FELSEFE NE İŞE YARAR?
19 Kasım- Dünya Felsefe Günü dolayısıyla bir kez daha felsefe, kendim, gerçekliğim ve özgürlüğüm üzerine düşünürken felsefeyle tanışmam ve felsefenin bana tanıştırdığı dünya hakkında bir şeyler yazmak istedim. Aslına bakarsanız felsefi düşünme izlerinin zihnimde henüz altı-yedi yaşlarımda iken filizlendiğini ve sonra lise yıllarımda dallanıp budaklandığını minnet, şükran ve heyecanla hatırlıyorum. Küçükken evimizin önünde selvi ağaçlarından oluşmuş bir nevi bir orman vardı. ne zaman bu ormanın içinden yürüsem “dünya herhalde böyle, gidiyorsun, gidiyorsun, gidiyorsun, gidiyorsun ve bitmiyor.. sonsuzluk.. peki ama öncesi? Öncesi yok işte.. hep orman.. hep orman.. hep uzun boylu ağaçlar.. güneşin yapraklar, dallar arasından bir muştu gibi, vahiy gibi indiği orman.. yaşamak bir ormandı diye düşünür ve kafam almazdı.. gidiyorsun, gidiyorsun ve bitmiyor ha.. nasıl yani?” bu soruları sormamda , ya da hayatın deli gür bir orman olduğunu düşünmemde beni dağ dağ, orman orman gezdiren ve buralarda yaşamın nasıl geçtiğini ve inceldiğini gösteren, yaşatan, sahici kılan dedem ve babama bir kez daha teşekkür etmek isterim. Belki de yaşama doğada -akdeniz, toroslar- başlamanın verdiği dinç ve derin duygudur beni hala dinç ve derin olmanın arzusuyla çalkalanan denizde yaşatan. Deniz demişken, deniz hayatıma yedi yaşımda girdi. O gün bu gündür denizi, yüzmeyi, deniz kenarında kitap okumayı ve yürümeyi, koşmayı, spor yapmayı ve karpuz yemeyi çok severim ama yine de ilk aşkım orman; kaynak suları, dağbaşı gölleri, küçük taş mağaralarda kıştan kalan karlar, ve herneyse o ormanın içinde bulduğum ilahi ses, hışırtı, aziz, dingin, egomu küçültüp bana sesler içinden tazelik, güzeller içinden ışık, karanlık içinden uyku ve dinginlik ve yıldızlar uzatan bu ormandır. Kuşlardır. Küçük akdeniz çalılarıdır. Yaban mersini, böğürtleğeni, dağ armudu, yaban elması, küçük aziz şifalı ahlatı ve sizi her yorgun gördüğü yerde size bir gölge uzatan sedir ve ardıç ağaçları ve ömrümün en güzel uykularını uyuduğum öğlen saatleri… orman.. hayat.. sanırım kaç yaşında olursam olayım ve neleri yaşarsam yaşayayım yine de dönüp dolaşıp ilk çocukluk yıllarımın geçtiği,Antalya’nın Kaş ve Elmalı ilçeleri arasında kalan Batı Toroslarda, karamık’ta, sinekçi’de, gömüce’de, kemer’de, akdağlarda bir çocuk olacağım, yine de, ve her ne olmuşsa işte.. felsefenin ilk çıkış noktasını, orjinini düşündüğümüzde Miletli Thales’in Mısır’a yaptığı deniz yolculuklukları ve burada gördüğü renkli hayat, bilim, geometri, dünya anlayışı, seyahat ederken iç içe olduğu doğa, ormanlar, renkler, denizler onu yaşamın t-özü, arkesi (arkası), kaynağı ve başlangıcı üzerine düşünmeye itmiştir. Dönemin hakim sutrası olan “ ex nihilo nihil fit” ten ayrılıp “bu gördüklerimiz nedir”, nesneler gerçekte nelerdir, her şeyin başlangıcı , kaynağı, arkesi nedir? Yaşam nasıl varolmuştur, varoluş ilkeleri nelerdir? Dünya neresidir ve bizler burada ne yapıyoruz sorusunu soran Thales ilk doğa filozofları arasında en saygın isimlerden birisidir. Amacım ne felsefe tarihini anlatmak ne de kişisel menkıbemin görkemli haritasını çıkarmaktır. Bu yazıda sizlere felsefe üzerine klişeleşmiş prestijli ve içi boş yargılar ve bunun yanı sıra felsefe ne işe yarar? sorusuna cevap arayacağım. Bunu yaparken ne çok bilimsel ne de çok edebi olmamaya özen göstereceğim.
hayatın kaynağı ve sonsuzluk üzerine düşündüğüm ilk çocukluk yıllarımdan sonra lisede felsefenin diğer akademik çablardan farklı olduğunu hemen anlamış ve kitaplara vurulmuştum. Belki de okuduğum ilk felsefi eser Voltaire- Candide’dir. Bu eseri bana öneren o dönem, finikenin denizi gören bir dağ yamacında ev arkadaşım ibrahim K. dır. İbrahim K. sadece bu eseri önermekle kalmayıp bana lise yıllarımda ve üniversite yıllarımda tutunduğum adeta asil bir “ağaç adam “ olmuştur. Ağaç , yeşil, bilge, sessiz, dingin..Gün gelip onun gölgesinde gölgelenip, uykuya dalıp rüya gördüğüm, gün gelip şen-şakrak şarkılar söylediğim, en güzel kitapları ve şiirleri okuduğum aziz bir dosttur İbrahim K. Her şeyden öte bana inanması ve güvenmesiydi tüm mesele. Bir çok insanın, felsefeye, okumaya dalmamdan, öss-yi boşvermemden, platonik, melankolik, tutarsız, yılgın ve suratsız hallerimden yola çıkıp benden yüz çevirdikleri bir “tip” olduğum o günlerde bana inanan bir tek o vardı. Şimdilerde ise tüm değerlendirmeler ve kriteler için durumum idare eder de olsa bana güvenen dostların sayısında ve sahiciliğinde iflas etmişliğim bir vak’adır. Bu benim dostlardan beklentilerimle ilgili olabilirse de İbrahim K.dan gördüğüm , öğrendiğim bilgelik ve sevginin sahiciliğini ve onarıcılığını bu gün en ala isimlerde ve yerlerde bulamayışım da olabilir. İbrahim K. meselesi benim için ve bazı dostlar için hala bir efsanedir. Ve bu efsaneye uzun zamandır yapmış olduğum vefasızlık ve biganelik beni de rahatsız etmektedir. Bu fakir ve cılız vesileyle de olsa muhtemel her yazımı okuyan ve her yazımı okumasını istediğim belkide tek insan İbrahim K. ya buradan teşekkür ederim. Selamlar aziz dostum.. yine felsefe dolayısıyla tanıştığım isimler, yaşadıklarım belki de hayatımın en renkli kataloğunu oluşturur. Nasıl tanıştığımızı çok hatırlamasam da yine benim için aziz bir dost olan M. Batar ve onun çılgın zekasıyla, parkta, bahçede, gece üç-te demlenmiş çaylarla yaptığımız sohbetler.. hala yapmaya devam ettiğimiz sohbetler.. ve yapacağımız sohbetler. Birbirimizde bizi bütünleyen bir şeyler olduğuna innanmışımdır hep. Aynı dili konuşmak gibi.. aynı dağı tırmanmak gibi.. aynı kızı sevmek gibi.. aynı otobüse binmek gibi :)) yine M. Batar vesilesiyle ankarada tanıştığım güzel insanlar; patikalar ekibi, gökkuşağı çay evi müdavimleri ve sohbetleri, Sancak kolejinde tanıdığım ve benim 2001 Türkiye Felsefe Olimpiyatlarına hazırlanmamda, katılmamda ve sırlamaya girmemde emeği olan, öğlen sandiviçlerini benimle paylaşan, carmina buranayı dinlediğim, en güzel kahve bardaklarının özelliklerini kendisinden öğrendiğim, sadeliğin, mütevaziliğin, sivil düşünme ve yaşamanın, özgürleşmenin en güzel örneklerinden biri ; Mehmet Ö. hocam.. kendisinden dergi okumayı, biriktirmeyi öğrendiğim, Michel Foucault-u bana tanıtan, “günaydın” derken gözlerinin içi gülen Sevgi hanımefendi.. Sancak Kolejinde okumama vesile olan, en önemlisi zor ekonomik koşullarımıza rağmen babamı ikna eden, bana inanan ve hala inanmakta ısrar eden, ulusal çapta dönemin en iyi edebiyat dergisinde (E) yayınlanmış bir şiiri olan 17 yaşındaki öğrencisinin gözlerinindeki ışığa işaret eden öncü, aydınlanmanın gizli rengi, taşrada yaşarken aynı zamanda dünyada da yaşıyor olmayı soluyan, genç insan, tebessüm ehli Osman A. hocam, lise yıllarımda pek anlayamadığım hayat felsefesini hayatın içine girip normalleştiğim günlerde kendisinden İsa’nın azizleri gibi bahsedebileceğim, bir insan bu kadar mı güzel kızar, bu kadar mı güzel selam verir, bu kadar mı güzel dert sahibi olur dediğim, çamlar kuyusu ve sazak koyunda gençlik yıllarımın en güzel an/ı/larının geçmesine vesile olan muhterem hocam Turhan M., Üniversiteye geldiğim ilk yıllarda tanıştığım Atatürk Ünivesirsetesi felsefe bölümü hocalarından Mustafa Y., Ali U., Sebahattin Ç., Alman dili ve edebiyatı bölümünden Ahmet S., İngiliz dili ve edebiyatından Mukadder E., Fizik bölümünden Cevdet C., edebiyat bölümünden Erdoğan E., hep bu bağlamda şükranla, sevgiyle ve aziz hatıralarla anabileceğim kişilerdir. EDAM Genel Müdürü, bir tebessümü bin altın eden adam, entelektüel, dost, kendisinden pek çok şey öğrendiğim, özgürlükle bedel ödemek, sevmekle ölçülü olmak arasındaki dengeyi kuran insan Alpaslan D. ve onunla birlikte istanbulda tanıdığım insanlar, yine kıymetli ağabeyim, hocam Memduh N., Entelektüel kitapçım Rahmi bey, Murad G., Merhum dostum Şair Muhammed E., Kertenkele Dergisi editörlerinden Muammer Y., ismetozel.org ediötürü Adem Y., yine merhum muhammed e. vesilesiyle tanıdığım üç yıl gibi uzun bir süre bana ağabeylik, dostluk, arkadaşlık, hocalık yapmış olan diğergam insan, her şeye rağmen kendisini minnetle andığım aziz Nurullah Ş. beyefendi, ve daha isimlerini burada sayamadığım bir sürü dost, dergi, kitap, düşünce, iyi, güzel her ne varsa diyebilirim ki ; tüm bunlar benim ve bu insanların iki şeye verdiği değer itibariyledir: BİLGİ ve SEVGİ. Yani bilgi sevgisi, bilgelik sevgisi; philo-sophia; FELSEFE. Felsefenin hayatıma çizdiği yöne baktığımda felsefe ne işe yarar sorusuna en iyi cevap verebilecek kişilerden biri olduğumu düşünmem yersiz olmayacaktır. Bu benim için doğru ve anlamlı olduğu gibi burada saydığım tüm isimler için de aynı şey geçerlidir. Bu insanların da hayatlarının başka hayatlarla kesiştiği noktalarda felsefe hep ortak bir dil, aynı mayadan kabaran bir varoluş hamuru, aynı şarkı, aynı ekmek gibi kendisini göstermiştir.
