Posts filed under 'eğitim'

TÜRKİYE MİLLİ EĞİTİMİNDE DURUM DEĞERLENDİRMESİ VE HEDEFLER

 

TÜRKİYE MİLLİ EĞİTİMİNDE DURUM DEĞERLENDİRMESİ VE HEDEFLER
 DERS : Eğitim 
 Eğitim eğmekten gelir. İnsanoğlunun düştüğü ve göründüğü bu fenomenler dünyasında insan daha çok görünmeyen tarafıyla insan olarak anılmaya değerdir. Bu görünmeyen tarafa ulaşmak ve orada bir takım değişim, dönüşüm, iyileştirme, zenginleştirme faaliyetinde bulunmak öncelikle insanın biyolojik, fiziki ve soyut (soul) durumunun ortaya konulması gerekir. İnsan dünyaya düşer. Merhamete ilgiye bakıma rehbere ihtiyacı vardır. Doğuştan gelen bir takım özgürlüklere sahiptir ama toplum içinde yaşamanın getirdiği sorumlulukların da farkında olarak büyümelidir. Ve devlet burada, Ivan Illich in okulsuz toplumunda ve Michel Foucault un tezlerinde çoğu zaman yer bulan , vatandaşı-bireyi okulla tek tipleştirerek kontrol altına alma ve iktidarın devamını sağlamak gibi statükocu, bağnaz bir yapıdan uzak durmalıdır. Zira insan her an “akan bir enerjidir”. Binbir  potansiyelle dolu bir enerji merkezi.. böyle bir varlığa karşı devlet onun yeteneklerini körelterek kendi devamlılığını sağlayabilir ancak uzun vadede o ülkenin çöküşü kaçınılmazdır. Her an değişen, akan bir enerji olan insana karşı yapılacak muamelelerde ESNEKLİK temel bir yaklaşım metodu olmalıdır. Tektiplilik hayvanlara ve cansızlara özgüdür. Oysa insan biriciktir. Her birey farklıdır, her birey değerlidir, her can kutsaldır. Bireyin doğuştan getirdiği bu farklılıkları toplum içinde ayrılıklara ve çatışmaya değil zenginliğe dönüştüreceği ve farklılıkların sinerji etkisi oluşturduğu bir duruma hizmet edecek şekilde bireyler özgür bir düşünceyle büyütülmelidir. 
Elli yıl sonrası Türkiye de yaşayacak insanlarımızın özgür düşünceli, girişimci, toplumun tüm değerlerine saygılı, demokrasi kültürünü içselleştirmiş bireyler olabilmeleri için Milli Eğitim  politikalarında yapılması gereken değişiklikler;
1. Öncelikle milli eğitim bakanlığı bünyesinde “Beyin Takımı” oluşturulmalıdır. 
2. Beyin takımı Avrupa ve dünya ülkelerinde eğitim veren kurumları bizzat yerinde gezerek inceleme yapmalı ve gözlemlerini bakanlığa rapor etmeli
3. Yaşadığımız yüzyıl dikkate alınarak eğitim de 10-20-40 yıllık hedefler ülke çıkarlarımız ve gelecek kuşakların ihtiyaç ve muhtemel problemleri göz önüne alınarak oluşturulmalıdır.
4. Milli eğitimin hedeflerinde yetiştirilecek bireylerin: girişimci, özgür düşünebilen, kendisiyle barışık, dünya vatandaşı olma konusunda şuurlu, heyecanlı, öğrenmeye meraklı, öğrenmeyi öğrenmiş, özdenetimi olan, eşitlikçi ve farklılıklara saygı duyan, değişime ve gelişime açık, entelektüel birikimli, sosyal bireyler hedeflenmeli bu hedefler için müfredat yeniden gözden geçirilmeli, sınıflar yeniden düzenlenmeli, sınıf mevcutlarına kota konulmalı, yapılacak eğitim faaliyetleri grup  aktiviteleri şeklinde yapılabilir düzeyde olmalı, bu grup çalışmaları için akademik camiadan projeler istenilmelidir.
5. Kadim yunanda eğitim iki temel parametreden oluşur: Beden Eğitimi ve Art.  Ülkemizde maalesef bu konuda ne yeterli bir eğitim ne de bilinç düzeyi vardır. Öncelikle bu eğitimlerin gerekliliği için bilinçlendirme çalışmaları- konferanslar yapılmalıdır. Mesela beden eğitimi dersleri için her yaşa uygun müfredatlı kitaplar yazılmalıdır. Beden eğitimi ders saati başka ders başlıkları- aktiviteler adı altında genişletilerek arttırılmalıdır. 
6. Eğitimde, bilhassa ilköğretim düzeyinde oyun ve öğrenci merkezli eğitime artık gerçek anlamda geçilmeli. Öğrencinin oyun oynama ihtiyacı eğlendirici ve bilgilendirici eğitsel oyunlar ve aktivitelerle giderilmeli, böylece öğrenci kitap okuma, matematiksel ve bilimsel düşünme konularında daha istekli, esnek düşünceli hale gelmesi sağlanmalı. Kısaca ilköğretimde müfredat basitleştirilmeli, kolaylaştırılmalı, bilgi içerikli ders saati azaltılıp, oyun ve aktivite merkezli ders saatleri arttırılmalıdır. Daha çok oyun ve eğlenceye yer verilerek öğrencinin okulu- öğrenmeyi sevmesi, yaşına uygun karakter özelliklerini kazanması hedeflenmelidir. 
7. Yaşadığımız delifişek zamanların 1  en önemli icatlarından birisi olan ve dünyamızı pek çok alanda etkileyen internetin etkin bir şekilde kullanımı için milli eğitim hedefleri yeniden yapılandırılmalı ve internet kullanımı için bilimsel çalışmalar yapılmalı, fiziki şartlar buna göre yeniden oluşturulmalı. 
8. Sadece internet girişimciliği üzerine kurulu mesleki eğitim liseleri açılmalı ve üniversiteye girişte bu öğrenciler bilgisayarla ilgili alanlara sınavsız geçebilmeli. 
9. Günümüzün en büyük eğitim sorunlarından birisi aşırı ödevler ve sınavlardır. Çevremizde öyle gençler, öğrenciler görüyoruz ki sınavlardan ve ödevlerden bezmiş durumdalar. Sınavlar ve ödevler azaltılarak etkili sınav teknikleri kullanılmalı, ödevler yaratıcılığı arttırıcı yönde düzenlenmelidir. Öğrenci ödevler verilirken “öğrenmeyi öğrenmesi” amaçlanmalıdır. 
10. Başarı bir sonuçtur, asıl önemli unsur ise süreçtir. Eğitim süreçleri tek tek gözden geçirilmeli yanlış-gereksiz düzenlemeler kaldırılmalıdır. 
11. Eğitimde öğrenciye esneklik ve özgürlük tanınmalıdır. 
12. Ceza  - Disiplin sorunlarına yeni çözümler getirilmeli. Ama mutlaka çözüm olmalı. Ertelenen problemler, kişilik bozuklukları kanser gibidir. Disiplinde hedef öğrencinin “özdenetimli” bir şekilde hareket edebilmesini sağlayabilmektir. İç motivasyonun gelişmesine yönelik çalışmalar müfredata alınmalıdır.  
13. Ödül  – mümkün olan her fırsatta ödüller verilerek öğrenciye değerli olduğu hissettirilmeli , erken yaşlarda kabiliyet ve istidadı belirlenmelidir. Öğrencilerin ilgi ve yeteneklerini ortaya çıkaracak projeler yapılmalıdır. 
14. Farklı alandaki bu projeler için Avrupa birliği eğitim ve gençlik programları havuzundan finansman sağlanabilir. 
15. “Azgelişmişlik bir bütündür, parçalanamaz”:  eğitimde TKY toptan kalite yönetimi ilke ve yöntemleri uygulanmalıdır.
16. Eğitim reformları yapılırken sağlık-ekonomi gibi konularla birlikte düşünülmeli disiplinler arası çalışmaya özen gösterilmeli, dengeli değişim ve yenilenmelere dikkat edilmelidir.
17. Aileler de eğitim reformlarında dolaylı eğitime dahil edilebilmelidir. Bunun için projeler geliştirilmeli. Okul aile birliklerinin yetki ve sorumlulukları arttırılmalıdır. Başarı ve başarısızlık ortaktır. 
18. Üstün zekâlı ve üstün yetenekli çocukların erken belirlenmesi ve özel ilgi görmeleri sağlanmalıdır.
19. 15-18 yaş grubu gençlerin geniş tabanlı programlarla, bir alana/mesleğe ve yüksek öğretime hazırlayacak biçimde yönlendirilmesinin Türkiye’nin muhtemel Avrupa Birliğine entegre olma sürecinde ve kendi iç dinamiklerinde önemi gözetilerek bu konuda teşvik edici – cazip çalışmalar yapılmalıdır. 
20. Gençlerin küçük yaşlardan itibaren bir alana odaklanması sağlanarak eğitimlerine devam etmeleri hem birey hem devlet için menfaatleri icabıdır. Odaklanma ve uzmanlaşmaya önem verilmeli.
21. öğrencilerin kapsamlı şekilde gelişerek, bilim ve kültür ruhuna sahip öğrenciler olması amaçlanmalı, bu amaçla çok sayıda bilimadamı bilimsel rapor sunmaya davet edilmeli.
22. Okul öncesi eğitim 3 yaşından başlatılmalı. Milli eğitim bakanlığı denetiminde Belediye işbirliğiyle belde ve ilçelerde okul öncesi kurumları oluşturulabilir – bazı belediyelerin uygulamış olduğu bilgi evleri projesi yaygınlaştırılabilir. Buralarda internetin etkin kullanımı ve grup etkinleri, öğrenciler için okul dışındaki zamanda da sosyalleşme imkanı sağlayabilir. 
23. Hazırlanması muhtemel yeni Sivil anayasada milli eğitim politika değişimleri- projeleri-yönetmelikleri yüksek yargının ideolojik kararlarıyla bozulmaması için bakanlığa ayrıcalık ve özerklik verilmeli . 
24. Meslekî-teknik eğitim için aileler ve öğrenciler bilgilendirilip, teşvik edilmeli.
25. İstihdam hazırlayıcı meslekî ve teknik eğitim programlarının, uluslararası standartlarda bir yapılaşma içinde yürütülmesi sağlanmalı. 
26. Liselerde internet dersi verilmeli. Her yönüyle.
27. İngilizce ders saatleri arttırılmalı, dil öğrenimi konusunda yeni çalışmalar yapılmalı. Dil öğrenim teknikleri yeniden sorgulanıp ele alınmalı  ve İngilizceyi yazma-okuma-konuşma boyutlarıyla öğrenmek teşvik edilmeli. 
28. Eğitimin her kademesinde teknoloji çok iyi kullanılmalı. Tüm dünyadaki eğitim materyalleri literatür taraması yapılıp, pilot okullar belirlenerek yaygınlaştırılmalı. 
29. Eğitimde yeni düşünce ve uygulamalara açık, esnek ve özgür düşünceli, siyasi-dini-etnik kaygılardan uzak, merhametli, bilge, aydın öğretmenler yetiştirmek için öğretmenlik mesleği yeniden ele alınmalı. Hizmet içi eğitimler zorunlu katılımlardan çıkıp keyifli, bilgilendirici, motive edici süreçlere dönüştürülmeli.
30. Öğretmenlerin özlük hakları iyileştirilmeli. 
31. Eğitimde özel okulların oranı arttırılmalı. Özel okulların çeşitliliği teşvik edilmeli.
32. Meslek liseleri düzeyinde özel okullar açılmalı, yaygınlaştırılmalı. 
33. Meslek liselerindeki eğitmenlerin kaliteli olmaları için planlamalar yapılmalı.
34. Okulsuz eğitim seçenekleri de düşünülmeli. 
35. Eğitimde bire bir eğitim ve pdr hizmetleri arttırılmalı
36. Sivil itaatsizlik bildirisinin yazarı – aktivist Henry David Thoreau nun dediği gibi: ” En iyi yönetim en az yöneten yönetimdir.” Bu bağlamda bir eğitim yapılanması için hala hazır değil miyiz?
Mustafa IJAZ ÇAKIROĞLU
  Youth Mentor, Umudun Teologu, İnternet Müptelası, Reklam Concept Danışmanı, Gezgin, web girişimcisi
1. http://www.ideefixe.com/kitap/tanim.asp?sid=FRF4UM7HF0W7RMI3N8VM

