığı,.. orjinal ol! Orjinallik öldü. Üstad Jen Luc Godard der ki “ önemli olan bier şeyleri nereden aldığın değil, nereye götürdüğündür” ( bunu paul arden’den çaldım )


**

fikir avcısı ol! Gezerken, çay içerken, alışveriş yaparken, her yerde fikir avcısı ol! Yaşadığın dünyayı ve çevrende olup bitenleri kritize et ve fikir üret. Çok fikir üret. Bunları yaz. İyi olanların üstüne git. Gerçekleştir. Önce yap sonra açıkla! Önce yap sonra düzeltirsin! Bir fikri hayata geçirmek için bütün şartların oluşmasını bekleme. Bir yerden başla. İyi fikir nedir? Gerçekleşendir.

Bu kadar. Çok basit. Oscar Wilde der ki: “ çoğu insan birbirinin aynıdır. Onların düşünceleri, başkalarının fikirleridir. Onların hayatları taklit, tutkuları alıntıdır.” senin fikrin ne? Fikir avcısı ol!


**


Hayat başkalarını taklit etmek için çok kısadır.

Kendin ol! Numara yapma. Get real! Orjinal ol!


**


bir iş yaparken başkalarını ne kadar etkilediğin üzerinde düşünme. Yaptığın işten ne kadar etkilendiğin, heyecan duyduğunla ilgilen. Samimi ol!



**

duruşa dikkat!


nasıl durursan başkaları da seni öyle yargılar.


Creative ol!


**



başarılı olmak istiyorsan, Dinle!


İnsanları dinle. Gerçekten dinle. Dinliyormuş gibi yapma.

Dinlemek çok kapı açar. Bir iş görüşmesinde “kendimi anlatacağım” diye kendini yıpratma. Zeka gösterisine girme. İyi bir dinleyici olman daha faydalıdır.


**


başarısızlıklarına bahane bulma! Kendine karşı dürüst ol! Kendini amansız eleştir ama kendini sev, hatalarına karşı toleranslı ol. Kendini yenile!


**

NEYİ YANLIŞ YAPTIM?


bir iş yaptığında başkalarına gösterirken ‘nasıl olmuş?’ diye sorarsan muhtemelen seni üzmemek için iyi, eline sağlık, güzel olmuş diyeceklerdir. Bir daha ki sefere ‘neyi yanlış yaptığını’ sor, sana gerçek düşüncelerini söyleyeceklerdir.


**

girişimci ol. Kendi işini kur. Mantıklı olmaya çalışma. İşe yarar olmaya çalış. Bir çok insan mantıklıdır. Mantıklı ölçüde iyidir! Bırak bu safsatayı, DELİFİŞEK ol! Büyük düşün! Pervasız düşün! Risk al! Silkele kendini! Hayal ceplerini yokla! Dök ortaya! Yola çık! Sabahın ilk ışıklarıyla yola çıkmanın keyfini bir çok kez yaşa!


**


hayal et!


Kim olacaksın?

Geleceğe kafa yor ya da şimdiden kafana vur!


**

Şimdi dünyanın tanıdığı bir ünlü çocukken kendisine hedef olarak şunu seçmişti: ‘persil kadar ünlü olmak istiyorum’ bildiğimiz persilmatik çamaşır detarjanı. Senin hedefin ne?


**

aykırı olmak için aykırı düşünmelisin!

AYKIRI DÜŞÜN O ZAMAN!


