Güzellik Uykusu

hiçkimsenin beğenmeyeceği kadar yağmurlu bir gündü. ijaz çantasını alıp dışarıya koştu, arabasına bindi, kapıyı ‘tak’ diye çekti. arkasına yaslandı. parmaklarından ve yüzünden süzülen damlalara baktı. onların harikulade bir bütünlük içinde teninde dolaşmasını kabullendi. gözlerini kapattı. dolu da yağmaya başladı. sadece cama çarpan doluların sesi geliyordu.. ‘tak..tak..taktak..tak’.. arabayı çalıştırıp şehirden uzaklaştı. bir patikaya saptı ve etrafındaki kurumuş yaşlı ardıç ağaçlarının sayısı hızla artmaya başladı. yağmur dindi. güneş açtı. fonda Zaz çalıyordu. uzakta bir tepenin başlangıcında yol bitti. arabadan indi. tak! diye kapıyı kapattı. havada sonsuzluk kokusu vardı. çiçeklerden ve otlardan sular süzülüyor, güneş o küçüçük damlalara vuruyor, karşıdaki dağ ijaz’ı çağırıyordu. ijaz bir z çizerek dağı tırmandı. son küçük tepeyi de aştı ve dağın arkasında bekleyen manzarayla şok oldu.. çantasından bir taş çıkartıp karşıdaki denizde kendisini bekleyen yelkenliye fırlattı.. taş iki tak! tak! edip güvertede durdu. koşarak yüzdü.. çantasında macellanı kıskandıracak bir haritayla yelken açacaktı ki saat çaldı.. tik! tak! tik tak! ijaz tak dedi! kapattı. uykusuna devam etti.

(tak: Danca’da teşekkür etmek)

By higgs particle Posted in 1

Reklam ve Prodüksiyonun Geleceği

Bu kadar onur fazla :)

Tıklayınız..

**

Bir gün herkes kendi reklamını, prodüksiyonunu yapabiliyor olacak.

Ben şimdiden yapayım dedim:)

Reklam ajansları, prodüksiyon şirketleri şimdiden “self-publish” alanına yönelmeli.. kitapçılar da..

Motto Konuşmaları – Ocak 2012

2011 in Review

The 2011 annual report of this blog.

Here’s an excerpt:

The concert hall at the Syndey Opera House holds 2,700 people. This blog was viewed about 15.000 times in 2011. If it were a concert at Sydney Opera House, it would take about 6 sold-out performances for that many people to see it.

Click here to see the complete report.

By higgs particle Posted in 1

2012 İçin Üç Kelime

her yılın öne çıkan kelimeleri vardır. o yıldan beklentilerimizi, hedeflerimizi ifade eden kelimeler.

benim için, 2011 yılında sanırım en çok üç kelime etrafında hayatım şekillendi:
(Finish) bitir; okulu bitirdim. yarım kalmış projelerin bir kısmını. yarım kalmış bazı kitapları.
(Start) başla: yeni bir şeylere başla. yeni insanlarla tanış. yeni bir şehre taşın. yeni bir insan ol. yenilen. yenile.
(Contradict Yourself) kendinle çeliş: bile isteye çeliş. hayat dairesel. lineer değil. bile-isteye kendi fight-club’ına gir. cüret ister bu ama bir o kadar özgürleştirici.

2012 için söyleyeceğim ÜÇ KELİME ise gelecek yıldan beklentilerimi, üzerinde çalışmak istediğim konuları içerecek.
niyetlerimi. hedeflerimi.

Sanırım bu üç kelime: Question, Move, Read&Inspire. 

Sizin 2012 için kişisel hayatınızda veya iş hayatınızda niyetlerinizi, hedef ve beklentilerinizi yansıtan;

Üç Kelimeniz hangileri?

Rhythm Of The Universe

Rhythm Of The Universe is a musical collaboration project that houses the voices and sounds of musicians from more than 90 different countries. It was created to promote unity through music and further promote the value of music education.

