Posts filed under 'bilim'

Blog ACT’09 | CLIMATE CHANGE

 15 october

www.blogactionday.org

 

Blog Action Day is an annual event that unites the world’s bloggers in posting about the same issue on the same day. Our aim is to raise awareness and trigger a global discussion.

First and last, the purpose of Blog Action Day is to create a discussion. We ask bloggers to take a single day out of their schedule and focus it on an important issue.

By doing so on the same day, the blogging community effectively changes the conversation on the web and focuses audiences around the globe on that issue.

Out of this discussion naturally flow ideas, advice, plans, and action. In 2007 on the theme of the Environment, we saw bloggers running environmental experiments, detailing innovative ideas on creating sustainable practices, and focusing their audience’s attention on organizations and companies promoting green agendas. In 2008 we covered the theme of Poverty, and similarly focused the blogging community’s energies around discussing the wide breadth of the issue from many perspectives and identifying innovative and unexpected solutions. This year we aim to do the same for Climate Change, an issue that threatens us all.

 

 

Add comment Ekim 2, 2009

İDEAL ÜNİVERSİTENİN KİLİT UNSURLARI

sabanciDünya ve toplumlar hızla değişim, dönüşüm, üretim ve bu süreçlere adaptasyonla ilgiliyken Türkiye bu anlamda hala ilkel bir görüntü içindedir. nedeni basit; bir toplumda değişimin motoru üniversitelerdir. türkiye de üniversiteler hayatta istediğine karar veremeyen bir yığın insanın iltica kapısı haline gelmiştir. günümüzde yeni bu konuda sorgulamalar, çalıştaylar yapılmakta. gelecek yıllarda meyvelerini toplarız diye ümit ediyorum. bologna süreci, ab programları, erasmus ve farabi programlarının hayata geçirilmesinde bir takım sıkıntılar varsa da gelinen nokta itibariyle yine de güzel gelişmeler bunlar diyebiliriz. Yüksek Öğretim Kurulu da bu konuda yeni yapılandırmalar içinde. YÖK başkanı Yusuf Ziya Özcan ın yeniliklerle ilgili bilgiler verdiği bir röportajına buradan ulaşabilirsiniz.

***

bir örnek vermek gerekirse ;

halen Atatürk Üniversitesi öğrencisi olarak, EĞİTİMİN GELECEĞİNE KAFA YOR! an biri olarak diyebilirim ki türkiyede öğrenci alım, lisans ve yüksek lisans eğitimi politikaları açısından vizyonu en geniş, küresel anlamda bir değerler habitatına sahip tek üniversite SABANCI ÜNİVERSİTESİdir.

atauni***

İDEAL ÜNİVERSİTENİN KİLİT UNSURLARI

nedir? Sorusuna şu cevapları verebiliriz;

Bir üniversite sonraki kuşağın eğitim ve öğrenimine dömük hedeflere ulaşmak için gerekli yapıyı, sistem, süreç ve kaynakları geliştirir. Bunlar esnektir ve beliren ihtiyaç ve koşullara kendilerini uyarlayabilirler.

Bir üniversite çeşitli yöntemlerle yeni bilgiler üretir ve yayar

bir üniversite, insanların birbiriyle bağlantısı ister fiziksel ister elektronik olsun,  ortak öğrenmeyi ileriye götüren bir “sorgulama habitatı”dır.

Bir üniversite erişim, herkes için hayatı ve çevresindeki dünyayı anlama olanağı yaratır.

Bir üniversite hakikat, güzellik, sevgi ve adalet ideallerimize ilişkin anlayışımızı ve değerlerimizi genişletir.

Bir üniversitenin öğretim üyeleri öğrencilerle öğrenme sorumluluğunu paylaşan yol göstericiler ya da kolaylaştırıcılardır.

Bir üniversite şimdiki ve gelecek kuşaklar için, içinde yer aldığı toplulukla, kuruluşlarla, toplumla ve doğal çevreyle pürüzsüz bir bütünleşme içindedir ve bunların kendilerini yeniden üretmesine yardımcı olur.

üniversitelerin ve eğitimin değişen paradigması | eğitimin geleceği

***

Eğitim üzerine yazmaya, düşünmeye, geleceğe kafa yormaya devam edeceğim.

ışık ve sevgiyle..

1 comment Temmuz 18, 2009

DELİFİŞEK ZAMANLAR

Size, sevindirici bir haberimiz var: 2020′ye kadar tıpta ve teknolojide gerçekleşecek devrimler, hayatımızı büyük ölçüde kolaylaştıracak. Neler mi bu yenilikler? Mesela gen deşifresi sayesinde kanser başta olmak üzere birçok ölümcül hastalık daha başlamadan önlenebilecek.

Bilgisayarları kolumuzda taşıyabileceğiz, ev işlerini robotlar görecek… Anlayacağınız, 2020′de hayat epey kolaylaşacak; ama insanoğlu huzuru bulabilecek mi orası meçhul!

Bundan yirmi yıl önce hayatımızın vazgeçilmezleri arasında neler vardı? Küçücük laptoplar, teknolojinin son harikası İPhone’lar, salonumuzun başköşesinde duran LCD ekran televizyonlar ya da yanımızdan hiç ayırmadığımız Ipotlar… Hiçbirini kullanmıyor hatta hayal bile edemiyorduk. Bilimkurgu filmlerinde gördüğümüz ilginç aletlere “Ne olacak işte, bilimkurgu filmi değil mi?” diyorduk. Ama o dönemde sinema perdesine yansıyan ve insanoğlunun akıl sınırlarını zorlayan teknolojik ürünlerin pek çoğu bugün ‘vazgeçilmezlerimiz’ arasında. Peki, bundan 10 yıl sonra hayatımıza hangi teknolojiler yön verecek? Bu soruya net bir cevap vermek aslında çok zor. Ama tahmin etmek bir o kadar da basit. Çünkü bugün sadece laboratuvar ortamında gözlenebilen birçok teknolojik yenilik kısa bir süre sonra bütün herkesin hizmetine sunuluyor. Bilişim alanındaki yenilikler, sağlık sektöründeki buluşlar, uzayın derinliklerindeki keşifler yeni buluşları da beraberinde getiriyor. Kısa bir süre sonra, çok az yakıtla kilometrelerce giden arabalar, akıllı binalar, sadece küçük bir ekrandan ibaret olan ve ses komutuyla çalışan bilgisayarlar gündelik hayatın birer parçası olacak. IBM firması, kısa bir süre önce beş yıl içerisinde hayatımıza girecek beş yeni teknolojiyi açıkladı. Firmaya göre herkesin gen haritası çıkarılacak. Hayatımıza dijital asistanlar yön verecek. Biz de teknolojiyle yatıp teknolojiyle kalkan kendi alanlarında uzman kişilere “10 yıl içerisinde bizi ne gibi teknolojik sürprizler bekliyor?” diye sorduk.

***

 

Her yüzey bir bilgisayara dönüşecek

 Windows Ürün Grup Müdürü Nuri Çankaya: Her yüzey bir bilgisayara dönüşecek. Hatta ’sesli komut’ vermek yetecek. Bunun bir adım ilerisinde ise ‘dokunmasız etkileşim’ var. Yani elleriniz havada, hiçbir yere dokunmadan istediğiniz işlemi yapabileceksiniz. Vücudunuzu oynatarak oyun oynayabileceksiniz. Tüm bu gelişmeler, veri depolama işlemlerini de kolaylaştıracak. Fotoğraf çektiniz, yanınızda taşıdığınız ve kablosuz elektrik ile çalışan cihaz sayesinde fotoğrafınızı saniyeler içerisinde web sitenize aktarabileceksiniz.”

***

 

Klimanız, ‘Beni kapatır mısın?’ diyecek

 IBM Türkiye Teknoloji lideri Suat Kızıltaş: Alışverişe tek başına çıkmaktan hoşlanmayanlar için yeni yazılımlar geliştirilecek. Kıyafetlerinizin fotoğraflarını çekip telefonunuzdaki 3 boyutlu grafiklere giydirerek arkadaşlarınıza yollayıp onların fikrini alabileceksiniz. Ev hayatında da son derece tasarruflu eşyalar kullanılacak. Cep telefonunuza gelen mesajda, klimanız “Evde kimse yok, boşuna enerji harcıyorum. Beni kapatır mısın?” uyarısında bulunacak.

***

 

1000 dolarlık robotlar hayatımızı kolaylaştıracak

 ShiftDelete Dergisi Yayın Koordinatörü Hakkı Alkan: Malzeme mühendisliğindeki gelişmeler, alternatif enerji kaynakları ve işlemcilerdeki hızlı gelişmeler, robotların fiyatını 1000 dolar seviyesine kadar düşürecek. Bu süreç içerisinde ‘internet’ kişisel veri depolamada büyük bir önem kazanacak. Sadece küçük bir ekran ve internet, bütün işlemlerinizi yapmaya yetecek. Gerekli olan tüm veriler, programlar, işlemler kullanıcılara sunulacak.