 


 DERS : Eğitim 

ı

 Eğitim eğmekten gelir. İnsanoğlunun düştüğü ve göründüğü bu fenomenler dünyasında insan daha çok görünmeyen tarafıyla insan olarak anılmaya değerdir. Bu görünmeyen tarafa ulaşmak ve orada bir takım değişim, dönüşüm, iyileştirme, zenginleştirme faaliyetinde bulunmak öncelikle insanın biyolojik, fiziki ve soyut (soul) durumunun ortaya konulması gerekir. İnsan dünyaya düşer. Merhamete ilgiye bakıma rehbere ihtiyacı vardır. Doğuştan gelen bir takım özgürlüklere sahiptir ama toplum içinde yaşamanın getirdiği sorumlulukların da farkında olarak büyümelidir. Ve devlet burada, Ivan Illich in okulsuz toplumunda ve Michel Foucault un tezlerinde çoğu zaman yer bulan , vatandaşı-bireyi okulla tek tipleştirerek kontrol altına alma ve iktidarın devamını sağlamak gibi statükocu, bağnaz bir yapıdan uzak durmalıdır. Zira insan her an “akan bir enerjidir”. Binbir  potansiyelle dolu bir enerji merkezi.. böyle bir varlığa karşı devlet onun yeteneklerini körelterek kendi devamlılığını sağlayabilir ancak uzun vadede o ülkenin çöküşü kaçınılmazdır. Her an değişen, akan bir enerji olan insana karşı yapılacak muamelelerde ESNEKLİK temel bir yaklaşım metodu olmalıdır. Tektiplilik hayvanlara ve cansızlara özgüdür. Oysa insan biriciktir. Her birey farklıdır, her birey değerlidir, her can kutsaldır. Bireyin doğuştan getirdiği bu farklılıkları toplum içinde ayrılıklara ve çatışmaya değil zenginliğe dönüştüreceği ve farklılıkların sinerji etkisi oluşturduğu bir duruma hizmet edecek şekilde bireyler özgür bir düşünceyle büyütülmelidir. 

Elli yıl sonrası Türkiye de yaşayacak insanlarımızın özgür düşünceli, girişimci, toplumun tüm değerlerine saygılı, demokrasi kültürünü içselleştirmiş bireyler olabilmeleri için Milli Eğitim  politikalarında yapılması gereken değişiklikler;


PP860~The-Dance-of-Youth-Posters

1. Öncelikle milli eğitim bakanlığı bünyesinde “Beyin Takımı” oluşturulmalıdır. 

2. Beyin takımı Avrupa ve dünya ülkelerinde eğitim veren kurumları bizzat yerinde gezerek inceleme yapmalı ve gözlemlerini bakanlığa rapor etmeli

3. Yaşadığımız yüzyıl dikkate alınarak eğitim de 10-20-40 yıllık hedefler ülke çıkarlarımız ve gelecek kuşakların ihtiyaç ve muhtemel problemleri göz önüne alınarak oluşturulmalıdır.

4. Milli eğitimin hedeflerinde yetiştirilecek bireylerin: girişimci, özgür düşünebilen, kendisiyle barışık, dünya vatandaşı olma konusunda şuurlu, heyecanlı, öğrenmeye meraklı, öğrenmeyi öğrenmiş, özdenetimi olan, eşitlikçi ve farklılıklara saygı duyan, değişime ve gelişime açık, entelektüel birikimli, sosyal bireyler hedeflenmeli bu hedefler için müfredat yeniden gözden geçirilmeli, sınıflar yeniden düzenlenmeli, sınıf mevcutlarına kota konulmalı, yapılacak eğitim faaliyetleri grup  aktiviteleri şeklinde yapılabilir düzeyde olmalı, bu grup çalışmaları için akademik camiadan projeler istenilmelidir.

5. Kadim yunanda eğitim iki temel parametreden oluşur: Beden Eğitimi ve Art.  Ülkemizde maalesef bu konuda ne yeterli bir eğitim ne de bilinç düzeyi vardır. Öncelikle bu eğitimlerin gerekliliği için bilinçlendirme çalışmaları- konferanslar yapılmalıdır. Mesela beden eğitimi dersleri için her yaşa uygun müfredatlı kitaplar yazılmalıdır. Beden eğitimi ders saati başka ders başlıkları- aktiviteler adı altında genişletilerek arttırılmalıdır. 

6. Eğitimde, bilhassa ilköğretim düzeyinde oyun ve öğrenci merkezli eğitime artık gerçek anlamda geçilmeli. Öğrencinin oyun oynama ihtiyacı eğlendirici ve bilgilendirici eğitsel oyunlar ve aktivitelerle giderilmeli, böylece öğrenci kitap okuma, matematiksel ve bilimsel düşünme konularında daha istekli, esnek düşünceli hale gelmesi sağlanmalı. Kısaca ilköğretimde müfredat basitleştirilmeli, kolaylaştırılmalı, bilgi içerikli ders saati azaltılıp, oyun ve aktivite merkezli ders saatleri arttırılmalıdır. Daha çok oyun ve eğlenceye yer verilerek öğrencinin okulu- öğrenmeyi sevmesi, yaşına uygun karakter özelliklerini kazanması hedeflenmelidir. 

7. Yaşadığımız delifişek zamanların 1  en önemli icatlarından birisi olan ve dünyamızı pek çok alanda etkileyen internetin etkin bir şekilde kullanımı için milli eğitim hedefleri yeniden yapılandırılmalı ve internet kullanımı için bilimsel çalışmalar yapılmalı, fiziki şartlar buna göre yeniden oluşturulmalı. 

8. Sadece internet girişimciliği üzerine kurulu mesleki eğitim liseleri açılmalı ve üniversiteye girişte bu öğrenciler bilgisayarla ilgili alanlara sınavsız geçebilmeli. 

9. Günümüzün en büyük eğitim sorunlarından birisi aşırı ödevler ve sınavlardır. Çevremizde öyle gençler, öğrenciler görüyoruz ki sınavlardan ve ödevlerden bezmiş durumdalar. Sınavlar ve ödevler azaltılarak etkili sınav teknikleri kullanılmalı, ödevler yaratıcılığı arttırıcı yönde düzenlenmelidir. Öğrenci ödevler verilirken “öğrenmeyi öğrenmesi” amaçlanmalıdır. 

10. Başarı bir sonuçtur, asıl önemli unsur ise süreçtir. Eğitim süreçleri tek tek gözden geçirilmeli yanlış-gereksiz düzenlemeler kaldırılmalıdır. 

11. Eğitimde öğrenciye esneklik ve özgürlük tanınmalıdır. 

12. Ceza  - Disiplin sorunlarına yeni çözümler getirilmeli. Ama mutlaka çözüm olmalı. Ertelenen problemler, kişilik bozuklukları kanser gibidir. Disiplinde hedef öğrencinin “özdenetimli” bir şekilde hareket edebilmesini sağlayabilmektir. İç motivasyonun gelişmesine yönelik çalışmalar müfredata alınmalıdır.  

13. Ödül  – mümkün olan her fırsatta ödüller verilerek öğrenciye değerli olduğu hissettirilmeli , erken yaşlarda kabiliyet ve istidadı belirlenmelidir. Öğrencilerin ilgi ve yeteneklerini ortaya çıkaracak projeler yapılmalıdır. 

14. Farklı alandaki bu projeler için Avrupa birliği eğitim ve gençlik programları havuzundan finansman sağlanabilir. 

15. “Azgelişmişlik bir bütündür, parçalanamaz”:  eğitimde TKY toptan kalite yönetimi ilke ve yöntemleri uygulanmalıdır.

16. Eğitim reformları yapılırken sağlık-ekonomi gibi konularla birlikte düşünülmeli disiplinler arası çalışmaya özen gösterilmeli, dengeli değişim ve yenilenmelere dikkat edilmelidir.

17. Aileler de eğitim reformlarında dolaylı eğitime dahil edilebilmelidir. Bunun için projeler geliştirilmeli. Okul aile birliklerinin yetki ve sorumlulukları arttırılmalıdır. Başarı ve başarısızlık ortaktır. 

18. Üstün zekâlı ve üstün yetenekli çocukların erken belirlenmesi ve özel ilgi görmeleri sağlanmalıdır.

19. 15-18 yaş grubu gençlerin geniş tabanlı programlarla, bir alana/mesleğe ve yüksek öğretime hazırlayacak biçimde yönlendirilmesinin Türkiye’nin muhtemel Avrupa Birliğine entegre olma sürecinde ve kendi iç dinamiklerinde önemi gözetilerek bu konuda teşvik edici – cazip çalışmalar yapılmalıdır. 

20. Gençlerin küçük yaşlardan itibaren bir alana odaklanması sağlanarak eğitimlerine devam etmeleri hem birey hem devlet için menfaatleri icabıdır. Odaklanma ve uzmanlaşmaya önem verilmeli.

21. öğrencilerin kapsamlı şekilde gelişerek, bilim ve kültür ruhuna sahip öğrenciler olması amaçlanmalı, bu amaçla çok sayıda bilimadamı bilimsel rapor sunmaya davet edilmeli.

22. Okul öncesi eğitim 3 yaşından başlatılmalı. Milli eğitim bakanlığı denetiminde Belediye işbirliğiyle belde ve ilçelerde okul öncesi kurumları oluşturulabilir – bazı belediyelerin uygulamış olduğu bilgi evleri projesi yaygınlaştırılabilir. Buralarda internetin etkin kullanımı ve grup etkinleri, öğrenciler için okul dışındaki zamanda da sosyalleşme imkanı sağlayabilir. 


23. Hazırlanması muhtemel yeni Sivil anayasada milli eğitim politika değişimleri- projeleri-yönetmelikleri yüksek yargının ideolojik kararlarıyla bozulmaması için bakanlığa ayrıcalık ve özerklik verilmeli . 

24. Meslekî-teknik eğitim için aileler ve öğrenciler bilgilendirilip, teşvik edilmeli.

25. İstihdam hazırlayıcı meslekî ve teknik eğitim programlarının, uluslararası standartlarda bir yapılaşma içinde yürütülmesi sağlanmalı. 

26. Liselerde internet dersi verilmeli. Her yönüyle.

27. İngilizce ders saatleri arttırılmalı, dil öğrenimi konusunda yeni çalışmalar yapılmalı. Dil öğrenim teknikleri yeniden sorgulanıp ele alınmalı  ve İngilizceyi yazma-okuma-konuşma boyutlarıyla öğrenmek teşvik edilmeli. 

28. Eğitimin her kademesinde teknoloji çok iyi kullanılmalı. Tüm dünyadaki eğitim materyalleri literatür taraması yapılıp, pilot okullar belirlenerek yaygınlaştırılmalı. 