More info at: www.rotuonline.com

Lyrics-

Verse 1:
Here we come, with passion and hope, this is our generation
If we trust, and with love on our side, we can conquer the world

Prechorus 1:
And as the sun sets, the world starts dreaming
This is our chance to be heard
As we awake, here and now, a new day’s beginning, here’s to
Peace and love for the new world

Chorus:
Yeh oh ya ih eh oh yah ih eh eh eh oh oh
Yeh oh ya ih eh oh yah ih eh oh oh eh ah

Ye oh ya ih eh oh ya uh eh oh ya ih eo eeh ehh oh ohh
Tomi tomi charmicha che va X

Verse 2:
We are one, like the waves of one sea, like the drops of one ocean
Like a drum, feel the rhythm within, our song has begun

Prechorus 2:

And as the day breaks, the children are singing
Fear and war left in the past
And as we march to the light, a new day’s beginning, here’s to
Peace and love for the new world

Chorus:
Yeh oh ya ih eh oh yah ih eh eh eh oh oh
Yeh oh ya ih eh oh yah ih eh oh oh eh ah

Together
We can bring some hope
To take us to the place we belong
Raise your voice, break down the walls
Come and sing this universal song

Chorus:
Yeh oh ya ih eh oh yah ih eh eh eh oh oh
Yeh oh ya ih eh oh yah ih eh oh oh eh ah

Listen, hear me, love me or loathe me. But Give you everything you are, yo, my heart is lonely. You wanna argue ’bout the world but I’m universal. It’s time to elevate the soul. I’m not out to hurt you.

Porque vivo notando que sigue pasando, el mundo girando y nosotros pensando que todos no somos iguales. Es la hora de menearse, de levantarse y revoltearse. Llego la hora de aclararse.

United together we take a stand undivided. Sisters and brothers, all colors break the silence. We’re on a mission, one love expedition. If we rise together hand in hand we’ll make a difference.

Chorus:
Yeh oh ya ih eh oh yah ih eh eh eh oh oh
Yeh oh ya ih eh oh yah ih eh oh oh eh ah

Obez Ruhlar

Turkcell’e cevap veriyorum: Hayat paylaşınca güzel! diyorsun ya, fazla atıyorsun. popülistsin. reklam yaptığın kadar iş yapsan ne güzel olurdu oysa. hayat paylaşınca güzel belki ama her zaman değil. hayat bazen saklayınca güzel. kendimize saklayacağımız şeyler de olsun. obezlik sadece vücutta değil, beyinlerimiz, duygularımız da obezleşiyor. şu SM’daki “Share”, “Like” butonları üzerine bile makale yazmayı düşünüyorum. genişlemeyelim, derinleşelim. paylaşmak her zaman güzel değil.

paylaşımcılık yeni moda mı? hayat paylaşınca güzel falan filan da , neyi paylaşıyoruz?  kiminle?paylaşma eyleminden önce “neyi” ve “kiminle” sorusuna cevap vermek çok daha önemli. hayata biraz da “gizem” lazım.

ne demiş ibn ataullah iskenderi (k.s) : “gömülmeyen şey nabit olmaz.” anlayana bu kadar yeter.

Kişisel Gerileme

kişisel gelişim, motivasyon konuşmaları, klişe ergenlik coşkularıyla taşan kafeler, konferans salonları, mükemmeliyetçi feminen ruhların sarhoş şımarıklığı, ciddiyetsizlik, eğlence düşkünlüğü, 3 dk. lık “çok komikk” videoları, salçası sıkılmış “aşkımm”lar, küfr ederken marifetli bir şey yaptığını zanneden marka giyen ucuz gençlik, ders notuyla kendini güvende hisseden üniversiteli, korku üreten medya, title’sız kendini çıplak hisseden prof.lar, sesini fazla çıkardığında haklı ve akıllı olduğunu zanneden nobran konuşma kültürü, her gün nutuk çeken facebook, duvarına alıntı bir söz yazarak kendini düşünür-filozof-edebiyatçı zannetme, farklı gördüğü her şeyi uçurumdan iten gözler, eşyalarına izinsiz dokunan samimiyet, minnet duyduran borç almak, google’da ilk sayfada çıkan her şeyi ilmihal bilgisi zannetmek, post-travmatik stress bozukluğu…

çok pardon ama akıl ve ruh sağlığım için zekanı küçümsemek zorundayım.

By higgs particle Posted in 1

Arz-Talep Yasası Işığında Kız-Erkek İlişkileri

Arz ve talep teorisi: D1: her değişik fiyatta satın alıcıların talep miktarı ile S: her değişik fiyatta satıcıların arz etme miktarlarını gösterir. Talep yasası ile D eğrisi miktar arttıkca düşen ve arz yasası dolayısıyla S eğrisi miktar arttıkca yükselen eğrilerdir. İki eğrinin keşiştikleri nokta piyasa dengesidir.

 SNAPSHOT

Kız-Erkek ilişkilerine, evlenme ve boşanmalara bir de bu mikroekenomi teorisi ışığında bakmaya ne dersiniz?