***

 

Bilgi saklamak lüks haline gelecek

 Digital Age Dergisi Yazı İşleri Müdürü İbrahim Özdemir: Önümüzdeki yıllarda bilgilerin güvenli bir ortamda saklanması büyük bir lüks haline gelecek. Şirketlerin ve devletlerin güvenliği için ağ, bilgisayar ve iletişim teknolojileri çok daha büyük önem kazanacak. Gerçek hayattaki çatışmaların siber alanda da paralel yansımaları yaşanacak. Belki tek mermi atılmadan ülkelerin kritik iletişim, finans, eğitim ya da sağlık sistemlerinin rakip devletler ya da karşıt örgütler tarafından çökertildiğine şahit olacağız.

***

 

Bilgisayarı kolumuza takacağız

 PC Magazine Haber Müdürü Cem Sümbül: Kısa bir süre sonra bir saate bile bilgisayar yerleştirebilmek mümkün olacak. Teknolojideki gelişmeler adım adım bizi bu noktaya götürüyor. Bunun denemeleri şimdiden yapılıyor ve başarılı sonuçlar alınıyor. Ama önemli olan bu teknolojinin kullanılabilir olması.

***

 

Laptoplar kullanılıp atılabilecek

 Bilişim Uzmanı Erdem E. Tavukçuoğlu: Plazma TV’nin görüş açısının LCD TV’ye nazaran daha iyi olduğunu tartıştığımız şu günler, yerini 3 boyutlu TV’lere bırakacak. Laptoplar, kullanılıp atılabilen ve katlandığında cep telefonundan daha küçük hale gelebilen bilgisayarlara dönüşecek.

***

 

Hastalanmadan tedavi olacağız

 Genetik Hastalıklar Uzmanı Doç. Dr. Ender Altıok: Herkesin gen haritası deşifre edilebilecek. Yapılan araştırmalar, 2020 yılında gen deşifresinin bin dolar seviyesine düşeceğini gösteriyor. Böylece hastalıklara tanı koyma süreci kısalacak. Gen haritasındaki ipuçları, sizin ne yiyip ne içmeniz gerektiğini, vücudunuzun hangi besine karşı alerjisi olduğunu tespit edecek.

***

 

Akıllı kumaşlar giyeceğiz

 M-GEN Gelecek Planlama Merkezi Kurucusu Ufuk Tarhan (Fütürist): Hafif, ince, kırışmaz, leke tutmaz, soğuk-sıcak işlemez, dokusunda çeşitli tedavi edici maddeler olan, akıllı-hissedebilen, atılabilen, sprey halinde, taşınma sırasında çok çok küçülebilen, kıyafetler tasarlanacak.

***

 

2020′da bizi bekleyen yenilikler

Herkesin gen haritası çıkarılacak. Böylece kişiye özel ilaç tedavisi uygulanacak. Bazı hastalıklar çok erken teşhis edilebilecek.

Akıllı arabalar sayesinde kazalar en aza inecek. Trafik kazası yapmak özel beceri isteyecek.

Seri bir şekilde üretilen robotlar herkesin alabileceği fiyatlarda satılacak. Gündelik hayat kolaylaşacak.

‘Akıllı evler’ sayesinde her şey tek merkezden yönetilecek. Ev aletleri son derece tasarruflu çalışacak.

Laptoplar, katlandığında cep telefonundan daha küçük hale gelecek.

İnce, kırışmaz, leke tutmaz, soğuk-sıcak işlemez, dokusunda çeşitli tedavi edici maddeler olan, akıllı-hissedebilen kumaşlar üretilecek.

Digital asistanlar sayesinde unutmak tarih olacak.

İnternet ortamında sesli komut verip bilgisayarınızı yönlendirebileceksiniz.

Kaldırımlara yansıyan güneş enerjisi elektrik enerjisine dönüştürülecek.

Bilgisayar teknolojisi maksimum seviyede otomobillerde kullanılacak.

Okullar sadece sosyal amaçlı eğitim verecek. Dersler internet aracılığıyla anlatılacak.

Televizyon ve bilgisayarların görüntüleri gerçek hayattaki gibi olacak

Hem karada, hem denizde, hem de uçabilen araçlar geliştirilmiş olacak.

Yeme içme kültürümüz değişecek.

Bilimkurgu filmlerinde seyrettiğimiz hap şeklindeki yemek tabletleriyle beslenmeye başlayacağız.

 

 

1 comment Mart 14, 2009

sonsuzluk, melamilik, merhamet ve aydınlanma hakkında

kaş

sonsuzluğa açıldığım yer: kaş

Köklere inmenin adı dinginliktir. Yani yaşama dönüş. Bu sonsuzluktur. Sonsuzluğu bilmek aydınlanmaktır. Sonsuzluğu bilmeyen ziyandadır. Sonsuzluk bir bakıştır. Merhamet bakışı. İşte kutsallık! Sonsuzluğun memelerinden emerek kutsallaşmak! Yüceltmeler ve yergiler (ekstrem davranış – taraflılık) zihni bulandırır. Körleştirir. Merhamet bir bakış açısıdır. Geniş.  Sonsuzdan bakanın gördüğü bir açı. Kutsal açı. İnsanların hor gördüğü yerlerde coşkuyla gece gündüz akan sular vardır, bilirsiniz. Büyük merhamet böyle bir şey. Sonsuzluğa daha yakın böylece. Melamî’ce bir yakınlık. Yalınlık. Tutkulu bakışlarla bakan merhametli olamaz. O  bakışlar sadece görüneni görür. Gizliyi görmek için tutkularını kurban etmelisin. Basitlik en büyük gözdür. Aşırılıkları, gösterişi, kibri yok et ki bilgece derinleştir ruhunu. Ruhlarımıza itina göstermeliyiz. Sükûnet faaliyetin efendisidir. Bedenlerde faaliyet yorgunluğu! Tamahkârlık.. dünyaya gelirken ağlamaklı ve yumuşak bedenlidir insanoğlu. Ölürken ise kaskatı kesilmiş halde.. yumuşaklık ve acizlik yaşam belirtisidir. En yumuşak şeyler en sert olanları hep kuşatırlar. Hiçlik dopdolu bir yerde bile kendine bir yer bulur. Konuşmadan yol gösterenlerdir benim ermişlerim. Gerçek iyiler, iyilere iyi oldukları gibi, iyi olmayanlara da iyidirler. Hükmetmeden yönlendirirler, bunun adı gizli erdemdir. Eğri görünen, gerçekte en düz olandır. Anlatırlar ki, evvel zamanda, padişah Mısır piramitlerinden perestişle bahsedildiğini duymuştur. Zamanın ünlü ve yetkin mimarı, mimar Sinan’ı yüzyıllardır yıkılmadan ayakta duran bu gizemli yapıyı çözmesi için Mısıra bir kafileyle birlikte gönderir. Kafilede aşçısından askerine, rehberinden hizmetçisine kadar çeşitli insanlar vardır. Aylarca yol gidildikten sonra bir tepeden mısır piramitleri görünür. Mimar Sinan durur, dikkatle biraz bakar ve –haydi dönüyoruz, der. Kafile şaşkınlık içindedir. –Efendim, aylarca yol geldik, yanına varıp bakmayacak mısınız?  Ben olayı çözdüm, der Sinan. – Bu yapı zaten baştan  yıkık yapılmış. Bir bina yıkıldığında bu piramit şeklini alır. Yıkık olan bir şey elbet bir daha yıkılmaz, der ve geri dönerler.