29. Eğitimde yeni düşünce ve uygulamalara açık, esnek ve özgür düşünceli, siyasi-dini-etnik kaygılardan uzak, merhametli, bilge, aydın öğretmenler yetiştirmek için öğretmenlik mesleği yeniden ele alınmalı. Hizmet içi eğitimler zorunlu katılımlardan çıkıp keyifli, bilgilendirici, motive edici süreçlere dönüştürülmeli.

30. Öğretmenlerin özlük hakları iyileştirilmeli. 

31. Eğitimde özel okulların oranı arttırılmalı. Özel okulların çeşitliliği teşvik edilmeli.

32. Meslek liseleri düzeyinde özel okullar açılmalı, yaygınlaştırılmalı. 

33. Meslek liselerindeki eğitmenlerin kaliteli olmaları için planlamalar yapılmalı.

34. Okulsuz eğitim seçenekleri de düşünülmeli. 

35. Eğitimde bire bir eğitim ve pdr hizmetleri arttırılmalı

36. Sivil itaatsizlik bildirisinin yazarı – aktivist Henry David Thoreau nun dediği gibi: ” En iyi yönetim en az yöneten yönetimdir.” Bu bağlamda bir eğitim yapılanması için hala hazır değil miyiz?



fixitEducation

Mustafa IJAZ ÇAKIROĞLU

  Youth Mentor, Umudun Teologu, İnternet Müptelası, Reklam Concept Danışmanı, Gezgin, web girişimcisi

___________________________________________________-

1.DELİ FİŞEKLİK






1 comment Mayıs 13, 2009

GELECEĞE KAFA YOR

dream-management

Dünya sizin onu ne olarak kabul ettiğinizdir. Ona farklı bakın hayatınız değişsin.


**

gelmiş geçmiş en iyi tavsiye :


ŞAŞIRT BENİ’

Alexey Brodovitch / Harper’s Bazaar Sanat Yönetmeni


bu sözcükler aklınızda olduğu sürece ne yaparsanız yapın başarılı olacaktır.


**

reddedilmekten korkma!


**

CV


CV önemlidir. Ama daha da önemlisi sizsiniz. Siz çalışmadan CV çalışmaz. Bir çok yerde insan kaynakları CV çöplüğüne dönmüştür. Atıl, çalışmayan CV lerden binlercesi var. hepsi aynı tarzda yazılmış klişe içerikler. Önce siz değer yaratırsınız, sonra CV niz çalışmaya başlar. CV inde yazabileceğin en iyi yerlerde çalış. En iyi, en sıradışı, en işe yarar deneyimler edin.

 

**

iyi notlara, AGNOya, diplomaya önem verme.

Hayal kasların ne durumda? Onları çalıştırıyor musun?

İyi bir gözlem ve analiz gücün var mı?

İngilizcen ne durumda?

Bilgisayar bilgin ne kadar?

Web tasarımıyla hiç ilgilendin mi?

Yeniliğe ve değişime açık mısın?

Fırsatları görüyor musun?

Fırsatları arayan bir içsel gözün var mı?

Yoksa küçük hesapların mı adamısın?

Dünyada neler olup bitiyor, merak edip ilgileniyor musun?

Nerede, kimlerle, ne kadara çalışmak istiyorsun?


Nerede yaşamak istersin?

Geleceğin kalbi nerede atıyor?

Hiç bunları düşündün mü?


Düşünmediysen iyi notlara, AGNOya ve diplomaya önem ver zira elinden başka bir şey gelmez. Senden iyi memur olur. Memurlara da ihtiyacı var dünyanın.(!)


**


üniversiteye gitmek, “bu hayatta ne yapmak istediğimi bilmiyorum, o yüzden üniversiteye gidiyorum” anlamına gelir. Hayatta ne yapmak istediğini biliyorsan okulu bırak işe gir.


Ne yapmak istediğini bilmiyor ve üniversiteye gidiyorsan bu yıllarını diploma almak içi değil “ hayatta ne yapmak istediğine karar vermek için” değerlendir. Mümkün olduğunca çooook insanla tanış. (networking) asla yalnız yeme! İletişime açık ol. Her fırsatı değerlendir. Geleceğe kafa yor! Bir yerlerde bir şeyler oluyor ve ilgileniyorsan ORADA OL! Konferans, seminer, parti, tanıtım, organizasyon, yarışma, eğlence vs.. üniversiteyi ciddiye alma! Hayallerini ciddiye al! Ne olduğunu boşver, ne olacağına odaklan! Çevrende sınırsız negatif enerjili insanlar olacak onlara takılma. Onlardan uzak dur. Ciddiye alma. Hedeflerine ve heyecanlarına odaklan!


**

kendi işini kur. Kendi hayallerinin peşinden git! Yoksa bir gün kendini başkalarının hayallerini gerçekleştirmek için çalışırken ve emekli olacağın günü beklerken bulacaksın.


**


kovuldun mu? Dert etme. Ben kovuldum. Dert etmedim. Kendime kısa sürede yeni bir hayat kurdum. Yeni bir çevre, yeni insanlar, yeni, yeni, yeni.. Apple CEO su Steve JOBsun dediği gibi: “hayat bazen kafanıza tuğlayla vurur!” sorun değil. Bunu bir fırsat olarak görün. Değişim fırsatı. Zaten aynı işte uzun süre çalışmak iyi değildir. Değişim! Değişim! Değişim!

**

işe nereden başlayacaksın? Bir ilham kaynağın olmalı değil mi.. çok basit, söyleyeyim: parayı düşün. Gerisi kendiliğinden gelecektir.


**

iş hayatında çalmak(!) iyidir. Sana ilham verecek, seni creative yapacak her şeyi çal! : ) filmleri, müzikleri, kitapları, şiirleri, fotoğrafları, konuşmaları, rüyaları, ağaçları, tabelaları, bulutları, ışığı,.. orjinal ol! Orjinallik öldü. Üstad Jen Luc Godard der ki “ önemli olan bier şeyleri nereden aldığın değil, nereye götürdüğündür” ( bunu paul arden’den çaldım )


**

fikir avcısı ol! Gezerken, çay içerken, alışveriş yaparken, her yerde fikir avcısı ol! Yaşadığın dünyayı ve çevrende olup bitenleri kritize et ve fikir üret. Çok fikir üret. Bunları yaz. İyi olanların üstüne git. Gerçekleştir. Önce yap sonra açıkla! Önce yap sonra düzeltirsin! Bir fikri hayata geçirmek için bütün şartların oluşmasını bekleme. Bir yerden başla. İyi fikir nedir? Gerçekleşendir.

Bu kadar. Çok basit. Oscar Wilde der ki: “ çoğu insan birbirinin aynıdır. Onların düşünceleri, başkalarının fikirleridir. Onların hayatları taklit, tutkuları alıntıdır.” senin fikrin ne? Fikir avcısı ol!


**


Hayat başkalarını taklit etmek için çok kısadır.

Kendin ol! Numara yapma. Get real! Orjinal ol!


**


bir iş yaparken başkalarını ne kadar etkilediğin üzerinde düşünme. Yaptığın işten ne kadar etkilendiğin, heyecan duyduğunla ilgilen. Samimi ol!



**

duruşa dikkat!


nasıl durursan başkaları da seni öyle yargılar.


Creative ol!


**



başarılı olmak istiyorsan, Dinle!


İnsanları dinle. Gerçekten dinle. Dinliyormuş gibi yapma.

Dinlemek çok kapı açar. Bir iş görüşmesinde “kendimi anlatacağım” diye kendini yıpratma. Zeka gösterisine girme. İyi bir dinleyici olman daha faydalıdır.


**


başarısızlıklarına bahane bulma! Kendine karşı dürüst ol! Kendini amansız eleştir ama kendini sev, hatalarına karşı toleranslı ol. Kendini yenile!


**

NEYİ YANLIŞ YAPTIM?


bir iş yaptığında başkalarına gösterirken ‘nasıl olmuş?’ diye sorarsan muhtemelen seni üzmemek için iyi, eline sağlık, güzel olmuş diyeceklerdir. Bir daha ki sefere ‘neyi yanlış yaptığını’ sor, sana gerçek düşüncelerini söyleyeceklerdir.


**

girişimci ol. Kendi işini kur. Mantıklı olmaya çalışma. İşe yarar olmaya çalış. Bir çok insan mantıklıdır. Mantıklı ölçüde iyidir! Bırak bu safsatayı, DELİFİŞEK ol! Büyük düşün! Pervasız düşün! Risk al! Silkele kendini! Hayal ceplerini yokla! Dök ortaya! Yola çık! Sabahın ilk ışıklarıyla yola çıkmanın keyfini bir çok kez yaşa!


**


hayal et!


Kim olacaksın?

Geleceğe kafa yor ya da şimdiden kafana vur!


**

Şimdi dünyanın tanıdığı bir ünlü çocukken kendisine hedef olarak şunu seçmişti: ‘persil kadar ünlü olmak istiyorum’ bildiğimiz persilmatik çamaşır detarjanı. Senin hedefin ne?


**

aykırı olmak için aykırı düşünmelisin!

AYKIRI DÜŞÜN O ZAMAN!


Mustafa IJAZ

ijaz buzz’s ceo, youth mentor

google adsense

3 comments Nisan 7, 2009

sonsuzluk, melamilik, merhamet ve aydınlanma hakkında

kaş

sonsuzluğa açıldığım yer: kaş

Köklere inmenin adı dinginliktir. Yani yaşama dönüş. Bu sonsuzluktur. Sonsuzluğu bilmek aydınlanmaktır. Sonsuzluğu bilmeyen ziyandadır. Sonsuzluk bir bakıştır. Merhamet bakışı. İşte kutsallık! Sonsuzluğun memelerinden emerek kutsallaşmak! Yüceltmeler ve yergiler (ekstrem davranış – taraflılık) zihni bulandırır. Körleştirir. Merhamet bir bakış açısıdır. Geniş.  Sonsuzdan bakanın gördüğü bir açı. Kutsal açı. İnsanların hor gördüğü yerlerde coşkuyla gece gündüz akan sular vardır, bilirsiniz. Büyük merhamet böyle bir şey. Sonsuzluğa daha yakın böylece. Melamî’ce bir yakınlık. Yalınlık. Tutkulu bakışlarla bakan merhametli olamaz. O  bakışlar sadece görüneni görür. Gizliyi görmek için tutkularını kurban etmelisin. Basitlik en büyük gözdür. Aşırılıkları, gösterişi, kibri yok et ki bilgece derinleştir ruhunu. Ruhlarımıza itina göstermeliyiz. Sükûnet faaliyetin efendisidir. Bedenlerde faaliyet yorgunluğu! Tamahkârlık.. dünyaya gelirken ağlamaklı ve yumuşak bedenlidir insanoğlu. Ölürken ise kaskatı kesilmiş halde.. yumuşaklık ve acizlik yaşam belirtisidir. En yumuşak şeyler en sert olanları hep kuşatırlar. Hiçlik dopdolu bir yerde bile kendine bir yer bulur. Konuşmadan yol gösterenlerdir benim ermişlerim. Gerçek iyiler, iyilere iyi oldukları gibi, iyi olmayanlara da iyidirler. Hükmetmeden yönlendirirler, bunun adı gizli erdemdir. Eğri görünen, gerçekte en düz olandır. Anlatırlar ki, evvel zamanda, padişah Mısır piramitlerinden perestişle bahsedildiğini duymuştur. Zamanın ünlü ve yetkin mimarı, mimar Sinan’ı yüzyıllardır yıkılmadan ayakta duran bu gizemli yapıyı çözmesi için Mısıra bir kafileyle birlikte gönderir. Kafilede aşçısından askerine, rehberinden hizmetçisine kadar çeşitli insanlar vardır. Aylarca yol gidildikten sonra bir tepeden mısır piramitleri görünür. Mimar Sinan durur, dikkatle biraz bakar ve –haydi dönüyoruz, der. Kafile şaşkınlık içindedir. –Efendim, aylarca yol geldik, yanına varıp bakmayacak mısınız?  Ben olayı çözdüm, der Sinan. – Bu yapı zaten baştan  yıkık yapılmış. Bir bina yıkıldığında bu piramit şeklini alır. Yıkık olan bir şey elbet bir daha yıkılmaz, der ve geri dönerler.