Teori şöyle:

Mikroekonomi teorisinde, arz ve talep arasındaki karşılıklı dengeye dayanan ekonomi modeli, rekabet içindeki piyasalardaki ürünlerin fiyatlarını ve satışlarını tanımlamak, açıklamak ve tahmin etmek için, Alfred Marshall ve Leon Walras tarafından geliştirilmiştir.

Talep yasası (The Law of Demand), bir piyasada bulunan satın alıcıların davranışlarını, yani taleplerini, açıklama hedefli bir teoriye dayanır. Bir mal için olan talep miktarını belirleyen en önemli unsurun o malın fiyatı olduguna dayanır. Talep yasası o malın satın alıcıları tarafından istenen talep miktarı ile o malin mumkun piyasa fiyatlari arasındaki ters yönlü kismi ilişkiye verilen addır. Bir malın fiyatı arttıkça o mal piyasasında o maldan satın alınmak istenen miktar azalmakta, bir malın fiyatı azaldıkça o maldan alınmak istenen miktar artmaktadır. Unutmamalıdır ki bir piyasada satın alıcılarin o maldan ne kadar miktar satınalma davranışlarına, o malin kendi fiyatının yanında, (ortalama gelir, gelir dağılımı, diğer malların fiyatlari, psikolojik etkenler gibi) başka değişkenler de tesir etmektedir.

Arz Yasası (Law of Supply), malın fiyatı ile o malın arzı arasındaki pozitif ilişkiye arz yasası denir. Bir malın fiyatı yükseldikçe üretici firma o malı daha yüksek fiyatlardan satmak ister. Malın fiyatı düştükçe o malı daha düşük fiyatlardan satma eğilimi gösterir. Arz eğrisinin pozitif eğimli olması aslında artan marjinal maliyetler veya artan ortalama maliyetlerle açıklanır ki bu da üretim ve prodüktivite şartlarına bağlıdır.

Piyasa dengesi

Ekonomi ve MBA derslerinin ortak konularından biri olup serbest piyasadaki ürünlerin istek ve sunulan ürün miktarına göre düzenlenmiş ve (denge noktası Equilibrium Point) yani arz ve talep eğrilerinin kesiştiği nokta (evlilik, birleşme, dating gibi) olan denge fiyatının oluşmasını sağlayan teori olarak bilinir.

**

Artık şimdi kendi kız-erkek ilişkilerinizi anlamada bir aydınlanma yaşamış olmalısınız!

Arz, Talep yasasını ve piyasa dengesini bu ilişkileri anlamada metafor olarak kullanmak oldukça kolay olsa gerek..

Benim okuyucularım zekidir, bu kadarla iktifa edelim:)

**

Daha fazla okumak isteyenler için 2 link (gerçi kimse okumaz ama, ben yine de vereyim) ;

supply-demand theory

supply-demand and marriage

Girişimci Ellerini Bir Sanatçı Gibi Kullanır

Girişimci soru sorar.* soru üretir, sorun değil.

soru aslında cevaptır. sorudan cevaba giderken teknolojiyi kullanır.

günümüzde sosyal medyaya karşılık geliyor bu. yani dijital çağın öncüsü olmak, en azından yakalamak.

girişimcilik bir hafifleştirme, yükten kurtarma sanatıdır. gereksiz ve atıl olanın yerine aksiyonu ve dinamik olanı, büyük faydayı koymaktır

girişimcilik düşleme sanatıdır.

girişimci düş kurar. bunun için düşer yollara.

kimsenin daha önce cesaret edemediği yollara.sonuçlarını pek düşünmeden.

mantığını flulaştırıp, sezgilerini berraklaştırarak. büyük liderlerin yaptığı gibi.

çılgınlık.bilgeliğin kaynağı olan çılgınlık.

girişimci derin düşünür, yalın anlatır. çok olanı sadeleştirir.

girişimcinin hikayeleri vardır. iyi bir konuşmacıdır. ilginç bir giriş yapar. dikkat çeker. ve özetlemede bir üstattır. girişimci iyi bir “story teller’dır.

girişimci duygulandırır. beyinlerimiz duygularla çalışır.

girişimci hızlıdır. hız bazen fikirden de önemlidir. hız hazdır.

girişimci coşkuludur. çevresini tedirgin edecek kadar.

girişimcilik yaşamak labirentine yukardan bakmaktır.
ancak bu şekilde görebilir: aslında problem çözümün diğer yanağıdır.

girişimci iyi bir kitap meraklısıdır. dergileri takip eder.

not alır. mutlaka not defteri vardır. kalemleri vardır.

büyük-küçük- renkli, kurşun, vs. onlarla taslaklar çizer, mind-mapping yapar..

girişimci koşar. hem bedeniyle hem fikirleriyle..

girişimci ellerini kullanır. bir sanatçı gibi.. dokunur, tokalaşır, hisseder, inceler..

girişimci bir süre kaybolur, sonra bir keşifle ortaya çıkar..
gerisini hepimiz biliyoruz..

başkaları bu keşfi konuşurken O yine çoktan kaybolmuştur.. yeni’nin peşinde..