Mustafa IJAZ

ijaz buzz’s ceo, youth mentor

google adsense

3 comments Nisan 7, 2009

sonsuzluk, melamilik, merhamet ve aydınlanma hakkında

kaş

sonsuzluğa açıldığım yer: kaş

Köklere inmenin adı dinginliktir. Yani yaşama dönüş. Bu sonsuzluktur. Sonsuzluğu bilmek aydınlanmaktır. Sonsuzluğu bilmeyen ziyandadır. Sonsuzluk bir bakıştır. Merhamet bakışı. İşte kutsallık! Sonsuzluğun memelerinden emerek kutsallaşmak! Yüceltmeler ve yergiler (ekstrem davranış – taraflılık) zihni bulandırır. Körleştirir. Merhamet bir bakış açısıdır. Geniş.  Sonsuzdan bakanın gördüğü bir açı. Kutsal açı. İnsanların hor gördüğü yerlerde coşkuyla gece gündüz akan sular vardır, bilirsiniz. Büyük merhamet böyle bir şey. Sonsuzluğa daha yakın böylece. Melamî’ce bir yakınlık. Yalınlık. Tutkulu bakışlarla bakan merhametli olamaz. O  bakışlar sadece görüneni görür. Gizliyi görmek için tutkularını kurban etmelisin. Basitlik en büyük gözdür. Aşırılıkları, gösterişi, kibri yok et ki bilgece derinleştir ruhunu. Ruhlarımıza itina göstermeliyiz. Sükûnet faaliyetin efendisidir. Bedenlerde faaliyet yorgunluğu! Tamahkârlık.. dünyaya gelirken ağlamaklı ve yumuşak bedenlidir insanoğlu. Ölürken ise kaskatı kesilmiş halde.. yumuşaklık ve acizlik yaşam belirtisidir. En yumuşak şeyler en sert olanları hep kuşatırlar. Hiçlik dopdolu bir yerde bile kendine bir yer bulur. Konuşmadan yol gösterenlerdir benim ermişlerim. Gerçek iyiler, iyilere iyi oldukları gibi, iyi olmayanlara da iyidirler. Hükmetmeden yönlendirirler, bunun adı gizli erdemdir. Eğri görünen, gerçekte en düz olandır. Anlatırlar ki, evvel zamanda, padişah Mısır piramitlerinden perestişle bahsedildiğini duymuştur. Zamanın ünlü ve yetkin mimarı, mimar Sinan’ı yüzyıllardır yıkılmadan ayakta duran bu gizemli yapıyı çözmesi için Mısıra bir kafileyle birlikte gönderir. Kafilede aşçısından askerine, rehberinden hizmetçisine kadar çeşitli insanlar vardır. Aylarca yol gidildikten sonra bir tepeden mısır piramitleri görünür. Mimar Sinan durur, dikkatle biraz bakar ve –haydi dönüyoruz, der. Kafile şaşkınlık içindedir. –Efendim, aylarca yol geldik, yanına varıp bakmayacak mısınız?  Ben olayı çözdüm, der Sinan. – Bu yapı zaten baştan  yıkık yapılmış. Bir bina yıkıldığında bu piramit şeklini alır. Yıkık olan bir şey elbet bir daha yıkılmaz, der ve geri dönerler.

                Ünlü kılıç ustası Miyamato Musashi, Beş Çember adlı kitabının “ateş kitabı” bölümünde bulaştırmak diye bir savaş tekniğinden bahseder. “Bir çok şey bulaştırılabilir. Uyku hali, esneme gibi. Zaman da bulaştırılabilir. Düşman heyecan belirtileri gösterip acele davrandığında, hiç aldırma. Tümüyle dingin dur, düşman bir süre sonra  bundan etkilenecektir. Bu ruhu bulaştırdığını gördüğünde, Boşluk ruhuyla şiddetli bir saldırıya girişip onu yenebilirsin. Beden ve ruhunu gevşetip, düşmanın da gevşediği an, ondan önce davranıp güçle ve hızla saldırarak kazanabilirsin. Bu yola “birini sarhoş etmek” de denir. Düşmana bezgin, dikkatsiz ya da güçsüz bir ruh da bulaştırabilirsin. Bunu iyice incelemelisin.” Bunu anlattım çünkü seyir defteri bir duyguyu bulaştırmak için var. Okumak, yazmak ve paylaşmak. Sonsuzluk okyanusuna bir taş atıp dalgaların yayılmasını izlemek, keyifle. Genel bir kural olarak insanın zihnî bakımdan sefil ve bayağı olduğu derecede niteliksiz bir topluluğa karışabildiğini tespit edebiliriz. Ziya Paşa’nın deyişiyle; “nâdanlar eder sohbeti nâdanla telezzüz / divanelerin hemdemi divane gerektir”. Herakleitos da benim sözümü unutmayın der gibidir:”eşekler, samanı altına tercih eder.” Ruhsal derinlik arttıkça kişi derin ruhlarla hemdem olur. Okumak, yazmak nedir? İbn Ataullah İskenderî Hazretleri der ki, “gökkubbe altında söylenmemiş bir söz, yapılmamış bir iş yoktur. Öyle ise, yeni şeylerin peşine düşüp bidatçi olma. Yapacakların ve söyleyeceklerin bir öncekine uygun olsun.” İşte, okuma ve yazma eylemi, gökkubbe altında eskimez iyiyi, kadim olanı, her zaman diri olan gerçek erdemi anlatmak ve anlamaktır. Erzurum’da yaşanmış bir olayla yazımı bağlıyorum (sonsuzluğa bir taş atıyorum). Yaşlı bir teyze, akşam vakti pazardan evine doğru dönmektedir. Pazarın çıkışında bir balıkçı “canli balık, canli balık” diye bağırmaktadır. Teyze, balıkçıya doğru yaklaşır, leğenin içinde yüzen balıkları biraz seyreder ve balıkçıya dönerek, “Oğul, balıkların taze midur?” diye sorar. Balıkçı -“ he, Eze, balıklarım canlıdır, bak yüzirler.” der. Yaşlı teyze, anlaşılmadığını düşünerek tekrar sorar, “oğul balıkların taze midur?”  Balıkçı “he, he eze kurban olam, bak yüzirler, anlamıyor musun bunlar canlidir da!” yaşlı teyze balıkçının gözlerinin içine bakarak, “ anlıyorum evladım, anlıyorum da.. bak ben de canliyim, ama taze değilum” der. Canlı olmak yetmez, tazelik gerek bize. Tazeliğin kaynağı Resul-i Ekrem  Efendimiz (s.a.s)dir.

