Posts filed under 'felsefe'
FELSEFE NE İŞE YARAR?
19 Kasım- Dünya Felsefe Günü dolayısıyla bir kez daha felsefe, kendim, gerçekliğim ve özgürlüğüm üzerine düşünürken felsefeyle tanışmam ve felsefenin bana tanıştırdığı dünya hakkında bir şeyler yazmak istedim. Aslına bakarsanız felsefi düşünme izlerinin zihnimde henüz altı-yedi yaşlarımda iken filizlendiğini ve sonra lise yıllarımda dallanıp budaklandığını minnet, şükran ve heyecanla hatırlıyorum. Küçükken evimizin önünde selvi ağaçlarından oluşmuş bir nevi bir orman vardı. ne zaman bu ormanın içinden yürüsem “dünya herhalde böyle, gidiyorsun, gidiyorsun, gidiyorsun, gidiyorsun ve bitmiyor.. sonsuzluk.. peki ama öncesi? Öncesi yok işte.. hep orman.. hep orman.. hep uzun boylu ağaçlar.. güneşin yapraklar, dallar arasından bir muştu gibi, vahiy gibi indiği orman.. yaşamak bir ormandı diye düşünür ve kafam almazdı.. gidiyorsun, gidiyorsun ve bitmiyor ha.. nasıl yani?” bu soruları sormamda , ya da hayatın deli gür bir orman olduğunu düşünmemde beni dağ dağ, orman orman gezdiren ve buralarda yaşamın nasıl geçtiğini ve inceldiğini gösteren, yaşatan, sahici kılan dedem ve babama bir kez daha teşekkür etmek isterim. Belki de yaşama doğada -akdeniz, toroslar- başlamanın verdiği dinç ve derin duygudur beni hala dinç ve derin olmanın arzusuyla çalkalanan denizde yaşatan. Deniz demişken, deniz hayatıma yedi yaşımda girdi. O gün bu gündür denizi, yüzmeyi, deniz kenarında kitap okumayı ve yürümeyi, koşmayı, spor yapmayı ve karpuz yemeyi çok severim ama yine de ilk aşkım orman; kaynak suları, dağbaşı gölleri, küçük taş mağaralarda kıştan kalan karlar, ve herneyse o ormanın içinde bulduğum ilahi ses, hışırtı, aziz, dingin, egomu küçültüp bana sesler içinden tazelik, güzeller içinden ışık, karanlık içinden uyku ve dinginlik ve yıldızlar uzatan bu ormandır. Kuşlardır. Küçük akdeniz çalılarıdır. Yaban mersini, böğürtleğeni, dağ armudu, yaban elması, küçük aziz şifalı ahlatı ve sizi her yorgun gördüğü yerde size bir gölge uzatan sedir ve ardıç ağaçları ve ömrümün en güzel uykularını uyuduğum öğlen saatleri… orman.. hayat.. sanırım kaç yaşında olursam olayım ve neleri yaşarsam yaşayayım yine de dönüp dolaşıp ilk çocukluk yıllarımın geçtiği,Antalya’nın Kaş ve Elmalı ilçeleri arasında kalan Batı Toroslarda, karamık’ta, sinekçi’de, gömüce’de, kemer’de, akdağlarda bir çocuk olacağım, yine de, ve her ne olmuşsa işte.. felsefenin ilk çıkış noktasını, orjinini düşündüğümüzde Miletli Thales’in Mısır’a yaptığı deniz yolculuklukları ve burada gördüğü renkli hayat, bilim, geometri, dünya anlayışı, seyahat ederken iç içe olduğu doğa, ormanlar, renkler, denizler onu yaşamın t-özü, arkesi (arkası), kaynağı ve başlangıcı üzerine düşünmeye itmiştir. Dönemin hakim sutrası olan “ ex nihilo nihil fit” ten ayrılıp “bu gördüklerimiz nedir”, nesneler gerçekte nelerdir, her şeyin başlangıcı , kaynağı, arkesi nedir? Yaşam nasıl varolmuştur, varoluş ilkeleri nelerdir? Dünya neresidir ve bizler burada ne yapıyoruz sorusunu soran Thales ilk doğa filozofları arasında en saygın isimlerden birisidir. Amacım ne felsefe tarihini anlatmak ne de kişisel menkıbemin görkemli haritasını çıkarmaktır. Bu yazıda sizlere felsefe üzerine klişeleşmiş prestijli ve içi boş yargılar ve bunun yanı sıra felsefe ne işe yarar? sorusuna cevap arayacağım. Bunu yaparken ne çok bilimsel ne de çok edebi olmamaya özen göstereceğim.
hayatın kaynağı ve sonsuzluk üzerine düşündüğüm ilk çocukluk yıllarımdan sonra lisede felsefenin diğer akademik çablardan farklı olduğunu hemen anlamış ve kitaplara vurulmuştum. Belki de okuduğum ilk felsefi eser Voltaire- Candide’dir. Bu eseri bana öneren o dönem, finikenin denizi gören bir dağ yamacında ev arkadaşım ibrahim K. dır. İbrahim K. sadece bu eseri önermekle kalmayıp bana lise yıllarımda ve üniversite yıllarımda tutunduğum adeta asil bir “ağaç adam “ olmuştur. Ağaç , yeşil, bilge, sessiz, dingin..Gün gelip onun gölgesinde gölgelenip, uykuya dalıp rüya gördüğüm, gün gelip şen-şakrak şarkılar söylediğim, en güzel kitapları ve şiirleri okuduğum aziz bir dosttur İbrahim K. Her şeyden öte bana inanması ve güvenmesiydi tüm mesele. Bir çok insanın, felsefeye, okumaya dalmamdan, öss-yi boşvermemden, platonik, melankolik, tutarsız, yılgın ve suratsız hallerimden yola çıkıp benden yüz çevirdikleri bir “tip” olduğum o günlerde bana inanan bir tek o vardı. Şimdilerde ise tüm değerlendirmeler ve kriteler için durumum idare eder de olsa bana güvenen dostların sayısında ve sahiciliğinde iflas etmişliğim bir vak’adır. Bu benim dostlardan beklentilerimle ilgili olabilirse de İbrahim K.dan gördüğüm , öğrendiğim bilgelik ve sevginin sahiciliğini ve onarıcılığını bu gün en ala isimlerde ve yerlerde bulamayışım da olabilir. İbrahim K. meselesi benim için ve bazı dostlar için hala bir efsanedir. Ve bu efsaneye uzun zamandır yapmış olduğum vefasızlık ve biganelik beni de rahatsız etmektedir. Bu fakir ve cılız vesileyle de olsa muhtemel her yazımı okuyan ve her yazımı okumasını istediğim belkide tek insan İbrahim K. ya buradan teşekkür ederim. Selamlar aziz dostum.. yine felsefe dolayısıyla tanıştığım isimler, yaşadıklarım belki de hayatımın en renkli kataloğunu oluşturur. Nasıl tanıştığımızı çok hatırlamasam da yine benim için aziz bir dost olan M. Batar ve onun çılgın zekasıyla, parkta, bahçede, gece üç-te demlenmiş çaylarla yaptığımız sohbetler.. hala yapmaya devam ettiğimiz sohbetler.. ve yapacağımız sohbetler. Birbirimizde bizi bütünleyen bir şeyler olduğuna innanmışımdır hep. Aynı dili konuşmak gibi.. aynı dağı tırmanmak gibi.. aynı kızı sevmek gibi.. aynı otobüse binmek gibi :)) yine M. Batar vesilesiyle ankarada tanıştığım güzel insanlar; patikalar ekibi, gökkuşağı çay evi müdavimleri ve sohbetleri, Sancak kolejinde tanıdığım ve benim 2001 Türkiye Felsefe Olimpiyatlarına hazırlanmamda, katılmamda ve sırlamaya girmemde emeği olan, öğlen sandiviçlerini benimle paylaşan, carmina buranayı dinlediğim, en güzel kahve bardaklarının özelliklerini kendisinden öğrendiğim, sadeliğin, mütevaziliğin, sivil düşünme ve yaşamanın, özgürleşmenin en güzel örneklerinden biri ; Mehmet Ö. hocam.. kendisinden dergi okumayı, biriktirmeyi öğrendiğim, Michel Foucault-u bana tanıtan, “günaydın” derken gözlerinin içi gülen Sevgi hanımefendi.. Sancak Kolejinde okumama vesile olan, en önemlisi zor ekonomik koşullarımıza rağmen babamı ikna eden, bana inanan ve hala inanmakta ısrar eden, ulusal çapta dönemin en iyi edebiyat dergisinde (E) yayınlanmış bir şiiri olan 17 yaşındaki öğrencisinin gözlerinindeki ışığa işaret eden öncü, aydınlanmanın gizli rengi, taşrada yaşarken aynı zamanda dünyada da yaşıyor olmayı soluyan, genç insan, tebessüm ehli Osman A. hocam, lise yıllarımda pek anlayamadığım hayat felsefesini hayatın içine girip normalleştiğim günlerde kendisinden İsa’nın azizleri gibi bahsedebileceğim, bir insan bu kadar mı güzel kızar, bu kadar mı güzel selam verir, bu kadar mı güzel dert sahibi olur dediğim, çamlar kuyusu ve sazak koyunda gençlik yıllarımın en güzel an/ı/larının geçmesine vesile olan muhterem hocam Turhan M., Üniversiteye geldiğim ilk yıllarda tanıştığım Atatürk Ünivesirsetesi felsefe bölümü hocalarından Mustafa Y., Ali U., Sebahattin Ç., Alman dili ve edebiyatı bölümünden Ahmet S., İngiliz dili ve edebiyatından Mukadder E., Fizik bölümünden Cevdet C., edebiyat bölümünden Erdoğan E., hep bu bağlamda şükranla, sevgiyle ve aziz hatıralarla anabileceğim kişilerdir. EDAM Genel Müdürü, bir tebessümü bin altın eden adam, entelektüel, dost, kendisinden pek çok şey öğrendiğim, özgürlükle bedel ödemek, sevmekle ölçülü olmak arasındaki dengeyi kuran insan Alpaslan D. ve onunla birlikte istanbulda tanıdığım insanlar, yine kıymetli ağabeyim, hocam Memduh N., Entelektüel kitapçım Rahmi bey, Murad G., Merhum dostum Şair Muhammed E., Kertenkele Dergisi editörlerinden Muammer Y., ismetozel.org ediötürü Adem Y., yine merhum muhammed e. vesilesiyle tanıdığım üç yıl gibi uzun bir süre bana ağabeylik, dostluk, arkadaşlık, hocalık yapmış olan diğergam insan, her şeye rağmen kendisini minnetle andığım aziz Nurullah Ş. beyefendi, ve daha isimlerini burada sayamadığım bir sürü dost, dergi, kitap, düşünce, iyi, güzel her ne varsa diyebilirim ki ; tüm bunlar benim ve bu insanların iki şeye verdiği değer itibariyledir: BİLGİ ve SEVGİ. Yani bilgi sevgisi, bilgelik sevgisi; philo-sophia; FELSEFE. Felsefenin hayatıma çizdiği yöne baktığımda felsefe ne işe yarar sorusuna en iyi cevap verebilecek kişilerden biri olduğumu düşünmem yersiz olmayacaktır. Bu benim için doğru ve anlamlı olduğu gibi burada saydığım tüm isimler için de aynı şey geçerlidir. Bu insanların da hayatlarının başka hayatlarla kesiştiği noktalarda felsefe hep ortak bir dil, aynı mayadan kabaran bir varoluş hamuru, aynı şarkı, aynı ekmek gibi kendisini göstermiştir.
Felsefenin sınırları, ilkeleri üzerine akademik-yorgun bir yazı yerine bir nehir akışı gerçekliğinde bilinç akışı tekniğiyle irticalen bir yazı yazmayı deneyeceğim. Biraz öncede bahsettiğim gibi felsefe; philosophia ; bilgi ve sevgiyi aynı anda aynı amaca hizmet edecek şekilde ; filozof; philo-sophos, yani bilgelik tanrılara hastır, biz bilge olamayız ama bilgeliğin ve bilginin amadesi, sevgilisi olabiliriz şeklindeki bir ikili yapı felsefenin kendi doğasının zorunlu tözü olmasıyla diğer bütün bilgi alanlarından onu ayırıp biricik – unique- yapmaktadır. Yine bilgeliğe konu olacak bilmek fiilini gerçekleştiren bilen öznenin, varoluşsal özneden önceliği de felsefeyi diğer bilgi dallarından ayırmaya yeter. Matematikle iş gören toplumlar, bilim-sanayi toplumları felsefe topluluğuyla beraber aynı dizgede fonksiyonel olmadığı hiçbir dönemde yeryüzünde insanı ve çevresini anlamlı ve güzel, anlamlı ve hakikatlı kılacak bir yaşam tarzı geliştirememiştir. Bugün insanlığın birikimi olan, demokrasi, bilim, sanat ve özgürlük gibi değerlerin ve ideallerin temelinde hep felsefeyi görürüz. Felsefe nedir? sorusuna cevap verirken onu diğer bilgi alanlarından ayırmaya çalışmak belkide beyhude bir çaba olcaktır. Bununla birlikte felsefenin evrensel bir tanımının olmayışı, Herakleitos’un akan ırmağından o günün yapısına ve diline uygun bir akışkan tanım yapmaya bizi götürebilir. Fizik, hukuk, sanat; bu alanlar birbirlerinden tamamen bağımsız disiplinler olmalarına rağmen hepsinin hamurunda felsefeyi görmek zor değildir. Güzel nedir? sorusuna sanat alanından bir cevap beklerken, doğruluk üzerine de düşünürken ahlak felsefesinden bir cevap bekleriz. Fizik ve metafizik gibi alanlar ise varlığın doğasıyla ilgili yasalar ve hikmetler içerir. Ve tüm bu alanların felsefeyle doğrudan bağı vardır. İlk çağ doğa filozofları için fizik -physis:doğa- felsefe nin sorduğu sorulara hem ilham ve cevap alanı olmuştur. Bu Newton için de günümüz kuramsal fizikçileri için de, Cern de bilim tarihinin en heyacanlı deneyinde çalışan parçacık fizikçileri için de böyledir.
Felsefe-bilim ilişkisinde, felsefenin soyut, bilimin ise deneysel yönüne vurgu yapılarak anlamsız bir işbölümü anlayışı vardır. Bilimin sadece deneye ve nedenselliğe indirgenemeyeceği gibi felsefe de genellemeler ve yorgun amaçlarla sınırlandırılamaz. Felsefenin özgürleştirici, dinamik yapısının farkına varılmadığı her dönem bilim de kan kaybetmektedir.