_________________________________________________

*

I THINK THEREFORE I AM,

I AM THEREFORE I ASK.

In our daily lives we all ask questions

Why? How? What? Where?  When? and Who?

Asking questions makes a difference, and strong questions are empowering.

The first philosopher Thales asked a provoking question:

“What is the arche?” That’s why he is the first philosopher.

Einstein`s most famous thought experiment is a question:

“What would I see if I rode on a beam of light?”

Millions saw the apple fall, but Newton was the one who asked why.

Socrates stated “The unexamined life is not worth living”

Good ideas come from creative questions.

My point is: without an answer then the question is of little use,

but without the question there can be no answer.

Good questions inspire inventive answers. And thus, can be a gift.

We owe it to mankind to ask questions.

I think therefore I am,
I am therefore I ask

Menu Benim, Bana Sorun!

Gaziantep çıkartması çok hızlı, yerinde ve tadında bir girişim oldu.

Bir haftadır yollardayım. Giresun, Erzurum, Antep, Antalya. Bu duygu biraz güzel, biraz sarsıcı.

Ankara-Antep uçuşunda yanımda oturan beyefendinin okuduğu kitap dikkatimi çekti. Harvard business review’den çıkma bir inovasyon kitabı. “inovasyon’la ilginiz nerden-neden” diye direkt bir soruyla girdim sohbete. Hocam, bu alanda uzman olduğunu söylediler. Yani dedim,” Gazikent Üniversitesinde inovasyon, insan kaynakları yönetimi, girişimcilik gibi konularda dersler verdiğini” öğrenince ben de benzer konular için Gaziantep Üniversitesi (Bilimsel Araştırmalar Topluluğu- Günbat) nde bir konferansımdan bahsettim.  Ve Dr.Necati Kayhan hocamın davetiyle  ertesi sabah saat 10’da Gazikent Üniversitesinde  güzel bir konferans yaptık. 2.5 saat süren etkinliğimizin sonunda öğrenci arkadaşlarla ve Gazikent Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof.Dr.M.Hanifi  Aslan hocamla tanışma ve sohbet etme imkanı buldum. Networking anlatırken bunu yaşamak daha da güzeldi.

Hayatınızda minnacık bile olsa küçük değişiklikler oluyorsa bir şeyler değişiyor, yolunuzda ilerliyorsunuz demektir.

Devamında 15.30 daki Gaziantep Üniversitesi’nde “KPSS’ye Değil, Geleceğe Kafa Yor!” konferansım için Mühendislik Fakültesine geçtik. Orada bizi beklentileri yüksek (afiş ve konferans başlığı bunda çok etkiliydi, hiç şüphesiz) yaklaşık 200 kişilik bir grup bekliyordu. 15.30 da başlayan konferansımız 18:40 ‘da bitti. Girişimcilik, Liderlik, Sosyal Medya, Networking konuştuk. İlgi – alaka çok güzeldi.

Kendimi rahat hissettiğim yerlerde konuşmak benim için kaydıraktan kaymak gibi keyifli. Karşınızda gözleri parlayan genç bir kitleye kalbinizden bir şeyler söyleyebilmek gibisi yok! Bazen yer yer trans halinde , konu harici çağrışımlarla da derinleşen konuşma benim açımdan keyifli ve çılgındı. Bu hissiyatı  konferans sonrası aldığım sözlü ve yazılı feedback’lerde de görmek teyit edici oldu.

Konferans sonrası  pizza yedik. Ve kendimize güzel bir cafe bulup 9 kişilik bir “ehil” ekiple “motto günleri-antep” yaptık.  Bu etkinlik de yaklaşık 3 saat sürdü. Sunumlar oldukça keyifli ve güzeldi. Günün şampiyonu Hande, ödül olarak hesap ödemedi ve bize sunduğu yan flüt eserleri, Hugh karikatürlü blog-note defteriyle geceye renk kattı.

Bir gün içinde totalde 8 saate yakın bir konuşma etkinliği yapmak (erzurumda bir gün önce yaptığımız motto günleri etkinliğimizi de sayarsak intensity çok ağır) sınırlarımı oldukça zorladı ama bundan da çıkarılacak bir şeyler vardı: sınırlarımızla tanışmak, sınırlarımızı aşmak için iyi bir fırsat. Korkularımızla yüzleşmek için de: do 1 thing everyday, that scares you!