Felsefenin sınırları, ilkeleri üzerine akademik-yorgun bir yazı yerine bir nehir akışı gerçekliğinde bilinç akışı tekniğiyle irticalen bir yazı yazmayı deneyeceğim. Biraz öncede bahsettiğim gibi felsefe; philosophia ; bilgi ve sevgiyi aynı anda aynı amaca hizmet edecek şekilde ; filozof; philo-sophos, yani bilgelik tanrılara hastır, biz bilge olamayız ama bilgeliğin ve bilginin amadesi, sevgilisi olabiliriz şeklindeki bir ikili yapı felsefenin kendi doğasının zorunlu tözü olmasıyla diğer bütün bilgi alanlarından onu ayırıp biricik – unique- yapmaktadır. Yine bilgeliğe konu olacak bilmek fiilini gerçekleştiren bilen öznenin, varoluşsal özneden önceliği de felsefeyi diğer bilgi dallarından ayırmaya yeter. Matematikle iş gören toplumlar, bilim-sanayi toplumları felsefe topluluğuyla beraber aynı dizgede fonksiyonel olmadığı hiçbir dönemde yeryüzünde insanı ve çevresini anlamlı ve güzel, anlamlı ve hakikatlı kılacak bir yaşam tarzı geliştirememiştir. Bugün insanlığın birikimi olan, demokrasi, bilim, sanat ve özgürlük gibi değerlerin ve ideallerin temelinde hep felsefeyi görürüz. Felsefe nedir? sorusuna cevap verirken onu diğer bilgi alanlarından ayırmaya çalışmak belkide beyhude bir çaba olcaktır. Bununla birlikte felsefenin evrensel bir tanımının olmayışı, Herakleitos’un akan ırmağından o günün yapısına ve diline uygun bir akışkan tanım yapmaya bizi götürebilir. Fizik, hukuk, sanat; bu alanlar birbirlerinden tamamen bağımsız disiplinler olmalarına rağmen hepsinin hamurunda felsefeyi görmek zor değildir. Güzel nedir? sorusuna sanat alanından bir cevap beklerken, doğruluk üzerine de düşünürken ahlak felsefesinden bir cevap bekleriz. Fizik ve metafizik gibi alanlar ise varlığın doğasıyla ilgili yasalar ve hikmetler içerir. Ve tüm bu alanların felsefeyle doğrudan bağı vardır. İlk çağ doğa filozofları için fizik -physis:doğa- felsefe nin sorduğu sorulara hem ilham ve cevap alanı olmuştur. Bu Newton için de günümüz kuramsal fizikçileri için de, Cern de bilim tarihinin en heyacanlı deneyinde çalışan parçacık fizikçileri için de böyledir.
Felsefe-bilim ilişkisinde, felsefenin soyut, bilimin ise deneysel yönüne vurgu yapılarak anlamsız bir işbölümü anlayışı vardır. Bilimin sadece deneye ve nedenselliğe indirgenemeyeceği gibi felsefe de genellemeler ve yorgun amaçlarla sınırlandırılamaz. Felsefenin özgürleştirici, dinamik yapısının farkına varılmadığı her dönem bilim de kan kaybetmektedir.
Türkiye gibi entelektüel dünyası derin tarihsel dönemlerle kesintiye uğramış, ve belki bazı dönemlerde zihinsel aktivitesi kanser olmuş toplumlarda felsefe ile felsefemsi söylem arasındaki fark ayırd edilememektedir. Düşünce tarihinden alıntılanmış süslü edebi örneklerle, bir filozofun yaşamını anlatan bir denemeyle, ruhun katmanlarını ortaya koyan bir romanla felsefe yaptığını zannetmekle elma ile armutu toplayan kişinin kendini matematikçi olarak görmesi arasında fark yoktur. Felsefe ile felsefemsi söylem arasındaki farkın ayırd edilmeyişliği bu alanda toplumumuzu tutuk, sığ ve kökensiz yığınlar haline getirirken özgürleştirici dinamiklerden de mahrum bırakmaktadır. Felsefe ne boş zamanlarda yapılan bir etklinlik olmadığı gibi ne de felsefe insanların boş zamanlarını sıkıcılıktan kurtaran bir düşünsel etkinlik değildir. Felsefeci de yaşama ilginç, garip düşünceleriyle renk katan biri değildir. Felsefe, akılla yapılır. Eleştirel ve özgür bir bilme etkinliğidir. Eleştirellik ve özgürlük; batı medeniyetinin en varoluşsal özellikleri olması yanında bugün de bilim ve felsefenin bedenine temiz kan pompalayan damarlar gibidir. Bununla birlikte insanoğlunun bugün geldiği noktada daha önceki dönemlere göre daha bilgi sahibi olduğunu söylemek temelsizdir.
En saf şekilde söylemek gerekirse, bu gün yaşadığımız ekonomik krizden, ruhsal travmalara, intiharlardan “anti-aging” modasına, bir dünya sorunu olan küreselleşme dayatmasından yerel-güncel sorunumuz demokratik açılım meselesine kadar hemen hemen İYİ, GÜZEL ve GERÇEK bir uygarlık düzeyine ulaşamamamızda en büyük nedenlerden birisi felsefi düşünmenin oluşamamış, yapılandırılamamış olmasıdır. Hem de felsefe, felsefi düşünme bu topraklarda, Anadolunun Ege kıyılarında doğmuş olmasına rağmen.
Bunun nedenlerine bakalım: Felsefe doğayla bütünleşmiş kent ortamları için mümkündür. Oysa köylülelşen kent ortamları ve köylü bir dile angaje olan siyasi ve kültürel hayatımız felsefeyi de imkansız kılmaktadır. Felsefe için özgür zaman gerekir: schole. Köylüleşen bir hayat tarzında schole’ler olmaz ve schole’siz bir düşünce üretimi de olmaz. İnsan kendinde doğuştan içkin olan telos’u (amaç) uyandırmak için eylem halindedir. Bu da fiziksel bir çabadan ziyade düşünsel bir çabayı gerektirir. Tarım toplumları felsefeden uzak toplumlardır. Kırsal ve ya köylüleşen toplumlarda düşüncenin kendisi homojendir ve felsefenin motorları olan eleştirellik ve özgürlük sözkonusu değildir. Eleştirinin yerine polemik, kin ve kavga, düşünme ise şüpheyle, farklılık ise sapkınlıkla karşılık bulur. Böyle bir yaşam alanında felsefenin ve felsefi öznenin varlığı imkansız – müknesiz-dır. Yığınların sayısal çouğunluğunun karşısında filozof ya çarmıha gerilmiştir, bir kenara atılmıştır. İnsanın kendinde varolan telos’u bilme, ona ulaşma arzusu aynı zamanda dinsel arayışların da bir orjinidir. Varoluş orjini. Ve her insan doğuştan bir telos’a sahiptir.
İYİ ve GERÇEK TELOS’unu arayan insanlık için bir kez daha ;
DÜNYA FELSEFE GÜNÜNÜZ KUTLU OLSUN!
Unutmadan soralım; Felsefe ne işe yarar?
Mustafa İJAZ
Erzurum – 2009, 16 kasım
Add comment Kasım 16, 2009
Blog ACT’09 | CLIMATE CHANGE
15 october
Blog Action Day is an annual event that unites the world’s bloggers in posting about the same issue on the same day. Our aim is to raise awareness and trigger a global discussion.
First and last, the purpose of Blog Action Day is to create a discussion. We ask bloggers to take a single day out of their schedule and focus it on an important issue.
By doing so on the same day, the blogging community effectively changes the conversation on the web and focuses audiences around the globe on that issue.
Out of this discussion naturally flow ideas, advice, plans, and action. In 2007 on the theme of the Environment, we saw bloggers running environmental experiments, detailing innovative ideas on creating sustainable practices, and focusing their audience’s attention on organizations and companies promoting green agendas. In 2008 we covered the theme of Poverty, and similarly focused the blogging community’s energies around discussing the wide breadth of the issue from many perspectives and identifying innovative and unexpected solutions. This year we aim to do the same for Climate Change, an issue that threatens us all.
Add comment Ekim 2, 2009
SENSİZ SOFRALARDAN HEP AÇ KALKTIM EFENDİM
bir şarkı bile etmez aklından geçenler
bir de kalkıp “hayallerinin peşinden git”
diyorsun çocuklara.
yayılmış göğsün ırmaklara bir dağı yükleniyor saçların
ve bulutlar gezinmekte üzerinde.
düş görmüş bir genç yüzü gibi
şaşırmışım fizik kitaplarında..
bir çayla simidin tadını bulamadım ramazan sofralarında.
rüzgarlı tepeler düşledim akşam vakitleri için,
ikimiz için ve biraz tütün..
yatsı namazından sonra yatanların iklimine varıp
kıvrılmak istiyorum bir köşeye.
beni bana bırakma efendim,
bizi bize bırakma..
bir kılıçla, bir sesle irkilmek..
şimdi, hemen, burada.
basit olsun diyorduk her şey, basit.
el-basit’in lisanıyla basit.
bir ağaç altı bulmak çıplak sıcakta,
bir gölge.. gölgesiz efendiden bir gölge..
bir ağaç ki kökü alemin.
meyveleri hep şifalı, sihirli, büyüleyici, hikmetli..
bir ağaç ki sonsuz çölde
yön, rızık, gölge
gittiği düğünden, mevlütten çocuğuna
en sevdiği çorba ve tatlıyı getiren anne gibi
şefkat, rahmet, ülfet üzere..
sevdiğimiz şeylerden infak etmedikçe
gerçekten iman etmiş olamayacağız.
sevdiğimiz şeylerden infak ederek
gerçekten sevilmeye değer olana
doğru açılacak kalp havuzunun kapakcıkları.
çer-çöple tıkanmış kalp havuzu..
eski-puslu-bulanık sularda yüzmeyi umma..
sevdiğimiz şeylerden infak.. vermek..
mesela, gençliğimizi vermek..
uykumuzdan, dilimizden, yüzümüzden vermek..
vaktimizden.. hoşumuza giden nimetlerden..
misal, çok güzel bir sofranın başına oturdun..
insan ister ki sevdikleriyle yesin o yemeği..
yoksa ne anlamı olur yalnız yemenin..
biyolojik bir sindirimden başka..
o güzelim sofranın başında;
“efendim de olsaydı şu sofrada,
bu güzel nimetlerden o da tatsaydı..”
diye kalbin nazlanması sahibine
iki büklüm oturuverseydim
dizinin dibine de, geçiverseydim
yemeden, içmeden o an..
tüylerim bir yelken gibi ürperseydi de
hafifleyiverseydim oracıkta.. unutuverseydim
dünya nimetlerini kainat nimeti yanında..
efendim, sensiz sofralardan
aç kalktım bunca zaman
kelime çubuklarına ne kadar üflediysem nafile,
sesim cılız, göğsüm fakir, mezun değiliz konuşmaya..
yangınlar içindeyiz lakin parlak
görünüyorsun diyorlar dışardan bakanlar
ne ile parlıyorsan
onunla parçalanmak kaçınılmaz.
seni uzak bir bulut gibi düşledim durdum efendim
yüzüme giden her avuçiçinde yankılandın durdun
seninle avundum durdum, duruldum
efendim.
biz seninle serinliyor,
seninle gölgeleniyoruz..
umuyoruz ki bir lahza da yağıversen köyümüze,
diriltsen çorak, tenha köyümüzü..
yanlış yerlere ev yaptığımız doğrudur..
unutuverdik deniz üstünde evin olmayacağını..
seller alıp götürürdü her şeyi ya
dünyanın kendisi de bir sel değil miydi,
gurbeti inkar etmedik mi..
evler yapmadık mı
selin önüne..
selin, kibrin, şehvetin, riyanın,
güzelliğin, malın, fitnenin, kadının, erkeğin,
çocuğun, üniversitenin, kadronun, maaşın önüne..
geçim derdiyle geçtik gidiyoruz
atalarımızdan öyle gördük.
onların dini üzereydik..
yazıklar olsun şimdi bana,
yazıklar olsun şimdi sana,
yazıklar olsun..
perçeminden tutup bu dünyayı
bir tokat savuramadık ya güzel yüzüne,
efendim
şimdi hangi hal ile hangi sofraya otursak aç kalkıyoruz sensiz..
sen hiç gelmiyorsun ki aklımıza..
sen ki en basitinden bir tokalaşmada bile
“karşıdaki elini bırakmadan bırakmazdın onun elini”
şimdi ellerimiz neyi tutuyorsa hemen terk ediliyoruz,
terk ediyoruz..
sevmeyi öğrenemedik, yabani otlar gibiyiz
kim geçse yanımızdan “kibirli bir keder” bulaştırıyoruz..
sen ki “ bir yöne döndüğünde tüm gövdenle dönerdin”..
bir tek bunu yapabilseydik efendim..
başımız, göğsümüz, kalbimiz başka yönlerde,
parçalanmışız..
yerini terk eden uhud okçularıyız..
sensiz sofralardan hep aç kalkıyoruz efendim..
sensiz kelamlardan yüklendik tonlarca,
belimiz kambur, dilimiz pelte..