Türkiye gibi entelektüel dünyası derin tarihsel dönemlerle kesintiye uğramış, ve belki bazı dönemlerde zihinsel aktivitesi kanser olmuş toplumlarda felsefe ile felsefemsi söylem arasındaki fark ayırd edilememektedir. Düşünce tarihinden alıntılanmış süslü edebi örneklerle, bir filozofun yaşamını anlatan bir denemeyle, ruhun katmanlarını ortaya koyan bir romanla felsefe yaptığını zannetmekle elma ile armutu toplayan kişinin kendini matematikçi olarak görmesi arasında fark yoktur. Felsefe ile felsefemsi söylem arasındaki farkın ayırd edilmeyişliği bu alanda toplumumuzu tutuk, sığ ve kökensiz yığınlar haline getirirken özgürleştirici dinamiklerden de mahrum bırakmaktadır. Felsefe ne boş zamanlarda yapılan bir etklinlik olmadığı gibi ne de felsefe insanların boş zamanlarını sıkıcılıktan kurtaran bir düşünsel etkinlik değildir. Felsefeci de yaşama ilginç, garip düşünceleriyle renk katan biri değildir. Felsefe, akılla yapılır. Eleştirel ve özgür bir bilme etkinliğidir. Eleştirellik ve özgürlük; batı medeniyetinin en varoluşsal özellikleri olması yanında bugün de bilim ve felsefenin bedenine temiz kan pompalayan damarlar gibidir. Bununla birlikte insanoğlunun bugün geldiği noktada daha önceki dönemlere göre daha bilgi sahibi olduğunu söylemek temelsizdir.
En saf şekilde söylemek gerekirse, bu gün yaşadığımız ekonomik krizden, ruhsal travmalara, intiharlardan “anti-aging” modasına, bir dünya sorunu olan küreselleşme dayatmasından yerel-güncel sorunumuz demokratik açılım meselesine kadar hemen hemen İYİ, GÜZEL ve GERÇEK bir uygarlık düzeyine ulaşamamamızda en büyük nedenlerden birisi felsefi düşünmenin oluşamamış, yapılandırılamamış olmasıdır. Hem de felsefe, felsefi düşünme bu topraklarda, Anadolunun Ege kıyılarında doğmuş olmasına rağmen.
Bunun nedenlerine bakalım: Felsefe doğayla bütünleşmiş kent ortamları için mümkündür. Oysa köylülelşen kent ortamları ve köylü bir dile angaje olan siyasi ve kültürel hayatımız felsefeyi de imkansız kılmaktadır. Felsefe için özgür zaman gerekir: schole. Köylüleşen bir hayat tarzında schole’ler olmaz ve schole’siz bir düşünce üretimi de olmaz. İnsan kendinde doğuştan içkin olan telos’u (amaç) uyandırmak için eylem halindedir. Bu da fiziksel bir çabadan ziyade düşünsel bir çabayı gerektirir. Tarım toplumları felsefeden uzak toplumlardır. Kırsal ve ya köylüleşen toplumlarda düşüncenin kendisi homojendir ve felsefenin motorları olan eleştirellik ve özgürlük sözkonusu değildir. Eleştirinin yerine polemik, kin ve kavga, düşünme ise şüpheyle, farklılık ise sapkınlıkla karşılık bulur. Böyle bir yaşam alanında felsefenin ve felsefi öznenin varlığı imkansız – müknesiz-dır. Yığınların sayısal çouğunluğunun karşısında filozof ya çarmıha gerilmiştir, bir kenara atılmıştır. İnsanın kendinde varolan telos’u bilme, ona ulaşma arzusu aynı zamanda dinsel arayışların da bir orjinidir. Varoluş orjini. Ve her insan doğuştan bir telos’a sahiptir.
İYİ ve GERÇEK TELOS’unu arayan insanlık için bir kez daha ;
DÜNYA FELSEFE GÜNÜNÜZ KUTLU OLSUN!
Unutmadan soralım; Felsefe ne işe yarar?
Mustafa İJAZ
Erzurum – 2009, 16 kasım
2 comments Kasım 16, 2009
TÜRKİYE MİLLİ EĞİTİMİNDE DURUM DEĞERLENDİRMESİ VE HEDEFLER
DERS : Eğitim

Eğitim eğmekten gelir. İnsanoğlunun düştüğü ve göründüğü bu fenomenler dünyasında insan daha çok görünmeyen tarafıyla insan olarak anılmaya değerdir. Bu görünmeyen tarafa ulaşmak ve orada bir takım değişim, dönüşüm, iyileştirme, zenginleştirme faaliyetinde bulunmak öncelikle insanın biyolojik, fiziki ve soyut (soul) durumunun ortaya konulması gerekir. İnsan dünyaya düşer. Merhamete ilgiye bakıma rehbere ihtiyacı vardır. Doğuştan gelen bir takım özgürlüklere sahiptir ama toplum içinde yaşamanın getirdiği sorumlulukların da farkında olarak büyümelidir. Ve devlet burada, Ivan Illich in okulsuz toplumunda ve Michel Foucault un tezlerinde çoğu zaman yer bulan , vatandaşı-bireyi okulla tek tipleştirerek kontrol altına alma ve iktidarın devamını sağlamak gibi statükocu, bağnaz bir yapıdan uzak durmalıdır. Zira insan her an “akan bir enerjidir”. Binbir potansiyelle dolu bir enerji merkezi.. böyle bir varlığa karşı devlet onun yeteneklerini körelterek kendi devamlılığını sağlayabilir ancak uzun vadede o ülkenin çöküşü kaçınılmazdır. Her an değişen, akan bir enerji olan insana karşı yapılacak muamelelerde ESNEKLİK temel bir yaklaşım metodu olmalıdır. Tektiplilik hayvanlara ve cansızlara özgüdür. Oysa insan biriciktir. Her birey farklıdır, her birey değerlidir, her can kutsaldır. Bireyin doğuştan getirdiği bu farklılıkları toplum içinde ayrılıklara ve çatışmaya değil zenginliğe dönüştüreceği ve farklılıkların sinerji etkisi oluşturduğu bir duruma hizmet edecek şekilde bireyler özgür bir düşünceyle büyütülmelidir.
Elli yıl sonrası Türkiye de yaşayacak insanlarımızın özgür düşünceli, girişimci, toplumun tüm değerlerine saygılı, demokrasi kültürünü içselleştirmiş bireyler olabilmeleri için Milli Eğitim politikalarında yapılması gereken değişiklikler;

1. Öncelikle milli eğitim bakanlığı bünyesinde “Beyin Takımı” oluşturulmalıdır.
2. Beyin takımı Avrupa ve dünya ülkelerinde eğitim veren kurumları bizzat yerinde gezerek inceleme yapmalı ve gözlemlerini bakanlığa rapor etmeli
3. Yaşadığımız yüzyıl dikkate alınarak eğitim de 10-20-40 yıllık hedefler ülke çıkarlarımız ve gelecek kuşakların ihtiyaç ve muhtemel problemleri göz önüne alınarak oluşturulmalıdır.
4. Milli eğitimin hedeflerinde yetiştirilecek bireylerin: girişimci, özgür düşünebilen, kendisiyle barışık, dünya vatandaşı olma konusunda şuurlu, heyecanlı, öğrenmeye meraklı, öğrenmeyi öğrenmiş, özdenetimi olan, eşitlikçi ve farklılıklara saygı duyan, değişime ve gelişime açık, entelektüel birikimli, sosyal bireyler hedeflenmeli bu hedefler için müfredat yeniden gözden geçirilmeli, sınıflar yeniden düzenlenmeli, sınıf mevcutlarına kota konulmalı, yapılacak eğitim faaliyetleri grup aktiviteleri şeklinde yapılabilir düzeyde olmalı, bu grup çalışmaları için akademik camiadan projeler istenilmelidir.
5. Kadim yunanda eğitim iki temel parametreden oluşur: Beden Eğitimi ve Art. Ülkemizde maalesef bu konuda ne yeterli bir eğitim ne de bilinç düzeyi vardır. Öncelikle bu eğitimlerin gerekliliği için bilinçlendirme çalışmaları- konferanslar yapılmalıdır. Mesela beden eğitimi dersleri için her yaşa uygun müfredatlı kitaplar yazılmalıdır. Beden eğitimi ders saati başka ders başlıkları- aktiviteler adı altında genişletilerek arttırılmalıdır.
6. Eğitimde, bilhassa ilköğretim düzeyinde oyun ve öğrenci merkezli eğitime artık gerçek anlamda geçilmeli. Öğrencinin oyun oynama ihtiyacı eğlendirici ve bilgilendirici eğitsel oyunlar ve aktivitelerle giderilmeli, böylece öğrenci kitap okuma, matematiksel ve bilimsel düşünme konularında daha istekli, esnek düşünceli hale gelmesi sağlanmalı. Kısaca ilköğretimde müfredat basitleştirilmeli, kolaylaştırılmalı, bilgi içerikli ders saati azaltılıp, oyun ve aktivite merkezli ders saatleri arttırılmalıdır. Daha çok oyun ve eğlenceye yer verilerek öğrencinin okulu- öğrenmeyi sevmesi, yaşına uygun karakter özelliklerini kazanması hedeflenmelidir.
7. Yaşadığımız delifişek zamanların 1 en önemli icatlarından birisi olan ve dünyamızı pek çok alanda etkileyen internetin etkin bir şekilde kullanımı için milli eğitim hedefleri yeniden yapılandırılmalı ve internet kullanımı için bilimsel çalışmalar yapılmalı, fiziki şartlar buna göre yeniden oluşturulmalı.
8. Sadece internet girişimciliği üzerine kurulu mesleki eğitim liseleri açılmalı ve üniversiteye girişte bu öğrenciler bilgisayarla ilgili alanlara sınavsız geçebilmeli.
9. Günümüzün en büyük eğitim sorunlarından birisi aşırı ödevler ve sınavlardır. Çevremizde öyle gençler, öğrenciler görüyoruz ki sınavlardan ve ödevlerden bezmiş durumdalar. Sınavlar ve ödevler azaltılarak etkili sınav teknikleri kullanılmalı, ödevler yaratıcılığı arttırıcı yönde düzenlenmelidir. Öğrenci ödevler verilirken “öğrenmeyi öğrenmesi” amaçlanmalıdır.
10. Başarı bir sonuçtur, asıl önemli unsur ise süreçtir. Eğitim süreçleri tek tek gözden geçirilmeli yanlış-gereksiz düzenlemeler kaldırılmalıdır.
11. Eğitimde öğrenciye esneklik ve özgürlük tanınmalıdır.
12. Ceza - Disiplin sorunlarına yeni çözümler getirilmeli. Ama mutlaka çözüm olmalı. Ertelenen problemler, kişilik bozuklukları kanser gibidir. Disiplinde hedef öğrencinin “özdenetimli” bir şekilde hareket edebilmesini sağlayabilmektir. İç motivasyonun gelişmesine yönelik çalışmalar müfredata alınmalıdır.
13. Ödül – mümkün olan her fırsatta ödüller verilerek öğrenciye değerli olduğu hissettirilmeli , erken yaşlarda kabiliyet ve istidadı belirlenmelidir. Öğrencilerin ilgi ve yeteneklerini ortaya çıkaracak projeler yapılmalıdır.
14. Farklı alandaki bu projeler için Avrupa birliği eğitim ve gençlik programları havuzundan finansman sağlanabilir.
15. “Azgelişmişlik bir bütündür, parçalanamaz”: eğitimde TKY toptan kalite yönetimi ilke ve yöntemleri uygulanmalıdır.
16. Eğitim reformları yapılırken sağlık-ekonomi gibi konularla birlikte düşünülmeli disiplinler arası çalışmaya özen gösterilmeli, dengeli değişim ve yenilenmelere dikkat edilmelidir.
17. Aileler de eğitim reformlarında dolaylı eğitime dahil edilebilmelidir. Bunun için projeler geliştirilmeli. Okul aile birliklerinin yetki ve sorumlulukları arttırılmalıdır. Başarı ve başarısızlık ortaktır.
18. Üstün zekâlı ve üstün yetenekli çocukların erken belirlenmesi ve özel ilgi görmeleri sağlanmalıdır.
19. 15-18 yaş grubu gençlerin geniş tabanlı programlarla, bir alana/mesleğe ve yüksek öğretime hazırlayacak biçimde yönlendirilmesinin Türkiye’nin muhtemel Avrupa Birliğine entegre olma sürecinde ve kendi iç dinamiklerinde önemi gözetilerek bu konuda teşvik edici – cazip çalışmalar yapılmalıdır.
20. Gençlerin küçük yaşlardan itibaren bir alana odaklanması sağlanarak eğitimlerine devam etmeleri hem birey hem devlet için menfaatleri icabıdır. Odaklanma ve uzmanlaşmaya önem verilmeli.
21. öğrencilerin kapsamlı şekilde gelişerek, bilim ve kültür ruhuna sahip öğrenciler olması amaçlanmalı, bu amaçla çok sayıda bilimadamı bilimsel rapor sunmaya davet edilmeli.
22. Okul öncesi eğitim 3 yaşından başlatılmalı. Milli eğitim bakanlığı denetiminde Belediye işbirliğiyle belde ve ilçelerde okul öncesi kurumları oluşturulabilir – bazı belediyelerin uygulamış olduğu bilgi evleri projesi yaygınlaştırılabilir. Buralarda internetin etkin kullanımı ve grup etkinleri, öğrenciler için okul dışındaki zamanda da sosyalleşme imkanı sağlayabilir.
23. Hazırlanması muhtemel yeni Sivil anayasada milli eğitim politika değişimleri- projeleri-yönetmelikleri yüksek yargının ideolojik kararlarıyla bozulmaması için bakanlığa ayrıcalık ve özerklik verilmeli .
24. Meslekî-teknik eğitim için aileler ve öğrenciler bilgilendirilip, teşvik edilmeli.
25. İstihdam hazırlayıcı meslekî ve teknik eğitim programlarının, uluslararası standartlarda bir yapılaşma içinde yürütülmesi sağlanmalı.
26. Liselerde internet dersi verilmeli. Her yönüyle.
27. İngilizce ders saatleri arttırılmalı, dil öğrenimi konusunda yeni çalışmalar yapılmalı. Dil öğrenim teknikleri yeniden sorgulanıp ele alınmalı ve İngilizceyi yazma-okuma-konuşma boyutlarıyla öğrenmek teşvik edilmeli.
28. Eğitimin her kademesinde teknoloji çok iyi kullanılmalı. Tüm dünyadaki eğitim materyalleri literatür taraması yapılıp, pilot okullar belirlenerek yaygınlaştırılmalı.