                Ünlü kılıç ustası Miyamato Musashi, Beş Çember adlı kitabının “ateş kitabı” bölümünde bulaştırmak diye bir savaş tekniğinden bahseder. “Bir çok şey bulaştırılabilir. Uyku hali, esneme gibi. Zaman da bulaştırılabilir. Düşman heyecan belirtileri gösterip acele davrandığında, hiç aldırma. Tümüyle dingin dur, düşman bir süre sonra  bundan etkilenecektir. Bu ruhu bulaştırdığını gördüğünde, Boşluk ruhuyla şiddetli bir saldırıya girişip onu yenebilirsin. Beden ve ruhunu gevşetip, düşmanın da gevşediği an, ondan önce davranıp güçle ve hızla saldırarak kazanabilirsin. Bu yola “birini sarhoş etmek” de denir. Düşmana bezgin, dikkatsiz ya da güçsüz bir ruh da bulaştırabilirsin. Bunu iyice incelemelisin.” Bunu anlattım çünkü seyir defteri bir duyguyu bulaştırmak için var. Okumak, yazmak ve paylaşmak. Sonsuzluk okyanusuna bir taş atıp dalgaların yayılmasını izlemek, keyifle. Genel bir kural olarak insanın zihnî bakımdan sefil ve bayağı olduğu derecede niteliksiz bir topluluğa karışabildiğini tespit edebiliriz. Ziya Paşa’nın deyişiyle; “nâdanlar eder sohbeti nâdanla telezzüz / divanelerin hemdemi divane gerektir”. Herakleitos da benim sözümü unutmayın der gibidir:”eşekler, samanı altına tercih eder.” Ruhsal derinlik arttıkça kişi derin ruhlarla hemdem olur. Okumak, yazmak nedir? İbn Ataullah İskenderî Hazretleri der ki, “gökkubbe altında söylenmemiş bir söz, yapılmamış bir iş yoktur. Öyle ise, yeni şeylerin peşine düşüp bidatçi olma. Yapacakların ve söyleyeceklerin bir öncekine uygun olsun.” İşte, okuma ve yazma eylemi, gökkubbe altında eskimez iyiyi, kadim olanı, her zaman diri olan gerçek erdemi anlatmak ve anlamaktır. Erzurum’da yaşanmış bir olayla yazımı bağlıyorum (sonsuzluğa bir taş atıyorum). Yaşlı bir teyze, akşam vakti pazardan evine doğru dönmektedir. Pazarın çıkışında bir balıkçı “canli balık, canli balık” diye bağırmaktadır. Teyze, balıkçıya doğru yaklaşır, leğenin içinde yüzen balıkları biraz seyreder ve balıkçıya dönerek, “Oğul, balıkların taze midur?” diye sorar. Balıkçı -“ he, Eze, balıklarım canlıdır, bak yüzirler.” der. Yaşlı teyze, anlaşılmadığını düşünerek tekrar sorar, “oğul balıkların taze midur?”  Balıkçı “he, he eze kurban olam, bak yüzirler, anlamıyor musun bunlar canlidir da!” yaşlı teyze balıkçının gözlerinin içine bakarak, “ anlıyorum evladım, anlıyorum da.. bak ben de canliyim, ama taze değilum” der. Canlı olmak yetmez, tazelik gerek bize. Tazeliğin kaynağı Resul-i Ekrem  Efendimiz (s.a.s)dir.

5 comments Aralık 5, 2008

mutlu muyuz?

Reklamlar bizi arabaların ve giysilerin peşine düşürdü; nefret ettiğimiz işlerde çalışıyoruz, ihtiyacımız olmayan şeyleri satın alabilmek için… Biz tarihin üvey evlatlarıyız. Ne amacımız var, ne yerimiz. Biz ne bir büyük savaş yaşıyoruz, ne de büyük buhran. Bizim savaşımız ruhsal bir savaş; bizim büyük buhranımız, kendi hayatlarımız. Televizyonla büyütüldük ve bir gün hepimizin milyonerler, film yıldızları veya rock starları olacağına inandırıldık. Ama olmayacağız ve bu gerçeği yavaş yavaş öğreniyoruz ve feci şekilde asabımız bozulmuş durumda…”   Tyler / Fight Club

 ”Bize yeni moda blue jean’i, şu saati veya bu arabayı almakla elde edeceğimiz vaad edilen mutluluk, az sonra yeni bir ürün tarafından yok edilmekte ve o ancak yeni ürünü almakla yeniden mutlu olacağımız söylenmektedir. Tüketim toplumu, arzuları uyandırma, tatmin etme ve sonra yeniden uyandırmadan oluşan sonuçsuz bir süreci izler. Nihai huzura giden bir çabadan ziyade, bir tür bağımlılıktır.” (Jonathan Sacks, “The Dignity of Difference”, 2003, s. 40)

1 comment Kasım 13, 2008

GÖSTERE GÖSTERE HAYIR; SÜPER!

genc-siviller1 

Keyifler Nasıl? Sorusu için öğrencilerimden duymak istediğim cevap hep ‘süper’ olmuştur. Hatta onlar nerede bir ‘süper’ kelimesi görseler eminim beni hatırlarlar. Yine bu gün ‘süper’ diyebileceğim günlerden biriydi; çünkü Genç Siviller adlı grup 12 Eylül Darbesinin akabinde yapılmış olan 1982 Anayasasının 26. Yıl dönümü olan 7 Kasım’da yasayı  yeniden Refaranduma götürdüler. Süper bir olay! Jandarma gözetiminde göstere göstere (zorla) EVET denilen 1982 Darbe Anayasasına ben de Erzurum’da Cumnhuriyet Caddesinde kurulan Standda GÖSTERE GÖSTERE HAYIR dedim. pusula 

Oy pusulamı kutuya besmele ile bırakıp, bunun kutsal bir görev olduğunu oradaki görevliyle paylaştım. “Genç Siviller Rahatsız” sloganıyla bir çok etkinlik yapan bu aktivist genç grubu tebrik ediyor, çalışmalarında kolaylıklar diliyorum. Aslolan süreçtir, sonuçlar kendiliğinden gelir!

1982-anayasasi1Yaşlı, bunak, vehimli, vesveseci,  duyarsız, statükocu, tutucu bir anayasa 1982 anayasası. İçinde 301 gibi ne olduğu tam anlaşılamayan tuhaf bir madde olan bir anayasa. Devlet memurlarına  millet iradesine ket vurma hakkı tanıyan, askeri bir anayasa.

GENÇ, SİVİL, HERKESE GÖRE DEĞİŞMEYEN , KULLANIŞLI, ÖZGÜRLÜKÇÜ, ÇOK SESLİ BİR ANAYASA İSTİYORUZ! ANNE GİBİ BİR YASA İSTİYORUZ KISACASI!

 

 

***

OBAMA barack-obama

Dünyaya Hayırlı olsun.

Hüseyin Burak Obama.  Evrenselleşmenin ilginç örneklerinden biri olacak. Siyaset bilimi derslerinde 10 yıl sonra en az iki saatlik ders konusu: Obama!

 henry david thoreau der ki: “en iyi yönetim biçimi: en az yöneten bir yönetim biçimidir. Bu ise, insanlar buna hazır olduklarında gerçekleşir”. Obama bunun için hazır gibi. Ya Dünya? Hey wordl! R U Ready?

***

MUSTAFA FİLMİ HAKKINDA

mustafa_afisMustafa filmini destekliyorum. Atatürk üzerinden rant sağlayanlar için bir hayal kırıklığı tabii. Zavallılar, size acıyorum.  Atatürk bir nesne değildir, meta değildir. Tarih kendini yenilemek zorundaydı. Bu yeni kişi sistemin içinden, sistem dışı olmalıydı. Bu Mustafa olmayabilirdi. Ama o oldu. Bence ne iyi oldu, ne de kötü. Tarihsel bir kişi, o kadar. Onun üzerinden kavga etmeyi hangi aptal icat etti? Mustafa, hatasıyla sevabıyla Mustafa’dır. Değişen,  sivilleşen Türkiye’de böyle çalışmaların artması dileğiyle.

Ahmet Altan da güzel bir yazıyla tartışmaya katılmış,

buyurun ;

http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=756716&title=can-dundarin-mustafa-filmi-tartismasina-ahmet-altan-da-katildi

 

1 comment Kasım 8, 2008

ÜNİVERSİTEYE GİTMEK YA DA NURETTİN ÖZDOĞAN

 

Bu sabah yurttan kampuse doğru yürürken kafamda tasarladım bu yazıyı.

 Hava güneşli, Erzurum’da Kasım ayında böyle bir hava, evlere şenlik..

Çok şükür.. kışın güneş bir başka güzel.. 

deli eder insanı bu havalar vallahii :)

“Kasımda Aşk Başkadır” nasıl olsa.

 

Bir çok üst düzey insanın eğitim hayatlarına

baktığımızda tuhaflıklar görürüz.

Çok başarılı kanaat liderleri ve rol model kişilikler,

sıra dışı iş fikirlerinin sahipleri ya üniversiteye gitmemiş,

ya gitmiş terk etmiş, ya da gittiği üniversiteyi ve diplomayı önemsemeyip

 kendi ilgi alanını keşfederek keyifli ve para getiren,

değer üreten, sosyal sorumluluğu olan girişimcilik projelerine imza atmışlar.

Bir çok ülkede ve özellikle Türkiye’de

Üniversiteye Gitmek bize yutturulmuş bir Prestij Hapıdır.

Üniversiteye gitmenin anlamı şudur:

Hayatta ne yapacağımı bilmiyorum, üniversiteye gidiyorum.

(paul arden’den mülhemle..)

Üniversiteyi iki defa bırakıp üç defa başlayan

 biri olarak bu yazdıklarım kişisel kronolojim açısından

tutarlı ve bedeli ödenmiş cümlelerdir yazdıklarım.

Şu an Atatürk üni. Felsefe kantininde yazıyorum bu yazıyı. 

ben fizik öğrencisiyim bu arada :)

Yılgınlık, bezginlik içinde bir gençlik var burada..

Örselenmiş gençlik heyecanları.. dayatılan bir tarz-ı hayat..

Aşkları IŞK değil, bedenleri GENÇ değil.. ,

yapıcı Neş’e duygusundan uzak,

hazz kültürü içinde azab çeken genç kardeşlerim benim!

Rol modelsiz, top modelli!

Hayatta ne yapacağını bilmek kaç kişiyi nasip olmuştur?

Tüm bu sıkıntılara rağmen iyi işler yapan kardeşlerimiz de var;

Nurettin Özdoğan onlardan birisi.

Sevgili Nurettin genç yaşında bir çok başarıya imza atmış,

gençlere rol model olabilecek birisi. EZI’de (uluslar arası insan kaynakları şirketi)

genç yaşında çalışmış ender insanlardan.

Zaman Gazetesinin Pazar ekinde yazdıklarıyla bir çok gence ufuk açıyor.

Sevgili Nurettin’in benim de çok üstünde durduğum iki sihirli kelimesi var:

 GİRİŞİMCİLİK ve DEĞER ÜRETMEK.