“onlar ki alınlarındaki secde izlerinden bellidirler”
alnımızdaki izler dünya haritası.. şirkten..
yaramaz bir çocuk gibi sormak istiyorum;
efendim selam niye söylenir ki?
selam söylemesek, selam söylemeye hacet olmasa da
senin oturduğun sofralarda dilimiz tutuluverse,
yüzünün aydınlık ve derinliğinde erisek,
nurdan denizlerde coşkuyla yelken açsa yanaklarımız,
dünya uzak bir masal ülkesi gibi
kalıverse oracıkta..
ama biliyoruz ki rabbimiz ve melekleri de
sana salat ve selam ederler..
biz de ederiz.. salat ve selamların en suskunu,
en utangaçı, en garib ve en fakir olanıyla..
dilimiz dönmez, dudağımız kurudur..
kalbimiz, unuttuk ona galebe çalan şeyi..
sensiz sofralarda besmelesiz, hamdsiziz..
elimiz ve yüzümüz şımarık..
döndüğümüz yönlerde ne arıyoruz?
sana doğru tüm gövdemizle dönmeyi öğrenemedik..
gökteki yıldızlar
gece yanan şehir ışıklarından görünmüyorlarken
kitaplara gömülmüş bir bezginlikle ağlıyoruz şimdi…
bayram mı dediniz?!
Add comment Eylül 12, 2009
EN GÜZEL’SİN
en güzel fotoğrafım bir yorgunluk. halinde çekildi. *
hafif kızlar gördüm sinemalarda
ve avril lavigne şarkıları
dur önce bunu anlatayım
geçip giden o yaz akşamlarına benziyorlardı
kış boyu “yaz gelsin bak nasıl denize gireceğim,
sigarayı bırakıp, meyveler toplayacağım sana” hayalleri gibi
yaz akşamlarına benziyordun
dut ağacı altında oturmuşuz
karşımızda kendi sessizliğinde
bir bahçe soluyup duruyor gecede
öğrenci evlerinde gecenin nasıl ayakta
nikotin bulutları arasında, şiirler ve şarkılarla
ve nasıl yirmili yaşlarımda az bulunan fanzin dergilerinde
nikotin-cell hikayeler yazdığımı anlatıyordum sana.
üstelik çay içerken ne güzel dinliyordun, ellerin bardak üstünde
kelimelerimi biriktirir gibi içinde
en güzel fotoğrafın bir yorgunluk halinde. çekildi.
hafif kızlar gördüm diyordum sinemalarda
o entarisi bulut gibi kızlar
bedenleri tinsel ve şeffaf olan cennet kızları
görmek de bir yere kadar.
görüvermek, derdi belki de borges görebilseydi
an be an yeniden görülmeyle kendini var eden hafifliğe
iki farklı dilde insan ve günah anlamına geliyordu SİN
neden sonra dönüp bana “sensin” dedi o
iki farklı dilde aynı şarkı
yırtık günler geçiriyorum safadan merveye doğru
aradığım sen değilsin, yine de bir çay içelim şurada
ve deve üstünde gelen tütünlerden bir sigara
“hikayen yoksa, sen de yoksun” diyordu afiş
otuzuma gelmeden yazıp vermeliydim şu hikayeyi
og mandino tarzı bir yalınlıkla
ve ince çizgilerden bir sazlık resminde bir kuş
her an uçup gidebilirmiş gibi duruyor
“sensin” o.
do not touch, do not kill
or if u wanna kiss
hold it just as a bird fly
“benim” o.
benimsin güzelim, nazımsın tanrıya
bir sabah tazeliğinde sözlerinle dur orada, şimdi!
-Şimdi mi? Burada mı?
Evet şimdi. Evet orada. Dur öyle,
çekiyoruum , çeeekktim.
Bu ne güzel gülüş böyle..
harikulade oldu. Çok güzel oldu.
* by ihk
Mustafa İjaz
İstanbul, Ağustos 2009
Add comment Ağustos 29, 2009
ORUÇ YAZILARI : SAMANYOLUNDA ZİYAFET
Mütefekkir-şair Sezai Karakoç’un bir ömür boyunca daha çok ramazanlarda yazdığı oruç hakkındaki yazıları“Samanyolunda Ziyafet” adıyla kitaplaştı.Kitabın alt başlığı: “Oruç Yazıları”
Kitapta yer alan yazıların başlıkları bizlere çok şey söylemektedir: Betonları Kıran Oruç, Samanyolunda Ziyafet, Oruç ve Çocuk , Orucun 24 Saati, Orucun Ömrü, Aktüalite, Altın Gece, Bayram, Konuk, Sürekli Mucizeler, Her Yıl Bir Mucize Gibi Gelen, Oruç da Acıkır, Diriliş Saati, Silahımız, Yankı, Bir İftar ve Ötesi, Kadir Gecesi, Yolcu, Bayram, Oruç ve Diriliş, Orucun Ruhu, Ruhun Silahları, Ruhun Şöleni, İnsan ve Oruç, Görünen Aya Selâm, Hicretten Miraca, Oruç Dünyasında, Gök Armağanı Oruç, Orucu Benzerlerinden Fark Ettiren, Çocukluğumuzun Ramazanları, Çağrı, Oruç Ülkesi, Kara Bayramı Aka Çevirmek, Ramazanın Aynasında Hayat.
Ramazan gelince özge bir zaman başlar. Ruhun ön planda olduğu bir zamandır bu. İnsan iyiliklere, güzelliklere doğru bir yürüyüştedir. Kirden, karanlıktan uzak günler… Kurtuluş günleri, arınma günleri: “Bir ev nasıl yılda bir defa temizlenir, örümcek ağlarından kurtarılır, kiremitleri aktarılır, sıvanır, yıkanır, onarılır ve badana edilir; yani yeni yapılmış hale getirilirse, bir ruh da yılda bir kere böyle bir genel temizlik ve revizyon ister. Bir şehrin temizlenmesi, onarılması, yeniden yapılması, sıva, boya ve badanalarının tazelenmesi ile müslüman bir şehrin oruç boyunca ruhî canlılık ve hareketi , yükselme ilerlemesi birbirini çok andırır. Oruç , demek ki bir noktadan bakılınca, ruhun ve vücudun dezenfekte edilmesi oluyor.”( Betonları Kıran Oruç )
Hayatın monotonluğu, sıradanlığı yeni zaman ile, ramazan ile değişir.Başka bir kapı açılır adeta.Bu kapıda umut, sevinç, gül aydınlığı…Hayatın bunaltan, usandıran tekrarları kaybolur. Yeniden başlamanın vaktidir: “İşte oruç, külü deşer, betonları kırar, eskiyen dünyayı tazeler, alışkanlıkları elâstikîleştirir, donmalarını önler, içgüdüleri pırıl pırıl yapar, insanı melankoliye düşmekten, yani eşyayla ilgiyi kesmekten, korur, kâinatı yeniden yaşanmağa değer bir yer haline getirir, insanı yeni doğmuşçasına yaşamaya hevesli, iştahalı bir yeni insan yapar.” ( Betonları Kıran Oruç )
Değişim başlamıştır. Zaman, başka bir zamandır: “Hayvandan meleğe doğru yolculuk; içteki karanlıkların eriyişi, yerini metafizik ışıkların alması Oruçla…Gerçek gün doğuşu, gerçek kuşluk, gerçek öğle, gerçek ikindi, gerçek akşam ve gün batışı, gerçek gece ve yatsı Oruçla. Gerçek zaman Oruçladır.” ( Samanyolunda Ziyafet )
Müslüman her yıl, bir ay bir ruh şölenine çağrılır. Yeniden varoluş: Yücelten, sağaltan…“Oruç insanın katıldığı, her yıl bir ay katıldığı bir ruh şölenidir.Üstün insanların davetlisi olduğu bir tabiatüstü ziyafet, bir gök sofrasıdır.” ( Samanyolunda Ziyafet )
Çocuğun dünyasında orucun yeri bambaşkadır. Evvela Ramazanı bekler. Çevresindeki konuşmalar ona kutlu bir misafirin geleceğini haber vermektedir. Ramazan bütün görkemi ile gelir. Evde bir değim başlamıştır. Çocuk bu değişime katılmaya çalışır. Sahura kalkar. Büyükleri “uyu” dese de o, dinlemez sahurda uyanır. İftar vaktini sabırla bekler. Kulağı ezan sesinde…Çocuk ve oruç arasında bir iyilik ırmağı akar: “Oruç ve namazladır ki, kutsal bir dünyaya girer çocuk.Sözle değil; bizzat o dünyanın içinde yaşar Mutlak Gerçeği.” ( Oruç ve Çocuk )
Ne güzel konuktur o !.. Evimizi, ruhumuzu aydınlatır, bizlere dirilişin imkanlarını sunar. Hoş geldin !.. “Her yıl bir ay için oruç mimarı bize konuk gelir. Gelir gelmez de kollarını sıvar ve işe koyulur.Bir kahve içimlik bile beklemez, dinlenmez. Kutsallığın işçisidir o. İlkin vücut evini şöyle bir yoklar. Bir sarsar insanı. Öyle sarsar ki bacalarda ne kadar birikmiş kurum varsa dökülür. Tabiat etkisiyle gevşemiş ve kopmaya yüz tutmuş sıvalar düşer. Yerinden oynamış kiremitler kayar. Organlar arasında, kasların eklem yerlerinde, hareketsizliğin ve ölümün sembolü olarak gerilmiş kaç örümcek ağı varsa yırtılır. Vücut konağı , böylece konuğun, büyük konuğun gelmiş olduğunu bilmiş olur. Sonra Oruç onarmaya başlar” ( Konuk )
İnsanın bitmez sanılan koşuşturması var. Gün içinde bir telaş…Ve arada yaşanan aldanışlar, kayıplar…Zira oyun ve oyalanma çeker insanı. İşte bu gidişe son vermenin, tefekkürün zamanıdır. Nereye gidiyoruz, bu çaba niçin, neredeyiz ? soruları nefsimize sürekli sorulmalı. Bir çağrıdır oruç. Bağlanmanın, yakınlığın yeniden değerlendirildiği, noksanların tamamlandığı zaman: “Oruç, bu ümmete bağışlanmış; sağı ölüden, diriyi cansızdan ayıran, fark ettiren kutlu bir nimet ve emanettir.