29. Eğitimde yeni düşünce ve uygulamalara açık, esnek ve özgür düşünceli, siyasi-dini-etnik kaygılardan uzak, merhametli, bilge, aydın öğretmenler yetiştirmek için öğretmenlik mesleği yeniden ele alınmalı. Hizmet içi eğitimler zorunlu katılımlardan çıkıp keyifli, bilgilendirici, motive edici süreçlere dönüştürülmeli.
30. Öğretmenlerin özlük hakları iyileştirilmeli.
31. Eğitimde özel okulların oranı arttırılmalı. Özel okulların çeşitliliği teşvik edilmeli.
32. Meslek liseleri düzeyinde özel okullar açılmalı, yaygınlaştırılmalı.
33. Meslek liselerindeki eğitmenlerin kaliteli olmaları için planlamalar yapılmalı.
34. Okulsuz eğitim seçenekleri de düşünülmeli.
35. Eğitimde bire bir eğitim ve pdr hizmetleri arttırılmalı
36. Sivil itaatsizlik bildirisinin yazarı – aktivist Henry David Thoreau nun dediği gibi: ” En iyi yönetim en az yöneten yönetimdir.” Bu bağlamda bir eğitim yapılanması için hala hazır değil miyiz?

Mustafa IJAZ ÇAKIROĞLU
Youth Mentor, Umudun Teologu, İnternet Müptelası, Reklam Concept Danışmanı, Gezgin, web girişimcisi
___________________________________________________-
1 comment Mayıs 13, 2009
WIPO & WITTGENSTEIN
Today’s Zamanın Pazar yayını olan Sunday’s Zaman da okuduğum bir haber bana ilginç geldi paylaşmak istedim. 26 Nisan dünya fikri mülkiyet günüymüş. Habere göre 26 nisan 2001’de entelektüel zenginliğin günlük hayata etkisi konusunda farkındalık oluşturma ve dünyanın dörtbir yanından insanlığın gelişimi için katkıda bulunan isimleri, sanatçı, düşünür ve girişimcileri anmak için kurulan World Intellectual Property Organization – WIPO her yıl bir tema çerçevesinde etkinlik düzenliyor. Bu yıl ki tema; “geleceğimizi güvenceye almanın bir anahtarı olarak; yeşil alan korumalı projeler”. Dünya entelektüel zenginliği deyince aklıma neler gelmiyor ki.. Hz. Adem den başlamalı.. J yasak elma ile başlayan dünya macerasında insanoğlu kendine yeniden yasak elmalar mı icad ediyor acaba? Sormadan geçemedim.
***
Entelektüellik demişken 26 nisan doğumlu Ludwig Wittgenstein’ı (1889-1951) anmadan geçmeyelim. 20. Yy analitik ve dil felsefesinde çok etkili olmuş bir filozof-düşünür olan wittgenstein bendeniz için de lise ve üniversite yıllarımda zihnimi en çok tahrik eden isimler arasında yer alır. Wittgenstein okuyacaklar için kitap önerisi; Yan Değiniler – altıkırkbeş yay.
LW
Zengin bir ailenin çocuğuydu. Issız bir fiyord yamacına yaptırdığı kulübede inzivaya çekildi. Toplum yaşamına dönmesinin ardından babasından kalan serveti dağıttı. Çok mutsuz oldu, sık sık intiharı düşündü. Akademik felsefe düşüncesine karşıydı. 1950’de kanser olduğunu öğrendi. Ona göre felsefede çözülecek bir problem, kanıtlanacak bir teorem, sınanacak bir varsayım yoktu ve dedi ki:
“İnsanlar iyiye doğru götürülemezler; ancak şuraya-buraya götürülebilirler. İyi, olgu uzamının dışında yatar…
Tohumu topraktan çekip alamazsın. Yapabileceğin, yalnızca, ona ısı, nem, ışık sağlamaktır; kendi kendine yetişmek zorundadır…
Çocuk kötüdür, ama kimse ona başka türlü olmayı öğretmez ki; anası-babası da gösterdikleri budalaca yakınlıkla daha da beter ederler onu…
Bir insan kilitli olmayan, ama içeriye doğru açılan bir kapıyı boyuna itiyor, çekmek aklına gelmiyorsa, dada hapistir…
Ancak çok mutsuz bir insanın başka bir insan için üzülmeye hakkı vardır…
Kişi yalnızca en korkunç acılar içindeyken yazmalı -o zaman bambaşka bir anlamı olur yazdıklarının. Ama, bu yüzden, bu yazılanı da kimse bir doğrudur diye alıntılayamamalı; meğer ki bunu söylerken kendisi de acı çekiyor ola…
Wittgenstein için ekşi sözlüğe bakın;
Add comment Nisan 27, 2009
sonsuzluk, melamilik, merhamet ve aydınlanma hakkında

sonsuzluğa açıldığım yer: kaş
Köklere inmenin adı dinginliktir. Yani yaşama dönüş. Bu sonsuzluktur. Sonsuzluğu bilmek aydınlanmaktır. Sonsuzluğu bilmeyen ziyandadır. Sonsuzluk bir bakıştır. Merhamet bakışı. İşte kutsallık! Sonsuzluğun memelerinden emerek kutsallaşmak! Yüceltmeler ve yergiler (ekstrem davranış – taraflılık) zihni bulandırır. Körleştirir. Merhamet bir bakış açısıdır. Geniş. Sonsuzdan bakanın gördüğü bir açı. Kutsal açı. İnsanların hor gördüğü yerlerde coşkuyla gece gündüz akan sular vardır, bilirsiniz. Büyük merhamet böyle bir şey. Sonsuzluğa daha yakın böylece. Melamî’ce bir yakınlık. Yalınlık. Tutkulu bakışlarla bakan merhametli olamaz. O bakışlar sadece görüneni görür. Gizliyi görmek için tutkularını kurban etmelisin. Basitlik en büyük gözdür. Aşırılıkları, gösterişi, kibri yok et ki bilgece derinleştir ruhunu. Ruhlarımıza itina göstermeliyiz. Sükûnet faaliyetin efendisidir. Bedenlerde faaliyet yorgunluğu! Tamahkârlık.. dünyaya gelirken ağlamaklı ve yumuşak bedenlidir insanoğlu. Ölürken ise kaskatı kesilmiş halde.. yumuşaklık ve acizlik yaşam belirtisidir. En yumuşak şeyler en sert olanları hep kuşatırlar. Hiçlik dopdolu bir yerde bile kendine bir yer bulur. Konuşmadan yol gösterenlerdir benim ermişlerim. Gerçek iyiler, iyilere iyi oldukları gibi, iyi olmayanlara da iyidirler. Hükmetmeden yönlendirirler, bunun adı gizli erdemdir. Eğri görünen, gerçekte en düz olandır. Anlatırlar ki, evvel zamanda, padişah Mısır piramitlerinden perestişle bahsedildiğini duymuştur. Zamanın ünlü ve yetkin mimarı, mimar Sinan’ı yüzyıllardır yıkılmadan ayakta duran bu gizemli yapıyı çözmesi için Mısıra bir kafileyle birlikte gönderir. Kafilede aşçısından askerine, rehberinden hizmetçisine kadar çeşitli insanlar vardır. Aylarca yol gidildikten sonra bir tepeden mısır piramitleri görünür. Mimar Sinan durur, dikkatle biraz bakar ve –haydi dönüyoruz, der. Kafile şaşkınlık içindedir. –Efendim, aylarca yol geldik, yanına varıp bakmayacak mısınız? – Ben olayı çözdüm, der Sinan. – Bu yapı zaten baştan yıkık yapılmış. Bir bina yıkıldığında bu piramit şeklini alır. Yıkık olan bir şey elbet bir daha yıkılmaz, der ve geri dönerler.
Ünlü kılıç ustası Miyamato Musashi, Beş Çember adlı kitabının “ateş kitabı” bölümünde bulaştırmak diye bir savaş tekniğinden bahseder. “Bir çok şey bulaştırılabilir. Uyku hali, esneme gibi. Zaman da bulaştırılabilir. Düşman heyecan belirtileri gösterip acele davrandığında, hiç aldırma. Tümüyle dingin dur, düşman bir süre sonra bundan etkilenecektir. Bu ruhu bulaştırdığını gördüğünde, Boşluk ruhuyla şiddetli bir saldırıya girişip onu yenebilirsin. Beden ve ruhunu gevşetip, düşmanın da gevşediği an, ondan önce davranıp güçle ve hızla saldırarak kazanabilirsin. Bu yola “birini sarhoş etmek” de denir. Düşmana bezgin, dikkatsiz ya da güçsüz bir ruh da bulaştırabilirsin. Bunu iyice incelemelisin.” Bunu anlattım çünkü seyir defteri bir duyguyu bulaştırmak için var. Okumak, yazmak ve paylaşmak. Sonsuzluk okyanusuna bir taş atıp dalgaların yayılmasını izlemek, keyifle. Genel bir kural olarak insanın zihnî bakımdan sefil ve bayağı olduğu derecede niteliksiz bir topluluğa karışabildiğini tespit edebiliriz. Ziya Paşa’nın deyişiyle; “nâdanlar eder sohbeti nâdanla telezzüz / divanelerin hemdemi divane gerektir”. Herakleitos da benim sözümü unutmayın der gibidir:”eşekler, samanı altına tercih eder.” Ruhsal derinlik arttıkça kişi derin ruhlarla hemdem olur. Okumak, yazmak nedir? İbn Ataullah İskenderî Hazretleri der ki, “gökkubbe altında söylenmemiş bir söz, yapılmamış bir iş yoktur. Öyle ise, yeni şeylerin peşine düşüp bidatçi olma. Yapacakların ve söyleyeceklerin bir öncekine uygun olsun.” İşte, okuma ve yazma eylemi, gökkubbe altında eskimez iyiyi, kadim olanı, her zaman diri olan gerçek erdemi anlatmak ve anlamaktır. Erzurum’da yaşanmış bir olayla yazımı bağlıyorum (sonsuzluğa bir taş atıyorum). Yaşlı bir teyze, akşam vakti pazardan evine doğru dönmektedir. Pazarın çıkışında bir balıkçı “canli balık, canli balık” diye bağırmaktadır. Teyze, balıkçıya doğru yaklaşır, leğenin içinde yüzen balıkları biraz seyreder ve balıkçıya dönerek, “Oğul, balıkların taze midur?” diye sorar. Balıkçı -“ he, Eze, balıklarım canlıdır, bak yüzirler.” der. Yaşlı teyze, anlaşılmadığını düşünerek tekrar sorar, “oğul balıkların taze midur?” Balıkçı “he, he eze kurban olam, bak yüzirler, anlamıyor musun bunlar canlidir da!” yaşlı teyze balıkçının gözlerinin içine bakarak, “ anlıyorum evladım, anlıyorum da.. bak ben de canliyim, ama taze değilum” der. Canlı olmak yetmez, tazelik gerek bize. Tazeliğin kaynağı Resul-i Ekrem Efendimiz (s.a.s)dir.
5 comments Aralık 5, 2008
GÖSTERE GÖSTERE HAYIR; SÜPER!
Keyifler Nasıl? Sorusu için öğrencilerimden duymak istediğim cevap hep ‘süper’ olmuştur. Hatta onlar nerede bir ‘süper’ kelimesi görseler eminim beni hatırlarlar. Yine bu gün ‘süper’ diyebileceğim günlerden biriydi; çünkü Genç Siviller adlı grup 12 Eylül Darbesinin akabinde yapılmış olan 1982 Anayasasının 26. Yıl dönümü olan 7 Kasım’da yasayı yeniden Refaranduma götürdüler. Süper bir olay! Jandarma gözetiminde göstere göstere (zorla) EVET denilen 1982 Darbe Anayasasına ben de Erzurum’da Cumnhuriyet Caddesinde kurulan Standda GÖSTERE GÖSTERE HAYIR dedim.
![]()
Oy pusulamı kutuya besmele ile bırakıp, bunun kutsal bir görev olduğunu oradaki görevliyle paylaştım. “Genç Siviller Rahatsız” sloganıyla bir çok etkinlik yapan bu aktivist genç grubu tebrik ediyor, çalışmalarında kolaylıklar diliyorum. Aslolan süreçtir, sonuçlar kendiliğinden gelir!
Yaşlı, bunak, vehimli, vesveseci, duyarsız, statükocu, tutucu bir anayasa 1982 anayasası. İçinde 301 gibi ne olduğu tam anlaşılamayan tuhaf bir madde olan bir anayasa. Devlet memurlarına millet iradesine ket vurma hakkı tanıyan, askeri bir anayasa.
GENÇ, SİVİL, HERKESE GÖRE DEĞİŞMEYEN , KULLANIŞLI, ÖZGÜRLÜKÇÜ, ÇOK SESLİ BİR ANAYASA İSTİYORUZ! ANNE GİBİ BİR YASA İSTİYORUZ KISACASI!
***
Dünyaya Hayırlı olsun.
Hüseyin Burak Obama. Evrenselleşmenin ilginç örneklerinden biri olacak. Siyaset bilimi derslerinde 10 yıl sonra en az iki saatlik ders konusu: Obama!
henry david thoreau der ki: “en iyi yönetim biçimi: en az yöneten bir yönetim biçimidir. Bu ise, insanlar buna hazır olduklarında gerçekleşir”. Obama bunun için hazır gibi. Ya Dünya? Hey wordl! R U Ready?
***
MUSTAFA FİLMİ HAKKINDA
Mustafa filmini destekliyorum. Atatürk üzerinden rant sağlayanlar için bir hayal kırıklığı tabii. Zavallılar, size acıyorum. Atatürk bir nesne değildir, meta değildir. Tarih kendini yenilemek zorundaydı. Bu yeni kişi sistemin içinden, sistem dışı olmalıydı. Bu Mustafa olmayabilirdi. Ama o oldu. Bence ne iyi oldu, ne de kötü. Tarihsel bir kişi, o kadar. Onun üzerinden kavga etmeyi hangi aptal icat etti? Mustafa, hatasıyla sevabıyla Mustafa’dır. Değişen, sivilleşen Türkiye’de böyle çalışmaların artması dileğiyle.
Ahmet Altan da güzel bir yazıyla tartışmaya katılmış,
buyurun ;
http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=756716&title=can-dundarin-mustafa-filmi-tartismasina-ahmet-altan-da-katildi
1 comment Kasım 8, 2008
ÜNİVERSİTEYE GİTMEK YA DA NURETTİN ÖZDOĞAN
Bu sabah yurttan kampuse doğru yürürken kafamda tasarladım bu yazıyı.
Hava güneşli, Erzurum’da Kasım ayında böyle bir hava, evlere şenlik..