                Ünlü kılıç ustası Miyamato Musashi, Beş Çember adlı kitabının “ateş kitabı” bölümünde bulaştırmak diye bir savaş tekniğinden bahseder. “Bir çok şey bulaştırılabilir. Uyku hali, esneme gibi. Zaman da bulaştırılabilir. Düşman heyecan belirtileri gösterip acele davrandığında, hiç aldırma. Tümüyle dingin dur, düşman bir süre sonra  bundan etkilenecektir. Bu ruhu bulaştırdığını gördüğünde, Boşluk ruhuyla şiddetli bir saldırıya girişip onu yenebilirsin. Beden ve ruhunu gevşetip, düşmanın da gevşediği an, ondan önce davranıp güçle ve hızla saldırarak kazanabilirsin. Bu yola “birini sarhoş etmek” de denir. Düşmana bezgin, dikkatsiz ya da güçsüz bir ruh da bulaştırabilirsin. Bunu iyice incelemelisin.” Bunu anlattım çünkü seyir defteri bir duyguyu bulaştırmak için var. Okumak, yazmak ve paylaşmak. Sonsuzluk okyanusuna bir taş atıp dalgaların yayılmasını izlemek, keyifle. Genel bir kural olarak insanın zihnî bakımdan sefil ve bayağı olduğu derecede niteliksiz bir topluluğa karışabildiğini tespit edebiliriz. Ziya Paşa’nın deyişiyle; “nâdanlar eder sohbeti nâdanla telezzüz / divanelerin hemdemi divane gerektir”. Herakleitos da benim sözümü unutmayın der gibidir:”eşekler, samanı altına tercih eder.” Ruhsal derinlik arttıkça kişi derin ruhlarla hemdem olur. Okumak, yazmak nedir? İbn Ataullah İskenderî Hazretleri der ki, “gökkubbe altında söylenmemiş bir söz, yapılmamış bir iş yoktur. Öyle ise, yeni şeylerin peşine düşüp bidatçi olma. Yapacakların ve söyleyeceklerin bir öncekine uygun olsun.” İşte, okuma ve yazma eylemi, gökkubbe altında eskimez iyiyi, kadim olanı, her zaman diri olan gerçek erdemi anlatmak ve anlamaktır. Erzurum’da yaşanmış bir olayla yazımı bağlıyorum (sonsuzluğa bir taş atıyorum). Yaşlı bir teyze, akşam vakti pazardan evine doğru dönmektedir. Pazarın çıkışında bir balıkçı “canli balık, canli balık” diye bağırmaktadır. Teyze, balıkçıya doğru yaklaşır, leğenin içinde yüzen balıkları biraz seyreder ve balıkçıya dönerek, “Oğul, balıkların taze midur?” diye sorar. Balıkçı -“ he, Eze, balıklarım canlıdır, bak yüzirler.” der. Yaşlı teyze, anlaşılmadığını düşünerek tekrar sorar, “oğul balıkların taze midur?”  Balıkçı “he, he eze kurban olam, bak yüzirler, anlamıyor musun bunlar canlidir da!” yaşlı teyze balıkçının gözlerinin içine bakarak, “ anlıyorum evladım, anlıyorum da.. bak ben de canliyim, ama taze değilum” der. Canlı olmak yetmez, tazelik gerek bize. Tazeliğin kaynağı Resul-i Ekrem  Efendimiz (s.a.s)dir.

5 comments Aralık 5, 2008

GÖSTERE GÖSTERE HAYIR; SÜPER!

genc-siviller1 

Keyifler Nasıl? Sorusu için öğrencilerimden duymak istediğim cevap hep ‘süper’ olmuştur. Hatta onlar nerede bir ‘süper’ kelimesi görseler eminim beni hatırlarlar. Yine bu gün ‘süper’ diyebileceğim günlerden biriydi; çünkü Genç Siviller adlı grup 12 Eylül Darbesinin akabinde yapılmış olan 1982 Anayasasının 26. Yıl dönümü olan 7 Kasım’da yasayı  yeniden Refaranduma götürdüler. Süper bir olay! Jandarma gözetiminde göstere göstere (zorla) EVET denilen 1982 Darbe Anayasasına ben de Erzurum’da Cumnhuriyet Caddesinde kurulan Standda GÖSTERE GÖSTERE HAYIR dedim. pusula 

Oy pusulamı kutuya besmele ile bırakıp, bunun kutsal bir görev olduğunu oradaki görevliyle paylaştım. “Genç Siviller Rahatsız” sloganıyla bir çok etkinlik yapan bu aktivist genç grubu tebrik ediyor, çalışmalarında kolaylıklar diliyorum. Aslolan süreçtir, sonuçlar kendiliğinden gelir!

1982-anayasasi1Yaşlı, bunak, vehimli, vesveseci,  duyarsız, statükocu, tutucu bir anayasa 1982 anayasası. İçinde 301 gibi ne olduğu tam anlaşılamayan tuhaf bir madde olan bir anayasa. Devlet memurlarına  millet iradesine ket vurma hakkı tanıyan, askeri bir anayasa.

GENÇ, SİVİL, HERKESE GÖRE DEĞİŞMEYEN , KULLANIŞLI, ÖZGÜRLÜKÇÜ, ÇOK SESLİ BİR ANAYASA İSTİYORUZ! ANNE GİBİ BİR YASA İSTİYORUZ KISACASI!

 

 

***

OBAMA barack-obama

Dünyaya Hayırlı olsun.

Hüseyin Burak Obama.  Evrenselleşmenin ilginç örneklerinden biri olacak. Siyaset bilimi derslerinde 10 yıl sonra en az iki saatlik ders konusu: Obama!

 henry david thoreau der ki: “en iyi yönetim biçimi: en az yöneten bir yönetim biçimidir. Bu ise, insanlar buna hazır olduklarında gerçekleşir”. Obama bunun için hazır gibi. Ya Dünya? Hey wordl! R U Ready?

***

MUSTAFA FİLMİ HAKKINDA

mustafa_afisMustafa filmini destekliyorum. Atatürk üzerinden rant sağlayanlar için bir hayal kırıklığı tabii. Zavallılar, size acıyorum.  Atatürk bir nesne değildir, meta değildir. Tarih kendini yenilemek zorundaydı. Bu yeni kişi sistemin içinden, sistem dışı olmalıydı. Bu Mustafa olmayabilirdi. Ama o oldu. Bence ne iyi oldu, ne de kötü. Tarihsel bir kişi, o kadar. Onun üzerinden kavga etmeyi hangi aptal icat etti? Mustafa, hatasıyla sevabıyla Mustafa’dır. Değişen,  sivilleşen Türkiye’de böyle çalışmaların artması dileğiyle.

Ahmet Altan da güzel bir yazıyla tartışmaya katılmış,

buyurun ;

http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=756716&title=can-dundarin-mustafa-filmi-tartismasina-ahmet-altan-da-katildi

 

1 comment Kasım 8, 2008

KADIN SALT SEYİRLİK MİDİR?

“Kadın salt seyirlik olandır.” diyordu Nietzsche bir yerde. Günümüzde de yeniden ele alınması gereken konulardan birisi de bu: Erkek ve Kadın Duruşu. Konumlandırma ve Anlamlandırma.

Bu bağlamda John Berger’in Ways Of Seeing Kitabına bir göz atalım;

 

 

Bugün artık irdelenmeye başlayan ama hiç bir çözüme ulaşmamış olan uygulama ve törelere göre kadının toplum içindeki varlığı erkeğinkinden çok başkadır. erkeğin varlığı kendinde saklı yetkelilik umuduna bağlıdır. bu, büyük ve inanılır bir umutsa erkeğin varlığı çarpıcı olur. küçük ve inanılmaz bir umutsa erkeğin varlığı da önemsizleşir. bu yetkelilik umudu ahlaksal, bedensel, yaradılışa göre değişen, parasal, toplumsal, ya da cinsel bir umut olabilir. neyse ki yetkelilik umudunun yöneldiği nesne her zaman erkeğin dışındadır. bir erkeğin varlığı o erkeğin yapabileceklerini, sizin için yapabileceklerini gösterir. üretilebilir bir varlıktır onun varlığı; çünkü erkek gerçekte yapamayacağı şeyleri yapabilecek yetkedeymiş gibi davranır. bu yalancı davranış her zaman onun başkaları üzerinde etkili olmak için kullandığı bir yetkeye yönelmiştir.

bunun tersine bir kadının varlığıysa, onun kendine karşı olan tutumunu gösterir; o kadına karşı nelerin yapılıp nelerin yapılmayacağını belirler. kadının varlığı hareketlerinde, sesinde, fikirlerinde, yüz ifadelerinde, giysilerinde, seçtiği çevrelerde, zevklerinde ortaya çıkar. gerçekten de kadın kendi varlığına katkıda bulunmayan hiç bir şey yapmaz. varlığı, kadının kişiliğiyle öylesine iç içedir ki erkekler bunu bedenden çıkan bir tütsü, bir koku bir sıcaklık olarak algılarlar.

kadın olarak doğmak, erkeklerin mülkiyetinde olan özel, çevrelenmiş bir yerde doğmak demektir. kadınların toplumsal kişilikleri, böylesine sınırlı, böylesine koşullandırılmış bir yerde yaşayabilme ustalıklarından dolayı gelişmiştir. ne var ki bu, kadının öz varlığının ikiye bölünmesi pahasına oluşmuştur. kadın hiç durmadan kendisini seyretmek zorundadır. hemen hemen her zaman kendi imgesiyle birlikte dolaşır.bir odada yürürken yada babasının ölüsünün başucunda ağlarken bile ister istemez kendisini yürürken yada ağlarken görür. çocukluğunun ilk yıllarından başlayarak hep kendi kendisini gözlemesi, bunun gerekli olduğu öğretilmiştir ona.