( Her Yıl Bir Mucize Gibi Gelen )
Kur’ân sesi, namaz, merhamet…Bütün bunların neticesi olarak iyiliği çoğaltmak, kötülüklere engel olmanın gereği bir kez daha hatırlanır. Orucun müslümandan istedikleri vardır: “Evet, oruç da susar, oruç da acıkır.Orucun susadığı ve âb-ı hayat gibi kanamadığı su, Kur’ân sesi, acıktığı namaz, örtündüğü merhamet, kuşandığı, giyindiği, Allah adının yükseltilmesi yani cihadtır.” ( Oruç da Acıkır )
Bekleyenler için gün doğmuştur artık. Rahmet, mağfiret günleri… “Uzun süren bir kuraklıktan sonra, dudakları çatlamış toprağından ötürü ellerini göğe kaldırmış çiftçi için birden boşanan yağmur neyse, biz müslümanlar için gelen bu oruç da odur.” ( Silâhımız )
İslâm insanı olmak… “Kur’ân, namaz ve oruçta dirilen bir İslâm insanı olmak: İşte çağımız müslümanının tek varoluş şartı.” ( Silâhımız )
Karanlıklardan çıkış için kurtuluş için ramazan…“Ölüme doğru koştuğu bu son çağlarda İslâm toplumu tam ölmemişse ve hâlâ yaşıyorsa; bunu, gelip gelip dirilten ramazanlara borçludur geniş ölçüde. Ve bir gün tam dirilecekse, bu da yine bir ramazanda başlayacaktır, ramazanlarla başlayacaktır. ( Oruç ve Diriliş )
Oruç günlerinde yaşadığımız her ân daha bir anlamlıdır, daha bir kıymetlidir. Taşlar yerine oturmuştur. İnsan bir dinginlik içindedir. Geçmişini hatırlar, bugünü değerlendirir, gelecek günlerin daha iyi olmasını umut eder. Gündelik alışkanlıklar terk edilmiştir. Özge bir oluş ile gün başlar. Yücelten anlamın ışığında vakit daha bir kıymet kazanır. Zaman ve eşya gerçek anlamına kavuşur. İnsan bu değişikliği gün içinde derinden duyar: “Oruç, eşyayı ve evreni de bize yaklaştırmış değil midir? Onu daha derinden algılamakta, kavramakta değil midir? Oruç ayında gündüz daha gündüz, gece daha gece değil midir? Güneş daha güneş, su daha su, toprak daha toprak, ay daha ay, yıldız daha yıldız, zaman daha zaman, mekân daha mekân, vücut daha vücut değil midir? Ve nihayet ruh, daha ruh değil midir? (Orucun Ruhu )
Şiirden: “ Ey oruç, diriltici rüzgâr, İslâm baharı” ( İnsan ve Oruç )
Şimdi başlayan bir muhasebedir: “Oruç, bir ruh analizi oluyor inanmış insan için. Geçmişini düşünüyor insan, yanlışlıklarını daha bir net görüyor. Eğrilmişse yolu, düzeltmek istiyor onu. Yay haline gelen “Doğru Çizgi” düzeltiliyor içimizde. ( Oruç Dünyasında )
Kaybettiğini hatırla !.. “Kendi kendinden uzaklaşan insanın kendine dönüşüdür oruç ayı” ( Gök Armağanı Oruç )
Bir göç var, kutlu bir sefer…“Ramazan dünya içinde ahirete bir aylığına Müslümanların toptan hicreti gibidir.” ( Orucu Benzerlerinden Fark Ettiren )
Artık beden geriye çekilir; ruh ön plandadır: “Ruh, oruç ülkesinde büyümenin sırrını keşfeder.”
( Oruç Ülkesi )
Bizim için diriliş günleri, sevinç günleri, tövbe günleri…Bir yapının yükselişi gibidir: “Ramazan, biz Müslümanların kimlik hamurumuza bir güneş ışığı gibi sızmıştır. Kişiliğimizi mayalamıştır o. Kişiliğimiz onunla; o, kişiliğimizle yoğrulmuştur.İnsan ruhuna tabiatüstü pencereler açan odur.”
( Ramazan Aynasında Hayat )
Sezai Karakoç’un oruç yazılarını topladığı bu kitapta oruçtaki derin anlamlar ifade edilir. Dergi ve gazetelerde yayımlanan yazılar bir araya getirilmiş. Oruç konusunu işleyen ilk yazısı “Betonları Kıran Oruç”, 1962 yılında “Yeni İstiklâl”de yayımlanmış. Kitapta yer alan son yazı özellikle bu kitap için hazırlanmış.Yazı için düşülen tarih: Ekim 2004. Bir kitap bütünlüğüne kavuşan oruç yazılarında umudu, irfanı, uyanışı, iyiliği okudum. “Samanyolunda Ziyafet” e davetlisiniz dostlar !..
* “Samanyolunda Ziyafet” – Sezai Karakoç
Diriliş Yayınları
1 comment Ağustos 19, 2009
TATLI SÖZLÜK
Ek$i Sözlüğe alternatif ; Tatlı Sözlük.
http://tatlisozluk.wordpress.com/
sözlüğe herhangi bir yere üye olmadan yorum yazabilirsiniz.
sözlük kendisini şöyle ifade ediyor;
Tatlı’m Sözlük
bu sözlükte yer alan bilgiler sokol’un makalesinde kullanılabilir bilgiler türündedir. yanımızda yürürken; sokolun makalesi de nedir, diyenlerin bizimle bir akrabalığı yoktur, kimdir bu arkadaş diye soranlara, tanımıyoruz ilgimiz yok der kaçarız. tatli sözlük bir ekşi sözlük gıcığıdır, taklididir, çakmadır. herkese açık ve kapalıdır. okuyucular da yazanlar kadar sorumludur, suç ortağıdır. burada yazılanları copy-paste yapanlar ergenekon tosunudur, darbecidir, pespayedir. bu sitenin tüm yayın hakları Shaquille O’Neil ve Kobe Bryant a aittir. pazarları da açıktır.
s-özlük kuralları;
1. küfürlü söz ve kişilerin doğuştan sahip dolduğu haklara saygısızlık içeren yorumlar yapılmaz
2. tatlı söz yılanı deliğine sokar.
3.tatlı sözlüğün dili tatlı, simgesi fırın sütlaç tatlısıdır.
4. sınırları kullanıcılar ve yorumcularla sınırlıdır.
5. bağımsızdır.
6.yönetim şekli monarşidir.
7. tatlı sözlükte kullanıcılar eşit haklara sahip değildir.
8.ibrahim tatlıses le yakından uzaktan ilgisi yoktur, olamaz, olursa bu blog intihara meyillidir.
9. birinci, üçüncü ve altıncı maddeler değiştirilemez.
10. dokuzuncu maddenin değiştirilmesi teklif edilemez.
11. onuncu maddenin yanından bile geçilemez.
12. yorum yazarken türkçe yazım kurallarına uymak zorunlu değildir.
13. tavsiyeler alınır, değerlendirilir, makbul olanlar topluma kazandırılır.
14. büyük harf kullanılmaz
15. sözlük yazarken insana yılan bile dokunmaz. sözlük yazmak kutsal bir iştir.
Buzz Point ©2009, İstanbul
Add comment Ağustos 3, 2009
TARAF’IN ARKA SAYFA SORULARINA CEVAPLAR
(İ.S 1983 – max.2183)
Dünya Çocuk Bakanı. Umudun Teologu
Hayalperest Eğitim Kurumları -Yönetim Kurulu Asilzadesi
HomoAcademicus Felsefe-Fizik-EdebiyatDisiplinlerarası Fahri Doktoru
Kitap – Hareket , Tebessümve Güzellik Müptelası
Turkey’s non-Official Youth Mentor
chief in Character Education
Mustafa IJAZ
1.En sevdiğiniz kelime?
Harikulade
2.Nefret ettiğiniz kelime?
Ama
3.Ne sizi heyecanlandırır?
Çocuk-lar
4.Heyecanınızı ne öldürür?
Sevgisizlik
5.En sevdiğiniz ses nedir?
Windows açılış sesi, bir de kendi sesim :))
6.Nefret ettiğiniz ses?
Yıkılıyoooo :)
7.Hangi mesleği yapmak istemezsiniz?
Bankacı, gişeci, kaleci.
8.Hangi doğal yeteneğe sahip olmak isterdiniz?
Parelel evrenler arasında gezebilme
9.Kendiniz olmasaydınız kim olurdunuz?
Kendim olurdum be, manyak mıyım ben :))
10.Nerede yaşamak isterdiniz?
Everestte ya da Newyorkta.
11.En önemli kusurunuz nedir?
Çok okumak
12.Size en fazla keyif veren kötü huyunuz hangisi?
İnternet ve uyku
13.Kahramanınız kim?
O (s.a.s)
14.En çok kullandığınız küfür?
Serseri
15.Şu anki ruh haliniz nasıl?
Dingin
16.Hayat felsefenizi hangi slogan özetler?
Hedef basitliktir!
Girmediğin bütün yarışlarda sonuncusun.
Carpe diem!
17.Mutluluk rüyanız nedir?
Beş çocuk ve mutlu bir aile, denize bakan bir ev ve büyük bir kitaplık.
18.Sizce mutsuzluğun tanımı?
Nefes alıp verdiğini unutarak yaşamak.
19.Nasıl ölmek isterdiniz?
Zor soru bu, bütünlemeye kalsam olmaz mı :))
20.Öldüğünüzde cennete giderseniz Tanrı’nın kapıda size ne söylemesini istersiniz?
Bu kıyağımı unutma
2 comments Temmuz 31, 2009
İDEAL ÜNİVERSİTENİN KİLİT UNSURLARI
Dünya ve toplumlar hızla değişim, dönüşüm, üretim ve bu süreçlere adaptasyonla ilgiliyken Türkiye bu anlamda hala ilkel bir görüntü içindedir. nedeni basit; bir toplumda değişimin motoru üniversitelerdir. türkiye de üniversiteler hayatta istediğine karar veremeyen bir yığın insanın iltica kapısı haline gelmiştir. günümüzde yeni bu konuda sorgulamalar, çalıştaylar yapılmakta. gelecek yıllarda meyvelerini toplarız diye ümit ediyorum. bologna süreci, ab programları, erasmus ve farabi programlarının hayata geçirilmesinde bir takım sıkıntılar varsa da gelinen nokta itibariyle yine de güzel gelişmeler bunlar diyebiliriz. Yüksek Öğretim Kurulu da bu konuda yeni yapılandırmalar içinde. YÖK başkanı Yusuf Ziya Özcan ın yeniliklerle ilgili bilgiler verdiği bir röportajına buradan ulaşabilirsiniz.
***
bir örnek vermek gerekirse ;
halen Atatürk Üniversitesi öğrencisi olarak, EĞİTİMİN GELECEĞİNE KAFA YOR! an biri olarak diyebilirim ki türkiyede öğrenci alım, lisans ve yüksek lisans eğitimi politikaları açısından vizyonu en geniş, küresel anlamda bir değerler habitatına sahip tek üniversite SABANCI ÜNİVERSİTESİdir.