5 comments Aralık 5, 2008

mutlu muyuz?

Reklamlar bizi arabaların ve giysilerin peşine düşürdü; nefret ettiğimiz işlerde çalışıyoruz, ihtiyacımız olmayan şeyleri satın alabilmek için… Biz tarihin üvey evlatlarıyız. Ne amacımız var, ne yerimiz. Biz ne bir büyük savaş yaşıyoruz, ne de büyük buhran. Bizim savaşımız ruhsal bir savaş; bizim büyük buhranımız, kendi hayatlarımız. Televizyonla büyütüldük ve bir gün hepimizin milyonerler, film yıldızları veya rock starları olacağına inandırıldık. Ama olmayacağız ve bu gerçeği yavaş yavaş öğreniyoruz ve feci şekilde asabımız bozulmuş durumda…”   Tyler / Fight Club

 ”Bize yeni moda blue jean’i, şu saati veya bu arabayı almakla elde edeceğimiz vaad edilen mutluluk, az sonra yeni bir ürün tarafından yok edilmekte ve o ancak yeni ürünü almakla yeniden mutlu olacağımız söylenmektedir. Tüketim toplumu, arzuları uyandırma, tatmin etme ve sonra yeniden uyandırmadan oluşan sonuçsuz bir süreci izler. Nihai huzura giden bir çabadan ziyade, bir tür bağımlılıktır.” (Jonathan Sacks, “The Dignity of Difference”, 2003, s. 40)

1 comment Kasım 13, 2008

icat çıkar

Çocukluğumda yeni bir şeyler ürettiğimde, etrafımdaki kişilerden hep şunu duyardım:

” Mustafa icat çıkarıp durma! “  :)

teb-yarismasi4

TEB ‘İcat Çıkar’ adlı bir akıl-fikir yarışması düzenliyor. Sloganı şu: fikriniz çöpe gitmesin! finans ve bankacılık sektöründe hizmet, verimlilik, şube tasarımı vb. gibi konularda yenilikçi fikirlerin beklendiği yarışma tüm üniversite öğrencilerine açık. Ben de gençleirn girişimcliklerine imkan verecek bir proje ile katıldım.

Son katılım tarihi: 30 Kasım 2008.

Ayrıntılı bilgi için: www.icatcikar.com

Add comment Kasım 8, 2008

GÖSTERE GÖSTERE HAYIR; SÜPER!

genc-siviller1 

Keyifler Nasıl? Sorusu için öğrencilerimden duymak istediğim cevap hep ‘süper’ olmuştur. Hatta onlar nerede bir ‘süper’ kelimesi görseler eminim beni hatırlarlar. Yine bu gün ‘süper’ diyebileceğim günlerden biriydi; çünkü Genç Siviller adlı grup 12 Eylül Darbesinin akabinde yapılmış olan 1982 Anayasasının 26. Yıl dönümü olan 7 Kasım’da yasayı  yeniden Refaranduma götürdüler. Süper bir olay! Jandarma gözetiminde göstere göstere (zorla) EVET denilen 1982 Darbe Anayasasına ben de Erzurum’da Cumnhuriyet Caddesinde kurulan Standda GÖSTERE GÖSTERE HAYIR dedim. pusula 

Oy pusulamı kutuya besmele ile bırakıp, bunun kutsal bir görev olduğunu oradaki görevliyle paylaştım. “Genç Siviller Rahatsız” sloganıyla bir çok etkinlik yapan bu aktivist genç grubu tebrik ediyor, çalışmalarında kolaylıklar diliyorum. Aslolan süreçtir, sonuçlar kendiliğinden gelir!