böylece kadın içindeki gözleyen ve gözlenen kişilikleri, kadın olarak onun kimliğini oluşturan ama birbirinden ayrı iki öğe olarak görmeye başlar.

kadın, olduğu ve yaptığı her şeyi gözlemek zorundadır. erkeklere nasıl göründüğü, onun yaşamında başarı sayılan şey açısından son derece önemlidir. kendi varlığını algılayışı, kendisi olarak bir başkası tarafından beğenilme duygusuyla tamamlanır.

erkekler kadınlara karşı belirli bir tutum edinmeden önce onları gözlerler. bu yüzen bir kadının bir erkeğe görünüşü, kendisine nasıl davranılacağını da belirler. bu süreci bir ölçüde denetleyebilmek için kadın bunu kabul etmeli ve benimsemelidir. kadın benliğinin gözleyici yanı, gözleyen yanını öylesine etkiler ki sonunda tüm benliğiyle başkalarından nasıl bir tutum beklediğini gösterir. böylece kadının, bir eşi daha bulunmayan bu kendi kendini etkileme  süreci onun kişiliğini oluşturur. her kadının varlığı , kendi içinde ‘nelere izin verilip nelere verilemeyeceğini’ düzenler. eylemlerinin her biri-amacı yada dürtüsü ne olursa olsun- o kadının kendisine nasıl davranılmasını istediğini gösteren birer simgedir. bir kadın tutup bardağı yere atarsa bu o kadının kendi kızgınlığını nasıl ele aldığını, bu yüzden başkalarından nasıl bir davranış beklediğini gösterir. erkek aynı şeyi yapıyorsa bu, yalnızca onun öfkesini dışa vurmasıdır. kadın güzel bir fıkra anlatırsa bu, onun kendi içindeki fıkracıya nasıl davrandığını, elbette fıkracı bir kadın olarak başkalarından ne beklediğini gösteren bir örnektir. fıkra anlatmak için fıkra anlatmak ancak erkeğin yapabileceği bir şeydir.

bunu şöyle yalınlaştırabiliriz: erkekler davrandıkları gibi, kadınlarsa göründükleri gibidirler. erkekler kadınları seyrederler. kadınlarsa seyredilişlerini seyrederler. bu durum, yalnız erkeklerle kadınlar arasındaki ilişkileri değil, kadınların kendileriyle ilişkilerini de belirler. kadının içindeki gözlemci erkek, gözlenense kadındır. böylece kadın kendisini bir nesneye- seyirlik bir şeye dönüştürmüş olur.

http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=ways+of+seeing&nr=y&pt=gorme+bicimleri

Add comment Ekim 6, 2008

NUR (aydınlanma) HAKKINDA

 

 

 

 

Ruhsal Aydınlanma Felsefesi

 

hakk şerleri hayr eyler, zannetme ki gayr eyler

görelim mevla neyler, neylerse güzel eyler

 

Okumanın Sakıncaları / Konferans Notları tıklayınız..

 

Ders: insan bilgisi

Konu: dinginlik ve aydınlanma

 

 

Daha fazla bilgiye ihtiyacımız var mı? İnsanı ve kâinatı daha fazla bilgi, daha çok bilimsel araştırma, entellektüel analiz, daha hızlı bilgisayarlar mı kurtaracak? Asıl ‘insan’ olduğumuz nokta dinginlik halidir. Bilgeliktir hayattan hayy’lanan şey.  Bilgelik dinginlikle gelir. Sadece bakın. Analiz yapmayın. Bir çiçeğe , bir çocuğa bakın. Bir su sesini, bir rüzgar sesini dinleyin. Sadece ama sadece dinleyin. Yargı belirtmeyin. Sözleriniz ve eylemleriniz dinginlikten güç alsın.

 

Düşüncelerimiz büyük yanılgı çukurları.‘düşünüyorum öyleyse varım’ sutrası insanlığın ortaya koyduğu en saçma levhalardan birisi. Kant bunu ‘saf aklın eleştirisi’nde biraz aştı ama oda bir düşünce oldu ve aynı yanılgıya kapıldı. Düşünmekle ‘akıllı’ olabiliriz ama bilge kişi, aydınlanmış insan olamayız. Kelimeleri ve düşünceleri fazla ciddiye alıyoruz.. dilde ses telleri tarafından üretilen 8 temel ses vardır: a,e,ı,i,o,ö,u,ü. Hava basıncıyla da diğer harfleri çıkarabiliriz, k,t,m gibi. Böylesine fakir, cılız seslerin kim olduğumuz, varlığın, var oluşun amacının ne olduğunu, tanrının ve spirutüel derinliğin ne,nasıl,niçin olduğunu kavramamıza yardımcı olabileceğine inanıyor musunuz?  Asıl ‘oluş’ ve aydınlanma ‘ne?’ ‘nasıl?’ ve ‘niçin?’ gibi çukurlardan uzaklaştığımızda elde edilebilir bir durum, belki de ‘elde etmenin’  artık bir anlama karşılık gelmediği bir yer ya da daha gerçek anlamıyla yersizlik olacaktır.  Düşünce biçimdir. Bütün biçimler, bütün yapılar dengesizdir, geçici ve kusurludur. Gevezedir. Ukaladır. İnsan hayatta ‘dinginliği’ ve ruhsal dinçliği aramalıdır. Berraklığı, saf sevinci.  Dinginlik hareketle ulaşılabilecek bir yer değildir. Bir ‘yer’ hiç değildir. Bir biçimi yoktur onun. Şekilsizdir. Boşluk halidir. Sen olduğun yerde dur. Hareket sana gelir. Sen ona gitme. Onu yakalayamazsın. Dinginlik bir biçimsizlik olduğu için, boşluk olduğu için, sürekli biçim, yapı, şekil, yargı, tasvir, ses, renk, koku, tartışma, haklı olmayı isteme gibi şeyleri arayan insan dinginliğe ulaşmak için tüm bu ego alanlarından sıyrılmalıdır. Bunları bırakabilirse ancak asıl nihai hedef olan, dinginliğe, sükunete, huzura, aydınlanmaya, karşıtı ‘kötülük’ olmayan ‘iyilik’e, zıddı olmayan hakk’a, inatlaşmayla gelmeyen karara, tartışmayla bulunamayacak değişmeyen ‘değ’lere, iddiasız ‘güzelliklere’ kavuşabilir, kavuşma arzusunu yitirerek.

 

Aydınlanmanın Sembolü

Aydınlanmanın Sembolü

Arzu yok. Hırs yok. İddia etmek, yargı belirtmek, analiz etmek, etiketlemek yok. Tartışmak, zıdlaşmak yok. Haklı olmak, haksız çıkarmak yok. Benlik yok, sorun yok. ‘o’na karşı ‘ben’, onlara karşı biz yok.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

’biliyorum’ duygusu veren şeylerden uzak dur. ‘bilmeme’ hali içinde sessiz ol. Lakin zihin buna dayanamaz ve sizi düşünmeye zorlar ve zihniniz sizi ele geçirir.  O sizi bir köle edinmiştir. Şimdi yoksa düşünecek bir şeyler, geçmişe götürüp sizi zihninizde tartıştırır, konuşturur, çatıştırır.. yorar.. size bir ‘benlik’ üretir.. sizi geleceğe götürür.. Zihniniz sizi kaygılandırarak kendisine bağımlı kılar. Artık bir kölesinizdir. ‘her şey kontrol altında’ diyerekten sizi sessizlikten, dinginlikten uzak bir ürpertiye, korku, kaygı, şüphe ‘ben’liğine sokar.  Her düşünce çok önemliymiş gibi davranır.  Kavramlar bir hapishanedir.  İnsan zihni, bilme, anlama, yargı belirtme, kontrol etme arzusuyla kendi görüşlerini gerçek olan şeyle değiştirir.

 

Can sıkıntısı, öfke, üzüntü, korku.. bunların hiçbirisinin gerçek ‘siz’ ile ilgisi yoktur. Bunlar sizin olan şeyler değildir. Bunlar zihinsel koşullanmalar, algılamalardır. Gelirler ve giderler. Tabiatıyla gelip giden hiçbir şey siz değildir. Gelip giden şeylerden beslenmeyin, onları ciddiye almayın. Onlar bir yanılsama, bir illüzyondur.  Hiçbir düşünce gerçeği ihata edemez. ‘lâ ilahe illallah muhammedurresulullah’ levhası gerçek bir tevhid değildir. Tevhide işaret-ediştir. Zikir bu derinliğe ulaşmak için vardır. zikir, bu sözü kelime ve kavram bazında geçip onun sahici tesiriyle buluşmak ve onurlanmak için vardır.