***
İDEAL ÜNİVERSİTENİN KİLİT UNSURLARI
nedir? Sorusuna şu cevapları verebiliriz;
Bir üniversite sonraki kuşağın eğitim ve öğrenimine dömük hedeflere ulaşmak için gerekli yapıyı, sistem, süreç ve kaynakları geliştirir. Bunlar esnektir ve beliren ihtiyaç ve koşullara kendilerini uyarlayabilirler.
Bir üniversite çeşitli yöntemlerle yeni bilgiler üretir ve yayar
bir üniversite, insanların birbiriyle bağlantısı ister fiziksel ister elektronik olsun, ortak öğrenmeyi ileriye götüren bir “sorgulama habitatı”dır.
Bir üniversite erişim, herkes için hayatı ve çevresindeki dünyayı anlama olanağı yaratır.
Bir üniversite hakikat, güzellik, sevgi ve adalet ideallerimize ilişkin anlayışımızı ve değerlerimizi genişletir.
Bir üniversitenin öğretim üyeleri öğrencilerle öğrenme sorumluluğunu paylaşan yol göstericiler ya da kolaylaştırıcılardır.
Bir üniversite şimdiki ve gelecek kuşaklar için, içinde yer aldığı toplulukla, kuruluşlarla, toplumla ve doğal çevreyle pürüzsüz bir bütünleşme içindedir ve bunların kendilerini yeniden üretmesine yardımcı olur.
üniversitelerin ve eğitimin değişen paradigması | eğitimin geleceği
***
Eğitim üzerine yazmaya, düşünmeye, geleceğe kafa yormaya devam edeceğim.
ışık ve sevgiyle..
1 comment Temmuz 18, 2009
CHESS MASTER’ın DRAMATİK SONU
29 hamle, 13 kez Şah çekme ve Chess Master’ın Dramatik Sonu *
Mustafa İjaz – Chess Master Satranç Programı
1.e4 e6
2.Ac3 Ac6
3.d4 Fb4
4.a3 Fxc3
5.bxc3 Af6
6.e5 Ad5
7.Fd2 0-0
8.Fd3 d6
9.c4 Ae7
10.Ah3 dxe5
11.Fxh7+ Şxh7
12.Vh5+ Şg8
13.Ag5 Ke8
14.Vh7+ Şf8
15.Vh8+ Ag8
16.Ah7+ Şe7
17.Fg5+ f6
18.Vxg7+ Şd6
19.c5+ Şd5
20.c4+ Şxc4
21.Kc1+ Şb3
22.Fd2 exd4
23.0-0 Şxa3
24.Vg3+ Şb2
25.Kb1+ Şc2
26.kd1 Vd5
27.Ff4 Vxg2+
28.Şxg2 e5
29.Vd3++
11 Temmuz ‘09 Üsküdar – İstanbul
* Bu maç Chess Master Programınının master versiyonuyla yapılmıştır.
7 comments Temmuz 13, 2009
SEVİNDİRME SERVİSİ
Delta Bisiklet olarak 2 Ağustosta Bisikletle Ağrı Dağı’na tırmanıyoruz. Yolumuz oralara düşmüşken Iğdırlı çocukları güldürmek için elimizden gelen her türlü yardımı yapıyoruz. Küresel Isınmaya Karşı Bisikletle Ağrı Dağı’na tırmanırken ihtiyacı olan çocuklara yardım ederek kalbimizi ısıtıyoruz. Artık binmediğimiz, bize küçük gelen bisikletlerimizi, bir kenara kaldırdığımız bisiklet malzemelerimizi, evimizde bulunan okuduktan sonra artık başkalarıyla paylaşmalıyım dediğimiz kitaplarımızı, ilk sayfalarını hunharca kullanıp çekmecelere kapadığımız defterlerimizi, duygusal davranıp bir kenara ayırdığımız ama artık giymediğimiz kıyafetlerimizi, küçüklüğümüzde bizi güldüren oyuncaklarımızı Iğdırlı çocukları güldürmek için tozlandıkları, kendilerini işe yaramaz hissettikleri köşelerinden çıkarıyoruz. Sevindirme servisimiz 24 Temmuz Cuma ‘09 günü Delta Bisiklet Emek Şubesinden yola çıkacak. O güne kadar paylaşmak istediğiniz herşeyi bize bırakabilirsiniz.
Delta Bisiklet
Bosna Hersek Caddesi 21/D Emek-ANKARA
Tel: 0312 223 60 27
Faks:0312 222 34 92
www.deltabisiklet.com
info@deltabisiklet.com
1 comment Temmuz 8, 2009
GENÇLER İÇİN YAZ REHBERİ
Arkadaşlar merhaba,
bir çoğumuz “bu yaz tatilinde ne yapsak acaba?” sorusundaki soru işraeti gibi kıvranıp durur.
Ben kendi tecrübelerimden yola çıkarak aklı karışıklar için aklı daha da karıştırıcı küçük bir “gençler için yaz rehberi” hazırladım.
NE VAR -NE YOK
1.TV ve eve kapanmak yok – kitap rüzgar ve orman var
2.Geç saatlerde yatmak yok – Erken kalmak var
3.sigara yok – nefes tutma çalışması var
4.fazla çay-kahve yok – meyve sebze var
5.tembellik yok – hareket eylem var
6.haber izlemek, gazete okumak yok – kitap var
7.fazla telefon görüşmesi yok – kafayı dinlemek, yalnız kalmak, kendimizi muhsebeye çekmek var
8.Fast food, ağır yağlı, etli yemek yok – hafif yiyin; sebze meyve, balık -salata ve ot yemekleri var
9.bezmek yok; neşe var
10.şikayet yok ; harekete geçip icabına bakmak var, her neredeysen..
11.bahane yok, iş var..
12.şüphe ve korkular yok, sevgi ve dinginlik var.
13.gürültü yok müzik varNE YAPALIM?
spor yapın; en ideali erken saatlerde kalkıp hızlı tempo yürümektir. Koşmak da ruh ve beden sağlığı için çok faydalıdır. Yaz aylarında mümkün olduğunca aktif, haraketli bir tatil-dinlenme programı içinde olun. Mutlaka denize gidin. Yüzün. Güneşlenin. Güzel kırmızı sulu bir karpuzun yanında tam yağlı peynir yiyin. Sahilde bir ağacın altına uzanıp rüzgarın ninnisiyle uykuya dalın. Tatlı-uyuşuk .. cep telefonunuzu on gün kapatıp kayıplara karışın. İçinde kitap, harita, bir kaç tişört, fotoğraf makinesi, terlik, güzel koku, bir havlu boyu sevgi, gökyüzü dolusu neşe ve denizler gibi umut ve geceleyin yıldızların bize hissettirdiği gibi hayaller olan bir sırt çantası ve küçük-portatif bir çadırla “anne ben markete ekmek almaya gidiyorum” edasında bir izinle ailenize “hoşçakalın” deyip hayatınızın en güzel on gününü yaşayabilirsiniz. Mümkünse geziye bisikletle de çıkabilirsiniz. Bu konuda tecrübesizseniz “uzun yol bisiklet gezileri”yle ilgili bazı bilgi ve deneyimleri, gezi tek ve notlarını internette bulabilirsiniz. Bisikletle veya otobüsle veya oto-stopla ama Nereye? Aramızda kalsın, benim bildiğim bir kaç yer var :)hatta size bir gezi bile güzergahı çizebilirim; elbette seyahat Antalyaya. İlk durak burası. Antalyada denize girmeyin. Güzergah boyunca sizi bekleyen ne güzel koylar var. bir kaç gün antalyada gezdikten sonra batı istikametine doğru şu güzergahlarda durarak-geceleyerek-gündüzleyerek -artık nasıl uygun görürseniz- gezinizi tamamlayabilirsiniz. (nerde neresi gezilir, ne yenir ne içili, nerde ne vardır hepsini yazmak isterdim ama uyumam lazım, saat geç oldu )![]()
GÜZERGAH
ANTALYA–göynük-kemer-faselis-olympos-çıralı-adrasan-mavikent-kumluca-finike-demre(noel baba kilisesi, Myra, kekova batık kent )-kaş-kalkan-kınık-fethiye-köyceğiz-ölüdeniz-muğla-marmaris-bodrum-milas- didim,kuşadası-aydın-izmir-balıkesir-İSTANBUL
Türkiyenin en güzel sahilleri, en güzel bisiklet güzergahı, en güzel ormanları, en güzel kızları, en güzel meyve ve sebzeleri, en güzel akşamları, en güzel soru ve cevapları bu güzergahta bulabilirsiniz. Bu yolculukta bir çok insanla tanışın. Adreslerini, e-maillerini, telefonlarını alın. Soru sormaktan çekinmeyin. Bu yolculuk hayatınızı değiştirebilir. Bir kıza aşık olup onunla evlenebilirsiniz. Tanıştığınız her insan sizin için başka insanlara ve hayatlara açılan pencere gibidir. Gittiğiniz yerler, yediğiniz şeyler, tanıştığınız insanlar, ilginç bulduğunuz iş fikirleri, size farklı gelen her şey hakkında not tutun. Bu notları gezi sonunda bir kitaba dönüştürebilirsiniz. Veya her gün gezdiğiniz yerleri, gözlemlerinizi kişisel blogunuzda paylaşabilirsiniz ama yorucu olur. Not tutmak daha iyi. Yanınıza hafif bir laptop veya harici harddisk alırsanız binlerce fotoğraf çekebilirsiniz. Bisikletle bu geziye çıkmak isteyenler mutlaka en az iki kişi -ideali üç kişidir- olmalıdır ve bisiklet ve ekipmanlarınız uzun yol için uygun olmalıdır. Uzun yolda bisiklet sürmek ayrı bir bilgi ve donanım gerektirir. Bunlarla ilgili bilgileri de bazı site ve forum sayfalarından edinebilirsiniz. Gayet kolaydır aslında. Bu güzergahı beğenmeyenler için ikinci bir alternatif, trenle avrupa seyahati: INTERRAIL. Aldığınız bir İnterrail biletiyle biletinizin süresine göre -en fazla bir ay- türkiyeden yola çıkarak tüm avrupa ülkelerini trenle gezebilirsiniz. Bu konuda yazılmış bir kitap: bir bilet al – gize altın .Bu kitap interraille ilgili tüm sorularınıza merak ettiğiniz her şeye cevap verebilecek bir içerğie sahip -ben okudum ordan biliyorum :) – Yunanistan -italya-almanya-hollanda-fransa-ispanya vb.. yine bu konuda daha önce interraille seyahat etmiş kişilerden bilgi alabilir, onların deneyimlerinden faydalanabilirsiniz.