Çok şükür.. kışın güneş bir başka güzel..
deli eder insanı bu havalar vallahii :)
“Kasımda Aşk Başkadır” nasıl olsa.
Bir çok üst düzey insanın eğitim hayatlarına
baktığımızda tuhaflıklar görürüz.
Çok başarılı kanaat liderleri ve rol model kişilikler,
sıra dışı iş fikirlerinin sahipleri ya üniversiteye gitmemiş,
ya gitmiş terk etmiş, ya da gittiği üniversiteyi ve diplomayı önemsemeyip
kendi ilgi alanını keşfederek keyifli ve para getiren,
değer üreten, sosyal sorumluluğu olan girişimcilik projelerine imza atmışlar.
Bir çok ülkede ve özellikle Türkiye’de
Üniversiteye Gitmek bize yutturulmuş bir Prestij Hapıdır.
Üniversiteye gitmenin anlamı şudur:
Hayatta ne yapacağımı bilmiyorum, üniversiteye gidiyorum.
(paul arden’den mülhemle..)
Üniversiteyi iki defa bırakıp üç defa başlayan
biri olarak bu yazdıklarım kişisel kronolojim açısından
tutarlı ve bedeli ödenmiş cümlelerdir yazdıklarım.
Şu an Atatürk üni. Felsefe kantininde yazıyorum bu yazıyı.
ben fizik öğrencisiyim bu arada :)
Yılgınlık, bezginlik içinde bir gençlik var burada..
Örselenmiş gençlik heyecanları.. dayatılan bir tarz-ı hayat..
Aşkları IŞK değil, bedenleri GENÇ değil.. ,
yapıcı Neş’e duygusundan uzak,
hazz kültürü içinde azab çeken genç kardeşlerim benim!
Rol modelsiz, top modelli!
Hayatta ne yapacağını bilmek kaç kişiyi nasip olmuştur?
Tüm bu sıkıntılara rağmen iyi işler yapan kardeşlerimiz de var;
Nurettin Özdoğan onlardan birisi.
Sevgili Nurettin genç yaşında bir çok başarıya imza atmış,
gençlere rol model olabilecek birisi. EZI’de (uluslar arası insan kaynakları şirketi)
genç yaşında çalışmış ender insanlardan.
Zaman Gazetesinin Pazar ekinde yazdıklarıyla bir çok gence ufuk açıyor.
Sevgili Nurettin’in benim de çok üstünde durduğum iki sihirli kelimesi var:
GİRİŞİMCİLİK ve DEĞER ÜRETMEK.
Genç yaşında idealleri ve hayalleri olan
ve bunları tüm toplumla, gençlerle paylaşan,
BUDUR! Dedirten genç bir yürek o.
Bir çok şey yapmak istiyor ama asıl istediği şu:
“Gözlerinin içinde dünyalar saklı biri olmak.”
Bakar mısınız, onca başarı, popülariteden sonra hayat idealini
nasıl latif ve zarif bir şekilde açıklamış.
Zira O, samimiyetten, dostluklardan, paylaşmaktan,
heyecanlı olmak, heyecan aktarmaktan yana.
O zarif birisi. Tıpkı muhterem, manevi Ağabeyim,
Üstadım Maraşlı CAHİT ZARİFOĞLU gibi. Nurettin de Maraşlı.
Modern ama geleneğin zarif ve eskimez çizgileri var yaşamı yakalayışında.
Sevgili Nurettin’i canı gönülden tebrik ediyor,
onun gibi gençlerle aynı nesil olmaktan mutluluk duyuyorum.
Ailesini de tebrik ediyor, kendisine de ömür boyu saadetler,
başarılar, heyecanlar diliyorum.
Yaşam Sevincin eksik olmasın Nurettin!
Nurettin Özdoğan’ın kişisel web sitesi: www.empatik.com
Bir okuma önerisi:
1) Okulsuz Toplum – Ivan Illich
2) Görünmeyen Üniversite – Ersin Gürdoğan
Ve şimdi biraz müzik;
Jacques Brel’ den geliyor ; Amsterdam
1 comment Kasım 3, 2008
CAMBRIDGE’DE YAZ OKULU

Cambridge Üniversitesi yaz okulu programı için dünyanın dört bir yanından öğrenci kabul ediyor. 5 Temmuz – 1Ağustos tarihleri arasında yapılacak yaz okulunda SANAT TARİHİ, TARİH, EDEBİYAT, FELSEFE, BİLİM ,SHAKESPEARE, AKADEMİK İNGİLİZCE alanlarında kayıt alınıyor. Kayıt olduğunuz alana göre program süresi 2 hafta ile 1 ay arasında değişebiliyor. Farklı sosyal-kültürel etkinliklere yer verilen bu program üniversite öğrencileri için bir fırsat niteliğinde.
Fizkçilere özel not :) Bilim alanının bu yıl ki konu başlığı: Atomlardan Galaksilere
Add comment Kasım 1, 2008
“GERÇEK GİRİŞİMCİLİK” ÜZERİNE MÜLAHAZALAR
-Modern bir dervişten Hz. Mevlana’ya
Değer üretmek ve girişimcilik yenilikçi ve sürdürülebilir başarının iki farklı yüzüdür.
Değer üretmeden girişimci olamadığımız gibi, girişimci olmadan da değer üretemeyiz.
Değer üretirken hayata bir bakış açısı katmalıyız.
Öyle bir şey yapmalıyız ki bu hayatı Kolaylaştırıcı olmalı.
Ya da bir probleme çözüm olmalı.
Bir genci hayata bağlamalı, bir çocuğa ufuk olmalı.
Bir anneye yaşama sevinci, bir babaya fedakarlık ve dava azmi katabilmeli.
Bir fikrimiz olmalı. Fikrimizin heyecanı olmalı.
O fikirle aylarca yatıp kalkmalıyız belki.
Kantinlerde, otobüslerde, dersliklerde, öğrenci evlerinde
dostlarla fikrimizi paylaşmalı, anlatmalıyız, ciddiye alınmamayı göze alarak.
Büyük düşünmeli, büyük düşler kurmalıyız.
Adam olmayı ve faydalı olmayı dert edinmeliyiz.
Sevmeliyiz. Sevinmeliyiz. Şükretmeliyiz.
Çocukların dualarını ve tebessümlerini almalıyız.
İmkanların azlığından sitem etmeyip,
Gazâli Hazretlerinin ‘Mümkün Alemlerin En İyisi”
anlayışınca içinde bulunduğumuz hal ve durum ve imkanlar
en iyi hal, durum ve imkandır demeliyiz.
İlahi kudret cimri değil ya, daha iyi bir hal mümkün olsaydı olurdu.
Edebi ve emaneti gözeterek,
Değer üreterek,
Sevindirerek, severek,
Dertlenerek ,
GERÇEK GİRİŞİMCİ olabiliriz.
Bizim girişimimiz, dünyalık, ego tatmini ve hırs adına değil
İnsana hizmet, Tanrıya hizmettir,
Sevginin özü birdir,
En kutsal erdem, Hayırda Yarışmaktır
Anlayışları gereğince olacaktır.
Şairin dediği gibi;
“âvâzeyi bu âleme dâvûd gibi sal
bâki kalan bu kubbede bir hoş sadâ imiş”
bir hoş sadâ için üretmek ve girişimci olmak.
Markasız iş olmaz.
Marka SİZsiniz.
Giyiminiz , sözleriniz, dostlarınız,
samimiyetiniz, aileniz, kitaplarınız,
eylemleriniz MARKANIZdır.
Bir girişim için yola çıktığımızda
sonuçlardan ziyade sürece odaklanmak gerekir.
Ne yaptığımız kadar ( belki daha çok )
NASIL yaptığımız daha önemlidir.
Yaparken de İSTİŞARE kültüründen
ve sünnetinden uzak durmamak gerekir.
İstişaresiz iş yapanın başarısız olması kaçınılmazdır.
Ürettiğimiz değer yada işe ne kadar çok kişiyi
dahil edebilirsek o ölçüde çabuk büyürüz.
Ve ve ve en önemlisi, ister başarılı olalım ister başarısız
ama MÜTEVAZİ olmaktan vazgeçemeyiz.
Mütevazi ve samimi olamayanların ürettikleri makes kesbetmez.
Değerlerin en üstünü samimiyet ve tevazudur.
Her şeyin geçici olduğunu hatırlayarak yaşamak..
bu geçicilik aynasında
kendimizin en iyi fotoğrafını çekmek: İŞTE HAYAT!
Niyetlerimiz şüphesiz önemlidir.
Eksiklerimiz her zaman olacaktır.
Cesaret bizi YIĞIN’dan ayıracaktır.
Tabii, BİLGİ ile cesaret edeceğiz.
Pozitivist bir anlayışla, BİLGİ GÜÇTÜR demeyip BİLGİ ERDEMDİR,
BİLGİ YAŞAMIN GEÇİCİLİĞİNİ FARK ETMEKTİR
BİLGİ, BİGELİKTİR diyebilmeli ve öyle de yaşayabilmeliyiz.
Türkiye canlı bir ülke oldu.
Capcanlı.
Biz gençler de bu canlılığın en büyük payesine sahibiz bence.
Mevlana ve Yunus Emre , niçin hala hayırla anılıyorlar?
Çünkü onlar GERÇEK BİR GİRİŞİMCİYDİLER.
Çünkü onlar DEĞER ÜRETTİLER.
Çünkü onlar , SEVGİNİN GÜCÜyle iş yaptılar.
(Günümüzün girişimcilik anlayışı para kazanmak üzerine kurulu,
Ama eskiden gönül zenginliği ve cömertlik üzerine kuruluydu.
Çünkü nefsini bilen rabbini bilirdi. )
Büyük düşünmekten kastım, Allah dostu olmaya niyet etmek ve bunun bedelini ödemek.
Dost olmak. Dosta sadık olmak.
İşte GERÇEK GİRİŞİMCİLİK budur.
Girişimcilik kullara kul olmayıp,
Hakka kul olmayı en güzel şeref ve yol bilmektir.
Dünyadan giderken l halkın seni nasıl uğurladığına bakma,
Gittiğin yerde nasıl karşılandığına bak!
Sevelim, güzelleşelim : )
GENÇ dostlara selam olsun!
Sevelim, gençleşelim.
Erzurum’dan Mustafa İJAZ
5 comments Ekim 14, 2008
BORGES’İN CENNETİ
Borges’e göre cennet bir Kütüphane olmalıydı.
Kişileri tanımak için belki de en iyi yollardan birisi, kitaplığına bakmaktır.
Bana kitaplığını göster, sana kim olduğunu söyleyeyim :)
İlginç tasarımlarıyla kitaplıklar artık bir gereklilikten öte evlerimizin önemli köşelerinden biri haline geliyor. Öğrencilik yıllarında ordan oraya taşınarak göçebe bir hayat yaşayan bendenizin en çok muzdarip olduğu konulardan birisi kütüphane. Kolilere kitaplarımı koyunca ülkesi işgal edilmiş bir devlet başkanı gibi hissediyorum kendimi. Taşındığım yerde de kimbilir ne zaman çıkaracağım onları, ta ki uygun bir kitaplık buluncaya yada elde bulunan şeylerle bir tasarım yapıncaya kadar.
Kitaplar sadece kitap değildir.
Her kitap, sahibinin belleğinde alındığı yer, nerede okunduğu, neler hissedildiği gibi şeylerle yer eder.
Kitaplar sadece kitap değildir.
Kütüphaneler ise evimizi diğer evlerden ayıran bir kimliktir. Evimizin geçmişe ve geleceğe uzanan köşesidir. Evimize misafir olan kişiye bazen kitaplığımızdan bir kitap hediye etmek, kitap dostlarına kütüphanemizi açmak, bir çocuğa ödünç bir kitap verip onunla hayatın içine temiz ve ferah nefesler sunmak hep kütüphanemizin imkanlarındandır.
Kütüphaneler evimizde bir ada gibidir. Evimizin uzamı, belleği.
Kitaplıklarla ilgilenenler için BRAVACASA dergisinin Ekim-2008 sayısında bir dosya hazırlanmış. ilgiye değer.
Aşağıdaki bazı creative kitaplık tasarımlarını sizin için keyifle seçtim;
1 comment Ekim 9, 2008
KADIN SALT SEYİRLİK MİDİR?
“Kadın salt seyirlik olandır.” diyordu Nietzsche bir yerde. Günümüzde de yeniden ele alınması gereken konulardan birisi de bu: Erkek ve Kadın Duruşu. Konumlandırma ve Anlamlandırma.