 

Her insan az ya da çok bir ‘kurban’ kimliğine sahiptir. Bütün kırılma ve incinmelerin temelinde biraz da bu vardır. İçerleme ve yakınmalar buradan doğar. Nefis her şeyle bir çatışma hali içinde olmak ister. Herkes mutlu ve huzurlu olmayı ister ama buna gücü yetmez zira çatışma’ya bağımlıdır. Tartışmaya, haklı çıkma isteğine. Daha iyi olma, daha . daha.. kıyaslamalarla gelen şeylere bağımlıdır.. kıyasla gelen kıyasla gidecektir. Sizin değildir. Siz o değilsinizdir. 

 

‘yarın diye bir şey yoktur’ diye bir kitabı vardır Tarık Buğra’nın. Evet, yarın yoktur. Hayatın , geçmiş, şimdi ve gelecek diye bölünmesi zihin ürünüdür ve sakat bir şeydir, gerçek değildir. Geçmiş ve gelecek, di, dı, miş , mış, ecek , acak, tüm bunlar düşünme formlarıdır. Düşünmemiz gerektiğini de nerden çıkardık? Her şey ‘şimdi’ de vücud bulur. Batıda anı yaşa anlamında ‘carpe diem! denir. Kadim İslam ve doğu geleneği bu durum için sufi’yi tanımlarken ‘sufi; ibn’ül vakttir’ demiştir. Yani, vaktin çocuğu. Bunun dışında ‘ebul vakt’ olanlar da vardır ki henüz onlara gelmedik.

 

İçinde bulunduğumuz ana, aşılması gereken bir ‘an’ olarak baktığımızda hayat bir cehenneme döner. ‘başkaları cehennemdir’ sözü biraz da bu halde söylenmiştir. Çoğu zaman bir çok iş yapmayla karşı karşıya geliriz ve hangisini önce yapacağımızı şaşırırız. Neden?   Yapmak ve  yapma yoluyla varmak istediğimiz netice arasında bir seçim zordur. Gelecekte varılacak sonucu önemsemek şimdiyi yadsımaktır, yüksünmektir. Oysa elimizde şimdi’den başka bir şey yoktur.

 

Kaos teorisi: fizik kanunları (quantum) der ki; hiçbir şey birbirinden ayrı değildir, yalıtılmış hiçbir şey yoktur. Her şey birbirine bağlıdır. Her şey her şeyle ilgilidir.  Siz şimdi olan’ı kabul ettiğinizde, ona ‘evet’ dediğinizde yaşamak’la aynı safa geçersiniz. Meyus olmaz, olumlu olmanın ‘ol’u içine girersiniz..olanı örtmez, ümitsizliğe düşmezsiniz.  ‘kûn fe yekûn’.. rıza makamı.. allahın bizden razı olmasını istiyorsak, evvela bizim allahtan razı olmamız gerekir. Razı olmanın yolu şimdiyi , olanı kabullenmek, teslim olmak ve şimdiyi onurlandırmak ve şimdideki ‘allah’ ile onurlanmak..  

 

‘Hayatım’ dediğiniz şey bir içerikler silsilesidir. Gerçek ‘siz’ değildir. Siz düşünceleriniz, duygularınız, deneyimleriniz, paranız, elbiseleriniz, çocuklarınız, dininiz, peygamberiniz değilsiniz. Siz hayatın ve gerçekliğin içeriği değilsiniz. Siz saf bilinç olmalısınız. Siz şimdi, siz ‘siz’siniz.hadis-i kudside de belirtildiği üzere;  ‘gizli bir hazine idim, bilinmek istedim ve insanı yarattım’ insan bilinme mahallidir. Hayatınızın koşullarını, nerde yaşadığınızı, maaşınızı, eğitim durumunuzu düzenleyerek değil, en derin düzeyde kim olduğunuzu idrak ederek aydınlanır, bilge olursunuz.

 

İnsan ‘kendi’ni bilemez. O ‘kendisidir’. ‘ben’ kendini bir bilgi nesnesine dönüştüremez. Gerçekten kim olduğumuzu bildiğimizde bunun alameti şudur: kalıcı bir huzur ve canlılık. Tazelik. Berrak bir sevinç.  Nefs-i safiye. Her şey net. Her şey tam. Ne eksik ne fazla. 

 

Yaşam durumunuzu değiştirerek huzuru bulamazsınız. Nereye giderseniz gidin kendize gidersiniz. İçinizdeki ‘siz’e.. siz aydınlanmış değilseniz her yer karanlıktır sizin için.

 

 

Haliniz ‘iyi’ ve ‘kötü’ yargılarına bağlı olmadığında siz gerçek bir  bilge olmuşsunuzdur. Bizim yunus ne der, Ne varlığa sevinirim, ne yokluğa erinirim.. bir Osmanlı bilgesi Amiş efendi damadı Bâbanzade Ahmed Naim efendiye şöyle demiştir: matlubun husulü veya adem-i husulü nezdinde müsavi değilse nakıssın evladım. Kıymetli hocam Turhan Bey, her telefon görüşmemizde halimi sorar, birkaç şeye yakındığımda şöyle derdi: evladım, bir şeyleri yoluna koymaya çalışma, dünyada hiçbir şeyi yoluna koyamazsın. Sonuçları boş ver. Sadece yap!

 

Bir Zen üstadına ‘zen bilgeliği’nin özünü sormuşlar, üstad; ‘her seferinde tek bir şey yapmak’ demiş.

 

 

Bir şey istemeyiz ama verirlerse de reddetmeyiz demiş büyükler. Ne red, ne de cehd! 

 

Bir çok insanın yaşamını arzu ve korku yönetir.  Arzu, daha tam olarak kendiniz olabilmeniz için kendinize bir şeyler katma ihtiyacıdır. Tüm korku bir şeyleri kaybetme ve böylece küçülme, değer kaybetme ve daha az olma korkusudur.

 

Bütün deneyimlerin geçici olduğunu, dünyanın bize kalıcı bir şey vermediğini idrak ettiğimizde teslimiyet kolay olur. Arzu ve korku bizden gider. O vakit insanlarla bir şeyler paylaşmaya, deneyimlere ve faaliyetlere katılmaya devam ederiz ama bunları nefsimizin arzuları ve korkuları olmadan yaparız. Artık bir durumun, kişinin, yerin ya da olayın bize doyum veya mutluluk vermesini talep etmez ve onun geçici ve kusurlu yapısının öylece olmasına izin veririz. Kabul ederiz. Red etmeyiz, cehd etmeyiz.  Olan ile tartışmadığımızda zorlayıcı bir düşünme ve bunun getirdiği bir kasıntı itilimine düşmez kabul etmenin verdiği dinçlik ve dinginliği hissederiz. Orada oluruz.  Yargıların bir formu vardır. Biçimi, yapısı. Farkındalık içinse boşluğa gerek vardır.  Kendinizi bu geniş farkındalıkta idrak edebilirsiniz.  Sui zan yok, kıyaslama yok, kıskançlık yok, arzu yok, yetersizlik, suçluluk, kurban duygusu yok.

 

Allahın dediği olur!

Bunu pek çok yerde görmüşsünüzdür. 

Allahın dediği oldu!

Bunu da ilk defa burada gördünüz belki. Bir de böyle bakalım. Kalem yazdı ve kurudu.

 

 

Kendiniz olun! Tepkiselci bir kişilik geliştirip her şeye ‘hayır’ demeyin. Nefsinizi böylece haklı, zeki çıkartıp başkalarını küçük düşürüp egonuzu şişirmeyin. Taklit etmeyin. Özenmeyin. İddiasız olun. Tartışmayın. Affedin. Bağışlayın. Geniş olun. Himmet sahibi olun. Başkalarının kusurlu, eksik yanları, zaafları sizin güçlü yanınız olmasın. Gıybet etmeyin. Dedikodu yapmayın. Başkalarının gizli hallerini, ayıplarını araştırmayın. Kendinizi diğerlerinden üstün göreceğiniz her şeyden kaçının. Şekillere takılmayın. Gerçeği isteyin. Sahici olun. Yalan ile hakikatin tadı farklıdır. Farkın farkında olun. Sessiz ve dingin olun. Az konuşun. Az yiyin. Az uyuyun. Aklınız nefesinizde olsun! Nefsin yolu nefestir. Nefesinizi hissedin. İçinize bakın. Ne var içinizde, öfke? Kin? korku? Şehvet? Şöhret? Her neyse .. içinize bakın ve dinginleşin. İçinizdeki sesi susturabilir misiniz? İçinizde kiminle tartışıyorsunuz? Neyi haklı, haksız bulmaya uğraşıyorsunuz.. bunları geçin.. farkında olun zihniniz size oyun oynuyor.. onun bir oyuncağı olmayın. Aklınız nefesinizde olsun!