![]()
NE OKUYALIM
14.kutsal kitap – tanrı
15.tanrılar okulu – stefano danna
16.şimdinin gücü- eckhart tolle
17.farkındalık – osho
18.krishnamurti – doğru meslek üzerine
19.çalışmanın mutluluğu ve sıkıntısı – alain de botton
20. ilhan berk – bütün şiirleri
21.ibrahim tenekeci şiirleri
22.göğü delen adam papalagi
23.bülent akyürek – bütün kitapları
24.paul arden – aklını kullan aksini düşün ve mesele ne kadar iyi olduğun değil, ne kadar iyi olmak istediğin kitapları
25.cafcaf mizah dergisi
26.bundan başka daha ne isterseniz okuyun ama KİŞİSEL GELİŞİM KİTAPLARI OKUMAYIN
NE YAPIN
ezberci olmayın. Sıkılmaktan hala sıkılmadınız mı? Ne olmak-yapmak istediğine karar vermenin tek yolu vardır; gerçekten ne yapmak-olmak istediğine karar vermek. Karar ver. Odaklan. Projelendir. Detaylandır. Zamanla. Hayal kur. İmajinasyonla besle hayallerini. Sık sık. Farkındalık kazan; kendin hayatın biyolojik ve ruhsal durumun hakkında. Süprizler yap. İlginç ol. Ne yapacağın kestirelemesin. İnsanları gülümset, şaşırt. Çocuklara dondurma parası ver. Hatta verme, bir yere bırak onların bulmalarını sağla. Arkadaşlarına kendilerini değerli hissettir. Hep yanında olan insanlara karşı uyuma. Her gün yeni insanlarla birlikte oluyormuşsun gibi kanlı canlı neşeli saygılı ilgili ol. Yenilik, yeni fikirler, girişimcilik, sorunlar ve muhtemel çözümler hakkında düşün. Geleceğe kafa yor. Gerçekten bir şey istiyorsan, karar al – bedel öde. Büyük düşün, cömert ol.
Yazın yaylalara çıkın. Trekking – dağ yürüyüşleri yapın. Kaynak sularından – pınarın başından- su için. Ormanlar gezin. Büyük yüce, güzel dingin sessiz uğultulu ormanlar içinde yürüyün. Büyüklerinizi ve akrabalarınızı ziyaret edin. Gönüllerini alın. Küçüklerinizi sevindirin. Küçük de olsa hediyeler – şeker, sakız, çikolata, bilye, top, oyuncak, kitap, umut – verin. Onlarla birlikte oynayın. Küçükken oynadığınız ama şimdiki çocukların bilmediği oyunları onlara öğeretin. Eğlenin. Sevindirin. Unutmayın tebessüm bile sadakadır.
Farklı şehirlerde oturan arkadaşlarınızı ziyaret edin. Farklı şehirlerde arkadaşları , tanıdıkları olanlar bir şehirden başka şehre geçerken biletlerini onlara aldırırlarsa çok az bir maliyetle güzel bir gezi yapmış olurlar. Sizi misafir edenler ise ev sahibi olmanın misafir ağırlamaın ikram etmenin keyfini ve mutluluğunu yaşarlar böylece. Tabii gitttiğiniz yerlerde fazla kalmadığınız müddetçe :) misafirlik üç gündür ne de olsa.
Tatilde cafe, restaurant, kitapçı, yerel gazete, market, çay bahçesi, dondurmacı gibi yerlerde de part time çalışarak renkli bir yaz geçirmeniz de mümkün. Biraz çalışıp biraz gezmek iyidir. Öğrenci iken Çalışmak para kazanmak dışında daha değerli şeyler de öğretir. Sizi geliştirir. Olumlu yönde Değiştirir.
Yazın ingilizce çalışabilirsiniz. Kur’an öğrenebilirsiniz. Namazda okuduğunuz surelerin çeşitliliğini arttırmak içn yeni ayetler ezberleyebilirsiniz. Umreye gidebilirsiniz. Kay kay binmeyi deneyebilirsiniz. Turlara katılabilirsiniz. Bir ay boş bir eve kapanıp ayın sonunda dünya klasiklerinden 70-80 tane kitap okuyabilirsiniz. Yeni müzik ve yeni filmler keşfedebilirsiniz.
Facebook, msn, telefon ne varsa kapatıp, dis-connect olup dünyaya bir de böyle bakabilirsiniz.
Tarlada çalışabilir, farklı ot yemekleri öğrenebilir, dağda hayvan otlatabilirsiniz.İnternetin altını üstüne getirip girişimcilik, fırsatlar, avrupa birliği programları, erasmus, farabi, stajlar, burslar, yeni üniversite ve bölümler, sertifika programları gibi konularda bir sürü bilgi edinip arkadaşlarınla bunları paylaşabilir, bir sürü insanın hayatını değiştirebilir, ufkunu açabilirsin.
Sen de bir blog açıp yazılar yazabilirsin. Hayata nasıl baktığını, deneyimlerini, güzel haberleri insanlarla paylaşabilirsin. Hadi ama, yapabilirsin!
Yazın yapılabilecek en güzel şeylerden biri de öykü yazmaktır. Hikaye değil. Öykü. Kısa, basit, kışkırtıcı, deli öyküler.. Batar’a duyurulur; Bekliyoruz kaç bahar oldu? :)
Zayıflayın. Fazla kilolarınızdan kurtulun. Hafif olun. Hafif, sade, huzurlu.
Kalbinizi gereksiz şeylerden arındırın. Şirk koşmayın. Manevi check- up yapın.
Dişlerinize özen gösterin. Ağız sağlığına önem verin.
Günahlardan uzak durun. Tutarlı olun. Kişisel bütünlüğe dikkat. Özsaygı..
yaz aylarında kişisel hijyene biraz daha özen özen göstermekte fayda var.
NE YAPMAYIN
tembellik, cahillik, edepsizlik yapmayın. Söz verin ve tutun. Erdemli -edepli olmaya özen gösterin.
Kıskançlık yapmayın. Gurur yapmayın. Sui zan yapmayın. Gıybet etmeyin.Kendiniz, yaşam-ölüm, dün-şimdi-gelecek , hayat ve ilişkiler ve ne istediğiniz hakkında düşünerek güzel, huzurlu, dingin ve keyifli bir tatil geçirmenizi dilerim. dostlara çok selam sevgi..
5 comments Temmuz 7, 2009
DAHİLERİN ANA DİLİ : SATRANÇ

64 ALTIN ÖĞÜT
1.Yaptığınız her hamlenin bir amacı olsun.
2.Rakibin her hamlesinin amacını anlamaya çalışın. Oynadığı taşın gidebileceği yerlere bakın.
3.Girişken ama amaçlı oyna. Gereksiz değiş tokuştan kaçın.
4.Rakibin stilini biliyorsan, bundan yararlan. Fakat sonunda, konuma gore oyna, rakibe göre değil.
5.Rakibin hamlelerini göz ardı etme.
6.Gereksiz yere şah çekme. Anlamı varsa şah çek.
7.Rakibin bütün tehditlerine yanıt bul. Bunu yaparken kendi konumunu geliştir ve/veya karşı tehdit yap.
8.İnisiyatifi almaya çalış. Zaten varsa, onu koru. Yoksa, ele geçirmeye çalış.
9.Değiş-tokuşlarda, en azından verdiğin kadar al.
10.Değiş-tokuşlarda, en değersiz taşla almaya başla, tabi başka bir taşla almak için geçerli bir neden yoksa.
11.Kayıplarını en aza indir. Taş kaybediyorsan, mümkün olduğunca az kaybetmeye çalış.
12.Taş kaybediyorsan, karşılığında olabildiğince çok almaya çalış.
13.Hata yaparsan, savaşmaktan vazgeçme. Rakip avantaj elde ettikten sonar gevşeyip, senin kurtulmana yol açabilir.
14.Kayıp durumda değilsen, hiçbir zaman, rakip senin tehdidini görmeyecek diye, riskli bir hamle yapma. Kayıp durumdaysan zaten kaybedecek bir şeyin kalmadığı için bunu yapabilirsin.
15.Kendi gücüne güven. Rakibin hamlesinin amacını göremediysen, bir amaç taşımadığını varsay.
16.Geçerli bir nedeni yoksa, feda yapma.
17.Eğer rakibin fedasını kabul etmek veya etmemek arasında bir karar veremiyorsan, kabul et.
18.Çok aletle hücum et. Sadece 1 – 2 aletle hücum etme.
19.Rakibin çifte tehditlerine dikkat et.
20.Merkez için oyna: onu koru, kontrol et, ele geçir, etkile.
21.Merkezi piyonlarla ele geçirmek için savaş.
22.Dikkatsiz piyon hamleleri yapma. Açılışta mümkün olduğunca az piyon hamlesi yaparak gelişimini tamamla.
23.Mantıklı olmak koşuluyla, merkez piyonlarını 2 sür.
24.Açılışta, mümkün olduğunca, sadece merkez piyonlarını oyna. Tabi açılışın temelinde diğer piyonları oynamak yoksa.
25.Fillerinizi, merkez piyonlarınızı tek sürerek önlerini kapatmadan once geliştirmeye çalışın.
26.Aletlerinizi, özellikle de atlarınızı, olabildiğince çabuk, merkeze doğru geliştirin.
27.Amaçlı bir şekilde gelişin; sadece geliştirmiş olmak için bir aleti oynamayın.
28.Zaman (veya hamle) kaybetmeyin. Her hamlede yeni bir alet geliştirmeye
çalışın. Açılışta, geçerli bir nedeniniz yoksa, aynı taşı 2 veya daha fazla kere oynamayın.
29.Gelişimde, tehditler de yapmaya çalışın. Fakat gereksiz (geçersiz) tehditler yapmayın.
30.Öncelikle minör aletleri (atları ve filleri) geliştirin. Şah kanadındaki aletleri, vezir kanadındakilerden daha önce geliştirin, ve
atları fillerden önce geliştirin.
31.Değiş-tokuşlarda da gelişmeye çalışın.

32.Gelişim avantajınız varsa, bunu değerlendirmek için hücum edin. Hücum etmezseniz, karşı taraf gelişimini tamamladığında avantajınız kalmaz.
33.Eğer açılışın gereği değilse, vezirinizi çok erken çıkmayın.
34.Taşlarınıza olabildiğince alan yaratmaya çalışın.
35.Açık hatları ele geçirin.
36.Kalelerinizi açık hatlara gelin, veya açılacak olan hatlara gelin.
37.Erken rok atın.
38.Rakibin rok atmasına engel olmaya çalışın. Onu merkezde kalmaya mahkum edin, özellikle açık oyunlarda.
39.Rakiplerinizin taşlarını açmaza alın. Kendi taşlarınızın açmaza
girmemesine çalışın. Açmaza alınmışsanız, en kısa zamanda, açmazdan kurtulmaya çalışın.
40.Açmaza aldığınız taşları, eğer yararlı bir amacınız yoksa almayın. Mümkünse, onlara başka taşlarla da, özellikle piyonlarla, hücum etmeye çalışın.
41.Rok attıktan sonra, zorunlu olmadıkça, şahın önündeki piyonları oynamayın.
42.Rakip şaha hücum etmek için, etrafındaki karelerden birini seçin.
43.Rakibin, senin bir renkte hareket eden filinle aynı renkte fili yoksa (filin karşıtsızsa), bu filinin hücum edebileceği kareler seç.
44.Özellikle karşıtsız filinin rengindeki karelerde taktik olanaklar araştır.
45.Hücum eden taşlarını, diğer taşlarınla hücumda destekle. Örneğin kalelerini, ve gerekirse vezirini de arka arkaya getirerek (batarya oluşturarak) hücumu destekle.
46.Taktik fırsatlar başka türlü gerektirmiyorsa, bataryada en önde en değersiz taşın olsun.
47.Hamlelerinin etkinliğini artır. Esnek hamleler yap.
48.Bir hatta kontrolünü artırmak için, kalelerini çiftle, gerekirse vezirini de o hatta getir.
49.Açık mı, kapalı mı bir oyun olduğunu irdele, ve ona göre oyna.
50.Açık oyunlarda fillerini koru (atlarını değiştir), kapalı oyunlarda atlarını koru (fillerini değiştir).
51.Fillerini etkin hale getirmek için, piyonlarını öbür renkteki karelere getir.