 Genç yaşında idealleri ve hayalleri olan

ve bunları tüm toplumla, gençlerle paylaşan,

BUDUR! Dedirten genç bir yürek o.

Bir çok şey yapmak istiyor ama asıl istediği şu:

“Gözlerinin içinde dünyalar saklı biri olmak.”

Bakar mısınız, onca başarı, popülariteden sonra hayat idealini

nasıl latif ve zarif bir şekilde açıklamış.

 Zira O, samimiyetten, dostluklardan, paylaşmaktan,

heyecanlı olmak, heyecan aktarmaktan yana.

 O zarif birisi. Tıpkı muhterem, manevi Ağabeyim,

Üstadım Maraşlı CAHİT ZARİFOĞLU gibi. Nurettin de Maraşlı.

Modern ama geleneğin zarif ve eskimez çizgileri var yaşamı yakalayışında.

Sevgili Nurettin’i canı gönülden tebrik ediyor,

onun gibi gençlerle aynı nesil olmaktan mutluluk duyuyorum.

Ailesini de tebrik ediyor, kendisine de ömür boyu saadetler,

 başarılar, heyecanlar diliyorum.

Yaşam Sevincin eksik olmasın Nurettin!

 

Nurettin Özdoğan’ın kişisel web sitesi: www.empatik.com

 

Bir okuma önerisi:

1) Okulsuz Toplum – Ivan Illich

 2) Görünmeyen Üniversite – Ersin Gürdoğan

Ve şimdi biraz müzik;

 Jacques Brel’ den geliyor ; Amsterdam

1 comment Kasım 3, 2008

CAMBRIDGE’DE YAZ OKULU

 

Cambridge Üniversitesi yaz okulu programı için dünyanın dört bir yanından öğrenci kabul ediyor. 5 Temmuz – 1Ağustos tarihleri arasında yapılacak yaz okulunda SANAT TARİHİ, TARİH, EDEBİYAT, FELSEFE, BİLİM ,SHAKESPEARE, AKADEMİK İNGİLİZCE alanlarında kayıt alınıyor. Kayıt olduğunuz alana göre program süresi 2 hafta ile 1 ay arasında değişebiliyor. Farklı sosyal-kültürel etkinliklere yer verilen bu program üniversite öğrencileri için bir fırsat niteliğinde.

 

Fizkçilere özel not :) Bilim alanının bu yıl ki konu başlığı: Atomlardan Galaksilere

 

   Ayrıntılı bilgi ve kayıt için:

http://www.cont-ed.cam.ac.uk/intsummer/

Add comment Kasım 1, 2008

GELECEĞİN LİDERLERİ

TİKAV geleceğin liderlerini arıyor.

 

Akademik çalışmalarınızın yanında üniversite öğreniminiz süresince sizi üniversite sonrası hayata hazırlayacak çok yönlü bir programa katılarak geleceğin lideri olmaya aday mısınız?

 

Üniversite öğrencilerinin kişisel ve sosyal gelişimlerine katkıda bulunarak gençleri hayata hazırlamayı ve Türkiye’nin insan kaynakları kalitesini yükseltmeyi hedefleyen TİKAV, bu hedefi doğrultusunda 1999 yılından bu yana Bireysel Gelişim Programını uygulamaktadır.

 

Bireysel Gelişim Programı, üniversite öğrencilerinin, 1.sınıf sonunda başlayıp 4.sınıfın sonuna kadar devam edecekleri; bu süre içinde yurt içinde ve yurt dışında çok sayıda seminer, eğitim, söyleşi, proje, staj ve gezi programlarına katılarak bilge ve becerilerini zenginleştirecekleri bir faaliyetler bütünüdür. Program dahilinde ayrıca burs olanakları bulunmaktadır. Faaliyet detaylarını ve uygulama örneklerini incelemek için  www.tikav.org.tr  adresini ziyaret edebilirsiniz.

 

Bireysel Gelişim Programına başvurular www.tikav.org.tr adresinden online olarak yapılmaktadır. Başvurular 3 Kasım 2008 – 30 Ocak 2009 tarihleri arasında kabul edilecektir.

 

İrtibat için:

Şafak AKIN

Yönetim Kurulu Başkanı

 

Türkiye İnsan Kaynakları Vakfı

Tel: 0 312 442 48 22

Fax: 0 312 442 48 23

E-mail: info@tikav.org.tr

 

 

 

Add comment Kasım 1, 2008

SARIKAMIŞ; BİR HÜZÜN HİKAYESİ

Kars Valiliği I. Dünya Savaşında Kafkas Cephesinin savunulması amacıyla başlatılan Sarıkamış Kuşatma Harekatında düşmanla çarpışamadan donarak şahadet mertebesine ulaşmış, her biri ulu bir şahsiyet olan 90 bin Mehmetçiğin fedakarlıklarını anlatan;  SARIKAMIŞ:  BİR HÜZNÜN HİKAYESİ” konulu; üniversite, lise ve dengi okul öğrencileri arasında resim, şiir ve kompozisyon yarışması düzenlemektedir.

 

Her alandaki yarışma birinciliği ödülü 1000 YTL olup

son başvuru tarihi 17 Aralık 2008 dir.

 

Birilerinin dediği gibi Sarıkamış bir trajedi değildir. İnsanın bir ideali olunca neler yapabileceğinin göstergesidir. Kurşun sıkmadan ölmüş 90 bin insan. Var mı böyle bir ufuk, sevda, umut. Stratejik hatalar var mıdır? Vardır şüphesiz.. ama mukadderat böyle ise, buna bir hüzün, trajedi tarzı bir yaklaşımla bakılmamalı yoksa genç nesillere buradan vereceğimiz mesajın adını ne koyabiliriz?

 

 

 

Ayrıntılı bilgi için: http://www.kars.gov.tr/haber/haber.asp?i_d=556&b_a_s_l_i_k=Yar%C4%B1%C5%9Fma%20%E2%80%9CSARIKAMI%C5%9E:%20B%C4%B0R%20H%C3%9CZN%C3%9CN%20H%C4%B0KAYES%C4%B0%E2%80%9D%E2%80%A6

Add comment Kasım 1, 2008

GENÇ ÜNİVERSİTELİ CEVHERLER

2 comments Ekim 26, 2008

“GERÇEK GİRİŞİMCİLİK” ÜZERİNE MÜLAHAZALAR

-Modern bir dervişten Hz. Mevlana’ya

 

Değer üretmek ve girişimcilik yenilikçi ve sürdürülebilir başarının iki farklı yüzüdür.

Değer üretmeden girişimci olamadığımız gibi, girişimci olmadan da değer üretemeyiz.

Değer üretirken hayata bir bakış açısı katmalıyız.

Öyle bir şey yapmalıyız ki bu hayatı Kolaylaştırıcı olmalı.

Ya da bir probleme çözüm olmalı.

Bir genci hayata bağlamalı, bir çocuğa ufuk olmalı.

Bir anneye yaşama sevinci, bir babaya fedakarlık ve dava azmi katabilmeli.

 Bir fikrimiz olmalı. Fikrimizin heyecanı olmalı.

O fikirle aylarca yatıp kalkmalıyız belki.

Kantinlerde, otobüslerde, dersliklerde, öğrenci evlerinde

 dostlarla fikrimizi paylaşmalı, anlatmalıyız, ciddiye alınmamayı göze alarak.

  

 Büyük düşünmeli, büyük düşler kurmalıyız.

Adam olmayı ve faydalı olmayı dert edinmeliyiz.

Sevmeliyiz. Sevinmeliyiz. Şükretmeliyiz.

Çocukların dualarını ve tebessümlerini almalıyız.

İmkanların azlığından sitem etmeyip,

 Gazâli Hazretlerinin ‘Mümkün Alemlerin En İyisi”

anlayışınca içinde bulunduğumuz hal ve durum ve imkanlar

en iyi hal, durum ve imkandır demeliyiz.

İlahi kudret cimri değil ya, daha iyi bir hal mümkün olsaydı olurdu.

Edebi ve emaneti gözeterek,

Değer üreterek,

Sevindirerek, severek,

Dertlenerek ,

GERÇEK GİRİŞİMCİ  olabiliriz.

Bizim girişimimiz, dünyalık, ego tatmini ve hırs adına değil

İnsana hizmet, Tanrıya hizmettir,

Sevginin özü birdir,

En kutsal erdem, Hayırda Yarışmaktır

Anlayışları gereğince olacaktır.

Şairin dediği gibi;

“âvâzeyi bu âleme dâvûd gibi sal

 bâki kalan bu kubbede bir hoş sadâ imiş”

bir hoş sadâ için üretmek ve girişimci olmak.

 

Markasız iş olmaz.

Marka SİZsiniz.

Giyiminiz , sözleriniz, dostlarınız,

samimiyetiniz, aileniz, kitaplarınız,

eylemleriniz MARKANIZdır.

 

Bir girişim için yola çıktığımızda

sonuçlardan ziyade sürece odaklanmak gerekir.

Ne yaptığımız kadar ( belki daha çok )

 NASIL yaptığımız daha önemlidir.

Yaparken de İSTİŞARE kültüründen

 ve sünnetinden uzak durmamak gerekir.

İstişaresiz iş yapanın başarısız olması kaçınılmazdır.

Ürettiğimiz değer yada işe ne kadar çok kişiyi

dahil edebilirsek o ölçüde çabuk büyürüz.

Ve ve ve en önemlisi, ister başarılı olalım ister başarısız

ama  MÜTEVAZİ olmaktan vazgeçemeyiz.

Mütevazi ve samimi olamayanların ürettikleri makes kesbetmez.

Değerlerin en üstünü samimiyet ve tevazudur.

 Her şeyin geçici olduğunu hatırlayarak yaşamak..

bu geçicilik aynasında

kendimizin en iyi fotoğrafını çekmek: İŞTE HAYAT!

 

Niyetlerimiz şüphesiz önemlidir.

 Eksiklerimiz her zaman olacaktır.

 Cesaret bizi YIĞIN’dan ayıracaktır.

Tabii, BİLGİ ile cesaret edeceğiz.

Pozitivist bir anlayışla, BİLGİ GÜÇTÜR demeyip BİLGİ ERDEMDİR,

 BİLGİ YAŞAMIN GEÇİCİLİĞİNİ FARK ETMEKTİR

BİLGİ, BİGELİKTİR diyebilmeli ve öyle de yaşayabilmeliyiz.

 

Türkiye canlı bir ülke oldu.

Capcanlı.

Biz gençler de bu canlılığın en büyük payesine sahibiz bence.

Mevlana ve Yunus Emre , niçin hala hayırla anılıyorlar?

Çünkü onlar GERÇEK BİR GİRİŞİMCİYDİLER.

Çünkü onlar DEĞER ÜRETTİLER.

Çünkü onlar , SEVGİNİN GÜCÜyle iş yaptılar.

 

(Günümüzün girişimcilik anlayışı para kazanmak üzerine kurulu,

Ama eskiden gönül zenginliği ve cömertlik üzerine kuruluydu.

Çünkü nefsini bilen rabbini bilirdi. )

Büyük düşünmekten kastım, Allah dostu olmaya niyet etmek ve bunun bedelini ödemek.

Dost olmak. Dosta sadık olmak.

İşte GERÇEK GİRİŞİMCİLİK budur.

Girişimcilik kullara kul olmayıp,

Hakka kul olmayı en güzel şeref ve yol bilmektir.

 

Dünyadan giderken l halkın seni nasıl uğurladığına bakma,

Gittiğin yerde nasıl karşılandığına bak!

 

Sevgi sizinle olsun.

Sevelim, güzelleşelim : )

GENÇ dostlara selam olsun!