Gaziantep güzel bir şehir. Öncelikle insanları.

Minik bir anekdot: Çulluoğlu lokantasında garsondan Menü istedik, garson abimiz müthiş bir hızlılıkla “menü benim, nasıl yardımcı olabilirim?” dedi. J

İmam Çağdaş’da yediğimiz baklava her şeyin üzerindeydi. Şiddetle tavsiye…

Ve bir not: Antep’i mutlaka bilen biriyle gezin. Benim Allahtan İsmail Uğur Dündar gibi iyi bir rehberim vardı.

Bu konferansın düzenlenmesinde emeği olan ve Antep’teki saatlerimi güzelleştiren ,

Uğur, Sadık, Hande, Ceren, Sabri, Dilara, Ozan , Çağatay ve diğer ismini hatırlayamadığım arkadaşlarıma çok teşekkür ederim.

Yine Gazikent Üniversitesi’nin misafirperverliğine ve Gaziantep Üniversitesi’nin ilgisine de ayrıca teşekkür etmek isterim.

sağlık, sevgi ve hareket dolu bir yaşam dilerim.

şimdi biraz uyku ve müzik istiyorum lütfen..

KPSS’ye Değil, Geleceğe Kafa Yor!

 

Bilimsel Araştırmalar Topluluğu‘nun davetlisi olarak  1 Aralık Perşembe Gaziantep Üniversitesi‘ndeyim.

Girişimcilik, Liderlik, Sosyal medya, Networking, Marka olmak, Etkili CV yazma teknikleri gibi konuları konuşacağız.

Beklerim.

Seni ALFA ERKEĞİ Yapacak 59 ŞEY

  1. ESPRESSO KAHVE
  2. SİYAH TAKIM ELBİSE
  3. İYİ BİR KOLTUK VE SIKI BİR KİTAP
  4. ZEKİ BİR SEVGİLİ
  5. SPOR YAPMAK/ KOŞU-TENİS-YÜZME-SATRANÇ
  6. SIRT ÇANTASI
  7. BİSİKLET
  8. APPLE ÜRÜNLERİ
  9. BOL DAMGALI PASAPORT
  10. FUTBOLDA , İNTERNETTE VE HER YERDE: ASSİST YAPMAK
  11. STANLEY KUBRİCK FİLMLERİ
  12. INTERNASYONEL ARKADAŞ
  13. SPESİFİK BİR KONUDA UZMANLIK
  14. EVİNDE TV’Sİ OLMAMAK
  15. VEJETERYAN OLMAK
  16. BİR ŞEYE ADDICTED OLMAK
  17. HAFTA SONU BRUNCH
  18. FÜZYON YEMEK MENÜLERİ
  19. PAZAR- KAHVALTIDA GAZETE -DERGİ KEYFİ
  20. SANAT MÜZESİ GEZMEK
  21. İRONİ SAHİBİ OLMAK
  22. BELGESELLER
  23. İYİ SANDİVİÇ YAPABİLMEK
  24. YURTDIŞINDA ÜNİVERSİTE OKUMAK
  25. BAŞKA BİR ŞEHRE TAŞINMAK
  26. ÇANTASINDA DİŞ MACUNU-DİŞ FIRÇASI VE SU BULUNDURMAK
  27. MOLESKINE NOTE DEFTERİNE GÜNLÜK YAZMAK
  28. MODA, MİMARİ, MOBİLYA VE TASARIMLA İLGİLİ OLMAK
  29. İYİ BİR EVİ İYİ YAPAN ŞEY HAKKINDA FİKRİ OLMAK
  30. T-ŞÖRT & JEAN GİYMEK
  31. SAAT TAKMAK
  32. FOTOĞRAF ÇEKMEK
  33. OUTDOOR PERFORMANS ZAMAZİNGOLAR KULLANMAK
  34. DOSTLARLA AKŞAM YEMEĞİ
  35. RENKLİ FULAR KULLANMAK
  36. INTEGRITY – BÜTÜNLÜK SAHİBİ OLMAK
  37. İNGİLİZCE YAZABİLMEK VE KONUŞABİLMEK
  38. ZOR ŞEYLER DENEMEK
  39. KORKULARLA YÜZLEŞMEK
  40. ALTYAZISIZ – DUBLAJSIZ FİLM SEVMEK
  41. PLATONİK ARKADAŞLIK
  42. BEZ ALIŞ-VERİŞ ÇANTASI KULLANMAK
  43. KARBON FOOT-PRINT’I (AYAK İZİ) AZ OLMAK
  44. HAYALİNİN PEŞİNDEN GİTMEK
  45. DIŞARIDA YEMEK
  46. ZENGİN BİR KİTAPLIĞA SAHİP OLMAK
  47. PEYNİR TUTKUSU OLMAK  – DÜNYA PEYNİRLERİNİ BİLMEK
  48. DAĞ YÜRÜYÜŞÜ – TIRMANIŞ – TREKKİNG YAPMAK
  49. TAKİP ETTİĞİ DERGİLERİ OLMAK
  50. POPÜLER FİZİK KONULARI HAKKINDA BİLGİ SAHİBİ OLMAK
  51. İYİ ÇAY YAPMAYI BİLMEK
  52. BLOG YAZMAK
  53. SOSYAL MEDYANIN VE İNTERNETİN GÜCÜNÜN FARKINDA OLMAK
  54. YAPTIĞI ŞEYLERLE ARKADAŞLARINA İLHAM VERMEK
  55. E-TİCARET GİRİŞİMCİSİ OLMAK
  56. CAFé SEVMEK
  57. İNTERRAİL YAPMAK
  58. “LESS IS MORE” FELSEFESİNE SAHİP OLMAK
  59. GEREKTİĞİNDE SEVİLMEMEK PAHASINA HAKİKATSEVER OLMAK