52.Zayıflıkların, rakibin etkin filinin ters renkteki karelerde olsun.
53.Materyal olarak öndeysen, veya hücuma uğruyorsan, taşları değiş-tokuşla azalt. Materyal olarak gerideysen veya hücum yapıyorsan, değiş-tokuşlardan kaçın.
54.Bir plan yap, onu uygula ve planına sadık kal. Planını sadece gerekiyorsa değiştir.
55.Alan avantajı elde etmek için, genellikle zamandan fedakarlık etmen gerekir.
56.Kramp (sıkışık) durumdaysan, değiş-tokuşlarla rahatlamaya çalış.
57.Kötü (etkin olmayan) aletlerini, rakibin etkin aletleri ile değiş-tokuş yap.
58.Eğer konumun özellikleri belirsizse, planını gizle (açığa vuran hamleleri sonraya sakla). Planını açığa vurmayan hamleler yap.
59.Alan kazanmak veya hat açmak için, piyonlarını ilerlet.
60.Eğer merkez bloke ise, otomatik olarak rok atma.
61.Eğer gelişimde geriysen, oyunu (özellikle merkezi) kapalı tut.
62.Küçük avantajları biriktir. Tek bir avantaj oyunu kazanmaya yetmeyebilir. Ama birkaç avantaj sana oyunu kazandırır.
63.Yedinci yatayı ele geçirmeye çalış, özellikle kalelerinle.
64.Analitik yöntemi kullan. Ne yapacağını bilmiyorsan, önce konumu değerlendir, ve bu değerlendirmenle ilgili uygun soruları sor.

SATRANÇ HAKKINDA SÖYLENMİŞ GÜZEL SÖZLER
|
“Satranç hakkında, hayat için çok uzun olduğu söylenir ama bu satrancın değil, hayatın kusurudur.”
Irning Chernev
“Satrancın esası onun ne olduğunu düşünmektir.”
David Bronstein
“Satranç tahtası insan zihninin jimnastik salonudur.”
Pascal
“Satranç tahtasında tüm denizlerdekinden daha fazla macera vardır.”
Pierre Mac Orlan
“Satranç zihinsel işkencedir.”
Kasparov
“Kafanız karışıksa, satranç oynayın”
Tevis
“Hayat satranç için çok kısa”
Byron
“Kaybeden her zaman hatalıdır.”
Panov
“Satranç analiz sanatıdır.”
Botvinnik
“Beni yenen herkesten nefret ediyorum”
Lisa Lane
“Satranç Capablanca’nın ana diliydi”
Reti
“Bırakın mükemmeliyetçiler yazışmalı satranç oynasınlar.”
Seirawan
“İyi oyuncu her zaman şanslıdır.”
Capablanca
“Satrançta kahramanlar yoktur.”
Cory Evans
“Tek bir kötü hamle kırk iyi hamleyi boşa çıkarır.”
Horowitz
“Yaşım arttıkça Piyonlara da daha çok değer vermeye başladım.”
Keres
“Piyon vermektense parmak vermeyi tercih ederim”
Rueben Fine Bu alıntı analizlerde çok sık kullanılır. Bir keresinde yaklaşık 40 kişi önemli bir oyunun canlı olarak izlemektedirler. Oyunculardan biri Piyon alttadır ve yeterli kompansasyon olup olmadığı tartışılmaktadır. Ustalardan biri Fine’ın “Piyon kaybetmektense parmak kaybetmeyi tercih ederim” sözünü anımsatır. Büyükusta Roman Dzindzichashvili şöyle cevaplar ” Bu kimin Piyon’u ve kimin parmağı olduğuna bağlıdır”
“En zoru, kazanılmış oyunu kazanmaktır.”
Em Lasker
“Aslında en zoru, kayıp oyunu kazanmaktır.”
Dr. Dave
“Her hatada doğru bir yan vardır.”
Tartakower
“Satrançtaki pişmanlıktan daha büyük bir pişmanlık yoktur.”
H.G.Wells
“Hap almadan dizleriniz tutmuyorsa, satranç oynayamazsınız”
Karpov
“Tüm satranç ustaları bir körleme oyun oynayabilirler”
Kaltanowski (Körleme rekoru sahibi)
“Gidişat taktik olunca, bilgisayarların da gidişatı başlar.”
Hyatt
“Morphy büyük olasılıkla tüm dahilerin en büyüğü idi.”
Fischer “Rakip Şahın kellesi için hiç bir bedel büyük değildir.”
“İki tür feda vardır: doğru olanlar ve benimkiler”
Tal
“İyi kalpli iseniz satranç oynayamazsınız”
Fransız atasözü
“Şöhret… Zaten sahibim. Şimdi paraya ihtiyacım var.”
Yaşlı Steinitz
“En iyisi rakip taşları feda etmektir”
Tartakower
“Atağın birinci şartı: Rakibinizin gelişmesine izin vermeyin!”
Fine
“İyi bir hamle görünce, bekleyin, daha iyisini arayın”
Em. Lasker
“Satranç akılla oynanır, ellerle değil!”
Renaud ve Kahn
“İstenilmedik bir pat yaratmak aptallığın zirvesidir.”
Anonim
“Taş kaybetmemek için çok oyun kaybedilmiştir”
Tartokower
“Hatalar tahtanın her yanında yapılmayı bekleniyorlar.”
Tartakower
“Satranç tahtasında yalan ve iki yüzlülük çok fazla yaşayamaz”
Em. Lasker
“Neredeyse kesin olarak, oyun teorik açıdan beraberedir”
Fischer “Satranç 99% taktiktir” Richard TEICHMANN
“Satrancı anladığını söyleyenler birşey anlamaktadırlar”
Robert Hubner
“Satranç pozisyonlarının en belirgin özellikleri aletlerin aktifliğidir. Bu satrancın tüm bölümlerinde (açılış, oyunortası, ve özellikle oyunsonu) temel ilkedir. Taşları kısıtlayan en önemli etken Piyon formasyonudur.”
Michael STEAN (Basit Satranç/ Simple Chess)
“Sadece inisiyatifi olan tarafın saldırmaya hakkı vardır.”
Wilhelm STEINITZ
“Hiçbir oyun terketmekle kazanılmaz”
Anonim
“İyi bir feda doğru olan değil, rakibi şaşırtıp karmaşaya itendir.”
Rudolph SPIELMANN
“Piyonlar özgür doğarlar ama zincirler altında yaşarlar”
Soltis
“Modern satranç fazlasıyla Piyon formasyonu gibi şeylerle ilgileniyor. Unutun bunları-şah mat oyunu bitirir.”
Nigel SHORT
“Sadece iyi bir Fil feda edilebilir, kötü Fil ise kaybedilir.”
Yuri RAZUVAEV
“Büyük oyuncular atı ‘e5′e yerleştirirler; mat sonra kendiliğinden gelir.”
“Bazı atlar sıçramaz, topallar”
“Bir satranç oyunun üç aşaması vardır: Birincisi üstünlüğe sahip olduğunuzu umduğunuz andır, ikincisi üstünlüğe sahip olduğunuzu düşündüğünüz andır, ve üçüncüsü… kaybedeceğinizi bildiğiniz andır!”
Savielly TARTAKOWER
“Siyah şimdi umutsuz vaziyettedir ve iyi bir fikre ihtiyacı vardır. Veya standart notasyonla durum,+-”
DVORETSKY ve YUSUPOV (Açılış Hazırlığı/ Opening Preperation) |
|
“Nasıl taktisyen, birşey yapılması gerektiğinde ne yapmasını biliyorsa, strateji ustası da birşey yapılmaması gerektiğinde ne yapmaması gerektiğini bilir.”
Gerald ABRAHAMS ![]() “Aramanız gereken hamle, hatta en iyi hamle değil, ama gerçekleştirilebilir bir plan” Eugene A. ZNOSKO-BOROVSKY
‘Kötü taş prensibi ismi altında bir kural formülüze ettim’
“Pozisyonel manevraların önemli olduğu (zamanın çok önemli olmadığı) durumlarda en kötü yerleşmiş taşınızı bulun. Bu taşın konumunu düzeltmek, durumunuzu geliştirmenin en güvenilir yoludur.” Mark DVORETSKY & Arthur YUSUPOV( Posizyonal Oyun/ Positional Play)
“Onsekizinci yüzyılda ilk kuralı ilan ettiler:”Sortez les pieces”-”Taşları çıkın”. Yeni bir kuralın ilan edilmesi yüz sene almıştır. Londra 1851 yılındaki ilk uluslararası turnuvanın galibi Anderssen şöyle demiştir:
“Saldırıyla hemen bir avantaj elde edemiyorsanız, kötü yerleşmiş olan taşınızla oynayın” “Aradan bir kaç 10 yıl geçti…ustalar ‘genel görüş’ ilan ettiler: Açılışta mümkün olduğunca piyon hamlelerinden sakınınız. “Bu prensiplere ben de bir yenisini ekledim: Atları Fillerden önce çıkın.” LASKER (Satrancın El Kitabı/ Manual of Chess)
“Berabere sadece üç kez konum tekrarı ile değil aynı zamanda tek kötü bir hamle ile de elde edilebilir”
“Oyunun galibi sondan bir önceki hatayı yapan oyuncudur.”
TARTAKOWER
“Umutsuz vaziyet yoktur; sadece kurtarılabilecek nispeten kötü vaziyetler vardır.
“Berabere konum yoktur; Sadece kazanca oynayabileceğiniz eşit vaziyetler vardır.” “Fakat aynı zamanda unutmayın ki, kaybedilmesi mümkün olmayan kazanç vaziyet de yoktur.” Grigory SANAKOEV
“Kaleyi hangi kareye gideceğime karar veremedim. Çünkü üç alternatif vardı (e8,d8,c8), ben ortadakini seçtim”
TIMMAN (New In Chess 1998 No 2)
“Satrançseverler, bana bir kombinezon yaparken ne kadar ilerisini görebildiğimi sorup ‘kural olarak tek bir hamleden fazla’ cevabını aldıklarında hep şaşkına dönerler”
Richard RETI
“Siyah rengim boşa gitti”
ABRAHAMS(Siyahlarla berabere yaptıktan sonra)
“Taşları geri çekebilirsiniz… ama Piyonları asla. Dolayısıyla Piyon sürerken iki kez düşünün.”
Michael STEAN (Basit Satranç/Simple Chess)
“Bir oyun pozisyonel fikirler üzerine kurulur, sonuç ise kural olarak kombinezonlardan etkilenerek ortaya çıkar. Bu sonuç, Lasker’in pozisyonel oyun kombinezonlara hazırlıktır ilanından ortaya çıkandır.”
Richard RETI
(1.d4 Af6 2.c4g6 3.Ac3 Fg7 4.g3 0-0 5.Fg2 d6 6.0-0 c5 7.Ac3 Ac6 8.d5 Aa5′den sonra) “Pek çoğu Atın a5′te mücadeleye yeterince katılamadığını iddia etmektedir. Öte yandan bazıları da Atın Siyah’ın Vezir kanadı er sürüşlerinden sonra kuracağı baskıyla kötü olmadığını iddia etmektedirler. Bu tartışmalar kısırdır. Önemli olan Atın durumunda pozitif ve negatif neler olduğunu görmek ve buna göre uygun bir stratejik plan seçmektir.