1982-anayasasi1Yaşlı, bunak, vehimli, vesveseci,  duyarsız, statükocu, tutucu bir anayasa 1982 anayasası. İçinde 301 gibi ne olduğu tam anlaşılamayan tuhaf bir madde olan bir anayasa. Devlet memurlarına  millet iradesine ket vurma hakkı tanıyan, askeri bir anayasa.

GENÇ, SİVİL, HERKESE GÖRE DEĞİŞMEYEN , KULLANIŞLI, ÖZGÜRLÜKÇÜ, ÇOK SESLİ BİR ANAYASA İSTİYORUZ! ANNE GİBİ BİR YASA İSTİYORUZ KISACASI!

 

 

***

OBAMA barack-obama

Dünyaya Hayırlı olsun.

Hüseyin Burak Obama.  Evrenselleşmenin ilginç örneklerinden biri olacak. Siyaset bilimi derslerinde 10 yıl sonra en az iki saatlik ders konusu: Obama!

 henry david thoreau der ki: “en iyi yönetim biçimi: en az yöneten bir yönetim biçimidir. Bu ise, insanlar buna hazır olduklarında gerçekleşir”. Obama bunun için hazır gibi. Ya Dünya? Hey wordl! R U Ready?

***

MUSTAFA FİLMİ HAKKINDA

mustafa_afisMustafa filmini destekliyorum. Atatürk üzerinden rant sağlayanlar için bir hayal kırıklığı tabii. Zavallılar, size acıyorum.  Atatürk bir nesne değildir, meta değildir. Tarih kendini yenilemek zorundaydı. Bu yeni kişi sistemin içinden, sistem dışı olmalıydı. Bu Mustafa olmayabilirdi. Ama o oldu. Bence ne iyi oldu, ne de kötü. Tarihsel bir kişi, o kadar. Onun üzerinden kavga etmeyi hangi aptal icat etti? Mustafa, hatasıyla sevabıyla Mustafa’dır. Değişen,  sivilleşen Türkiye’de böyle çalışmaların artması dileğiyle.

Ahmet Altan da güzel bir yazıyla tartışmaya katılmış,

buyurun ;

http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=756716&title=can-dundarin-mustafa-filmi-tartismasina-ahmet-altan-da-katildi

 

1 comment Kasım 8, 2008

ÜNİVERSİTEYE GİTMEK YA DA NURETTİN ÖZDOĞAN

 

Bu sabah yurttan kampuse doğru yürürken kafamda tasarladım bu yazıyı.

 Hava güneşli, Erzurum’da Kasım ayında böyle bir hava, evlere şenlik..

Çok şükür.. kışın güneş bir başka güzel.. 

deli eder insanı bu havalar vallahii :)

“Kasımda Aşk Başkadır” nasıl olsa.

 

Bir çok üst düzey insanın eğitim hayatlarına

baktığımızda tuhaflıklar görürüz.

Çok başarılı kanaat liderleri ve rol model kişilikler,

sıra dışı iş fikirlerinin sahipleri ya üniversiteye gitmemiş,

ya gitmiş terk etmiş, ya da gittiği üniversiteyi ve diplomayı önemsemeyip

 kendi ilgi alanını keşfederek keyifli ve para getiren,

değer üreten, sosyal sorumluluğu olan girişimcilik projelerine imza atmışlar.

Bir çok ülkede ve özellikle Türkiye’de

Üniversiteye Gitmek bize yutturulmuş bir Prestij Hapıdır.

Üniversiteye gitmenin anlamı şudur:

Hayatta ne yapacağımı bilmiyorum, üniversiteye gidiyorum.

(paul arden’den mülhemle..)

Üniversiteyi iki defa bırakıp üç defa başlayan

 biri olarak bu yazdıklarım kişisel kronolojim açısından

tutarlı ve bedeli ödenmiş cümlelerdir yazdıklarım.

Şu an Atatürk üni. Felsefe kantininde yazıyorum bu yazıyı. 

ben fizik öğrencisiyim bu arada :)

Yılgınlık, bezginlik içinde bir gençlik var burada..

Örselenmiş gençlik heyecanları.. dayatılan bir tarz-ı hayat..

Aşkları IŞK değil, bedenleri GENÇ değil.. ,

yapıcı Neş’e duygusundan uzak,

hazz kültürü içinde azab çeken genç kardeşlerim benim!

Rol modelsiz, top modelli!