          Mustafa Ijaz

 EUDAIMONIA Eğitim & Seminerler

 ArtistikFikirler.Com

Why Generation Y is Sexy?

 

 

İskenderiye Kütüphanesi

-fantastik papirus dunyasi-

Platonun kurdugu okul: akademia (akademi)
Aristotelesin kurdugu okul: Lyceum (lise)
Ptolemiaos (batlamyus) un kurdugu okul (schole-school-okul): museum (muze)

museum neredeyse bu gunku universite yapilanmasiyla ayni.
insanlik tarihinin en guzel kutuphanesi de hic suphesiz museum’un merkezi olan Iskenderiye Kutuphanesidir. Antik yunan filozoflarinin -atlantis- eserleriyle birlikte cin, babil, misir bilgeligini de icine alan yaklasik 500.000 nadide el yazmasi kitaptan olusur.
Kurucusu aristotelesin ogrencisi makedonyalı buyuk iskender’dir (alexander). misir’a giren her kitabin buraya getirilmesi mecburiyeti vardi. Kitabın burada bir nüshasi cikarilip sahibine verilir, kitabin asli ise kutuphanede kalirdi. burasi daha sonra hristiyan ortacag avrupasi tarafindan (romalilar) “antik pagan” kalintisi oldugu gerekcesiyle yagma edildi, yakildi. 26 aralik gunu olan bu olaya atfen 26 aralik dunya sahaflar gunudur. kitaplarin yaridan cogu yok oldu. hatta nil nehrinin gunlerce murekkep aktigi rivayet edilir. 2002 yilinda iskendireye sahil limani yakinlarinda Yeni Iskenderiye Kutuphanesi yapildi. http://bibalex.org/

ben ne diyecektim?

‘agora’ filmini izleyebilirsiniz.

agora(carsi)nin merkezi iskendireye kutuphanesi.
hayatin merkezi.
hazir soz kitaplardan kutuphanelerden acilmisken: alberto manguel’in yky’den cikan 1. okumanin tarihi 2. okuma gunlugu 3.geceleyin kutuphane
kitaplarina da atif yapmadan gecmek olmaz.

hayat papirus kagidi, kalem, music, sanat, kutuphane gibi seylerle guzel.

bunlar hala var biliyor musunuz? :)

Mustafa Ijaz | a learning addict

Artistik Fikirler Facebook‘ta

A Dream Of Book

Amerikayı Bir Uctan Bir Uca Yürüyen 23 Yaşındaki Genç

bir hikayen yoksa, neyin olabilir ki?

bir hayalin, bir düşün, bir tutkunun peşinden gitmeyle oluşur hikayeler. menkîbeler.

bir çok şeyi karşına alarak, aç-budala kalma pahasına..

bir tutku ve projeyle yola çıkmak..

işte Amerikalı 23 yaşında bir genç: Nate

Amerika’yı baştan sonra YÜRÜYEREK (evet, cidden öyle) 6 ayda gezdi.

yolculuğu dün bitti.

toplam 3,400 mil yol yürüdü.

3-4 çift ayakkabı eskitti.

insanı mutlu eden, değiştiren şey: yolun sonunda vardığı yer değil yolculuğun bizzat kendisidir.

aslolan süreçtir, sonuçlar değil.