Sevelim, gençleşelim.

 

Erzurum’dan Mustafa İJAZ

5 comments Ekim 14, 2008

BORGES’İN CENNETİ


Borges’e göre cennet bir Kütüphane olmalıydı.

Kişileri tanımak için belki de en iyi yollardan birisi, kitaplığına bakmaktır.

Bana kitaplığını göster, sana kim olduğunu söyleyeyim   :)

İlginç tasarımlarıyla kitaplıklar artık bir gereklilikten öte evlerimizin önemli köşelerinden biri haline geliyor. Öğrencilik yıllarında ordan oraya taşınarak göçebe bir hayat yaşayan bendenizin en çok muzdarip olduğu konulardan birisi kütüphane. Kolilere kitaplarımı koyunca ülkesi işgal edilmiş bir devlet başkanı gibi hissediyorum kendimi. Taşındığım yerde de kimbilir ne zaman çıkaracağım onları, ta ki uygun bir kitaplık buluncaya yada elde bulunan şeylerle bir tasarım yapıncaya kadar.

Kitaplar sadece kitap değildir.

Her kitap, sahibinin belleğinde alındığı yer, nerede okunduğu, neler hissedildiği gibi şeylerle yer eder.

Kitaplar sadece kitap değildir.

Kütüphaneler ise evimizi diğer evlerden ayıran bir kimliktir. Evimizin geçmişe ve geleceğe uzanan köşesidir.  Evimize misafir olan kişiye bazen kitaplığımızdan bir kitap hediye etmek, kitap dostlarına kütüphanemizi açmak, bir çocuğa ödünç bir kitap verip onunla hayatın içine temiz ve ferah nefesler sunmak hep kütüphanemizin imkanlarındandır.

Kütüphaneler evimizde  bir ada gibidir. Evimizin uzamı, belleği.

Kitaplıklarla ilgilenenler için BRAVACASA dergisinin Ekim-2008 sayısında bir dosya hazırlanmış. ilgiye değer.

Aşağıdaki bazı creative kitaplık tasarımlarını sizin için keyifle seçtim;

1 comment Ekim 9, 2008

DEĞER ÜRETMEK ÜZERİNE

Bilmek istediğim Tanrının düşünceleridir. Gerisi detay.

Bilmek istediğim Tanrının düşünceleridir. Gerisi detay.

 

 

 

 

Merhaba, çayın çok içildiği, yaş ortalamasının 23 olduğu bir öğrenci evinden yazıyorum bunları.

Hiç kimse sizin izniniz olmadan, size kendinizi değersiz hissettiremez.

Elenor Roosevelt

Roosevelt ‘in de dediği gibi günümüzde toplumsal bezginlik bizim özümüzle ilgili bir şey.21.yy gençliği için en önemli tehlikelerden birisi de ‘değer’ üretmeden sosyal hayat içinde kültür mantarı gibi yaşamaktır. Her gün o kadar çok şey üretiliyor ki, bizim bir şey yapmamıza gerek yok diyenleriniz olabilir. Ama var olanın içinden uygun olanları seçmek bile bir değer üretmektir. Üretmekten bahsetmiyorum. Değer üretmekten bahsediyorum. Değer üretenler, günümüz üretim mantalitesinin nihai hedefi olan para ve şöhreti de entegre olarak, zorlanmadan elde ederler. Değer üretmek şüphesiz bir bilgi yönetim şeklidir. Günümüzün eklektik bilgi ağında bilgi yönetmesini bilmek donanımlı olmanın (dil, bilgisayar) ötesinde özsaygı, tevazu, sosyal sorumluluk, girişimcilik, paylaşımcılık gibi erdemlere sahip olmanızı da gerektiriyor.

Her çözüm beraberinde yeni sorunları da getiriyor. Değer üreten çözümlerimiz ise bu tür durumlardan hali olacaktır.

hayata renk kat!

hayata renk kat!

Değer üretmek, özgüvendir.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Değer üretmek, değerli olmayı hissetmek ve hissettirmektir.

 

 

Değer üretmek, saygı duymaktır.

Değer üretmek, fark etmektir.

Değer üretmek, kıymet bilmektir.

Değer üretmek, iyi bir iletişimci olmaktır.

Değer üretmek, sevmek ve sevilmektir.

Değer üretmek, ferah bir nefes gibidir.

Değer üretmek, değerlidir.

Değer üretmek, GENÇ olmaktır.

Moral değerlerden uzaklaşan gündelik hayatın yaşanabilirliği, hayatın içine değerlerin katılmasıyla mümkün.  Değerlerin yeniden ele alınıp senkronize edilmesi, farklı platformlara taşınması artık neredeyse kaçınılmazdır.

Sonuçlarına odaklanmadan sadece ‘iyi ve güzel’e odaklanarak proje ve değer  üretmeliyiz.

Diploma sonuçtur. Para sonuçtur. Kariyer sonuçtur. Şöhret sonuçtur.

İyi hissetmek, mutlu olmak, kıymet bilmek, teşekkür etmek, üretmek ise süreçtir.

Süreç: hayatın kendisidir.

İnsanlar sizin ne yaptığınızı unutabilirler, ama asla nasıl yaptığınızı unutmazlar.

NASIL’a dikkat ederek üretmek ve yaşamak!

Ev arkadaşlarımdan Muhammet bu gün yaptığı güzel yemekle akşam yemeğine değer kattı.

Ev arkadaşlarımdan Emrah misafirimiz Enes ile sohbet ederek kardeşliğe değer kattı.

Diğer ev arkadaşlarımız alınmasın J onların elbette ürettiği değerler var.

Değer üretmek, anı yaşamaktır. Paylaşmaktır.

Değerlerle birlikte yaşarsak değerli oluruz. Hayırla anılırız.

sırayı bozmadan farklı ol! fark yarat!

sırayı bozmadan farklı ol! fark yarat!

 

 

 

 

Bizden sonra gelenler arasında hayırla anılacağımız bir hayat yaşamamız dileğiyle.

Erzurum’dan Mustafa İJAZ

 

 

 

 

 

 

 

3 comments Ekim 9, 2008

NUR (aydınlanma) HAKKINDA

 

 

 

 

Ruhsal Aydınlanma Felsefesi

 

hakk şerleri hayr eyler, zannetme ki gayr eyler

görelim mevla neyler, neylerse güzel eyler

 

Okumanın Sakıncaları / Konferans Notları tıklayınız..

 

Ders: insan bilgisi

Konu: dinginlik ve aydınlanma

 

 

Daha fazla bilgiye ihtiyacımız var mı? İnsanı ve kâinatı daha fazla bilgi, daha çok bilimsel araştırma, entellektüel analiz, daha hızlı bilgisayarlar mı kurtaracak? Asıl ‘insan’ olduğumuz nokta dinginlik halidir. Bilgeliktir hayattan hayy’lanan şey.  Bilgelik dinginlikle gelir. Sadece bakın. Analiz yapmayın. Bir çiçeğe , bir çocuğa bakın. Bir su sesini, bir rüzgar sesini dinleyin. Sadece ama sadece dinleyin. Yargı belirtmeyin. Sözleriniz ve eylemleriniz dinginlikten güç alsın.

 

Düşüncelerimiz büyük yanılgı çukurları.‘düşünüyorum öyleyse varım’ sutrası insanlığın ortaya koyduğu en saçma levhalardan birisi. Kant bunu ‘saf aklın eleştirisi’nde biraz aştı ama oda bir düşünce oldu ve aynı yanılgıya kapıldı. Düşünmekle ‘akıllı’ olabiliriz ama bilge kişi, aydınlanmış insan olamayız. Kelimeleri ve düşünceleri fazla ciddiye alıyoruz.. dilde ses telleri tarafından üretilen 8 temel ses vardır: a,e,ı,i,o,ö,u,ü. Hava basıncıyla da diğer harfleri çıkarabiliriz, k,t,m gibi. Böylesine fakir, cılız seslerin kim olduğumuz, varlığın, var oluşun amacının ne olduğunu, tanrının ve spirutüel derinliğin ne,nasıl,niçin olduğunu kavramamıza yardımcı olabileceğine inanıyor musunuz?  Asıl ‘oluş’ ve aydınlanma ‘ne?’ ‘nasıl?’ ve ‘niçin?’ gibi çukurlardan uzaklaştığımızda elde edilebilir bir durum, belki de ‘elde etmenin’  artık bir anlama karşılık gelmediği bir yer ya da daha gerçek anlamıyla yersizlik olacaktır.  Düşünce biçimdir. Bütün biçimler, bütün yapılar dengesizdir, geçici ve kusurludur. Gevezedir. Ukaladır. İnsan hayatta ‘dinginliği’ ve ruhsal dinçliği aramalıdır. Berraklığı, saf sevinci.  Dinginlik hareketle ulaşılabilecek bir yer değildir. Bir ‘yer’ hiç değildir. Bir biçimi yoktur onun. Şekilsizdir. Boşluk halidir. Sen olduğun yerde dur. Hareket sana gelir. Sen ona gitme. Onu yakalayamazsın. Dinginlik bir biçimsizlik olduğu için, boşluk olduğu için, sürekli biçim, yapı, şekil, yargı, tasvir, ses, renk, koku, tartışma, haklı olmayı isteme gibi şeyleri arayan insan dinginliğe ulaşmak için tüm bu ego alanlarından sıyrılmalıdır. Bunları bırakabilirse ancak asıl nihai hedef olan, dinginliğe, sükunete, huzura, aydınlanmaya, karşıtı ‘kötülük’ olmayan ‘iyilik’e, zıddı olmayan hakk’a, inatlaşmayla gelmeyen karara, tartışmayla bulunamayacak değişmeyen ‘değ’lere, iddiasız ‘güzelliklere’ kavuşabilir, kavuşma arzusunu yitirerek.

 

Aydınlanmanın Sembolü

Aydınlanmanın Sembolü

Arzu yok. Hırs yok. İddia etmek, yargı belirtmek, analiz etmek, etiketlemek yok. Tartışmak, zıdlaşmak yok. Haklı olmak, haksız çıkarmak yok. Benlik yok, sorun yok. ‘o’na karşı ‘ben’, onlara karşı biz yok.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

’biliyorum’ duygusu veren şeylerden uzak dur. ‘bilmeme’ hali içinde sessiz ol. Lakin zihin buna dayanamaz ve sizi düşünmeye zorlar ve zihniniz sizi ele geçirir.  O sizi bir köle edinmiştir. Şimdi yoksa düşünecek bir şeyler, geçmişe götürüp sizi zihninizde tartıştırır, konuşturur, çatıştırır.. yorar.. size bir ‘benlik’ üretir.. sizi geleceğe götürür.. Zihniniz sizi kaygılandırarak kendisine bağımlı kılar. Artık bir kölesinizdir. ‘her şey kontrol altında’ diyerekten sizi sessizlikten, dinginlikten uzak bir ürpertiye, korku, kaygı, şüphe ‘ben’liğine sokar.  Her düşünce çok önemliymiş gibi davranır.  Kavramlar bir hapishanedir.  İnsan zihni, bilme, anlama, yargı belirtme, kontrol etme arzusuyla kendi görüşlerini gerçek olan şeyle değiştirir.

 

Can sıkıntısı, öfke, üzüntü, korku.. bunların hiçbirisinin gerçek ‘siz’ ile ilgisi yoktur. Bunlar sizin olan şeyler değildir. Bunlar zihinsel koşullanmalar, algılamalardır. Gelirler ve giderler. Tabiatıyla gelip giden hiçbir şey siz değildir. Gelip giden şeylerden beslenmeyin, onları ciddiye almayın. Onlar bir yanılsama, bir illüzyondur.  Hiçbir düşünce gerçeği ihata edemez. ‘lâ ilahe illallah muhammedurresulullah’ levhası gerçek bir tevhid değildir. Tevhide işaret-ediştir. Zikir bu derinliğe ulaşmak için vardır. zikir, bu sözü kelime ve kavram bazında geçip onun sahici tesiriyle buluşmak ve onurlanmak için vardır.