 

İlişkide bulunduğunuz insanlardan bir şey istemeyin, bir beklenti halinde olmayın. Sadece orada olun. Onu dinleyin. Onu samimiyetle, içtenlikle dinleyin. Ona ‘kendisi’ olabileceği bir ‘boşluk’ açın içinizde.. dinlemek ona yer açmaktır. Dinlemek neden zordur? Çünkü bir insana yer açmak zordur. Nefsinizin hoşuna gitmez. Onun iktidar alanı azalır. Sizi dinliyor gibi yapan bir çok insan aslında sizin sözlerinizi değerlendiriyor ya da söyleyeceği bir sonraki sözü hazırlıyor olabilir. Belki de kendi düşünceleri içinde kaybolmuş sizi dinlemiyordur. Gerçek dinlemek çok azdır.   Ama bunu yapabilirseniz işte asıl güzellik ordadır. Başkalarına, onların kendileri olabileceği ‘boşluklar’ açın. Yargılamayın. Bırakın öyle olsun.  Gerçek sevgi hiçbir şey istemez. Beklentisi yoktur. Gerçek erenler Allah’tan bir şey istemekten hicab ederler. Onlar razıdırlar. Teslim olmuşlardır.

 

Her şerde bir hayır vardır. Acele etmeyin.

 

Yargıladıkça, etiketledikçe kategorize ettikçe yanılırız. Yaşamı bütün algılayın. Tevhid budur. Her ne olmuşsa, başka türlüsü olamazdı. Bırakın olan olsun. Olmuş olmamış olamaz. Olacak olan da olacaktır.

 

Yorum yapmayın. Bir takım şeyleri kötü, çirkin sıfatlarla nitelendirip buradan kendinize mutsuzluk yemleri üretip egonuza kimlik kazandırmayın. Haklı çıkmak istemeyin, haksız çıkarmak isteyeceğiniz şeyler aramaktan uzak durun. İçerlemeyin. İncinmeyin. Unutmayın ki; incinmek, incitmekten beterdir. İncinmek, ‘bunu bana nasıl yaparsın’ ‘bu da mı başıma gelecekti’ gibi kibrin, kişilik bozukluğunun bir göstergesidir. İncinmek; daha derinlerde incelendiğinde hasta bir kalbin, dünyaya bağlanmış bir insanın bağımlı olduğu bir eylemdir. Görünüşte kötü olan  bir şeyi isimlendirdiğiniz de duygusal bir kasılmaya uğrarsınız. İsimlendirmediğinizde ise huzurlu olursunuz.  Bediüzzaman hazretleri ne güzel buyurmuşlar: batıl şeyleri iyice tasvir, safî zihinleri idlâldir. Ne de olsa baki kalan şu kubbede bir hoş sada imiş! İyi şeyleri görün. Kötülükleriyle bilinen bir kişi anıldığında iyi yönlerini görmeye çalışın. Eleştirmeyin. Sessiz ve dingin olun. İçinize bakın.  Bir şey yaparken içinizde bir hafiflik yoksa onu bırakın. Yaşam hafif bir şeydir. Efendimize günah nedir diye sorduklarında, günah içinizi tırmalayan, sizi sıkan şeydir demişler. Vesveselere kulak vermeyin. Onlara değer vererek onları içinizde şişirmeyin, büyütmeyin. Geldiği gibi gidecektir. Mücadele etmeyin. Ona bir ‘var’lık olarak bakmayın. Huzuru aramayın. Aramak hep gelecekte ulaşacağımız bir şeyi istemektir. Bu ise mutsuzluk vericidir. Aramayın. Derin ve sessiz bir göl gibi olun. Tepkisel olmayın.

 

Yumuşak huylu, alçak gönüllü olun. Hikmetin başı hilimdir. Ve sular alçağa akar.

 

Batıl şeyleri tasvir etmekten uzak durun.

Hakikati de tasvir etmeyin. Onu yaşayın.

Hakikat olun. Zaten o’sunuz. Sadece farkında olun. Furkan ile olun.

 

 

Görelim Mevla neyler, neylerse güzel eyler!

 

 

Hakdan gelen şerbeti içtik Elhamdülillah

Şol kudret denizini geçtik Elhamdülillah

Kuru idik yaş olduk, ayak idik baş olduk

Havalandık kuş olduk, uçtuk Elhamdülillah

Yunus miskin , çiğ idük , bişdük Elhamdülillah

 

 

 

 

 

                                 mustafa ijaz  / 01.04.07,  Erzurum

2 comments Eylül 20, 2008

CERN DENEYİ ve ARKHENİN KISA TARİHİ

Cern Deneyi : Yeni Fizik konferansı | Atatürk Üni. 2008

 Cern Deneyi & Arkhenin Kısa Tarihi Konferans PPT Dosyası

 

From Water to Higgs Particle: The Short History of Arche”, 5th International Student Conference of the Balkan Physical Union, ISCBPU-5, Bodrum, 21-24 Ağustos 2007, sayfa:74 (Sözlü bildiri). |

 mustafa ijaz

 

 

 

 

ABSTRACT

 

An answer to the question “What is arche?” acts a basic role on the structure of many ontological and epistemological matters in both philosophy and physics. The idea of an arche was first philosophized by Thales of Miletus, who claimed that the first principle of all things is water. Since then, many elements and principles have been proposed by philosophers from atoms (Democritos) to numbers (Pythagoras) during the Ancient age. After turning into the atom idea with J. Dalton in early 19. century, the idea of arche has been discussed by physicists and an atom was considered to be an initial and indivisible matter. The dramatic and historical discoveries in 20. century produced many new basic particles from quarks to leptons. Current theories and paradigms in high-energy and particle physics propose a new particle called Higgs boson, which is a hypothetical massive scalar elementary particle predicted to exist by the Standard Model. We wonder if we find out this outstanding particle, which can be considered as an arche proposal. Will this most expensive experiment in the history of science, which will be carried out using LHC in CERN, be able to provide a satisfactory solution to the arche idea?

 

Key concepts: Arche, Higgs, Philosophy, Particle Physics

 

1.GİRİŞ

 

Konumuz; En kadim soru cevaplanabilecek mi?

 

Peki, en kadim soru ne?

ARKHE NEDİR?

Bu soruya vereceğimiz cevap ontolojik ve epistemolojik düzeyde pek çok düşünce sisteminde yargı ve sonuç cümlelerinin yapısını oluşturur.

Gerçeklik sadece görünüşlerden mi ibarettir?

Yoksa görünüşlerin arkasında bir temel var mıdır?

Yani arkhe var mıdır? Varsa nedir? Madde midir, ilke midir? Tek yada çok mudur?

 

2. ARKHE NEDİR?

Arkhe nedir? Sorusu insanlık tarihinin en kadim ve mistik (gizemli) sorusudur. 

Felsefenin kurucuları sayılan ’doğa filozofları’nın felsefi düşünceye ilk adımı; bir ilk neden, ilk temel töz, temel madde, temel ilke; yunanca arkhe sorusu üzerinde düşünmeleridir. Russel’in arkhe tarifi anmaya değerdir; ” arkhe: görünüşlerin asıldığı varsayılan imgesel bir çengel.”

 

Arkhenin bazı özellikleri şunlardır:

  1. Başlangıçtaki Temel Madde (Initial Basic Matter)
  2. Temel Öz (Basic Substance)
  3. Bölünemeyen En Küçük Parça ( Indivisible  )
  4. Sonsuz ve Tek ( Eternal and Unique)
  5. Kendi Kendinin Nedeni ( The Cause of Itself)
  6. Her Türlü Yüklemin Öznesi ( The Subject of Every Various Predicate)
  7. Kendinde Şey ( The Thing In Itself)
  8. Dünyanın İlk Nedeni, İlkesi ( First Principle of The World)

 

Bu özellikler ortaya konulurken arkhe ilke yada madde olarak iki türde düşünülmüştür. Arkehin ilke mi yoksa madde mi olduğu ise başka bir yazının konusudur.

 

 

3. ARKHE TARİHİ

 

Bu çalışma esnasında Arkhe’yi dört disiplinde ele alacağız.

  1. Mitoloji
  2. Teoloji (kutsal metinler)
  3. Felsefe
  4. Fizik

 

4. MİTOLOJİK DÜŞÜNCEDE ARKHE

 

Mitolojik düşüncede evrenin başlangıcı karışıklık, belirsizlik ve sonsuz boşluk anlamına gelen Khaos’tur. Khaos içinden once Gaia (toprak ana) doğdu. Gaia’dan Uranos (gökyüzü) , Pontos (deniz) ve dağlar oluştu. Bunlarla birleşerek şekillenmeye başlayan evreni tanrısal varlıklar doldurdu ve güzellik , düzenlilik anlamına gelen Cosmos’a ulaşıldı.