MAROVIC ve SUSIC
“Satranç her şeyden önce bir mücadeledir”
Emanuel LASKER
“Oyunsonundan önce Tanrılar oyunortasını yaratmışlardır”
Siegbert TARRASCH
“Mmm evet oyunsonları çok önemlidir, zzzzzz”
Norbert FRIEDRICH
“Ne çalışacağınız konusunda şüpheniz varsa oyunsonu çalışın. Açılışlar size açılış öğretir, oyunsonları ise satranç”
Stephan GERZADOWICZ, (Thinker’s Chess) “Bu akşam kime karşı oynuyorsunuz?”
Deeper Blue- Kasparov maçı(1997)hakkında
“Bu maça şöyle bakmalıyız; dünyanın en kuvvetli oyuncusu, Garry Kasparov karşısında” Louis GERSTNER, IBM Başkanı
“Satrançta ustalık, dalavereci bir zihniyetin habercisidir.”
A. Conan Doyle (Sherlock Holmes’ün ağzından)
“Olafsson gösterdiği gibi Beyaz kazanabilir. İnanmak çok güç. Tüm gece bu konumu analiz ettim. Kale Piyon oyunsonları hakkında da çok şey öğrenerek, ikna oldum.”
FISCHER
“Ne kadar hamle ilerisini görüyorsunuz” diye sorulduğunda CAPABLANCA şöyle cevaplamıştır.
“Bir hamle ama en iyisi”
“Tal taşları elleriyle oynatmaz, sihirbaz değneğini kullanır.”
RAGOZİN (Tal’in Seçilmiş Oyunları/ Selected Chess Games of Mikhail Tal p.9)
“Farkettiniz mi, Fischer’in hiç kötü taşı yok. Onları değişiyor ve rakibinde kötü taşlar kalıyor.”
Yuri BALASHOV (Taktik Satranç Değişimleri/Gennady Nesis, Tactical Chess Exchanges, foreword)
“Stilim Tal ile Petrosian arası bir yerde”
Bütün ciddiyetiyle RESHEVSKY tarafından söylenmiştir.
“Bu aptala niye kaybediyorum?”
Kimileri ALEKHINE Kimileri de NIMZOVICH ‘in söylediğini iddia eder.
“Kazanmak herşey değildir…fakat kaybetmek ise hiçbir şeydir”
MEDNIS, berabere yapmak için mücadele etmenin önemi hakkında
“Bu noktada artık perde inmelidir, fakat bir sonraki hamlesini merak ettim”
FISCHER , terki ertelemek hakkında
“Terkederek hiçbir oyun kazanılmamıştır”
TARTOKOWER
“Eğer rakibiniz berabere teklif ederse, niye kötü durumda olduğunu düşündüğünü anlamaya çalışın”
Nigel SHORT
“Daha sonra… Oyunlarımda başarılı olmaya başladım. Belki de basit bir gerçeği anlamıştım: sadece ben değil ama rakiplerim de korkuyordu”
Mikhail TAL
“Hiçbir aptal satranç oynayamaz ama sadece aptallar satranç oynar.”
Alman deyişi
“Satranç tahtasıyla rakibinizi alaşağı edebilirsiniz ama bu sizin daha iyi oyuncu olduğunuzu göstermez.”
İngiliz deyişi |

Add comment Haziran 20, 2009
COCA-COLA CEO’SU MUHTAR KENT ‘TEN GENÇLERE ÖĞÜTLER
cnn turk’de cem kozlu’nun “başarının izinde” proramında yaklaşık 800.000 çalışanı olan dünya devi coca-cola nın ceo’su muhtar kent’i izledim. amerik’ada doğmuş, babasının görevi -konsolos- dolayısıyla pek çok yer gezmiş renkli – karizmatik bir adam muhtar kent. konuşmasından biz gençler için çıkardığım öğütler şunlar;
>iki yabancı dil öğrenilmeli
>odaklanmaya-uzmanlaşmaya önem verilmeli
>öncelikler listesi oluşturulmalı: ne yapmalı? , ne yapmamalı?
>risk alma cesareti gösterilmeli
>hatalar olabilir; hata yapmıyorsan bir şey yapmıyorsundur.
>optimist olunmalı
>takım oyuncusu olabilecek özelliklere dikkat edilmeli
>yaptığınız işi en iyi şekilde yapmalısınız
>geleceğe kafa yormalı
>arkadaş çevrenize, sosyal ağınıza – network – önem verin, vakit ayırın
>değer üretin
>arasıra şarj olmalı; tatil, hobiler, aile, seyahat,kitap, sohbet..
>yöneticiler için: sahaya inmeli, kararlar yerinde, hızlı olmalı, bürokrasiyi azaltmalı, şirketinizde sadece iş toplantıları yapmayın. başka nedenlerle de çalışanlarınızı, ekibinizi bir arada tutun.
>aile değerlerine önem verilmeli
ben bu son maddeyi şöyle anlıyorum; genç arkadaşlar hayallerindeki yerlere ulaşmak istiyorlarsa kendilerine o hayallere-hedeflere doğru beraber yürüyebilecekleri, değer üretme odaklı düşünen-yaşayan, motivasyonu yüksek, optimist eşler seçmeliler. buraya bir mim koyduk.
muhtar beyin gömleğinin cebinde taşıdığı not defteri benim çok dikkatimi çekti. bildiğimiz defter. ceo da olsan not defteri bel kemiğimiz. genç girişimciler not almaya önem vermeli.
NAKİTE SAYGI DUY!
ekonomik krize de değinen muhtar kent; krizin nedenini “nakite saygı duyulmaması” olarak belirtti. nakite saygı duymak! çok güze bir tınısı var bu cümlenin. çok hoşuma gitti doğrusu. peki bu ne demek? bankaya yatan maaş, elektrik, su, telefon, vs. faturalar otomatik ödemede, alışverişlerde kredi kartı; neredeyse hiç parayla temas yok; ortalıkta uçuşan plastikler.. kent haklı; plastik, sanal bir ekonomi algısı var tüketicide. “nakite saygı” üzerinde durup düşünülmesi gereken bir kavram. ben ekonomi bakanı olsam NAKİTE SAYGI adıyla bir kampanya – hareket başlatırım. tüketim bilinci, öncelikler, ekonomi-insan makasında güzel bir açı yakalamak böyle mümkün olabilir. muhtar beyin kriz ve engelleri büyümek ve değişmek için bir fırsat olarak gördüğünü de söyleyelim. kriz durumunda yapılması gereken nedir sorusuna ise cevabı; önceliklerinizi gözden geçirin, odaklanın, geleceğe kafa yorun.
muhtar kent’e başarılar.
siz de coca-cola için, ışığınızı yansıtın! (ibrahim bu senin içindi. ne olacak bu bizim cola aşkımız :-)
tanrılar okulu’ndan -stefano d’anna- bir alıntıyla bitirelim yazımızı ;”herhangi bir eylem iyi yapıldığında sonsuza dek yapılır, tüm evren bundan haberdardır ve bunu bir daha asla tekrarlaman gerekmez.”
program videosu için tıklayınız
Mustafa İjaz | Antalya – Kaş
-respect to cash-
2 comments Haziran 19, 2009
COŞKULU KAYKAY; IŞILTILI EYLEM
KÖPÜK finallerden sonra hemen kendimi antalyaya attım. yoğun bir iş programı öncesi ailemle birlikte biraz dinleneyim istedim. dün düden şelalesindeydim. debisi yüksek bir şelale burası. suların hızla yüksekten düştüğü yerde bembeyaz köpükler oluşuyor.. bembeyaz bir coşku bu. sesler.. renkler. antalyaya yolunuz düşerse şehir merkezinden yaklaşık 10 km uzaklıktaki bu yere uğramayı unutmayın.
COŞKU
coşku hakkında düşünüyorum. coşku; içten gelen mutluluk. coşku nedir? ne coşku değildir?
egosuz neşe: coşku. coşku farkındalık, sevgi ve şükranla ilgilidir. coşku üzerinde düşünmeye değer çünkü coşku ışıltılı eylemdir. ışıltılı eylem. ışıltılı..
osho coşku hakkında der ki: “Coşku manevidir. O, zevkten ya da mutluluktan farklıdır, tamamıyla farklıdır. Onun dışarıyla, diğeriyle hiçbir ilgisi yoktur; o içsel bir olgudur. Coşku çılgındır. Ve sadece çılgın insanlar bu bedeli ödeyebilir. Sıradan akıllı insan çok kurnazdır, çok hesapçıdır, çok hilekardır. O coşkunun bedelini ödeyemez çünkü onu kontrol edemez. Ancak perişan haldeki bir insanı kontrol edebilirsin. Coşkulu bir insan özgür olacaktır. Coşku özgürlüktür. Coşkulu olduğunda sen bir köleye indirgenemezsin. Tanrı yukarıdaki cennetlerde bir yerlerde değildir. O, şimdi burada; ağaçlarda, taşlarda, senin içinde, benim içimde, her şeyin içinde. Tanrı varoluşun ruhudur, görünmez olan, en içteki özdür.
Ne olacağın hakkında bir fikrin olmadan dünyada yaşa. Bir kazanan mı yoksa kaybeden mi olmanın hiçbir önemi yok. Ölüm her şeyi senden alır. Önemli olan tek şey oyunu nasıl oynadığındır. Hoşuna gitti mi? O zaman her an bir coşku anıdır. “
KAYKAY
bu gün kaleiçinin daracık sokaklarından geçtim. sıcaktan bunalmış, müşteri bekleyen yorgun insan yüzleri.. onları görmek bile beni yordu. oradan hızla geçip karaalioğlu parkına, nam-ı diğer karaoğlan parkına yürüdüm. deniz üzerindeki ışık oyunlarını bir süre keyifle izledikten sonra parkın meydanında paten kayan ve kaykaya binen gençleri izledim.belli ki yeni yeni öğreniyorlar. bilhassa kaykay epey hüner gerektiriyor.gençleri izlerken tespitim şu oldu; tek problemleri; kaykayı kendi ayaklarından – vücutlarından ayrı bir şey olarak hissetmeleri – düşünmeleri. kaykayla bütünleşen, onu bedeninin bir uzvu-parçası gibi gören bir kaç genç ise grubu ve izleyenleri şaşırtan hareketler yapabiliyorlardı. onları toplayıp farkındalık ve kaykay üzerine konuşmak istedim bir an. ama kendi farkındalığım o kadar ağır bastı ki, kendi dışımda bir şeye vakit ayıramayacağımı farkedip vazgeçtim. o meydanda iyi kaykay binen gençler hayatta da iyi bir iletişimci, canlı, renkli, keyifli insanlar olacaktır hiç şüphesiz. avril lavigne – skater boy dinleyin , keyifli bir şarkı.. girişe bayılıyorum :)
karaoğlan parkından çıkıp sahilden migros-a kadar yaklaşık 7-8km hızlı tempo yürüdüm.hareket etmenin verdiği mutlulukla esnedim. rahatladım. migrosta biraz dinlendikten sonra dergi, müzik ve kitap reyonlarında yaklaşık bir saat vakit geçirdim. lise yıllarında sayın hocam Mehmet Özay ın odasında dinlediğimiz Carmina Burana – Carl Orff albümünü görünce dayanamadım, aldım. siz hiç carmina burana dinlediniz mi? ve bir de Edith Piaf albümü eskilerden. çok güzel cuba, hawai, brezilya, ispanya müzikleri var raflarda.. bir başka zamana..
***
eve geldiğimde ablamın güzel sade yemekleri günün ödülü gibiydi. Mücver, yoğurt, bol roka.. süper menü :)
teşekkürler,
ışık, hareket, sevgi.
kısaca coşku. ışıltılı eylem..
1 comment Haziran 16, 2009