 

Her insan az ya da çok bir ‘kurban’ kimliğine sahiptir. Bütün kırılma ve incinmelerin temelinde biraz da bu vardır. İçerleme ve yakınmalar buradan doğar. Nefis her şeyle bir çatışma hali içinde olmak ister. Herkes mutlu ve huzurlu olmayı ister ama buna gücü yetmez zira çatışma’ya bağımlıdır. Tartışmaya, haklı çıkma isteğine. Daha iyi olma, daha . daha.. kıyaslamalarla gelen şeylere bağımlıdır.. kıyasla gelen kıyasla gidecektir. Sizin değildir. Siz o değilsinizdir. 

 

‘yarın diye bir şey yoktur’ diye bir kitabı vardır Tarık Buğra’nın. Evet, yarın yoktur. Hayatın , geçmiş, şimdi ve gelecek diye bölünmesi zihin ürünüdür ve sakat bir şeydir, gerçek değildir. Geçmiş ve gelecek, di, dı, miş , mış, ecek , acak, tüm bunlar düşünme formlarıdır. Düşünmemiz gerektiğini de nerden çıkardık? Her şey ‘şimdi’ de vücud bulur. Batıda anı yaşa anlamında ‘carpe diem! denir. Kadim İslam ve doğu geleneği bu durum için sufi’yi tanımlarken ‘sufi; ibn’ül vakttir’ demiştir. Yani, vaktin çocuğu. Bunun dışında ‘ebul vakt’ olanlar da vardır ki henüz onlara gelmedik.

 

İçinde bulunduğumuz ana, aşılması gereken bir ‘an’ olarak baktığımızda hayat bir cehenneme döner. ‘başkaları cehennemdir’ sözü biraz da bu halde söylenmiştir. Çoğu zaman bir çok iş yapmayla karşı karşıya geliriz ve hangisini önce yapacağımızı şaşırırız. Neden?   Yapmak ve  yapma yoluyla varmak istediğimiz netice arasında bir seçim zordur. Gelecekte varılacak sonucu önemsemek şimdiyi yadsımaktır, yüksünmektir. Oysa elimizde şimdi’den başka bir şey yoktur.

 

Kaos teorisi: fizik kanunları (quantum) der ki; hiçbir şey birbirinden ayrı değildir, yalıtılmış hiçbir şey yoktur. Her şey birbirine bağlıdır. Her şey her şeyle ilgilidir.  Siz şimdi olan’ı kabul ettiğinizde, ona ‘evet’ dediğinizde yaşamak’la aynı safa geçersiniz. Meyus olmaz, olumlu olmanın ‘ol’u içine girersiniz..olanı örtmez, ümitsizliğe düşmezsiniz.  ‘kûn fe yekûn’.. rıza makamı.. allahın bizden razı olmasını istiyorsak, evvela bizim allahtan razı olmamız gerekir. Razı olmanın yolu şimdiyi , olanı kabullenmek, teslim olmak ve şimdiyi onurlandırmak ve şimdideki ‘allah’ ile onurlanmak..  

 

‘Hayatım’ dediğiniz şey bir içerikler silsilesidir. Gerçek ‘siz’ değildir. Siz düşünceleriniz, duygularınız, deneyimleriniz, paranız, elbiseleriniz, çocuklarınız, dininiz, peygamberiniz değilsiniz. Siz hayatın ve gerçekliğin içeriği değilsiniz. Siz saf bilinç olmalısınız. Siz şimdi, siz ‘siz’siniz.hadis-i kudside de belirtildiği üzere;  ‘gizli bir hazine idim, bilinmek istedim ve insanı yarattım’ insan bilinme mahallidir. Hayatınızın koşullarını, nerde yaşadığınızı, maaşınızı, eğitim durumunuzu düzenleyerek değil, en derin düzeyde kim olduğunuzu idrak ederek aydınlanır, bilge olursunuz.

 

İnsan ‘kendi’ni bilemez. O ‘kendisidir’. ‘ben’ kendini bir bilgi nesnesine dönüştüremez. Gerçekten kim olduğumuzu bildiğimizde bunun alameti şudur: kalıcı bir huzur ve canlılık. Tazelik. Berrak bir sevinç.  Nefs-i safiye. Her şey net. Her şey tam. Ne eksik ne fazla. 

 

Yaşam durumunuzu değiştirerek huzuru bulamazsınız. Nereye giderseniz gidin kendize gidersiniz. İçinizdeki ‘siz’e.. siz aydınlanmış değilseniz her yer karanlıktır sizin için.

 

 

Haliniz ‘iyi’ ve ‘kötü’ yargılarına bağlı olmadığında siz gerçek bir  bilge olmuşsunuzdur. Bizim yunus ne der, Ne varlığa sevinirim, ne yokluğa erinirim.. bir Osmanlı bilgesi Amiş efendi damadı Bâbanzade Ahmed Naim efendiye şöyle demiştir: matlubun husulü veya adem-i husulü nezdinde müsavi değilse nakıssın evladım. Kıymetli hocam Turhan Bey, her telefon görüşmemizde halimi sorar, birkaç şeye yakındığımda şöyle derdi: evladım, bir şeyleri yoluna koymaya çalışma, dünyada hiçbir şeyi yoluna koyamazsın. Sonuçları boş ver. Sadece yap!

 

Bir Zen üstadına ‘zen bilgeliği’nin özünü sormuşlar, üstad; ‘her seferinde tek bir şey yapmak’ demiş.

 

 

Bir şey istemeyiz ama verirlerse de reddetmeyiz demiş büyükler. Ne red, ne de cehd! 

 

Bir çok insanın yaşamını arzu ve korku yönetir.  Arzu, daha tam olarak kendiniz olabilmeniz için kendinize bir şeyler katma ihtiyacıdır. Tüm korku bir şeyleri kaybetme ve böylece küçülme, değer kaybetme ve daha az olma korkusudur.

 

Bütün deneyimlerin geçici olduğunu, dünyanın bize kalıcı bir şey vermediğini idrak ettiğimizde teslimiyet kolay olur. Arzu ve korku bizden gider. O vakit insanlarla bir şeyler paylaşmaya, deneyimlere ve faaliyetlere katılmaya devam ederiz ama bunları nefsimizin arzuları ve korkuları olmadan yaparız. Artık bir durumun, kişinin, yerin ya da olayın bize doyum veya mutluluk vermesini talep etmez ve onun geçici ve kusurlu yapısının öylece olmasına izin veririz. Kabul ederiz. Red etmeyiz, cehd etmeyiz.  Olan ile tartışmadığımızda zorlayıcı bir düşünme ve bunun getirdiği bir kasıntı itilimine düşmez kabul etmenin verdiği dinçlik ve dinginliği hissederiz. Orada oluruz.  Yargıların bir formu vardır. Biçimi, yapısı. Farkındalık içinse boşluğa gerek vardır.  Kendinizi bu geniş farkındalıkta idrak edebilirsiniz.  Sui zan yok, kıyaslama yok, kıskançlık yok, arzu yok, yetersizlik, suçluluk, kurban duygusu yok.

 

Allahın dediği olur!

Bunu pek çok yerde görmüşsünüzdür. 

Allahın dediği oldu!

Bunu da ilk defa burada gördünüz belki. Bir de böyle bakalım. Kalem yazdı ve kurudu.

 

 

Kendiniz olun! Tepkiselci bir kişilik geliştirip her şeye ‘hayır’ demeyin. Nefsinizi böylece haklı, zeki çıkartıp başkalarını küçük düşürüp egonuzu şişirmeyin. Taklit etmeyin. Özenmeyin. İddiasız olun. Tartışmayın. Affedin. Bağışlayın. Geniş olun. Himmet sahibi olun. Başkalarının kusurlu, eksik yanları, zaafları sizin güçlü yanınız olmasın. Gıybet etmeyin. Dedikodu yapmayın. Başkalarının gizli hallerini, ayıplarını araştırmayın. Kendinizi diğerlerinden üstün göreceğiniz her şeyden kaçının. Şekillere takılmayın. Gerçeği isteyin. Sahici olun. Yalan ile hakikatin tadı farklıdır. Farkın farkında olun. Sessiz ve dingin olun. Az konuşun. Az yiyin. Az uyuyun. Aklınız nefesinizde olsun! Nefsin yolu nefestir. Nefesinizi hissedin. İçinize bakın. Ne var içinizde, öfke? Kin? korku? Şehvet? Şöhret? Her neyse .. içinize bakın ve dinginleşin. İçinizdeki sesi susturabilir misiniz? İçinizde kiminle tartışıyorsunuz? Neyi haklı, haksız bulmaya uğraşıyorsunuz.. bunları geçin.. farkında olun zihniniz size oyun oynuyor.. onun bir oyuncağı olmayın. Aklınız nefesinizde olsun!

 

İlişkide bulunduğunuz insanlardan bir şey istemeyin, bir beklenti halinde olmayın. Sadece orada olun. Onu dinleyin. Onu samimiyetle, içtenlikle dinleyin. Ona ‘kendisi’ olabileceği bir ‘boşluk’ açın içinizde.. dinlemek ona yer açmaktır. Dinlemek neden zordur? Çünkü bir insana yer açmak zordur. Nefsinizin hoşuna gitmez. Onun iktidar alanı azalır. Sizi dinliyor gibi yapan bir çok insan aslında sizin sözlerinizi değerlendiriyor ya da söyleyeceği bir sonraki sözü hazırlıyor olabilir. Belki de kendi düşünceleri içinde kaybolmuş sizi dinlemiyordur. Gerçek dinlemek çok azdır.   Ama bunu yapabilirseniz işte asıl güzellik ordadır. Başkalarına, onların kendileri olabileceği ‘boşluklar’ açın. Yargılamayın. Bırakın öyle olsun.  Gerçek sevgi hiçbir şey istemez. Beklentisi yoktur. Gerçek erenler Allah’tan bir şey istemekten hicab ederler. Onlar razıdırlar. Teslim olmuşlardır.

 

Her şerde bir hayır vardır. Acele etmeyin.

 

Yargıladıkça, etiketledikçe kategorize ettikçe yanılırız. Yaşamı bütün algılayın. Tevhid budur. Her ne olmuşsa, başka türlüsü olamazdı. Bırakın olan olsun. Olmuş olmamış olamaz. Olacak olan da olacaktır.