Bu bağlamda John Berger’in Ways Of Seeing Kitabına bir göz atalım;
Bugün artık irdelenmeye başlayan ama hiç bir çözüme ulaşmamış olan uygulama ve törelere göre kadının toplum içindeki varlığı erkeğinkinden çok başkadır. erkeğin varlığı kendinde saklı yetkelilik umuduna bağlıdır. bu, büyük ve inanılır bir umutsa erkeğin varlığı çarpıcı olur. küçük ve inanılmaz bir umutsa erkeğin varlığı da önemsizleşir. bu yetkelilik umudu ahlaksal, bedensel, yaradılışa göre değişen, parasal, toplumsal, ya da cinsel bir umut olabilir. neyse ki yetkelilik umudunun yöneldiği nesne her zaman erkeğin dışındadır. bir erkeğin varlığı o erkeğin yapabileceklerini, sizin için yapabileceklerini gösterir. üretilebilir bir varlıktır onun varlığı; çünkü erkek gerçekte yapamayacağı şeyleri yapabilecek yetkedeymiş gibi davranır. bu yalancı davranış her zaman onun başkaları üzerinde etkili olmak için kullandığı bir yetkeye yönelmiştir.
bunun tersine bir kadının varlığıysa, onun kendine karşı olan tutumunu gösterir; o kadına karşı nelerin yapılıp nelerin yapılmayacağını belirler. kadının varlığı hareketlerinde, sesinde, fikirlerinde, yüz ifadelerinde, giysilerinde, seçtiği çevrelerde, zevklerinde ortaya çıkar. gerçekten de kadın kendi varlığına katkıda bulunmayan hiç bir şey yapmaz. varlığı, kadının kişiliğiyle öylesine iç içedir ki erkekler bunu bedenden çıkan bir tütsü, bir koku bir sıcaklık olarak algılarlar.
kadın olarak doğmak, erkeklerin mülkiyetinde olan özel, çevrelenmiş bir yerde doğmak demektir. kadınların toplumsal kişilikleri, böylesine sınırlı, böylesine koşullandırılmış bir yerde yaşayabilme ustalıklarından dolayı gelişmiştir. ne var ki bu, kadının öz varlığının ikiye bölünmesi pahasına oluşmuştur. kadın hiç durmadan kendisini seyretmek zorundadır. hemen hemen her zaman kendi imgesiyle birlikte dolaşır.bir odada yürürken yada babasının ölüsünün başucunda ağlarken bile ister istemez kendisini yürürken yada ağlarken görür. çocukluğunun ilk yıllarından başlayarak hep kendi kendisini gözlemesi, bunun gerekli olduğu öğretilmiştir ona.
böylece kadın içindeki gözleyen ve gözlenen kişilikleri, kadın olarak onun kimliğini oluşturan ama birbirinden ayrı iki öğe olarak görmeye başlar.
kadın, olduğu ve yaptığı her şeyi gözlemek zorundadır. erkeklere nasıl göründüğü, onun yaşamında başarı sayılan şey açısından son derece önemlidir. kendi varlığını algılayışı, kendisi olarak bir başkası tarafından beğenilme duygusuyla tamamlanır.
erkekler kadınlara karşı belirli bir tutum edinmeden önce onları gözlerler. bu yüzen bir kadının bir erkeğe görünüşü, kendisine nasıl davranılacağını da belirler. bu süreci bir ölçüde denetleyebilmek için kadın bunu kabul etmeli ve benimsemelidir. kadın benliğinin gözleyici yanı, gözleyen yanını öylesine etkiler ki sonunda tüm benliğiyle başkalarından nasıl bir tutum beklediğini gösterir. böylece kadının, bir eşi daha bulunmayan bu kendi kendini etkileme süreci onun kişiliğini oluşturur. her kadının varlığı , kendi içinde ‘nelere izin verilip nelere verilemeyeceğini’ düzenler. eylemlerinin her biri-amacı yada dürtüsü ne olursa olsun- o kadının kendisine nasıl davranılmasını istediğini gösteren birer simgedir. bir kadın tutup bardağı yere atarsa bu o kadının kendi kızgınlığını nasıl ele aldığını, bu yüzden başkalarından nasıl bir davranış beklediğini gösterir. erkek aynı şeyi yapıyorsa bu, yalnızca onun öfkesini dışa vurmasıdır. kadın güzel bir fıkra anlatırsa bu, onun kendi içindeki fıkracıya nasıl davrandığını, elbette fıkracı bir kadın olarak başkalarından ne beklediğini gösteren bir örnektir. fıkra anlatmak için fıkra anlatmak ancak erkeğin yapabileceği bir şeydir.
bunu şöyle yalınlaştırabiliriz: erkekler davrandıkları gibi, kadınlarsa göründükleri gibidirler. erkekler kadınları seyrederler. kadınlarsa seyredilişlerini seyrederler. bu durum, yalnız erkeklerle kadınlar arasındaki ilişkileri değil, kadınların kendileriyle ilişkilerini de belirler. kadının içindeki gözlemci erkek, gözlenense kadındır. böylece kadın kendisini bir nesneye- seyirlik bir şeye dönüştürmüş olur.
http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=ways+of+seeing&nr=y&pt=gorme+bicimleri
Add comment Ekim 6, 2008
NUR (aydınlanma) HAKKINDA
Ruhsal Aydınlanma Felsefesi
hakk şerleri hayr eyler, zannetme ki gayr eyler
görelim mevla neyler, neylerse güzel eyler
Okumanın Sakıncaları / Konferans Notları tıklayınız..
Ders: insan bilgisi
Konu: dinginlik ve aydınlanma
Daha fazla bilgiye ihtiyacımız var mı? İnsanı ve kâinatı daha fazla bilgi, daha çok bilimsel araştırma, entellektüel analiz, daha hızlı bilgisayarlar mı kurtaracak? Asıl ‘insan’ olduğumuz nokta dinginlik halidir. Bilgeliktir hayattan hayy’lanan şey. Bilgelik dinginlikle gelir. Sadece bakın. Analiz yapmayın. Bir çiçeğe , bir çocuğa bakın. Bir su sesini, bir rüzgar sesini dinleyin. Sadece ama sadece dinleyin. Yargı belirtmeyin. Sözleriniz ve eylemleriniz dinginlikten güç alsın.
Düşüncelerimiz büyük yanılgı çukurları.‘düşünüyorum öyleyse varım’ sutrası insanlığın ortaya koyduğu en saçma levhalardan birisi. Kant bunu ‘saf aklın eleştirisi’nde biraz aştı ama oda bir düşünce oldu ve aynı yanılgıya kapıldı. Düşünmekle ‘akıllı’ olabiliriz ama bilge kişi, aydınlanmış insan olamayız. Kelimeleri ve düşünceleri fazla ciddiye alıyoruz.. dilde ses telleri tarafından üretilen 8 temel ses vardır: a,e,ı,i,o,ö,u,ü. Hava basıncıyla da diğer harfleri çıkarabiliriz, k,t,m gibi. Böylesine fakir, cılız seslerin kim olduğumuz, varlığın, var oluşun amacının ne olduğunu, tanrının ve spirutüel derinliğin ne,nasıl,niçin olduğunu kavramamıza yardımcı olabileceğine inanıyor musunuz? Asıl ‘oluş’ ve aydınlanma ‘ne?’ ‘nasıl?’ ve ‘niçin?’ gibi çukurlardan uzaklaştığımızda elde edilebilir bir durum, belki de ‘elde etmenin’ artık bir anlama karşılık gelmediği bir yer ya da daha gerçek anlamıyla yersizlik olacaktır. Düşünce biçimdir. Bütün biçimler, bütün yapılar dengesizdir, geçici ve kusurludur. Gevezedir. Ukaladır. İnsan hayatta ‘dinginliği’ ve ruhsal dinçliği aramalıdır. Berraklığı, saf sevinci. Dinginlik hareketle ulaşılabilecek bir yer değildir. Bir ‘yer’ hiç değildir. Bir biçimi yoktur onun. Şekilsizdir. Boşluk halidir. Sen olduğun yerde dur. Hareket sana gelir. Sen ona gitme. Onu yakalayamazsın. Dinginlik bir biçimsizlik olduğu için, boşluk olduğu için, sürekli biçim, yapı, şekil, yargı, tasvir, ses, renk, koku, tartışma, haklı olmayı isteme gibi şeyleri arayan insan dinginliğe ulaşmak için tüm bu ego alanlarından sıyrılmalıdır. Bunları bırakabilirse ancak asıl nihai hedef olan, dinginliğe, sükunete, huzura, aydınlanmaya, karşıtı ‘kötülük’ olmayan ‘iyilik’e, zıddı olmayan hakk’a, inatlaşmayla gelmeyen karara, tartışmayla bulunamayacak değişmeyen ‘değ’lere, iddiasız ‘güzelliklere’ kavuşabilir, kavuşma arzusunu yitirerek.
Arzu yok. Hırs yok. İddia etmek, yargı belirtmek, analiz etmek, etiketlemek yok. Tartışmak, zıdlaşmak yok. Haklı olmak, haksız çıkarmak yok. Benlik yok, sorun yok. ‘o’na karşı ‘ben’, onlara karşı biz yok.
’biliyorum’ duygusu veren şeylerden uzak dur. ‘bilmeme’ hali içinde sessiz ol. Lakin zihin buna dayanamaz ve sizi düşünmeye zorlar ve zihniniz sizi ele geçirir. O sizi bir köle edinmiştir. Şimdi yoksa düşünecek bir şeyler, geçmişe götürüp sizi zihninizde tartıştırır, konuşturur, çatıştırır.. yorar.. size bir ‘benlik’ üretir.. sizi geleceğe götürür.. Zihniniz sizi kaygılandırarak kendisine bağımlı kılar. Artık bir kölesinizdir. ‘her şey kontrol altında’ diyerekten sizi sessizlikten, dinginlikten uzak bir ürpertiye, korku, kaygı, şüphe ‘ben’liğine sokar. Her düşünce çok önemliymiş gibi davranır. Kavramlar bir hapishanedir. İnsan zihni, bilme, anlama, yargı belirtme, kontrol etme arzusuyla kendi görüşlerini gerçek olan şeyle değiştirir.
Can sıkıntısı, öfke, üzüntü, korku.. bunların hiçbirisinin gerçek ‘siz’ ile ilgisi yoktur. Bunlar sizin olan şeyler değildir. Bunlar zihinsel koşullanmalar, algılamalardır. Gelirler ve giderler. Tabiatıyla gelip giden hiçbir şey siz değildir. Gelip giden şeylerden beslenmeyin, onları ciddiye almayın. Onlar bir yanılsama, bir illüzyondur. Hiçbir düşünce gerçeği ihata edemez. ‘lâ ilahe illallah muhammedurresulullah’ levhası gerçek bir tevhid değildir. Tevhide işaret-ediştir. Zikir bu derinliğe ulaşmak için vardır. zikir, bu sözü kelime ve kavram bazında geçip onun sahici tesiriyle buluşmak ve onurlanmak için vardır.
Her insan az ya da çok bir ‘kurban’ kimliğine sahiptir. Bütün kırılma ve incinmelerin temelinde biraz da bu vardır. İçerleme ve yakınmalar buradan doğar. Nefis her şeyle bir çatışma hali içinde olmak ister. Herkes mutlu ve huzurlu olmayı ister ama buna gücü yetmez zira çatışma’ya bağımlıdır. Tartışmaya, haklı çıkma isteğine. Daha iyi olma, daha . daha.. kıyaslamalarla gelen şeylere bağımlıdır.. kıyasla gelen kıyasla gidecektir. Sizin değildir. Siz o değilsinizdir.
‘yarın diye bir şey yoktur’ diye bir kitabı vardır Tarık Buğra’nın. Evet, yarın yoktur. Hayatın , geçmiş, şimdi ve gelecek diye bölünmesi zihin ürünüdür ve sakat bir şeydir, gerçek değildir. Geçmiş ve gelecek, di, dı, miş , mış, ecek , acak, tüm bunlar düşünme formlarıdır. Düşünmemiz gerektiğini de nerden çıkardık? Her şey ‘şimdi’ de vücud bulur. Batıda anı yaşa anlamında ‘carpe diem! denir. Kadim İslam ve doğu geleneği bu durum için sufi’yi tanımlarken ‘sufi; ibn’ül vakttir’ demiştir. Yani, vaktin çocuğu. Bunun dışında ‘ebul vakt’ olanlar da vardır ki henüz onlara gelmedik.
İçinde bulunduğumuz ana, aşılması gereken bir ‘an’ olarak baktığımızda hayat bir cehenneme döner. ‘başkaları cehennemdir’ sözü biraz da bu halde söylenmiştir. Çoğu zaman bir çok iş yapmayla karşı karşıya geliriz ve hangisini önce yapacağımızı şaşırırız. Neden? Yapmak ve yapma yoluyla varmak istediğimiz netice arasında bir seçim zordur. Gelecekte varılacak sonucu önemsemek şimdiyi yadsımaktır, yüksünmektir. Oysa elimizde şimdi’den başka bir şey yoktur.
Kaos teorisi: fizik kanunları (quantum) der ki; hiçbir şey birbirinden ayrı değildir, yalıtılmış hiçbir şey yoktur. Her şey birbirine bağlıdır. Her şey her şeyle ilgilidir. Siz şimdi olan’ı kabul ettiğinizde, ona ‘evet’ dediğinizde yaşamak’la aynı safa geçersiniz. Meyus olmaz, olumlu olmanın ‘ol’u içine girersiniz..olanı örtmez, ümitsizliğe düşmezsiniz. ‘kûn fe yekûn’.. rıza makamı.. allahın bizden razı olmasını istiyorsak, evvela bizim allahtan razı olmamız gerekir. Razı olmanın yolu şimdiyi , olanı kabullenmek, teslim olmak ve şimdiyi onurlandırmak ve şimdideki ‘allah’ ile onurlanmak..
‘Hayatım’ dediğiniz şey bir içerikler silsilesidir. Gerçek ‘siz’ değildir. Siz düşünceleriniz, duygularınız, deneyimleriniz, paranız, elbiseleriniz, çocuklarınız, dininiz, peygamberiniz değilsiniz. Siz hayatın ve gerçekliğin içeriği değilsiniz. Siz saf bilinç olmalısınız. Siz şimdi, siz ‘siz’siniz.hadis-i kudside de belirtildiği üzere; ‘gizli bir hazine idim, bilinmek istedim ve insanı yarattım’ insan bilinme mahallidir. Hayatınızın koşullarını, nerde yaşadığınızı, maaşınızı, eğitim durumunuzu düzenleyerek değil, en derin düzeyde kim olduğunuzu idrak ederek aydınlanır, bilge olursunuz.
İnsan ‘kendi’ni bilemez. O ‘kendisidir’. ‘ben’ kendini bir bilgi nesnesine dönüştüremez. Gerçekten kim olduğumuzu bildiğimizde bunun alameti şudur: kalıcı bir huzur ve canlılık. Tazelik. Berrak bir sevinç. Nefs-i safiye. Her şey net. Her şey tam. Ne eksik ne fazla.
Yaşam durumunuzu değiştirerek huzuru bulamazsınız. Nereye giderseniz gidin kendize gidersiniz. İçinizdeki ‘siz’e.. siz aydınlanmış değilseniz her yer karanlıktır sizin için.
Haliniz ‘iyi’ ve ‘kötü’ yargılarına bağlı olmadığında siz gerçek bir bilge olmuşsunuzdur. Bizim yunus ne der, Ne varlığa sevinirim, ne yokluğa erinirim.. bir Osmanlı bilgesi Amiş efendi damadı Bâbanzade Ahmed Naim efendiye şöyle demiştir: matlubun husulü veya adem-i husulü nezdinde müsavi değilse nakıssın evladım. Kıymetli hocam Turhan Bey, her telefon görüşmemizde halimi sorar, birkaç şeye yakındığımda şöyle derdi: evladım, bir şeyleri yoluna koymaya çalışma, dünyada hiçbir şeyi yoluna koyamazsın. Sonuçları boş ver. Sadece yap!
Bir Zen üstadına ‘zen bilgeliği’nin özünü sormuşlar, üstad; ‘her seferinde tek bir şey yapmak’ demiş.
Bir şey istemeyiz ama verirlerse de reddetmeyiz demiş büyükler. Ne red, ne de cehd!
Bir çok insanın yaşamını arzu ve korku yönetir. Arzu, daha tam olarak kendiniz olabilmeniz için kendinize bir şeyler katma ihtiyacıdır. Tüm korku bir şeyleri kaybetme ve böylece küçülme, değer kaybetme ve daha az olma korkusudur.