Hayatta ne yapacağını bilmek kaç kişiyi nasip olmuştur?

Tüm bu sıkıntılara rağmen iyi işler yapan kardeşlerimiz de var;

Nurettin Özdoğan onlardan birisi.

Sevgili Nurettin genç yaşında bir çok başarıya imza atmış,

gençlere rol model olabilecek birisi. EZI’de (uluslar arası insan kaynakları şirketi)

genç yaşında çalışmış ender insanlardan.

Zaman Gazetesinin Pazar ekinde yazdıklarıyla bir çok gence ufuk açıyor.

Sevgili Nurettin’in benim de çok üstünde durduğum iki sihirli kelimesi var:

 GİRİŞİMCİLİK ve DEĞER ÜRETMEK.

 Genç yaşında idealleri ve hayalleri olan

ve bunları tüm toplumla, gençlerle paylaşan,

BUDUR! Dedirten genç bir yürek o.

Bir çok şey yapmak istiyor ama asıl istediği şu:

“Gözlerinin içinde dünyalar saklı biri olmak.”

Bakar mısınız, onca başarı, popülariteden sonra hayat idealini

nasıl latif ve zarif bir şekilde açıklamış.

 Zira O, samimiyetten, dostluklardan, paylaşmaktan,

heyecanlı olmak, heyecan aktarmaktan yana.

 O zarif birisi. Tıpkı muhterem, manevi Ağabeyim,

Üstadım Maraşlı CAHİT ZARİFOĞLU gibi. Nurettin de Maraşlı.

Modern ama geleneğin zarif ve eskimez çizgileri var yaşamı yakalayışında.

Sevgili Nurettin’i canı gönülden tebrik ediyor,

onun gibi gençlerle aynı nesil olmaktan mutluluk duyuyorum.

Ailesini de tebrik ediyor, kendisine de ömür boyu saadetler,

 başarılar, heyecanlar diliyorum.

Yaşam Sevincin eksik olmasın Nurettin!

 

Nurettin Özdoğan’ın kişisel web sitesi: www.empatik.com

 

Bir okuma önerisi:

1) Okulsuz Toplum – Ivan Illich

 2) Görünmeyen Üniversite – Ersin Gürdoğan

Ve şimdi biraz müzik;

 Jacques Brel’ den geliyor ; Amsterdam

1 comment Kasım 3, 2008

CAMBRIDGE’DE YAZ OKULU

 

Cambridge Üniversitesi yaz okulu programı için dünyanın dört bir yanından öğrenci kabul ediyor. 5 Temmuz – 1Ağustos tarihleri arasında yapılacak yaz okulunda SANAT TARİHİ, TARİH, EDEBİYAT, FELSEFE, BİLİM ,SHAKESPEARE, AKADEMİK İNGİLİZCE alanlarında kayıt alınıyor. Kayıt olduğunuz alana göre program süresi 2 hafta ile 1 ay arasında değişebiliyor. Farklı sosyal-kültürel etkinliklere yer verilen bu program üniversite öğrencileri için bir fırsat niteliğinde.

 

Fizkçilere özel not :) Bilim alanının bu yıl ki konu başlığı: Atomlardan Galaksilere

 

   Ayrıntılı bilgi ve kayıt için:

http://www.cont-ed.cam.ac.uk/intsummer/

Add comment Kasım 1, 2008

Previous Posts


kutsal bilgi kaynağı

Son Yazılar

Popüler Yazılar

Arşiv

Kategoriler

stats

ziyaretçi haritası

Etiketler

antalya Arche Aydınlanma baudrillard Beden bilinç blog Cern değer üretmek Eckhart Tolle edebiyat entrepreneurship Erzurum eğitim felsefe Futbol gençlik girişimcilik God Higgs inavasyon inovation iş dünyası kitap Kumpas Masaru Emoto medya Mevlana Mustafa İjaz Nurettin Özdoğan Particle Physics Philosophy Psikoloji ramazan satranç Sezai Karakoç sinema Sonsuzluk Tasarım teknoloji The Secret yaz okulu çay üniversite şiir

laf atanlar

gezturkiye on GENÇLER İÇİN YAZ REHBERİ
para kazan on GENÇLER İÇİN YAZ REHBERİ
malikaya on YES, WE CAN!
adem on ORUÇ YAZILARI : SAMANYOLUNDA…
hp on CHESS MASTER’ın DRAMATİK…

 

Kasım 2009
M T W T F S S
« Oct    
 1
2345678
9101112131415
16171819202122
23242526272829
30