Üniversitede okuyan genç arkadaşlarımıza, kendi hayalleri-tutkularıyla örtüşen bir proje-bir fikir üretip hayatlarından 6 ay – 1 yıl gibi bir zamanı böyle bir şey için ayırmalarını öneririm.

Eudaimonia Eğitim&Seminerler  şirketimizin yakında açılacak olan ArtistikFikirler.Com sitesinde, buna benzer sıradışı fikirler-projeler üreteceğiz. sizin de fikirleriniz-projeleriniz varsa bizimle irtibata geçebilirsiniz.

Nate’in gezi boyunca yazdığı yazıları, gözlemlerini okumak, çektiği videoları ve konuşmaları izlemek için tıklayın : http://www.natewalksamerica.com

böyle fikirlerle  sıradışı bir hayat hikayeniz olur, kişisel marka böyle oluşturulur, sürüden ayrılmak budur. “Farklı ol” budur.

Tebrikler Nate! bravo!

İnsan Yediğidir

Hafta sonu, Giresun’un eskiden bağlı il olduğu güzel ilçelerden Şebinkarahisar’da felsefe grubu öğretmeni bir dostumu, cüneydi ziyaret ettim. Erzurum lisanstan tanışıyoruz. Erzurum anıları yanında değişen sosyal hayata ve eğitime dair sohbetler yaptık. Evinde tv yoktu. Böyle sohbet dostları az kaldı.

Pazar sabah kahvaltıdan sonra kaleye doğru küçük bir yürüyüş yaptık. ‘Şebinkarahisar’  ismine yakışır heybetli, kara bir kalesi vardı buranın. Şato gibi. “Şebin” kelimesi de şurdan geliyor: eskiden Şap madenleriyle meşhurmuş bu il-çe. Bu kelime zamanla şebin-karahisar şekline dönüşmüş. Yalnız halk, karahisar ya da “garayser” şeklinde telaffuz ediyor. Cevizi ve asma bahçeleri görmeye değer.

Bir süre gezdikten sonra yolumuz küçük güzel sessiz bir cami avlusuna düştü. Sonbahar yaprakları eşliğinde , bir bankta, güneşlendik. Sessiz, dingin birkaç dakika.. sonra avludaki armuda gözümüz takıldı. Yenir-yenmez, nasıl alırız vs derken “bir taş iki armut” düştü.Çocuklar gibi sevinçle o güzel armudu yedik. İlaç görmemiş, natüreldi. Lezzetliydi. Sonra “bir değnek ve iki armut” daha düştü yere. Onları da yedik. Ben çocukken köydeki cami avlusunda yediğim erikleri, üzümleri hatırladım. Kendi bahçemizde de vardı ama cami avlusunda bir türlü sosyalleşiyorduk tüm çocuklarla. Herkes bir dala çıkar, bir yandan üzüm erik yer bir yandan şakalaşırdık. Sonra cami cemaatinden uyarılar, tehditler, koşüşturmalar, sonra şadırvanda alırdık soluğu yine. Ezan okunurken hızla abdest alır, elma, erik, üzüm kokulu çocuk ağzımızla camiye koşardık hurra.  Cami önünde top oynar, koşardık. O meyve ağaçlarıyla dolu bahçede geçen çocukluk hatıralarımda çok özeldir cami avlusu ve meyve. Geçen hafta da Camiler Haftasıydı. Çocukların camiyle tanıştırılmasına dair bir gündem vardı: “Yaşasın Camiye Gidiyorum…” Ben kendi adıma camiyle tanışma hatıralarımdan çok mutluyum ve bunun çok önemli olduğunu da ayrıca yeri gelmişken belirtmek isterim.

Bugün Dünya Gıda Günü. Ve ayrıca bugün Blog Action Day -2011 ve konu yemek-yiyecek. Ben de bu günde böyle bir anıyla BAD’11 blogger’lar arasında yer almak istedim. harbiyiyorum.com kurucusu Salih Seçkin Sevinç de bugün italya’da lezzet keşifleri yaptı.

Bir pesketaryan olarak bu konu üzerine daha çok şey var yazacak..

kısaca şunu demekle yetineyim:  we are what we eat. (insan yediğidir).

Bir de şu çok değerli ve ilginç konuşmayı dinlerseniz, çok sevinirim.

Evleneceğin Kişi En Fazla 6 Derece Uzakta

En sevdiğiniz sanatçı, lider, müzisyen ve aktörden sadece  6 kişi uzakta olduğunuzu bilseydiniz ne yapardınız? Ben yeni öğrendim ve bu bilgi karşısında nöron patlaması yaşadığım için henüz ne yapacağıma karar vermedim.