Bütün deneyimlerin geçici olduğunu, dünyanın bize kalıcı bir şey vermediğini idrak ettiğimizde teslimiyet kolay olur. Arzu ve korku bizden gider. O vakit insanlarla bir şeyler paylaşmaya, deneyimlere ve faaliyetlere katılmaya devam ederiz ama bunları nefsimizin arzuları ve korkuları olmadan yaparız. Artık bir durumun, kişinin, yerin ya da olayın bize doyum veya mutluluk vermesini talep etmez ve onun geçici ve kusurlu yapısının öylece olmasına izin veririz. Kabul ederiz. Red etmeyiz, cehd etmeyiz. Olan ile tartışmadığımızda zorlayıcı bir düşünme ve bunun getirdiği bir kasıntı itilimine düşmez kabul etmenin verdiği dinçlik ve dinginliği hissederiz. Orada oluruz. Yargıların bir formu vardır. Biçimi, yapısı. Farkındalık içinse boşluğa gerek vardır. Kendinizi bu geniş farkındalıkta idrak edebilirsiniz. Sui zan yok, kıyaslama yok, kıskançlık yok, arzu yok, yetersizlik, suçluluk, kurban duygusu yok.
Allahın dediği olur!
Bunu pek çok yerde görmüşsünüzdür.
Allahın dediği oldu!
Bunu da ilk defa burada gördünüz belki. Bir de böyle bakalım. Kalem yazdı ve kurudu.
Kendiniz olun! Tepkiselci bir kişilik geliştirip her şeye ‘hayır’ demeyin. Nefsinizi böylece haklı, zeki çıkartıp başkalarını küçük düşürüp egonuzu şişirmeyin. Taklit etmeyin. Özenmeyin. İddiasız olun. Tartışmayın. Affedin. Bağışlayın. Geniş olun. Himmet sahibi olun. Başkalarının kusurlu, eksik yanları, zaafları sizin güçlü yanınız olmasın. Gıybet etmeyin. Dedikodu yapmayın. Başkalarının gizli hallerini, ayıplarını araştırmayın. Kendinizi diğerlerinden üstün göreceğiniz her şeyden kaçının. Şekillere takılmayın. Gerçeği isteyin. Sahici olun. Yalan ile hakikatin tadı farklıdır. Farkın farkında olun. Sessiz ve dingin olun. Az konuşun. Az yiyin. Az uyuyun. Aklınız nefesinizde olsun! Nefsin yolu nefestir. Nefesinizi hissedin. İçinize bakın. Ne var içinizde, öfke? Kin? korku? Şehvet? Şöhret? Her neyse .. içinize bakın ve dinginleşin. İçinizdeki sesi susturabilir misiniz? İçinizde kiminle tartışıyorsunuz? Neyi haklı, haksız bulmaya uğraşıyorsunuz.. bunları geçin.. farkında olun zihniniz size oyun oynuyor.. onun bir oyuncağı olmayın. Aklınız nefesinizde olsun!
İlişkide bulunduğunuz insanlardan bir şey istemeyin, bir beklenti halinde olmayın. Sadece orada olun. Onu dinleyin. Onu samimiyetle, içtenlikle dinleyin. Ona ‘kendisi’ olabileceği bir ‘boşluk’ açın içinizde.. dinlemek ona yer açmaktır. Dinlemek neden zordur? Çünkü bir insana yer açmak zordur. Nefsinizin hoşuna gitmez. Onun iktidar alanı azalır. Sizi dinliyor gibi yapan bir çok insan aslında sizin sözlerinizi değerlendiriyor ya da söyleyeceği bir sonraki sözü hazırlıyor olabilir. Belki de kendi düşünceleri içinde kaybolmuş sizi dinlemiyordur. Gerçek dinlemek çok azdır. Ama bunu yapabilirseniz işte asıl güzellik ordadır. Başkalarına, onların kendileri olabileceği ‘boşluklar’ açın. Yargılamayın. Bırakın öyle olsun. Gerçek sevgi hiçbir şey istemez. Beklentisi yoktur. Gerçek erenler Allah’tan bir şey istemekten hicab ederler. Onlar razıdırlar. Teslim olmuşlardır.
Her şerde bir hayır vardır. Acele etmeyin.
Yargıladıkça, etiketledikçe kategorize ettikçe yanılırız. Yaşamı bütün algılayın. Tevhid budur. Her ne olmuşsa, başka türlüsü olamazdı. Bırakın olan olsun. Olmuş olmamış olamaz. Olacak olan da olacaktır.
Yorum yapmayın. Bir takım şeyleri kötü, çirkin sıfatlarla nitelendirip buradan kendinize mutsuzluk yemleri üretip egonuza kimlik kazandırmayın. Haklı çıkmak istemeyin, haksız çıkarmak isteyeceğiniz şeyler aramaktan uzak durun. İçerlemeyin. İncinmeyin. Unutmayın ki; incinmek, incitmekten beterdir. İncinmek, ‘bunu bana nasıl yaparsın’ ‘bu da mı başıma gelecekti’ gibi kibrin, kişilik bozukluğunun bir göstergesidir. İncinmek; daha derinlerde incelendiğinde hasta bir kalbin, dünyaya bağlanmış bir insanın bağımlı olduğu bir eylemdir. Görünüşte kötü olan bir şeyi isimlendirdiğiniz de duygusal bir kasılmaya uğrarsınız. İsimlendirmediğinizde ise huzurlu olursunuz. Bediüzzaman hazretleri ne güzel buyurmuşlar: batıl şeyleri iyice tasvir, safî zihinleri idlâldir. Ne de olsa baki kalan şu kubbede bir hoş sada imiş! İyi şeyleri görün. Kötülükleriyle bilinen bir kişi anıldığında iyi yönlerini görmeye çalışın. Eleştirmeyin. Sessiz ve dingin olun. İçinize bakın. Bir şey yaparken içinizde bir hafiflik yoksa onu bırakın. Yaşam hafif bir şeydir. Efendimize günah nedir diye sorduklarında, günah içinizi tırmalayan, sizi sıkan şeydir demişler. Vesveselere kulak vermeyin. Onlara değer vererek onları içinizde şişirmeyin, büyütmeyin. Geldiği gibi gidecektir. Mücadele etmeyin. Ona bir ‘var’lık olarak bakmayın. Huzuru aramayın. Aramak hep gelecekte ulaşacağımız bir şeyi istemektir. Bu ise mutsuzluk vericidir. Aramayın. Derin ve sessiz bir göl gibi olun. Tepkisel olmayın.
Yumuşak huylu, alçak gönüllü olun. Hikmetin başı hilimdir. Ve sular alçağa akar.
Batıl şeyleri tasvir etmekten uzak durun.
Hakikati de tasvir etmeyin. Onu yaşayın.
Hakikat olun. Zaten o’sunuz. Sadece farkında olun. Furkan ile olun.
Görelim Mevla neyler, neylerse güzel eyler!
Hakdan gelen şerbeti içtik Elhamdülillah
Şol kudret denizini geçtik Elhamdülillah
Kuru idik yaş olduk, ayak idik baş olduk
Havalandık kuş olduk, uçtuk Elhamdülillah
Yunus miskin , çiğ idük , bişdük Elhamdülillah
mustafa ijaz / 01.04.07, Erzurum
2 comments Eylül 20, 2008
The-GOD’§PIRITUAL
thegod’§pirit | mustafaijaz
Hedef basitliktir. Ben erken vardım.
for|me to jump cennet in âlemi
toprak. gevher kim failed leyse le
kemislihi şey nur. time. space.
meta-physics. elma. arzu. pat!
power of now. kundalini. east
technic at past as future. a tale
human being ~ best volume of
creative from god’sspirit. no
woorman knew their piece of
dada. Oppps! the deep feeling
everywhere onmybody of m’light.
Song from secret garden.
resembles something that not
occured. before fail the life run
and run be care at quiet words.
bicycle go away into teenage
meaning of our boring faces and
spiritual crash everywhere
everytime everynoevery. anyway
now look’d yourself : tanrım,
ah bu sonsuzluk ne çılgınlık böyle!
-hee up simplicity!
Add comment Eylül 20, 2008
ÜNİVERSİTE ÖĞRENCİLERİ İÇİN OKUMA LİSTESİ
AYDINLANMA ve ENTELEKTÜEL VİZYON OKUMA LİSTESİ
ENLIGHTMENT BOOK LIST FOR UNIVERSITY STUDENTS | 110 BOOKS
1) Eckhart Tolle : ~Şimdinin Gücü (Akaşa Yay)
~Dinginliğin Gücü ( Akaşa Yay)
~Varolmanın Gücü ( Koridor Yay.)
2) Ersin Nazif Gürdoğan : ~Görünmeyen Üniversite (İz.)
~Kirlenmenin Boyutları (İz.)
3) Rasim Özdenören : ~ Gül Yetiştiren Adam
4) Dücane Cündioğlu: ~ Cenab-I Aşka Dair
~PhiloSophiaLoren
~Göz İzi
~Hakikat Ve Hurafe
~ Daireye Dair
6) Felsefenin Temel Disiplinleri / Heinz Heimsoeth / Doğubatı Yay.
7) Filozofların Özellikleri / Prof.Dr. Nihat Keklik / Köprü Yay.
8) Abdullah Yıldız / Namaz / Pınar Yay.
9)Felix Marti İbanez / Felsefe Öyküleri / İmge Kitabevi
10) J. Krishnamurti : ~ Zihin Ve Düşünce Üzerine
~ Öğrenme Ve Bilgi Üzerine
~Doğa Ve Çevre Üzerine
~İlişki Üzerine
~Özgürlük Üzerine
~Doğru Meslek Üzerine
~Sevgi Ve Yalnızlık Üzerine
~Yaşamak Ve Ölmek Üzerine
~Hakikat Üzerine
(Ayna Yayınevi)
11)Okulsuz Toplum – İvan İllich
12) Cehennemde Bir Mevsim – Aydınlanışlar / Arthur Rimbaud / İz Yay.
13) Cahit Zarifoğlu : ~ Yaşamak
~ Bir Değirmendir Bu Dünya
14) Sezai Karakoç: ~Gün Doğmadan ( Bütün Şiirleri)
~ Yitik Cennet
~ Kıyamet Aşısı
15) Japon Savaş Sanatı / Thomas Cleary / Anahtar Kitaplar
16) Nurettin Topçu : ~ İsyan Ahlakı
~ Yarınki Türkiye
~ Amerikan Mektupları
17) Ahmet Haşim / Bize Göre
18) Tibetin Gençlik Pınarı 1. Ve 2. Kitap / Dharma Yay.
19) Nihat Genç : ~ Memleket Hikayeleri ( Cadde Yay.)
~ Edebiyat Dersleri (Cadde Yay.)
20) Müslüman Olmam Neyi Gerektirir / Fethi Yeken / Ravza Yay.
21) Oğuz Atay / Korkuyu Beklerken / Tutunamayanlar/ İletişim
22) Hakan Albayrak Kitabı / Vadi Yay.
23) Hakan Albayrak / Bismillah Hotel / Vadi Yay.
24) Azgelişmişlik Üstünlüktür / Lütfi Bergen / Ülke Kitapları
25) Nietzsche Ağladığında / Irvin Yalom / Ayrıntı Yay.
26) Gog / Giovanni Papini / İş Bankası Yay.
27) Göğü Delen Adam Papalagi / Ayrıntı Yay.
28) Kayıp Medeniyetler / Elif Kıral / Carpe Diem
29) Carpe Diem Yayınları /Ruha Dokunan Düşünceler Serisi Kitapları
30) Tarihi Değiştiren Bilginler / Ali Çimen / Timaş Yay.
31) Simyacı / Paulo Coelho
34) Bir Çift Yürek / Marlo Morgan
35) Yer Altından Notlar / Dostoyevski
36) İtiraflarım / Tolstoy
37) Sabah Namazına Nasıl Kalkılır? / Cemil Tokpınar
38) Aylak Adam / Yusuf Atılgan / yky .
39) Asaf Halet Çelebi Biyografisi / Yazar: Mustafa Miyasoğlu / Akçağ Yay.
40) Jurnal 1 – 2 / Cemil Meriç
41) İtiraflarım / J.J. Rousseau
42) Puslu Kıtalar Atlası / İhsan Oktay Anar
44) Mekkeye Giden Yol / Muhammed Esed / İnsan Yay.
45) Gariplerin Kitabı / İan Dallas / Şule Yay.
46) Şey Efendinin Rüyasındaki Türkiye / İsmail KARA / dergah yay.
47) Gelin Tacı / Ataullah İskenderi
48) Aşktır Asıl Şarap / Robert Frege / Keşkül Yay.
49) Müfredat (2 cilt) / Ragıb El-İsfehani / Çıra yay.
50) Doğal Yaşam ve Başkaldırı / H.D. Thoreau / kaknüs yay.
51) Yakin Risalesi / Martin Lings / Vural yay.
52) Füsus-ul Hikem/ İbn Arabi / Kırkambar kitaplığı
53) Bu ülke / Cemil Meriç / iletişim.
55) Kubbeyi Yere Koymamak / Turgut Cansever / Timaş.
56) Bu Bir Pipo Değildir/Michel Foucault
57) Küçük Ağa / Tarık Buğra
58) İsmet Özel -TahrirVazifeleri/Üç Mesele/Sorulunca Söylenen/Kırk Hadis/Kalın Türk/Erbain
59)Aklını Kullan Aksini düşün / Paul Arden / Boyner yay.
60) Yüzyılların Yüz Kitabı / boyner yay.
61) Tao Te Ching / Lao-Tzu
62) Seçmeler / Konfüçyüs
63) Kendim İçin Düşünceler / Marcus Aurelius
64) Yolunu Şaşıranlara Klavuz / İbn Meymun
65) Hükümdar / Niccolo Machiavelli
66) Denemeler / Montaigne
67) Don Kişot / Miguel De Cervantes
68) Metot Üzerine Konuşma / Rene Descartes
69) Savaş Ve Barış / Lev Tolstoy
70) Böyle Buyurdu Zerdüşt/ Friedrich Nietzsche
71) Dava / Franz Kafka
72) Yusuf Has Hacib /Kutadgu Bilig
73) Tolstoy / Sanat Nedir
74) Sadık Hidayet / Kör Baykuş
75) Nora K – Vittorio Hösle / Ölü Filozoflar Kahvesi
76) Elias Canetti / Kitle ve iktidar
77) Mevlana / Divan-ı Kebir
78) Max Scheler / İnsanın Kosmosdaki Yeri
79) Marlo Morgan / Sonsuzluğun Mesajı
80) Ludwig Wittgenstein / Felsefi Soruşturmalar
81) İlhami Çiçek / Satranç Dersleri
82) Gabriel G. Marquez /Yüzyıllık Yalnızlık
83) F. Kafka / Değişim
84 ) Gülistan / Sadi
85) İlk Modernler / William R. Everdell / yky.