 

5.KUTSAL METİNLERDE ARKHE

 

Arkhe nedir sorusuna kutsal metinlerde de verilmiş cevaplar vardır ve kutsal metinlerin kendi iç disiplinleri açısından önemlidir.

 

Bazı kutsal metinler ve arkhe sorusuna verilen cevaplar şunlardır

 

  1. Tevrat ( The Old Testament ) ; Su
  2. İncil ( The New Testament)   ; Söz (Matta: Önce Söz Vardı.)
  3. Kur’an- ı Kerim ; Su (Enbiya Suresi,30) Ve Söz (Kûnfeyekûn)
  4. Hint, Çin, Japon Kutsal Metinlerinde ; Boşluk (Void,Vacuum)

 

6.FELSEFİ DÜŞÜNCEDE ARKHE

 

Felsefenin en temel konusu varlık felsefesidir. Varlık felsefesinin de bel kemiği ‘arkhe’ sorunudur.

 

 Felsefe tarihi Arkhe nedir? sorusuna verilmiş cevaplardan oluşmuştur desek yeridir.

“ hiçten hiç bir şey çıkmaz” ( ex nihilo, nihil fit) ilkesiyle yola çıkan Miletos Okulu düşünürlerinden  Thales Arkhe nedir? Diye sormuş ve su diye cevaplayarak yüzyıllarca sürecek bir tartışmayı başlatmıştır.

 

 Filozofların arkhe sorusuna verdiği cevaplar şunlardır :

 

•        Thales ~ SU

[Kadim felsefenin bir anlamda tarihini yazmış olan Aristoteles, Thales’i bu sonuca, herşeyin sıvı bir varlıktan beslendiği, sıcağın da sudan türeyip, suyla beslendiği, herşeyin tohumunun nemli bir yapıda olduğu gözleminin götürdüğünü söyler. Buharlaşma, suyun buhar ya da hava olabilmesini, donma ise suyun toprağa dönüşümünü akla getirmiştir. Onu arkhenin su olduğu sonucuna götüren nedenler ne olursa olsun, onu felsefe tarihinde önemli kılan unsur, verdiği yanıttan çok, sorduğu “Temel töz nedir?” sorusudur.]

 

•       Herakleitos   ~Ateş

[Herakleitos (# İ.Ö. 540 - 480)  Miletos geleneğine bağlı olmayan bir İonia'lıdır. (Ephessus) Ateşi  temel töz sayar. Ona göre her şey, ateşteki alev gibi, başka bir şeyin ölümünden doğmaktadır. Zıtlıkları (çelişkileri) görerek "her şey akar” (değişir - panta rei) tezini ortaya atmıştır. Herakleitos'u, kendinden önceki düşünürlerden ayıran en önemli özellik burada yatmaktadır. Miletos okulu temel tözü, kalıcı, kendi kendisiyle özdeş, doğanın değişmeyen neni olarak betimlemişti. Düşünürümüz bu teze karşın, "her şey akar" prensibinden hareketle, "temel töz, ateş olmalıdır" sonucuna varmıştır. Mevcut maddelerden, başka maddeler çıkartabilen tek nen ateştir. Evren'de, kalıcı bir madde varmış gibi düşündüğümüzde, büyük bir yanılgı içersine düşeriz. "Aynı nehirde iki kez yıkanmak mümkün değildir." Akıp giden suları yüzünden o artık başka bir nehirdir.] 

 

•       Pythagoras ~  SAYI (Quantum kuramı son geldiği noktada her şeyi ‘sayı ‘ ile ifade etmektedir. Her şeyi, ama her şeyi.)

•       Anaximenes ~  Hava-Nefes-Ruh

[Anaksimenes'e (# İ.Ö. 570-526) göre temel töz, havadır. Ruh havadır. Onun felsefe alanındaki yeniliği ise, ilk kez olarak birlikten çokluğa geçiş süreci üzerinde, varolan herşeyin havadan nasıl varlığa geldiğini açıklamaya yoğunlaşmış olmasıdır. Birlikten çokluğa geçiş sürecini açıklarken, dudaklarımızı birbirine yaklaştırıp avucumuza üflediğimiz zaman, ağzımızdan çıkan havanın soğuk, ağzımızı fazlaca açıp, avucumuza üflediğimiz zaman da, ağzımızdan çıkan havanın sıcak olması gözleminden yararlanarak, sıkışma ve seyrekleşme kavramlarına ulaşmıştır. Ateş süzülmüş / temizlenmiş havadır. Hava yoğunlaştığı anda, önce su olur. Arkasından yoğunlaşma arttıkça toprak ve nihayet taş oluşur. Anaksimenes’teki seyrekleşme ve sıkışma kavramları, birlikten çokluğa geçiş sürecini açıklamaya yaradıktan başka, her tür niteliği, niceliğe indirgeme girişimini temsil eder.Anaksimenes, yukarda özetlenen görüşleri ile felsefeye, çok önemli iki soluk getirmiş bir düşünürdür;1-  Felsefî düşünceye ilk defa girdiğini söylediğimiz "ruh kavramı", Anaksimenes'e göre insan vücuduna hayat veren, onu canlı ve ayakta, daha da önemlisi bir arada tutan, cansız bir yığın hâline dönüşüp dağılmasını önleyen nendir. Nasıl ki Evren’i kuşatan hava, onu ayakta tutuyorsa, aynı şekilde içimizdeki nefes, aldığımız soluk olarak ruh da, bize can verir. Buna göre, ruh insan varlığındaki hareket ve canlılık ilkesidir.2-  Temel töz (arkhe) kavramından, diğer maddelerin nasıl oluştuğu sualine mantıklı yanıtlar getirmeye çalışmıştır. Hava yoğunlaşması ile gevşemesinin, diğer maddeleri ortaya çıkaran süreç olduğu görüşü, bu alandaki ilk nicel teori olarak bilinmektedir.]

•       Anaximandros ~  Sonsuz

[Temel töz, sonsuz ve tükenmez olmalıdır. Su gibi nicel açıdan sınırlı bir maddeden, Evreni meydana getiren sonsuz varlık kütlesi doğamaz. Sonsuz sayıda Evren olduğunu öne süren Anaksimandros’a göre, sonsuz miktarda maddenin mevcudiyeti gereklidir. Bu yüzden ana maddeyi, "aperion" (sınırı olmayan madde) olarak isimlendirmektedir. Bilinen elementlerden herhangi biri temel töz olsa idi, diğerlerini kaçınılmaz olarak egemenliği altına alırdı. Hava soğuk, su nemli, ateş sıcaktır. Bunlardan biri sonsuz hacimde olursa, diğerlerini derhâl ortadan kaldırır. Bu yüzden  ana töz, kozmik (evrensel) çatışmada tarafsız olmalıdır. Başka bir deyişle, değişme, doğum ve ölüm, büyüme ve küçülme, bir öğenin sınırlarını diğerinin aleyhine olacak şekilde genişletmesinin bir sonucu olduğu için, suyun doğasına aykırı bir yapıda olan öğe ya da şeylerin, su içinde nasıl olup da eriyip gitmedikleri sorusuna doyurucu bir açıklama getirilemez. Sudan, yalnızca ıslak ve soğuk olan şeyler türeyebilir. Oysa, dünyada sıcak ve kuru olan şeyler de vardır. Suyun nitelik bakımından belirli olmasının yarattığı güçlükten kurtulsak bile, bu kez suyun nicelik bakımından sınırlı oluşunun yarattığı güçlük karşımıza çıkar. "O hâlde temel töz, (arkhe) belirsizdir.”]

 

•       Anaksagoras  ~ Üstün (tanrısal) Akıl (Nous)

[algılamalarımız bize Evren'i, düzen gereği bir bütün olarak gösteriyorsa, bu düzeni bir amaca (telos – ilâhî amaç) göre düzenleyen bir kuvvet de mevcut olmalıdır. Anaksagoras bu mantıktan hareketle, yaratılışı / oluşu (genesis) meydana getiren ilkeye, düşünme yetisine olan benzerliği yüzünden, "NOUS" adını vermiştir. "Nous" gayri maddî  bir kavram değildir. O da bir maddedir ama, pek özel, ince ve seçkin bir maddedir. Evren'deki oluşu meydana getiren hareketin başlangıcıdır "nous". İlk hareketi gerçekleştiren kuvvettir. Bu hareket, "nous"un istediği yönde gelişmiştir.]