Bir kişi, mesela siz, bu dünya üzerindeki herhangi bir insana sadece 6 kişi uzaktadır diyen bu hipotez, ilk olarak 1969 yılında sosyal psikolog  Stanley  Milgram ve Jeffrey Travers tarafından ortaya atıldı.Tezin tam adı: 6 derecelik ayrım (6 degrees of separation).

 Bu hipoteze göre, mesela Barack Obama’ya veya Stephan Hawking’e bir tanıdığının tanıdığının tanıdığının tanıdığının tanıdığının  tanıdığı aracılığıyla ulaşabilirsin. Bu hipotez ilk önce 269 kişinin katıldığı bir deneyle doğrulanmaya çalışıldı. Kişilerin hepsine tanımadıkları bir “hedef kişi”nin isim, meslek ve adres bilgisi verilmiş ve bir tanıdık aracılığıyla bu kişiye ulaşmaları istendi. Bazıları hedef kişiye ulaşamamış ama büyük oranda ulaşabilenlerin durumunda deneye katılan kişi ile hedef kişi arasında ortalama 6 kişi olduğu saptandı. Bu hipotezi doğrulama deneyleri daha sonraları 1990’larda bir başka şekilde, “bacon kehaneti” adındaki bir site (http://oracleofbacon.org/)  üzerinden yapılan Hollywood aktör ve aktrislerinin birbirleriyle olan bağlantıları üzerinde de yapıldı. Ve ortalama 6 derecelik uzaklık hipotezi doğrulandı. Ve yine çok daha yakın zamanlarda 180 milyon MSN kullanıcısının 30 milyar üzerindeki elektronik posta trafiği incelendiğinde herhangi iki insanın birbirinden ortalama 6,6 derece uzakta olduğu bulunuyor.

Evet, şu an yeryüzünün herhangi bir yerinde, herhangi bir kıtada, herhangi bir ülkede, şehirde, cafede, sinemada yaşayan bir kişinin 6 kişi uzağımda olduğunu bilmek çok sarsıcı!

Artık bundan sonra bir otobüs yolculuğunda yanınızda oturan kişiyle “nerelisin – kimlerdensin” sohbetine başladığınızda akraba çıkarsanız hiç şaşırmayın. Bu ne ki, dünyadaki başka bir kişi de zaten sizden 6 kişi uzaktaJ

Networking’in gücü bu işte! Sosyal medya, iletişim çağında bu tezin deneyi güncellense daha da ilginç sonuçlara ulaşabiliriz bence.

Salgın hastalıklara karşı önlem almada katı davranmanın neden gerekli olduğu bu teoriyle düşününce daha anlamlı geliyor.

sonuç olarak şöyle diyelim: hepimiz Ademin çocuklarıyız ve dünya gerçekten küçük.     Soru şu: peki kendimiz-kalbimiz kaç derece bizden uzakta?

Farkındalık Günlüğü

bugün giresun’un 45 derece dik bir yolundan sahile doğru yürürken, okuldan çocuğuyla dönen bir anne gördüm. çocuğun bir elinde sandivic, diğer eli anneyi sımsıkı tutmuş. kalabalığı yara yara ilerlerken çocuk annesine yüksek sesle ve heyecanla okulda olan-biteni anlatıyor. böyle bir tatlılık olamaz. küçük adımlarla ilerliyorlar. anne bir yandan yolu gözetirken bir yandan da oğluna ilgi gösteriyor. onu onaylıyor, tebessüm ediyor. sonra bir manavdan domates ve biber alıyorum. kırmızı-yeşil. nasıl güzeller. manavcı kibar ve anlayışlı. dua edip ayrılıyorum. sonra bir şadırvandan geçiyor yolum. bembeyaz köpüren sular, bir ışıltı. bir yaşlı amca karşıdan karşıya geçerken dünyanın en önemli işini yapıyor gibi geliyor. sonra bir çay söylüyorum kendime. çantamdan yeni aldığım dergileri çıkarıp, bir kaç makale okuyorum. hava bulutlu, çay güzel. çay demli, günler kısa, yıllar uzun. uzakta bir martı reverans yapıyor, birazdan en güzel dalışını yapacak denize doğru. şehirdeki gürültü ve borsa umurunda bile değil. aklıma martı jonathan geliyor. durun annem arıyor, ne diyordum: hayat küçük ve mutlu anlardan ibaret aslında. farkındalık öğrenilebilir bir şey. lavoboda sabah yüzünü yıkarken dokunduğun o yüz, senin yüzün! neyse görüşürüz..   aloo annem:)