 

Yorum yapmayın. Bir takım şeyleri kötü, çirkin sıfatlarla nitelendirip buradan kendinize mutsuzluk yemleri üretip egonuza kimlik kazandırmayın. Haklı çıkmak istemeyin, haksız çıkarmak isteyeceğiniz şeyler aramaktan uzak durun. İçerlemeyin. İncinmeyin. Unutmayın ki; incinmek, incitmekten beterdir. İncinmek, ‘bunu bana nasıl yaparsın’ ‘bu da mı başıma gelecekti’ gibi kibrin, kişilik bozukluğunun bir göstergesidir. İncinmek; daha derinlerde incelendiğinde hasta bir kalbin, dünyaya bağlanmış bir insanın bağımlı olduğu bir eylemdir. Görünüşte kötü olan  bir şeyi isimlendirdiğiniz de duygusal bir kasılmaya uğrarsınız. İsimlendirmediğinizde ise huzurlu olursunuz.  Bediüzzaman hazretleri ne güzel buyurmuşlar: batıl şeyleri iyice tasvir, safî zihinleri idlâldir. Ne de olsa baki kalan şu kubbede bir hoş sada imiş! İyi şeyleri görün. Kötülükleriyle bilinen bir kişi anıldığında iyi yönlerini görmeye çalışın. Eleştirmeyin. Sessiz ve dingin olun. İçinize bakın.  Bir şey yaparken içinizde bir hafiflik yoksa onu bırakın. Yaşam hafif bir şeydir. Efendimize günah nedir diye sorduklarında, günah içinizi tırmalayan, sizi sıkan şeydir demişler. Vesveselere kulak vermeyin. Onlara değer vererek onları içinizde şişirmeyin, büyütmeyin. Geldiği gibi gidecektir. Mücadele etmeyin. Ona bir ‘var’lık olarak bakmayın. Huzuru aramayın. Aramak hep gelecekte ulaşacağımız bir şeyi istemektir. Bu ise mutsuzluk vericidir. Aramayın. Derin ve sessiz bir göl gibi olun. Tepkisel olmayın.

 

Yumuşak huylu, alçak gönüllü olun. Hikmetin başı hilimdir. Ve sular alçağa akar.

 

Batıl şeyleri tasvir etmekten uzak durun.

Hakikati de tasvir etmeyin. Onu yaşayın.

Hakikat olun. Zaten o’sunuz. Sadece farkında olun. Furkan ile olun.

 

 

Görelim Mevla neyler, neylerse güzel eyler!

 

 

Hakdan gelen şerbeti içtik Elhamdülillah

Şol kudret denizini geçtik Elhamdülillah

Kuru idik yaş olduk, ayak idik baş olduk

Havalandık kuş olduk, uçtuk Elhamdülillah

Yunus miskin , çiğ idük , bişdük Elhamdülillah

 

 

 

 

 

                                 mustafa ijaz  / 01.04.07,  Erzurum

2 comments Eylül 20, 2008

ÜNİVERSİTE ÖĞRENCİLERİ İÇİN OKUMA LİSTESİ

OKUL BİTER OKUMAK BİTMEZ

O K U L B İ T E R O K U M A K B İ T M E Z

 AYDINLANMA ve ENTELEKTÜEL VİZYON OKUMA LİSTESİ

ENLIGHTMENT BOOK LIST FOR UNIVERSITY STUDENTS | 110 BOOKS

1) Eckhart Tolle :  ~Şimdinin Gücü (Akaşa Yay) 

                            ~Dinginliğin Gücü ( Akaşa Yay)

                           ~Varolmanın Gücü ( Koridor Yay.)

2) Ersin Nazif Gürdoğan : ~Görünmeyen Üniversite (İz.)

                             ~Kirlenmenin Boyutları (İz.)

3) Rasim Özdenören : ~ Gül Yetiştiren Adam

4) Dücane Cündioğlu: ~ Cenab-I Aşka Dair

                                          ~PhiloSophiaLoren

                                          ~Göz İzi

                                          ~Hakikat Ve Hurafe

                                          ~ Daireye Dair

6) Felsefenin Temel Disiplinleri / Heinz Heimsoeth / Doğubatı Yay.

7) Filozofların Özellikleri / Prof.Dr. Nihat Keklik / Köprü Yay.

8) Abdullah Yıldız / Namaz / Pınar Yay.

9)Felix Marti İbanez / Felsefe Öyküleri / İmge Kitabevi

10) J. Krishnamurti :       ~ Zihin Ve Düşünce Üzerine

                                           ~ Öğrenme Ve Bilgi Üzerine

~Doğa Ve Çevre Üzerine

~İlişki Üzerine

~Özgürlük Üzerine

~Doğru Meslek Üzerine

~Sevgi Ve Yalnızlık Üzerine

~Yaşamak Ve Ölmek Üzerine

~Hakikat Üzerine

(Ayna Yayınevi)

11)Okulsuz Toplum – İvan İllich

12) Cehennemde Bir Mevsim – Aydınlanışlar / Arthur Rimbaud / İz Yay.

13) Cahit Zarifoğlu : ~ Yaşamak

                                   ~ Bir Değirmendir Bu Dünya

14) Sezai Karakoç: ~Gün Doğmadan ( Bütün Şiirleri)

                               ~ Yitik Cennet

                               ~ Kıyamet Aşısı

15) Japon Savaş Sanatı / Thomas Cleary / Anahtar Kitaplar

16) Nurettin Topçu : ~ İsyan Ahlakı

                                 ~ Yarınki Türkiye

                                 ~ Amerikan Mektupları

17) Ahmet Haşim / Bize Göre

18) Tibetin Gençlik Pınarı 1. Ve 2. Kitap / Dharma Yay.

19) Nihat Genç : ~ Memleket Hikayeleri ( Cadde Yay.)

                           ~ Edebiyat Dersleri (Cadde Yay.)

20) Müslüman Olmam Neyi Gerektirir / Fethi Yeken / Ravza Yay.

21) Oğuz Atay / Korkuyu Beklerken / Tutunamayanlar/ İletişim

22) Hakan Albayrak Kitabı / Vadi Yay.

23) Hakan Albayrak / Bismillah Hotel / Vadi Yay.

24) Azgelişmişlik Üstünlüktür / Lütfi Bergen / Ülke Kitapları

25) Nietzsche Ağladığında / Irvin Yalom / Ayrıntı Yay.

26) Gog / Giovanni Papini / İş Bankası Yay.

27) Göğü Delen Adam Papalagi / Ayrıntı Yay.

28) Kayıp Medeniyetler / Elif Kıral / Carpe Diem

29) Carpe Diem Yayınları /Ruha Dokunan Düşünceler Serisi Kitapları

30) Tarihi Değiştiren Bilginler / Ali Çimen / Timaş Yay.

31) Simyacı / Paulo Coelho

34) Bir Çift Yürek / Marlo Morgan

35) Yer Altından Notlar / Dostoyevski

36) İtiraflarım / Tolstoy

37) Sabah Namazına Nasıl Kalkılır? / Cemil Tokpınar

38) Aylak Adam / Yusuf Atılgan / yky .

39) Asaf Halet Çelebi Biyografisi / Yazar: Mustafa Miyasoğlu / Akçağ Yay.

40) Jurnal 1 – 2 / Cemil Meriç

41) İtiraflarım / J.J. Rousseau

42) Puslu Kıtalar Atlası / İhsan Oktay Anar

44) Mekkeye Giden Yol / Muhammed Esed / İnsan Yay.

45) Gariplerin Kitabı / İan Dallas / Şule Yay.

46) Şey Efendinin Rüyasındaki Türkiye / İsmail KARA / dergah yay.

47) Gelin Tacı / Ataullah İskenderi

48) Aşktır Asıl Şarap / Robert Frege / Keşkül Yay.

49) Müfredat (2 cilt) / Ragıb El-İsfehani / Çıra yay.

50) Doğal Yaşam ve Başkaldırı / H.D. Thoreau / kaknüs yay.

51) Yakin Risalesi / Martin Lings / Vural yay.

52) Füsus-ul Hikem/ İbn Arabi / Kırkambar kitaplığı

 53) Bu ülke / Cemil Meriç / iletişim.

55) Kubbeyi Yere Koymamak / Turgut Cansever /  Timaş.

 56) Bu Bir Pipo Değildir/Michel Foucault                                                                

57) Küçük Ağa / Tarık Buğra 

58) İsmet Özel -TahrirVazifeleri/Üç Mesele/Sorulunca Söylenen/Kırk Hadis/Kalın Türk/Erbain

59)Aklını Kullan Aksini düşün / Paul Arden / Boyner yay.

60) Yüzyılların Yüz Kitabı / boyner yay.

61) Tao Te Ching / Lao-Tzu

62) Seçmeler / Konfüçyüs

63) Kendim İçin Düşünceler / Marcus Aurelius

64) Yolunu Şaşıranlara Klavuz / İbn Meymun

65) Hükümdar / Niccolo Machiavelli

66) Denemeler / Montaigne

67) Don Kişot / Miguel De Cervantes

68) Metot Üzerine Konuşma / Rene Descartes

69) Savaş Ve Barış / Lev Tolstoy

70) Böyle Buyurdu Zerdüşt/ Friedrich Nietzsche

71) Dava / Franz Kafka

72) Yusuf Has Hacib /Kutadgu Bilig

73) Tolstoy / Sanat Nedir

74) Sadık Hidayet / Kör Baykuş

75) Nora K – Vittorio Hösle / Ölü Filozoflar Kahvesi

76) Elias Canetti / Kitle ve iktidar

77) Mevlana / Divan-ı Kebir

78) Max Scheler / İnsanın Kosmosdaki Yeri

79) Marlo Morgan / Sonsuzluğun Mesajı

80) Ludwig Wittgenstein / Felsefi Soruşturmalar

81) İlhami Çiçek / Satranç Dersleri

82) Gabriel G. Marquez /Yüzyıllık Yalnızlık

83) F. Kafka / Değişim

84 ) Gülistan / Sadi

85)  İlk Modernler / William R. Everdell / yky.

86) Suyun Gizli Mesajı / Masaru Emoto / Kuraldışı Yay.

87) Tanrılar Okulu / Stefano Elio D’Anna 

 

 
KİTAPLAR 

  Kitaplarla yeni hayatlar kurulmaz; ütopyalar yaşanmaz; toplumsal hareketler doğmaz.

Kitaplar cevap vermez, sorusu olanlarla konuşur. Onları soru/cevap yalnızlıklarından kurtarır.

Kitaplar kişiyi çoğaltmaz. Mahremiyeti arttırır.

Kitaplarla hayat hissedilmez, anlaşılabilir belki.

Kitaplar kendisiyle, Öteki’yle hayatın seçilmiş boyutunda sahiden buluşmak isteyenler ve bunu gerçekleştirmek amacıyla sahiden çaba gösterenler için basit yol göstericilerdir.

Kitaplar, öteki dünyada ödüllendirilme beklentisine dayanan dinsel ahlâkla yetinmeyerek daha insani derinliklerin peşine düşenler için dünya bilgisini edinme ve hayal etme kapasitesini zorlama araçlarıdır.

Kitaplar karşı ve yana olmayı seçenler için vardır.

Yada sıkılanlar için basit vakit öldürücülerdir.

A b d û l g a f f a r  E l – H a y a t î

Hayata Dair Meseleler , s.116 , Mesele Neşriyat, 1896, İskenderiye çev: Osman Fuad

4 comments Eylül 15, 2008

Previous Posts


kutsal bilgi kaynağı

Son Yazılar

Popüler Yazılar

Arşiv

Kategoriler

stats

ziyaretçi haritası

Etiketler

antalya Arche Aydınlanma baudrillard Beden bilinç blog Cern değer üretmek Eckhart Tolle edebiyat entrepreneurship Erzurum eğitim felsefe Futbol gençlik girişimcilik God Higgs inavasyon inovation iş dünyası kitap Kumpas Masaru Emoto medya Mevlana Mustafa İjaz Nurettin Özdoğan Particle Physics Philosophy Psikoloji ramazan satranç Sezai Karakoç sinema Sonsuzluk Tasarım teknoloji The Secret yaz okulu çay üniversite şiir

laf atanlar

gezturkiye on GENÇLER İÇİN YAZ REHBERİ
para kazan on GENÇLER İÇİN YAZ REHBERİ
malikaya on YES, WE CAN!
adem on ORUÇ YAZILARI : SAMANYOLUNDA…
hp on CHESS MASTER’ın DRAMATİK…

 

Kasım 2009
M T W T F S S
« Oct    
 1
2345678
9101112131415
16171819202122
23242526272829
30