86) Suyun Gizli Mesajı / Masaru Emoto / Kuraldışı Yay.
87) Tanrılar Okulu / Stefano Elio D’Anna

KİTAPLAR
Kitaplarla yeni hayatlar kurulmaz; ütopyalar yaşanmaz; toplumsal hareketler doğmaz.
Kitaplar cevap vermez, sorusu olanlarla konuşur. Onları soru/cevap yalnızlıklarından kurtarır.
Kitaplar kişiyi çoğaltmaz. Mahremiyeti arttırır.
Kitaplarla hayat hissedilmez, anlaşılabilir belki.
Kitaplar kendisiyle, Öteki’yle hayatın seçilmiş boyutunda sahiden buluşmak isteyenler ve bunu gerçekleştirmek amacıyla sahiden çaba gösterenler için basit yol göstericilerdir.
Kitaplar, öteki dünyada ödüllendirilme beklentisine dayanan dinsel ahlâkla yetinmeyerek daha insani derinliklerin peşine düşenler için dünya bilgisini edinme ve hayal etme kapasitesini zorlama araçlarıdır.
Kitaplar karşı ve yana olmayı seçenler için vardır.
Yada sıkılanlar için basit vakit öldürücülerdir.
A b d û l g a f f a r E l – H a y a t î
Hayata Dair Meseleler , s.116 , Mesele Neşriyat, 1896, İskenderiye çev: Osman Fuad
1) Eckhart Tolle : ~Şimdinin Gücü (Akaşa Yay)
~Dinginliğin Gücü ( Akaşa Yay)
~Varolmanın Gücü ( Koridor Yay.)
2) Ersin Nazif Gürdoğan : ~Görünmeyen Üniversite (İz.)
~Kirlenmenin Boyutları (İz.)
3) Rasim Özdenören : ~ Gül Yetiştiren Adam
4) Dücane Cündioğlu: ~ Cenab-I Aşka Dair
~PhiloSophiaLoren
~Göz İzi
~Hakikat Ve Hurafe
~ Daireye Dair
6) Felsefenin Temel Disiplinleri / Heinz Heimsoeth / Doğubatı Yay.
7) Filozofların Özellikleri / Prof.Dr. Nihat Keklik / Köprü Yay.
8) Abdullah Yıldız / Namaz / Pınar Yay.
9)Felix Marti İbanez / Felsefe Öyküleri / İmge Kitabevi
10) J. Krishnamurti : ~ Zihin Ve Düşünce Üzerine
~ Öğrenme Ve Bilgi Üzerine
~Doğa Ve Çevre Üzerine
~İlişki Üzerine
~Özgürlük Üzerine
~Doğru Meslek Üzerine
~Sevgi Ve Yalnızlık Üzerine
~Yaşamak Ve Ölmek Üzerine
~Hakikat Üzerine
(Ayna Yayınevi)
11)Okulsuz Toplum – İvan İllich
12) Cehennemde Bir Mevsim – Aydınlanışlar / Arthur Rimbaud / İz Yay.
13) Cahit Zarifoğlu : ~ Yaşamak
~ Bir Değirmendir Bu Dünya
14) Sezai Karakoç: ~Gün Doğmadan ( Bütün Şiirleri)
~ Yitik Cennet
~ Kıyamet Aşısı
15) Japon Savaş Sanatı / Thomas Cleary / Anahtar Kitaplar
16) Nurettin Topçu : ~ İsyan Ahlakı
~ Yarınki Türkiye
~ Amerikan Mektupları
17) Ahmet Haşim / Bize Göre
18) Tibetin Gençlik Pınarı 1. Ve 2. Kitap / Dharma Yay.
19) Nihat Genç : ~ Memleket Hikayeleri ( Cadde Yay.)
~ Edebiyat Dersleri (Cadde Yay.)
20) Müslüman Olmam Neyi Gerektirir / Fethi Yeken / Ravza Yay.
21) Oğuz Atay / Korkuyu Beklerken / Tutunamayanlar/ İletişim
22) Hakan Albayrak Kitabı / Vadi Yay.
23) Hakan Albayrak / Bismillah Hotel / Vadi Yay.
24) Azgelişmişlik Üstünlüktür / Lütfi Bergen / Ülke Kitapları
25) Nietzsche Ağladığında / Irvin Yalom / Ayrıntı Yay.
26) Gog / Giovanni Papini / İş Bankası Yay.
27) Göğü Delen Adam Papalagi / Ayrıntı Yay.
28) Kayıp Medeniyetler / Elif Kıral / Carpe Diem
29) Carpe Diem Yayınları /Ruha Dokunan Düşünceler Serisi Kitapları
30) Tarihi Değiştiren Bilginler / Ali Çimen / Timaş Yay.
31) Simyacı / Paulo Coelho
34) Bir Çift Yürek / Marlo Morgan
35) Yer Altından Notlar / Dostoyevski
36) İtiraflarım / Tolstoy
37) Sabah Namazına Nasıl Kalkılır? / Cemil Tokpınar
38) Aylak Adam / Yusuf Atılgan / yky .
39) Asaf Halet Çelebi Biyografisi / Yazar: Mustafa Miyasoğlu / Akçağ Yay.
40) Jurnal 1 – 2 / Cemil Meriç
41) İtiraflarım / J.J. Rousseau
42) Puslu Kıtalar Atlası / İhsan Oktay Anar
44) Mekkeye Giden Yol / Muhammed Esed / İnsan Yay.
45) Gariplerin Kitabı / İan Dallas / Şule Yay.
46) Şey Efendinin Rüyasındaki Türkiye / İsmail KARA / dergah yay.
47) Gelin Tacı / Ataullah İskenderi
48) Aşktır Asıl Şarap / Robert Frege / Keşkül Yay.
49) Müfredat (2 cilt) / Ragıb El-İsfehani / Çıra yay.
50) Doğal Yaşam ve Başkaldırı / H.D. Thoreau / kaknüs yay.
51) Yakin Risalesi / Martin Lings / Vural yay.
52) Füsus-ul Hikem/ İbn Arabi / Kırkambar kitaplığı
53) Bu ülke / Cemil Meriç / iletişim.
55) Kubbeyi Yere Koymamak / Turgut Cansever / Timaş.
56) Bu Bir Pipo Değildir/Michel Foucault
57) Küçük Ağa / Tarık Buğra
58) İsmet Özel -TahrirVazifeleri/Üç Mesele/Sorulunca Söylenen/Kırk Hadis/Kalın Türk/Erbain
59)Aklını Kullan Aksini düşün / Paul Arden / Boyner yay.
60) Yüzyılların Yüz Kitabı / boyner yay.
61) Tao Te Ching / Lao-Tzu
62) Seçmeler / Konfüçyüs
63) Kendim İçin Düşünceler / Marcus Aurelius
64) Yolunu Şaşıranlara Klavuz / İbn Meymun
65) Hükümdar / Niccolo Machiavelli
66) Denemeler / Montaigne
67) Don Kişot / Miguel De Cervantes
68) Metot Üzerine Konuşma / Rene Descartes
69) Savaş Ve Barış / Lev Tolstoy
70) Böyle Buyurdu Zerdüşt/ Friedrich Nietzsche
71) Dava / Franz Kafka
72) Yusuf Has Hacib /Kutadgu Bilig
73) Tolstoy / Sanat Nedir
74) Sadık Hidayet / Kör Baykuş
75) Nora K – Vittorio Hösle / Ölü Filozoflar Kahvesi
76) Elias Canetti / Kitle ve iktidar
77) Mevlana / Divan-ı Kebir
78) Max Scheler / İnsanın Kosmosdaki Yeri
79) Marlo Morgan / Sonsuzluğun Mesajı
80) Ludwig Wittgenstein / Felsefi Soruşturmalar
81) İlhami Çiçek / Satranç Dersleri
82) Gabriel G. Marquez /Yüzyıllık Yalnızlık
83) F. Kafka / Değişim
84 ) Gülistan / Sadi
85) İlk Modernler / William R. Everdell / yky.
86) Suyun Gizli Mesajı / Masaru Emoto / Kuraldışı Yay.
87) Tanrılar Okulu / Stefano Elio D’Anna
KİTAPLAR
Kitaplarla yeni hayatlar kurulmaz; ütopyalar yaşanmaz; toplumsal hareketler doğmaz.
Kitaplar cevap vermez, sorusu olanlarla konuşur. Onları soru/cevap yalnızlıklarından kurtarır.
Kitaplar kişiyi çoğaltmaz. Mahremiyeti arttırır.
Kitaplarla hayat hissedilmez, anlaşılabilir belki.
Kitaplar kendisiyle, Öteki’yle hayatın seçilmiş boyutunda sahiden buluşmak isteyenler ve bunu gerçekleştirmek amacıyla sahiden çaba gösterenler için basit yol göstericilerdir.
Kitaplar, öteki dünyada ödüllendirilme beklentisine dayanan dinsel ahlâkla yetinmeyerek daha insani derinliklerin peşine düşenler için dünya bilgisini edinme ve hayal etme kapasitesini zorlama araçlarıdır.
Kitaplar karşı ve yana olmayı seçenler için vardır.
Yada sıkılanlar için basit vakit öldürücülerdir.
A b d û l g a f f a r E l – H a y a t î
Hayata Dair Meseleler , s.116 , Mesele Neşriyat, 1896, İskenderiye çev: Osman Fuad
4 comments Eylül 15, 2008
CERN DENEYİ ve ARKHENİN KISA TARİHİ
Cern Deneyi & Arkhenin Kısa Tarihi Konferans PPT Dosyası
From Water to Higgs Particle: The Short History of Arche”, 5th International Student Conference of the Balkan Physical Union, ISCBPU-5, Bodrum, 21-24 Ağustos 2007, sayfa:74 (Sözlü bildiri). |
mustafa ijaz
ABSTRACT
An answer to the question “What is arche?” acts a basic role on the structure of many ontological and epistemological matters in both philosophy and physics. The idea of an arche was first philosophized by Thales of Miletus, who claimed that the first principle of all things is water. Since then, many elements and principles have been proposed by philosophers from atoms (Democritos) to numbers (Pythagoras) during the Ancient age. After turning into the atom idea with J. Dalton in early 19. century, the idea of arche has been discussed by physicists and an atom was considered to be an initial and indivisible matter. The dramatic and historical discoveries in 20. century produced many new basic particles from quarks to leptons. Current theories and paradigms in high-energy and particle physics propose a new particle called Higgs boson, which is a hypothetical massive scalar elementary particle predicted to exist by the Standard Model. We wonder if we find out this outstanding particle, which can be considered as an arche proposal. Will this most expensive experiment in the history of science, which will be carried out using LHC in CERN, be able to provide a satisfactory solution to the arche idea?
Key concepts: Arche, Higgs, Philosophy, Particle Physics
1.GİRİŞ
Konumuz; En kadim soru cevaplanabilecek mi?
Peki, en kadim soru ne?
ARKHE NEDİR?
Bu soruya vereceğimiz cevap ontolojik ve epistemolojik düzeyde pek çok düşünce sisteminde yargı ve sonuç cümlelerinin yapısını oluşturur.
Gerçeklik sadece görünüşlerden mi ibarettir?
Yoksa görünüşlerin arkasında bir temel var mıdır?
Yani arkhe var mıdır? Varsa nedir? Madde midir, ilke midir? Tek yada çok mudur?
2. ARKHE NEDİR?
Arkhe nedir? Sorusu insanlık tarihinin en kadim ve mistik (gizemli) sorusudur.
Felsefenin kurucuları sayılan ’doğa filozofları’nın felsefi düşünceye ilk adımı; bir ilk neden, ilk temel töz, temel madde, temel ilke; yunanca arkhe sorusu üzerinde düşünmeleridir. Russel’in arkhe tarifi anmaya değerdir; ” arkhe: görünüşlerin asıldığı varsayılan imgesel bir çengel.”
Arkhenin bazı özellikleri şunlardır:
- Başlangıçtaki Temel Madde (Initial Basic Matter)
- Temel Öz (Basic Substance)
- Bölünemeyen En Küçük Parça ( Indivisible )
- Sonsuz ve Tek ( Eternal and Unique)
- Kendi Kendinin Nedeni ( The Cause of Itself)
- Her Türlü Yüklemin Öznesi ( The Subject of Every Various Predicate)
- Kendinde Şey ( The Thing In Itself)
- Dünyanın İlk Nedeni, İlkesi ( First Principle of The World)
Bu özellikler ortaya konulurken arkhe ilke yada madde olarak iki türde düşünülmüştür. Arkehin ilke mi yoksa madde mi olduğu ise başka bir yazının konusudur.
3. ARKHE TARİHİ
Bu çalışma esnasında Arkhe’yi dört disiplinde ele alacağız.
- Mitoloji
- Teoloji (kutsal metinler)
- Felsefe
- Fizik
4. MİTOLOJİK DÜŞÜNCEDE ARKHE
Mitolojik düşüncede evrenin başlangıcı karışıklık, belirsizlik ve sonsuz boşluk anlamına gelen Khaos’tur. Khaos içinden once Gaia (toprak ana) doğdu. Gaia’dan Uranos (gökyüzü) , Pontos (deniz) ve dağlar oluştu. Bunlarla birleşerek şekillenmeye başlayan evreni tanrısal varlıklar doldurdu ve güzellik , düzenlilik anlamına gelen Cosmos’a ulaşıldı.
5.KUTSAL METİNLERDE ARKHE
Arkhe nedir sorusuna kutsal metinlerde de verilmiş cevaplar vardır ve kutsal metinlerin kendi iç disiplinleri açısından önemlidir.
Bazı kutsal metinler ve arkhe sorusuna verilen cevaplar şunlardır
- Tevrat ( The Old Testament ) ; Su
- İncil ( The New Testament) ; Söz (Matta: Önce Söz Vardı.)
- Kur’an- ı Kerim ; Su (Enbiya Suresi,30) Ve Söz (Kûnfeyekûn)
- Hint, Çin, Japon Kutsal Metinlerinde ; Boşluk (Void,Vacuum)
6.FELSEFİ DÜŞÜNCEDE ARKHE
Felsefenin en temel konusu varlık felsefesidir. Varlık felsefesinin de bel kemiği ‘arkhe’ sorunudur.
Felsefe tarihi Arkhe nedir? sorusuna verilmiş cevaplardan oluşmuştur desek yeridir.