•       Leukippos   ~Boşluk & Atom

[Leukippos’un boşluk kavramı gerçek bir vakum ifâde eder. Var olan boşluk kavramı ile, bu boşluğun içerdiği sonsuz sayıda, küçük olduğundan görünmez, maddenin mevcut olması gereğini ileri sürmüş ve böylelikle çokçuluğun (pluralism) temellerini, mantıkî bir kesinlikle ortaya koyan ilk düşünür olmuştur.]

 

•       Demokritos ~  Atom

•       Platon ~  Idea

•       Aristo  ~ Yetkin Varlık

•       Empodokles  ~  Su+Ateş+Hava &Toprak

•       Zenon  ~  ‘Hiç (absurde,uyumsuz)’

[Elea'lı Zenon'a göre çokluk, devinim ve değişim, hem saçma, hem de uyumsuz (absurde) kavramlardır. Bunu kanıtlamak maksadiyle ortaya attığı "antinoma"lar, asırlar boyu tartışılmış, çok enteresan ögeler taşır;1-  Nesneler çokluk iseler, hem sonsuz küçük, hem de sonsuz büyük olmalıdırlar. Zira, var olanı, artık bölünemez olana kadar bölersek, bunlar büyüklüğü olmayan "hiçler" olurlar. Bunları bir araya getirsek bile, hiçlerin toplanmasından bir cesamet kazanılamaz. Yine de sonsuz küçük olurlar. Çokluğun uzayda bir yer kapladığını düşünürsek, çoğun bir araya gelmesi ile sonsuz bir büyüklük meydana gelir. 2-  Çokluk, sayıca hem sonlu, hem de sonsuzdur. Sayıca sonludur; zira ne kadar ise, o kadar olacaktır. Ama çokluk, aynı zamanda sayıca sonsuzdur. Çünki hiç durmaksızın birbirlerini sınırlarlar ve kendilerini böylelikle başka nesnelerden ayırırlar. Bu başka nesneler de, yanlarındaki başka nesnelerle sınırlıdırlar ve bu böyle sürüp gider.3-   Devinim ile ilgili kanıtlardan (antinoma'lardan) en çok bilineni, Achilleus ile kaplumbağanın yarışıdır. Achilleus ne kadar hızlı koşarsa koşsun, kaplumbağaya yetişemez. Zira o süre içersinde kaplumbağa, çok çok küçük de olsa, bir yol almış olacak ve bu devinim sonsuza dek sürüp gidecektir.4-  Bir koşu pistinin sonuna hiç bir zaman ulaşamazsın. Zira pistin önce yarısını, sonra kalanın yarısını, sonra yine kalanın yarısını koşman gerekir. Bu böyle sonsuza dek sürer, gider. Sonlu bir zaman içersinde, sonsuz uzay aralıkları geçilemez. 5-  Ok Paris'e asla erişemeyecek veya onu asla vuramayacaktır. Zira ;a)   Uçan ok, her anda belli bir noktada olmak zorundadır. Belli bir noktada bulunmak demek, durmak demektir. Ok, hareketinin her hangi bir anında duruyorsa, katetmesi gerekli yolun tamamı itibara alındığında da durmaktadır. Duran ok, Paris'i vuramaz.b)   Ok Paris'e erişmek için bir çizgi üzerinde (bu bir parabol olsa bile) hareket edecektir. Çizgi, geometrik olarak sonsuz noktadan meydana gelir. Okun bu sonsuz noktayı, sonlu bir zamanda katetmesi olası değildir.Zenon'un tüm bu "antinoma"larını, salt mantık süzgecine vurmazdan önce; -    "var olanı bir çokluk ve hareket diye düşünürsek, çelişkiye düşeriz.-    Öyle ise varlık, ancak bir, tek ve hareketsiz olabilir" ]

 

 

•       Descartes   ~Tanrı

•       Hobbes ~  Madde

•       Spinoza ~  Tanrı & Tabiat

•       Leibniz   ~ Monad

•       Hegel  ~  Geist

•       Marx ~  Madde  (maddeki değişim)

•       Dewey ~   Modulasyon

•       Sartre ~ İNSAN

.

7.   FİZİKTE ARKHE

 

 

Atomculuk ilkçağda Demokritos tarafından ortaya atılan bilimsel bir hipotezdir. Atom düşüncesinin açıklaması kavramsal-felsefi değil, ilke olarak deneysel anlamda yanlışlanabilir savlar dizisinden oluşur.  Bir süre unutulan atom düşüncesi Lucretius ve J.Daltonla birlikte 19. yy’da tekrar ele alınmış, modern kimya ve modern fiziğin bel kemiğini teşkil edecek bir duruma gelmiştir. Evrenin başlangıç hikayesi olan Big-Bang’ın ve Einstein’ın temel görelilik kuramı’nın açıklanmasında, Heisenberg ‘in belirsizlik prensibinin yapısında Standart Modelin öngördüğü temel parçacıklar** önemli bir yer tutar. Standard Modelin öngördüğü ,henüz gözlemlenmemiş en ünlü parçacık higgs parçacığıdır.

8.   HİGGS : TANRI PARÇACIĞI

Peter Higgs 

Nobel ödüllü fizikçi Leon Lederman tarafından  ‘tanrı parçacığı’ diye tarif edilen higgs parçacığı Standart Model’de parçacıkların nasıl kütle kazandıkları sorusuna 1966’da Peter Higgs tarafından verilmiş bir cevaptır. Standart Model, skaler bir alan olan higgs alanıyla etkileşen parçacıkların kütle kazandıklarını öngörür. Higgs alanı sıfır değil de sıfırdan farklı bir değere sahip olduğu zaman en düşük enerji durumunda olur. Higgs parçacıkları en düşük enerji durumlarında bulundukları sürece tamamen görünmez olurlar ve bu yönüyle eşyaya ve olaylara ( hareketlere) bildiğimiz, algıladığımız özellikleri sağlarlar. Boş uzay tamamen higgs parçacıkları ile doludur. Bilim tarihinin en ünlü denkleminde de higgs öngörülür: E= mcc : yapışma enerjisi ; higgs parçacığının yapışma enerjisi ne kadar güçlüyse kütle de o ölçüde büyük olur.

 

SONUÇ

Geçtiğimiz gün Cern’de LHC (the large hadron collider) ‘de yapılaN proton-proton çapışmasında gözlenmesi beklenen Higgs en kadim sorunun (ARKHE NEDİR? ) cevabı olabilecek mi? Bekleyip göreceğiz.(tabii, saniyenin milyarda biri zamanda ne görebilirsek )

 

 

dipnot: 6.bölümdeki köşeli parantez içindeki açıklamalar Eren Erbabacan’a aittir

 

** Parçacık fiziği madde‘nin parçacıklarını ve aralarındaki karşılıklı etkileşimi konu alan fizik dalıdır. Atomaltı parçacıkları inceler.Atomaltı parçacıklar bağımsız olarak ömürleri çok kısa olduğu için normal şartlar altında gözlemlenemezler. Bu amaçla oluşturulan parçacık hızlandırıcısı denilen dev düzeneklerde, yüksek elektrik alan etkisi ile hızlandırılmış parçacıkların manyetik alan etkisi ile odaklanarak çarpıştırılması ile ortaya çıkan farklı parçacıklar incelenebilir hale getirilmeye çalışılır. Bu işlemlerin yapılmasında ve yaratılan çarpışmalarda ortaya çıkan enerji miktarları çok büyük olduğundan parçacık fiziği yüksek enerji fiziği olarak da adlandırılır.

 

______________________________________________________

konuyla ilgili popüler web ürünleri arasında ilginizi çekebilecek br tanesi:  CERN LHC RAP

1 comment Eylül 12, 2008


kutsal bilgi kaynağı

Son Yazılar

Popüler Yazılar

Arşiv

Kategoriler

stats

ziyaretçi haritası

Etiketler

antalya Arche Aydınlanma baudrillard Beden bilinç blog Cern değer üretmek Eckhart Tolle edebiyat entrepreneurship Erzurum eğitim felsefe Futbol gençlik girişimcilik God Higgs inavasyon inovation iş dünyası kitap Kumpas Masaru Emoto medya Mevlana Mustafa İjaz Nurettin Özdoğan Particle Physics Philosophy Psikoloji ramazan satranç Sezai Karakoç sinema Sonsuzluk Tasarım teknoloji The Secret What the bleep yaz okulu çay üniversite

laf atanlar

gezturkiye on GENÇLER İÇİN YAZ REHBERİ
para kazan on GENÇLER İÇİN YAZ REHBERİ
malikaya on YES, WE CAN!
adem on ORUÇ YAZILARI : SAMANYOLUNDA…
hp on CHESS MASTER’ın DRAMATİK…

 

Kasım 2009
M T W T F S S
« Oct    
 1
2345678
9101112131415
16171819202122
23242526272829
30