“ hiçten hiç bir şey çıkmaz” ( ex nihilo, nihil fit) ilkesiyle yola çıkan Miletos Okulu düşünürlerinden Thales Arkhe nedir? Diye sormuş ve su diye cevaplayarak yüzyıllarca sürecek bir tartışmayı başlatmıştır.
Filozofların arkhe sorusuna verdiği cevaplar şunlardır :
• Thales ~ SU
[Kadim felsefenin bir anlamda tarihini yazmış olan Aristoteles, Thales’i bu sonuca, herşeyin sıvı bir varlıktan beslendiği, sıcağın da sudan türeyip, suyla beslendiği, herşeyin tohumunun nemli bir yapıda olduğu gözleminin götürdüğünü söyler. Buharlaşma, suyun buhar ya da hava olabilmesini, donma ise suyun toprağa dönüşümünü akla getirmiştir. Onu arkhenin su olduğu sonucuna götüren nedenler ne olursa olsun, onu felsefe tarihinde önemli kılan unsur, verdiği yanıttan çok, sorduğu “Temel töz nedir?” sorusudur.]
• Herakleitos ~Ateş
[Herakleitos (# İ.Ö. 540 - 480) Miletos geleneğine bağlı olmayan bir İonia'lıdır. (Ephessus) Ateşi temel töz sayar. Ona göre her şey, ateşteki alev gibi, başka bir şeyin ölümünden doğmaktadır. Zıtlıkları (çelişkileri) görerek "her şey akar” (değişir - panta rei) tezini ortaya atmıştır. Herakleitos'u, kendinden önceki düşünürlerden ayıran en önemli özellik burada yatmaktadır. Miletos okulu temel tözü, kalıcı, kendi kendisiyle özdeş, doğanın değişmeyen neni olarak betimlemişti. Düşünürümüz bu teze karşın, "her şey akar" prensibinden hareketle, "temel töz, ateş olmalıdır" sonucuna varmıştır. Mevcut maddelerden, başka maddeler çıkartabilen tek nen ateştir. Evren'de, kalıcı bir madde varmış gibi düşündüğümüzde, büyük bir yanılgı içersine düşeriz. "Aynı nehirde iki kez yıkanmak mümkün değildir." Akıp giden suları yüzünden o artık başka bir nehirdir.]
• Pythagoras ~ SAYI (Quantum kuramı son geldiği noktada her şeyi ‘sayı ‘ ile ifade etmektedir. Her şeyi, ama her şeyi.)
• Anaximenes ~ Hava-Nefes-Ruh
[Anaksimenes'e (# İ.Ö. 570-526) göre temel töz, havadır. Ruh havadır. Onun felsefe alanındaki yeniliği ise, ilk kez olarak birlikten çokluğa geçiş süreci üzerinde, varolan herşeyin havadan nasıl varlığa geldiğini açıklamaya yoğunlaşmış olmasıdır. Birlikten çokluğa geçiş sürecini açıklarken, dudaklarımızı birbirine yaklaştırıp avucumuza üflediğimiz zaman, ağzımızdan çıkan havanın soğuk, ağzımızı fazlaca açıp, avucumuza üflediğimiz zaman da, ağzımızdan çıkan havanın sıcak olması gözleminden yararlanarak, sıkışma ve seyrekleşme kavramlarına ulaşmıştır. Ateş süzülmüş / temizlenmiş havadır. Hava yoğunlaştığı anda, önce su olur. Arkasından yoğunlaşma arttıkça toprak ve nihayet taş oluşur. Anaksimenes’teki seyrekleşme ve sıkışma kavramları, birlikten çokluğa geçiş sürecini açıklamaya yaradıktan başka, her tür niteliği, niceliğe indirgeme girişimini temsil eder.Anaksimenes, yukarda özetlenen görüşleri ile felsefeye, çok önemli iki soluk getirmiş bir düşünürdür;1- Felsefî düşünceye ilk defa girdiğini söylediğimiz "ruh kavramı", Anaksimenes'e göre insan vücuduna hayat veren, onu canlı ve ayakta, daha da önemlisi bir arada tutan, cansız bir yığın hâline dönüşüp dağılmasını önleyen nendir. Nasıl ki Evren’i kuşatan hava, onu ayakta tutuyorsa, aynı şekilde içimizdeki nefes, aldığımız soluk olarak ruh da, bize can verir. Buna göre, ruh insan varlığındaki hareket ve canlılık ilkesidir.2- Temel töz (arkhe) kavramından, diğer maddelerin nasıl oluştuğu sualine mantıklı yanıtlar getirmeye çalışmıştır. Hava yoğunlaşması ile gevşemesinin, diğer maddeleri ortaya çıkaran süreç olduğu görüşü, bu alandaki ilk nicel teori olarak bilinmektedir.]
• Anaximandros ~ Sonsuz
[Temel töz, sonsuz ve tükenmez olmalıdır. Su gibi nicel açıdan sınırlı bir maddeden, Evreni meydana getiren sonsuz varlık kütlesi doğamaz. Sonsuz sayıda Evren olduğunu öne süren Anaksimandros’a göre, sonsuz miktarda maddenin mevcudiyeti gereklidir. Bu yüzden ana maddeyi, "aperion" (sınırı olmayan madde) olarak isimlendirmektedir. Bilinen elementlerden herhangi biri temel töz olsa idi, diğerlerini kaçınılmaz olarak egemenliği altına alırdı. Hava soğuk, su nemli, ateş sıcaktır. Bunlardan biri sonsuz hacimde olursa, diğerlerini derhâl ortadan kaldırır. Bu yüzden ana töz, kozmik (evrensel) çatışmada tarafsız olmalıdır. Başka bir deyişle, değişme, doğum ve ölüm, büyüme ve küçülme, bir öğenin sınırlarını diğerinin aleyhine olacak şekilde genişletmesinin bir sonucu olduğu için, suyun doğasına aykırı bir yapıda olan öğe ya da şeylerin, su içinde nasıl olup da eriyip gitmedikleri sorusuna doyurucu bir açıklama getirilemez. Sudan, yalnızca ıslak ve soğuk olan şeyler türeyebilir. Oysa, dünyada sıcak ve kuru olan şeyler de vardır. Suyun nitelik bakımından belirli olmasının yarattığı güçlükten kurtulsak bile, bu kez suyun nicelik bakımından sınırlı oluşunun yarattığı güçlük karşımıza çıkar. "O hâlde temel töz, (arkhe) belirsizdir.”]
• Anaksagoras ~ Üstün (tanrısal) Akıl (Nous)
[algılamalarımız bize Evren'i, düzen gereği bir bütün olarak gösteriyorsa, bu düzeni bir amaca (telos – ilâhî amaç) göre düzenleyen bir kuvvet de mevcut olmalıdır. Anaksagoras bu mantıktan hareketle, yaratılışı / oluşu (genesis) meydana getiren ilkeye, düşünme yetisine olan benzerliği yüzünden, "NOUS" adını vermiştir. "Nous" gayri maddî bir kavram değildir. O da bir maddedir ama, pek özel, ince ve seçkin bir maddedir. Evren'deki oluşu meydana getiren hareketin başlangıcıdır "nous". İlk hareketi gerçekleştiren kuvvettir. Bu hareket, "nous"un istediği yönde gelişmiştir.]
• Leukippos ~Boşluk & Atom
[Leukippos’un boşluk kavramı gerçek bir vakum ifâde eder. Var olan boşluk kavramı ile, bu boşluğun içerdiği sonsuz sayıda, küçük olduğundan görünmez, maddenin mevcut olması gereğini ileri sürmüş ve böylelikle çokçuluğun (pluralism) temellerini, mantıkî bir kesinlikle ortaya koyan ilk düşünür olmuştur.]
• Demokritos ~ Atom
• Platon ~ Idea
• Aristo ~ Yetkin Varlık
• Empodokles ~ Su+Ateş+Hava &Toprak
• Zenon ~ ‘Hiç (absurde,uyumsuz)’
[Elea'lı Zenon'a göre çokluk, devinim ve değişim, hem saçma, hem de uyumsuz (absurde) kavramlardır. Bunu kanıtlamak maksadiyle ortaya attığı "antinoma"lar, asırlar boyu tartışılmış, çok enteresan ögeler taşır;1- Nesneler çokluk iseler, hem sonsuz küçük, hem de sonsuz büyük olmalıdırlar. Zira, var olanı, artık bölünemez olana kadar bölersek, bunlar büyüklüğü olmayan "hiçler" olurlar. Bunları bir araya getirsek bile, hiçlerin toplanmasından bir cesamet kazanılamaz. Yine de sonsuz küçük olurlar. Çokluğun uzayda bir yer kapladığını düşünürsek, çoğun bir araya gelmesi ile sonsuz bir büyüklük meydana gelir. 2- Çokluk, sayıca hem sonlu, hem de sonsuzdur. Sayıca sonludur; zira ne kadar ise, o kadar olacaktır. Ama çokluk, aynı zamanda sayıca sonsuzdur. Çünki hiç durmaksızın birbirlerini sınırlarlar ve kendilerini böylelikle başka nesnelerden ayırırlar. Bu başka nesneler de, yanlarındaki başka nesnelerle sınırlıdırlar ve bu böyle sürüp gider.3- Devinim ile ilgili kanıtlardan (antinoma'lardan) en çok bilineni, Achilleus ile kaplumbağanın yarışıdır. Achilleus ne kadar hızlı koşarsa koşsun, kaplumbağaya yetişemez. Zira o süre içersinde kaplumbağa, çok çok küçük de olsa, bir yol almış olacak ve bu devinim sonsuza dek sürüp gidecektir.4- Bir koşu pistinin sonuna hiç bir zaman ulaşamazsın. Zira pistin önce yarısını, sonra kalanın yarısını, sonra yine kalanın yarısını koşman gerekir. Bu böyle sonsuza dek sürer, gider. Sonlu bir zaman içersinde, sonsuz uzay aralıkları geçilemez. 5- Ok Paris'e asla erişemeyecek veya onu asla vuramayacaktır. Zira ;a) Uçan ok, her anda belli bir noktada olmak zorundadır. Belli bir noktada bulunmak demek, durmak demektir. Ok, hareketinin her hangi bir anında duruyorsa, katetmesi gerekli yolun tamamı itibara alındığında da durmaktadır. Duran ok, Paris'i vuramaz.b) Ok Paris'e erişmek için bir çizgi üzerinde (bu bir parabol olsa bile) hareket edecektir. Çizgi, geometrik olarak sonsuz noktadan meydana gelir. Okun bu sonsuz noktayı, sonlu bir zamanda katetmesi olası değildir.Zenon'un tüm bu "antinoma"larını, salt mantık süzgecine vurmazdan önce; - "var olanı bir çokluk ve hareket diye düşünürsek, çelişkiye düşeriz.- Öyle ise varlık, ancak bir, tek ve hareketsiz olabilir" ]
• Descartes ~Tanrı
• Hobbes ~ Madde
• Spinoza ~ Tanrı & Tabiat
• Leibniz ~ Monad
• Hegel ~ Geist
• Marx ~ Madde (maddeki değişim)
• Dewey ~ Modulasyon
• Sartre ~ İNSAN
.
7. FİZİKTE ARKHE
Atomculuk ilkçağda Demokritos tarafından ortaya atılan bilimsel bir hipotezdir. Atom düşüncesinin açıklaması kavramsal-felsefi değil, ilke olarak deneysel anlamda yanlışlanabilir savlar dizisinden oluşur. Bir süre unutulan atom düşüncesi Lucretius ve J.Daltonla birlikte 19. yy’da tekrar ele alınmış, modern kimya ve modern fiziğin bel kemiğini teşkil edecek bir duruma gelmiştir. Evrenin başlangıç hikayesi olan Big-Bang’ın ve Einstein’ın temel görelilik kuramı’nın açıklanmasında, Heisenberg ‘in belirsizlik prensibinin yapısında Standart Modelin öngördüğü temel parçacıklar** önemli bir yer tutar. Standard Modelin öngördüğü ,henüz gözlemlenmemiş en ünlü parçacık higgs parçacığıdır.
8. HİGGS : TANRI PARÇACIĞI
Nobel ödüllü fizikçi Leon Lederman tarafından ‘tanrı parçacığı’ diye tarif edilen higgs parçacığı Standart Model’de parçacıkların nasıl kütle kazandıkları sorusuna 1966’da Peter Higgs tarafından verilmiş bir cevaptır. Standart Model, skaler bir alan olan higgs alanıyla etkileşen parçacıkların kütle kazandıklarını öngörür. Higgs alanı sıfır değil de sıfırdan farklı bir değere sahip olduğu zaman en düşük enerji durumunda olur. Higgs parçacıkları en düşük enerji durumlarında bulundukları sürece tamamen görünmez olurlar ve bu yönüyle eşyaya ve olaylara ( hareketlere) bildiğimiz, algıladığımız özellikleri sağlarlar. Boş uzay tamamen higgs parçacıkları ile doludur. Bilim tarihinin en ünlü denkleminde de higgs öngörülür: E= mcc : yapışma enerjisi ; higgs parçacığının yapışma enerjisi ne kadar güçlüyse kütle de o ölçüde büyük olur.
SONUÇ
Geçtiğimiz gün Cern’de LHC (the large hadron collider) ‘de yapılaN proton-proton çapışmasında gözlenmesi beklenen Higgs en kadim sorunun (ARKHE NEDİR? ) cevabı olabilecek mi? Bekleyip göreceğiz.(tabii, saniyenin milyarda biri zamanda ne görebilirsek )
dipnot: 6.bölümdeki köşeli parantez içindeki açıklamalar Eren Erbabacan’a aittir
** Parçacık fiziği madde‘nin parçacıklarını ve aralarındaki karşılıklı etkileşimi konu alan fizik dalıdır. Atomaltı parçacıkları inceler.Atomaltı parçacıklar bağımsız olarak ömürleri çok kısa olduğu için normal şartlar altında gözlemlenemezler. Bu amaçla oluşturulan parçacık hızlandırıcısı denilen dev düzeneklerde, yüksek elektrik alan etkisi ile hızlandırılmış parçacıkların manyetik alan etkisi ile odaklanarak çarpıştırılması ile ortaya çıkan farklı parçacıklar incelenebilir hale getirilmeye çalışılır. Bu işlemlerin yapılmasında ve yaratılan çarpışmalarda ortaya çıkan enerji miktarları çok büyük olduğundan parçacık fiziği yüksek enerji fiziği olarak da adlandırılır.
______________________________________________________
konuyla ilgili popüler web ürünleri arasında ilginizi çekebilecek br tanesi: CERN LHC RAP
1 comment Eylül 12, 2008







































